Danıştay Kararı 10. Daire 2020/3760 E. 2022/5475 K. 24.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/3760 E.  ,  2022/5475 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/3760
Karar No : 2022/5475

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1- …
2- …
3-…
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 16/09/2019 tarih ve E:2019/8592, K:2019/5704 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davalı idare bünyesinde tren teşkil memuru olarak görev yapan davacılar yakını …’in 19/01/2009 tarihinde Balıkesir Tren Garında meydana gelen kazada vefat etmesi olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık olarak her bir davacı için ayrı ayrı 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, Danıştay Onuncu Dairesinin 11/09/2015 tarih ve E:2012/4319, K:2015/3718 sayılı kararıyla bozulan kısım yönünden bozmaya uyularak, maddi tazminatın hesaplanması için; kusur oranlarının belirlenmesine yönelik olarak hazırlanan 15/05/2018 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, ölenin manevra sırasında tedbirli ve dikkatli davranmadığı, kendi güvenliğini sağlamadan makiniste vagon sıkıştırma talimatı verdiği, kendi insiyatifi ile tek başına kazaya sebebiyet veren manevrayı yapmaya ve yaptırmaya çalıştığı, bu davranışı ile can güvenliğini tehlikeye attığı anlaşılmakla, olayın meydana gelmesinde %75 oranında birinci derecede kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, bu rapor dikkate alınarak maddi zararın hesaplanması için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 29/11/2018 tarihli raporda ise davacıların herhangi bir tazminat alacağının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, anılan raporlar hükme esas alınmak suretiyle uyuşmazlık konusu olayda maddi tazminata hükmedilmesini gerektirecek bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, desteğin muhtemel bakiye ömrünün ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekirken, PMF 1931 hayat tablosuna göre belirlendiği; ölenin eşine ve çocuklarına 5434 sayılı Kanun’a göre dul ve yetim aylığı bağlanması ölenin prim ödemek suretiyle kapsamında bulunduğu sosyal güvenlik sisteminin verdiği bir hak olup, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmadığından, ödenen aylıklarla ilgili peşin sermaye değerlerinin idarece ödenmesi gereken tazminat tutarından indirilmemesi gerektiği, raporun bu haliyle hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınacak nitelikte olmadığı sonucuna varıldığı, öte yandan, raporda davacılardan …’in erkek çocuğu olması nedeniyle 18 yaşına kadar babasının desteğinden yararlanacağının kabul edildiği görülmekte olup; dava dilekçesine ekli 08/01/2008 tarihli Balıkesir Devlet Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile anılan davacıya “Mental reterdasyon” teşhisi konulduğu ve özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %50 olarak belirlendiği; anılan davacının güncel sağlık durumunun İdare Mahkemesince araştırılması ve yukarıda belirtilen esaslara göre yeniden hazırlanacak bilirkişi raporunda destek süresinin belirlenmesinde bu hususun da dikkate alınması gerektiği, bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların maddi zararlarının belirlenmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeden ve dolayısıyla hükme esas alınacak yeterlik ve nitelikte bulunmayan bilirkişi raporuna dayanılarak maddi tazminat isteminin reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

KARAR_DÜZELTME
TALEP_EDENİN_İDDİALARI: Davalı tarafından, davacılara bağlanan aylıkların yarar olarak indirilmesi gