Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2018/5082 E. , 2022/6826 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/5082
Karar No : 2022/6826
DAVACI : … Sendikası (…)
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacı sendika tarafından,
10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilen Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin;
1)5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit,” ibaresi ile
2)7. maddesinin 1. fıkrası, 5. fıkrası ve 11. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Düzenlemenin Anayasa ve Milli Eğitim temel mevzuatına aykırı olduğu, kişilerin din ve vicdan özgürlüğü değerleri kapsamında ibadet etme veya etmeme durumunda Devletin tarafsız kalması gerektiği, mescitlerin tek bir din ve mezhep ibadetine yönelik dini bir mekan olduğu, başka bir dine mensup bir öğrenci, öğretmen ya da personelin bulunması halinde kendisine ibadethane sağlanmamış bir birey olarak hissetmesine neden olunacağı; düzenleme ile imam hatip liseleri lehine orantısız bir dağılıma neden olunduğu, imam hatip liselerinin açılmasına ilişkin kriterlerin ön açıcı ve kolaylaştırıcı olduğu, anadolu lisesi açılmasının aleyhine olarak düzenlendiği, okul açma şartları bakımından orantısız bir denge oluşturulduğu, 1739 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca okullarda yapılacak eğitimin karma olmasının zorunlu olduğu, değişiklikle karma eğitim ilkesine aykırı uygulamaların önünün açıldığı ileri sürülmektedir.
DAVALI İDARENİN SAVUNMASI :
Anayasa hükümleri uyarınca Devletin din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşebileceği ortamı hazırlamak için gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğu, toplumu oluşturan bireylerin yaygın ve müşterek ihtiyaçlarının karşılanmasını kolaylaştıran tedbir ve uygulamaların laiklik ilkesine aykırı görülemeyeceği, anadolu liselerinin açılışında aranan 2 şube ve en az 40 öğrenci şartını anadolu imam hatip liselerinde aranmamasının nedeninin bu okul bünyesindeki imam hatip ortaokulunda bulunan bir veya bir kaç şube öğrencisinin var olacağı, hatta anadolu imam hatip lisesi açılırken hiçbir öğrencisi olmasa dahi imam hatip ortaokulun 8. sınıfında okuyan öğrencilerin bir bölümünün 9. sınıfa geçeceklerini varsaymanın bile yeterli sebep sayılabileceği, 8. sınıfı imam hatip ortaokulunda okuyan ve imam hatip lisesine devam etmek isteyen öğrencilerin başka bir imam hatip lisesi aramaksızın aynı mahallede bulunan anadolu imam hatip lisesine devam etmesinin sağlanmış olacağı, 177 anadolu lisesi, 8 fen lisesi, 2 sosyal bilimler lisesi, 1 güzel sanatlar lisesi, ve 6 spor lisesi olmak üzere toplam 194 kurum açıldığı, 12’sinin 2017-2018 eğitim öğretim yılında, 182’sinin ise 2018-2019 eğitim öğretim yılında açıldığı, 40 mesleki ve teknik anadolu lisesi, 28 çok programlı anadolu lisesi ve 8 mesleki eğitim merkezi olmak üzere toplam 76 kurum açıldığı, toplam 171 anadolu imam hatip lisesinin açıldığı, 2018-2019 eğitim öğretim yılında ise sadece 3 anadolu imam hatip lisesinin açıldığı, iddiaların dayanağının bulunmadığı, düzenlemenin diğer okul ve kurumlara yönelik karma eğitim yapılmayacağı şeklinde anlaşılmalara yol açılmasının önüne geçilmek istendiği, bu düzenleme bu okul türlerinde bir istisnaya yer vermek değil, Mesleki Eğitim Merkezlerinin Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünden Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne bağlanması ve zorunlu eğitim kapsamına alınması sonucu bu geçiş sürecinde ortaya çıkabilecek karışıklıkların önüne geçmek amacıyla yapıldığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin, 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile değiştirilen 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit,” ibaresi, 7. maddesinin 1. ve 5. fıkraları ile yürürlükten kaldırılması nedeniyle eksik düzenleme niteliğinde olduğu ileri sürülen 7. maddesinin 11. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, eğitim ve öğretim hizmetlerini, 1739 sayılı Kanun ile belirlenen ilkeler çerçevesinde yürütmekle yükümlü olduğu kuşkusuzdur.
Bahse konu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan dava konusu “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit,” ibaresi yönünden; Anayasa’nın 42. maddesinde, “Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür.” hükmü yer almakta olup, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Türk Milli Eğitiminin Temel İlkeleri” başlıklı ikinci bölümünün “Genellik ve eşitlik” başlıklı 4. maddesinde, “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” hükmüne yer verilmiş; 12. maddesinin birinci cümlesinde ise, Türk milli eğitiminde laikliğin esas olduğu ifade edilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin dava konusu 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde ise; kurumların açılabilmesi için, her kurumda, abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit bulunması zorunluluğu getirilerek; Anayasa’nın 42. maddesi ile 1739 sayılı Kanun’un 4. Yukarıda yazılı maddelerine aykırı bir düzenleme yapılmıştır.
7. maddesinin 11. fıkrası yönünden; Yönetmeliğin 7. maddesinin ilk halinde yer alan ve “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” hükmünü içeren 11. fıkrası ise, anılan dava konusu değişiklik ile yürürlükten kaldırılmıştır.
1739 sayılı Milli Eğiitm Temel Kanunu’nun “Milli Eğiitmin Temel Nitelikleri” başlıklı ikinci bölümünün “Genellik ve eşitlik” eşitlik başlıklı 4. maddesinde “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” hükmüne yer verilmiş olup; “Karma eğitim” başlıklı 15. Maddesinde; “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkan ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” hükmü getirilmiştir. Bu düzenleme ile asıl kural olarak; cinsiyet ayrımına dayanmayan “karma eğitim” sistemi belirlenmiş olup, yasaya uygun olarak bahse konu yönetmelikte yapılan bu düzenlemenin, yürürlükten kaldırılmasının uygulamada yasanın belirlediği asıl kuralı ihlal edici sonuçlara yol açması mümkündür.
Bu durumda; bireyin aile kurumu ve toplum yapısı içinde uyumlu davranışlar kazanması amacını güden eğitim sistemimizin kabul ettiği ilkelerden olan, karma eğitimin, yönetmelikten çıkarılmasına ilişkin düzenlemede; üst hukuk normuna uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. ve 5. fıkraları yönünden; 15/09/2017 tarih ve 30181 sayılı R.G’de yayımlanan Yönetmelik’in 2. maddesi ile değiştirilen, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin 29/01/2018 günlü, E:2017/7181 sayılı karara itiraz üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/07/2018 tarihli, YD İtiraz No: 2018/139 sayılı kararıyla; “Davaya konu değişiklik ile, “okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerekir.” ibarelerinin madde metninden çıkarıldığı ve yerine “Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça sağlanır.” düzenlemesinin getirildiği; Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin “Ortaöğretim kurumlarının açılması” başlıklı 7. maddesi diğer fıkraları ile birlikte bir bütün olarak incelendiğinde; maddenin ortaöğretim kurumlarının açılması için aranan şartları (gerek okulun açılacağı bölge, gerekse okul olarak kullanılacak binanın taşıması gereken kriterleri) belirlediği anlaşılmakta olup, maddede, Anadolu Lisesi açılması için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az iki şube mevcudunda öğrenci bulunması gerektiği, Fen Lisesi ve Sosyal Bilimler Liselerinin; illerde ve büyükşehir statüsündeki illerin nüfusu 50.000’in üzerinde olan ilçelerinde açılabileceği, ayrıca büyükşehir statüsünde olmayan illerin ilçelerinde açılabilmesi için ilçe nüfusunun en az 20.000 ve il merkezi ile birlikte toplam nüfusun en az 200.000 olması gerektiği, Güzel Sanatlar Lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000 nüfuslu ilçelerinden birinde ve okulun açılacağı il sınırları içinde sanat ağırlıklı en az bir yükseköğretim programı olması gerektiği, Spor Lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000 nüfuslu ilçelerinden birinde ve okulun açılacağı il sınırları içinde spor ağırlıklı en az bir yükseköğretim programı olması gerektiğinin düzenlendiğinin görüldüğü; Yönetmeliğin değişiklik öncesi halinde, Anadolu İmam Hatip liseleri açılması için, maddedeki diğer okul türleri için belirlenen kriterlere benzer şekilde okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerektiği düzenlenerek nüfus kriteri getirilmişken, dava konusu değişiklik ile bu şart kaldırılmış olup, davalı idarece, anılan düzenlemenin, Bakanlığa ulaşan talep ve şikayetler dikkate alınarak yapıldığı yönünde savunma verildiği, bu durumda; diğer okul türlerinde aranan nüfus kriteri Yönetmeliğin ilk halinde Anadolu İmam Hatip liseleri için de aranmaktayken, bu şartın neden kaldırıldığına ve okul türleri arasında açılması için gereken şartlar açısından oluşturulan bu farklılığa ilişkin hukuken kabul edilebilir somut bir gerekçenin ortaya konulamamış ve başkaca bir bilgi ve belgenin de sunulmamış olması karşısında, bu okulların açılmasında diğerlerinde aranan nüfus kriterini kaldıran dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk, anılan düzenlemeye yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kararda hukuki isabet görülmediği,” gerekçeleriyle itirazın kabulü ile dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 5. fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Bu arada, 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı R.G’de yayımlanan ve bu dosyada dava konusu edilen Yönetmelik değişikliği ile, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. ve 5. fıkraları değiştirilmiş ise de, akabinde, 14/02/2019 tarih ve 30686 sayılı R.G.’de yayımlanan Yönetmelik ile 7. maddesinin 1. ve 5. fıkralarında; “(1) Anadolu lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, görsel sanatlar atölyesi ve/veya müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” “(5) Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi ve/veya mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde yeniden değişiklik yapılmıştır. Danıştay İDDK’nın bahsi geçen 04/07/2018 tarihli YD İtiraz No:2018/139 kararında yer alan gerekçe doğrultusunda, değişiklik yapıldığı anlaşılmakta olup; Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. ve 5. fıkraları yönünden işin esası hakkında karar verilmesine gerek kalmamıştır.
Açıklanan nedenlerle,Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin, 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit,” ibaresi ile 7. maddesinin 11. fıkrasını yürürlükten kaldıran düzenlemenin iptali; 7. maddesinin 1. ve 5. fıkraları yönünden ise karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ SÜREÇ :
Davacı sendika tarafından, 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilen Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin; 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit,” ibaresi ile 7. maddesinin 1. fıkrası, 5. fıkrası ve 11. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
Anayasamızın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinde; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir…” hükmüne, ‘Yönetmelikler’ başlıklı 124. maddesinde; “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüne yer verilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun ‘Genel amaçlar’ başlıklı 2. maddesinde; “…İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
” hükmü, ‘Eğitim hakkı’ başlıklı 7. maddesinde; “İlköğretim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır. İlköğretim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar.” hükmü, ‘Orta öğretim’ üst başlıklı, ‘Kapsam’ başlıklı 26. maddesinde; “Ortaöğretim; ilköğretime dayalı dört yıllık zorunlu örgün veya yaygın öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumları ile mesleki eğitim merkezlerinin tümünü kapsar. Bu okul ve kurumları bitirenlere, bitirdikleri programın özelliğine göre diploma verilir. Ancak mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin diploma alabilmeleri için Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen fark derslerini tamamlaması zorunludur.
” hükmü, ‘Ortaöğretimden yararlanma hakkı’ başlıklı 27. maddesinde; “İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam etmek ve ortaöğretim imkanlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahiptir.” hükmü, ‘Amaç ve görevler’ başlıklı 28. maddesinde; “Ortaöğretimin amaç ve görevleri, Milli Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, 1. Bütün öğrencilere ortaöğretim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yolları aramak ve yurdun iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak, 2. Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yüksek öğretime veya hem mesleğe hem de yüksek öğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır. Bu görevler yerine getirilirken öğrencilerin istekleri ve kabiliyetleri ile toplum ihtiyaçları arasında denge sağlanır.” hükmü, ‘İmam-hatip liseleri’ başlıklı 32. maddesinde; “İmam – hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.” hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilen Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 1. fıkrası ve 5. fıkrası yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Ortaöğretim kurumlarının açılması’ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Anadolu lisesi açılabilmesi için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci, binada en az 8, en fazla 40 derslik bulunması gerekir.” düzenlemesi yer almaktayken 14/02/2019 tarih ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, görsel sanatlar atölyesi ve/veya müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 5. fıkrasında; “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması gerekir.” düzenlemesi yer almaktayken 14/02/2019 tarih ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi ve/veya mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
Yukarıda yer verilen dava konusu maddelere ilişkin olarak 14/02/2019 tarihinde yapılan Yönetmelik değişiklikleri dikkate alındığında, ilgili düzenlemeler hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilen Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı mescit” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Genel Esaslar’ başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; “Her kurumda; kurumun özelliğine uygun yeteri kadar müdür yardımcısı odası, idari oda, abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı mescit, kantin/kafeterya, teshin/ısı merkezi, su deposu, sistem odası, ilgili mevzuatına göre sığınak, depo/araç-gereç odası/arşiv odası, teknisyen odası, yardımcı personel odası, tuvalet ve lavabo, ayrıca pansiyonlar hariç her kurumda müdür odası bulunması” düzenlemesi yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi tarafından din ve vicdan hürriyeti açısından yapılan değerlendirmelerde;
11/12/2018 tarih ve 30622 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § …) kararında;
“…ii. Din Özgürlüğü Kapsamında Din veya İnancı Açığa Vurma Hakkı
81. Din özgürlüğü bağlamında tanıma devlet birey ilişkilerinde devletin tüm din veya inanç gruplarının varlığını eşit şekilde kabul etmesini gerektirir. Devletin çoğulcu bir tanıma siyaseti, bir yandan devleti toplumda herkese karşı eşit mesafede durmaya zorlarken öte yandan devletin herhangi bir dini ya da ideolojiyi resmen benimsemesine izin vermez. Çoğulculuk ise herkesin kendi kimliğiyle, kendisi olarak toplumsal ve siyasal yaşama katılmasıyla mümkündür. Farklılıkların ve farklı olanların tanınmadığı, tehditler karşısında korunmadığı bir yerde çoğulculuktan bahsedilemez. Çoğulcu toplumda devlet, bireylerin kendi dünya görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak yaşamalarını sağlamakla yükümlüdür…
82. Anayasa’nın 24. maddesiyle anlam ve kapsamı belirlenen din özgürlüğü herkesin “din veya inancını açığa vurma özgürlüğünü” güvenceye almaktadır (AYM, E.1997/62, K.1998/52, 16/9/1998). Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesi; kişinin herhangi bir inanca sahip olmasını veya olmamasını, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına almıştır (Tuğba Arslan, §§ 55, 57; Esra Nur Özbey, §§ 47, 48).
…iii. Laiklik İlkesi ile Din veya İnancı Açığa Vurma Hakkı Arasındaki İlişki
…85. Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 13., 14., 68., 81., 103., 136. ve 174. maddelerinde yer alan laiklik ilkesi ise devletin dinî inançlar karşısındaki konumunu belirleyen siyasal bir ilke olarak düzenlenmiştir. Laiklik, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmemekte; onu bireysel ve kolektif kimliğin önemli bir unsuru olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüne imkân tanımaktadır. Laik bir siyasal sistemde, dinî konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din özgürlüğünün güvencesidir…
87. Bu anlamda laiklik, devlete negatif ve pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Negatif yükümlülük, bireylerin din özgürlüğüne zorunlu nedenler olmadıkça müdahale edilmemesini gerektirmektedir. Pozitif yükümlülük ise devletin din özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması, kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlaması ödevini beraberinde getirmektedir. Laikliğin devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün kaynağı, Anayasa’nın 5. ve 24. maddeleridir. Anayasa’nın 5. maddesine göre devletin temel amaç ve görevlerinden biri “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”…
88. Bu kapsamda çoğulcu laiklik anlayışı, dinin, toplumsal görünürlüğüne imkân tanıyarak ve dini konulardaki bireysel tercihleri devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altında tutarak din özgürlüğünün güvencesi hâline gelir. Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Bu bağlamda çoğulculuğu ve toplumsal çeşitliliği, toplumsal birliği tehdit eden bir unsur olarak görmek demokrasi ile bağdaşmayan monolitik bir toplum anlayışını doğurur…”
10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019, § …) kararında; “…84. Anayasa’nın 24. maddesinde güvenceye bağlanan din özgürlüğü negatif yükümlülüklerin yanında devlete kişilerin din özgürlüğünün korunması çerçevesinde birtakım pozitif yükümlülükler de yüklemektedir…
…99. Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesinin devlete din özgürlüğünü ihlal etmeme şeklinde yalnızca negatif yükümlülükler değil aynı zamanda bu özgürlüğün rahatça kullanılabileceği bir ortamı sağlama şeklinde pozitif yükümlülükler de yüklediği hatırda tutulmalıdır…”
23/01/2019 tarih ve 30664 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19/10/2017 tarih ve 7039 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali isteminin incelendiği (AYM, E.2017/180, K.2018/109, 06/12/2018, § …) kararında ise; “…12. Din ve vicdan özgürlüğü; herkesin din veya inancını açığa vurmasını, bunları değiştirmesini, kişilerin diledikleri inanç ve kanıya sahip olmalarını veya olmamalarını güvenceye almaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesiyle; kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmaması, inancını serbestçe değiştirebilmesi, inancını açıklamaya zorlanamaması, bunlardan dolayı kınanamaması ve baskı altına alınamaması güvence altına alınarak din özgürlüğünün içsel alanı; aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanı tanınıp koruma altına alınmıştır.
…devlet, bireylerin din ve vicdan özgürlüklerini diğer bireylerin müdahalelerine karşı da korumak zorundadır. Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin ve toplulukların sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri bir hukuksal ve siyasal düzeni tesis etmektir.
14. Farklı dinî inançlara sahip olanlar ile herhangi bir dinî inanca sahip olmayanlar laik devletin koruması altındadır. Nitekim Anayasa’nın 2. maddesinin gerekçesinde yapılan tanıma göre “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.” Devlet, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşebileceği ortamı hazırlamak için gerekli önlemleri almak zorundadır…” hususlarının vurgulandığı görülmektedir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 18/03/2011 tarihli Lautsi ve Diğerleri/İtalya, B. No: 30814/06 kararında; “…60. Bu hükmün, sadece, söz konusu maddenin ışığında değil aynı zamanda, özellikle de, Sözleşme’nin, düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü, bir dine mensup olmama özgürlüğünün güvence altına alan ve sözleşmeci devletlere, ‘tarafsız ve yansız olma ödevi’ yükleyen 9. maddesi (örneğin, bkz. adı geçen Folgerø paragraf 84) ışığında okunması gerekmektedir.
Bu bağlamda, devletlerin, tarafsız ve yansızlıklarını muhafaza ederek, farklı dinler, mezhep ve inançların icra edilmesini güvence altına alma görevleri vardır. Devletlerin görevi, kamu düzenini, dini barışı ve demokratik bir toplumda, özellikle de, zıt gruplar arasında, hoşgörüyü sağlamaya katkıda bulunmaktır (bkz. örneğin, Leyla Şahin/Türkiye [BD] 10 Kasım 2005, no. 44774/98, AİHM 2005-XI, paragraf 107). Bu, inananlar ve inanmayanlar ve değişik dinlerin, mezheplerin ve inançların yandaşlarının ilişkilerini kapsamaktadır.
61. 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin atıfta bulunduğu ‘saygı göstermek’ kelimesi, tanımak veya dikkate almanın ötesine geçmektedir; daha ziyade olumsuz bir yükümlülükle birlikte, bu fiil, devlete, pozitif bir yükümlülük yüklemektedir (bkz. adı geçen Campbell ve Cosans paragraf 37).
Böylece, Sözleşme’nin 8. maddesinde de bulunan, ‘saygı’ kavramının gereklilikleri, izlenene uygulamalar ve sözleşmeci devletlerde var olan koşullar dikkate alındığında, bir durumdan diğerine çok değişmektedir. Bu kavram, aynı zamanda, söz konusu devletlerin, topluluk ve bireylerin ihtiyaçlarına göre, Sözleşme’nin uygulanmasını sağlamak için gereken tedbirleri alma konusunda geniş bir takdir marjları bulunduğunu içermektedir. 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesi çerçevesinde, bu kavram, özellikle, bu hükmün, ebeveynlere, devletten, belli bir eğitimi verme talebinde bulunmalarını sağlayacak şekilde yorumlanamaz (bkz. Bulski/Polonya (karar), no. 46254/99 ve 31888/02).
…
69. Sözleşmeci devletler, eğitim ve öğretim alanında ve ebeveynlerin, bu eğitim ve öğretimi, kendi dini ve felsefi inançlarına uygun şekilde sağlamaları hakkına saygı gösterilerek yapılması konusunda üstlendikleri görevlerin uzlaştırılmaları kapsamında belli bir takdir marjına sahiptirler (bkz. 61-62. Paragraflar). Bu, okul ortamının düzenlenmesi ve programların tanımlanması ve düzenlenmesi için de geçerlidir (Mahkeme, daha önce, bunun altını çizmiştir: bkz. özellikle, adı geçen Kjeldsen, Busk Madsen et Pedersen, 50-53. paragraflar, Folgerø, paragraf 84, ve Zengin, 51-52. paragraflar; bkz. 62. paragraf). Demek ki, Mahkeme, kural olarak, sözleşmeci devletlerin, dine verilen yer de dahil olmak üzere, bu alanlardaki seçimlerine, bu seçimlerin, bir aşılamaya dönüşmedikleri sürece, saygı göstermelidir (ibidem).
70. Mahkeme, mevcut olayda, devlet okullarındaki sınıflarda haç bulunması seçiminin, kural olarak, savunmacı devletin takdir marjı dahilinde bulunduğu sonucuna varmaktadır. Devlet okullarında, dini sembollerin bulunması konusunda Avrupa’da uzlaşma olmaması (bkz. 26- 28. paragraflar), bu yaklaşımı güçlendirmektedir. Mahkeme’nin görevi, 69. paragrafta, öngörülen sınırın ihlal edilmemesini sağlamak olduğu için, bu takdir marjı, Avrupa ölçeğinde bir denetimle birlikte söz konusu olmaktadır (bkz. örneğin, mutatis mutandis, adı geçen Leyla Şahin, paragraf 110).
71. Bu bağlamda, devlet okullarındaki sınıflarda, kendisine laik bir sembolik değer atfedilse de atfedilmese de, Hıristiyanlığa atıfta bulunan haçın bulunmasını emreden düzenleme, ülkenin çoğunluk dinine, okul çevresinde, öncelikli bir gözle görünürlük sağlamaktadır. Bununla birlikte, bu, savunmacı devletin, aşılama yolunda bulunduğunu ve 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğini göstermek için yeterli değildir.
…” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat ve açıklamalar ile dava konusu düzenleme bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Devletin, temel hak ve hürriyetler kapsamında yer alan din ve vicdan hürriyetine müdahale etmeme şeklinde negatif yükümlülüğü ile birlikte, bu hürriyetin kullanılabileceği ortamı sağlamak şeklinde bir pozitif yükümlülüğünün de bulunduğu; bu kapsamda, ortaöğretim kurumlarının açılmasına ilişkin usul ve esasları, açılma koşullarını belirlemeye yetkili davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, kişilerin diledikleri zamanda ibadet etmelerine imkan sağlayacak şekilde mescit bulundurulması zorunluluğunun öngörüldüğü, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, yapılan bu düzenlemenin, Devletin, temel hak ve hürriyetlerden olan din ve vicdan hürriyetini sağlamasının bir gereği olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlıkta ise, eğitim öğretim faaliyeti verilen kurumlarda, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit bulunması kuralının, bir eğitim-öğretim faaliyeti olarak öngörülmediği, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere Devletin, kişilerin din ve vicdan hürriyeti için uygun ortam sağlamak yönündeki pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği, bu haliyle, baskı unsuru olarak değerlendirilemeyeceği, anayasal ve yasal olarak idareyi bağlayıcı nitelikteki laiklik ilkesi ile çatışan veya bu ilkeye aykırı bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin alıntılanan kararlarında da vurgulanan laiklik anlayışının, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmediği, onu bireysel ve kollektif kimliğin önemli bir unsuru olarak gördüğü, toplumsal görünürlüğüne imkân tanıdığı, laik bir siyasal sistemde; dini konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzının Devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altında ve bu anlamda din ve vicdan hürriyetinin güvencesi olarak kabul edildiği görülmektedir.
Nitekim, Anayasa’nın 5. maddesinde, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırma ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamanın Devletin amaç ve görevleri arasında sayıldığı da dikkate alındığında, din ve vicdan hürriyeti kapsamında kişilerin ibadet edebilmeleri için uygun ortamın hazırlanması niteliğindeki dava konusu düzenlemede hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 11. fıkrasının yürürlükten kaldırılması yönünden yapılan inceleme:
Yönetmeliğin ilk hali olan 24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 11. fıkrasında; “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” düzenlemesi yer almaktayken dava konusu Yönetmelik değişikliği ile anılan madde mülga edilmiştir.
Türk Milli Eğitim Sistemi içerisinde eğitim öğretimin karma olması kuralı esas olmakla birlikte, okul türü itibariyle verilen eğitimin belirli bir alana özgülenerek sunulması veya sahip olunan imkanlar ya da yaşanan zorluklar gereği bazı okulların yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilmesi de mümkündür.
Kanun’un imkan verdiği durumlarda davalı idarece verilecek bir karar açısından şartların oluşup oluşmadığı hususunun kendi koşullarında ayrıca değerlendirilebileceği, bu hususun görülmekte olan davanın konusunu oluşturmadığı açık olup dava konusu düzenlemenin üst norm hükümlerine uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrası ve 5. fıkrası yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliği ile,
2. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı mescit” ibaresi yönünden REDDİNE oyçokluğu ile,
3. Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 11. fıkrasını yürürlükten kaldıran düzenleme yönünden REDDİNE oybirliği ile,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre …-TL’sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, …-TL’sinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
7. Posta giderleri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
24/11/2022 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Anayasa’nın başlangıç bölümünde; “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” ifadesine yer verilmiştir.
Anayasa’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” düzenlemesine; ” Din ve Vicdan Hürriyeti” başlıklı 24 maddesinde ise; “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. ” hükümlerine yer verilmiştir.
Yine Anayasa’nın 42. maddesinin 8. fıkrasında “eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür” hükmü yer almıştır.
24/6/1973 tarih ve 14574 sayılı Resmi Gazetede yayımlanark yürürlüğe giren 1739 sayılı Milli Eğiitm Temel Kanunu’nun “Milli Eğiitmin Temel Nitelikleri” başlıklı ikinci bölümünün “Genellik ve eşitlik” eşitlik başlıklı 4. maddesinde “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” hükmüne yer verilmiş olup; “Laiklik” başlıklı 12. maddesinin birinci cümlesinde Türk Milli Eğitim’inde laikliğin esas olduğu ifade edilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı mescit” ibaresi ile eğitim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyeti dışında dini ibadet faaliyetine imkan tanıyan bir kural getirilerek, anaokulu dahil her kademedeki eğitim öğretim kurumunda “olmazsa-olmaz” şeklinde bir esas getirilmiş olup, bu kural, “eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür” şeklindeki Anayasa’nın 42. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan hem Anayasa’da, hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda laiklik esas alınarak çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre bilim ve fenne dayalı evrensel bir eğitim esas alındığı halde ister çalışanların ister öğrencilerin ibadeti için gerekli bir koşulun, eğitim, öğretim kurumu açılmasında elzem bir şart haline getirilmesi, laik eğitim ilkesine aykırı olduğu gibi olması muhtemelde olsa gruplaşmalara ve ayrımcılığa yol açabilecek niteliği itibarıyla milli eğitimin amaçlarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “”abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı mescit” ibaresinde hukuka ve mevzuata uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi gerektiği görüşü ile çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyorum.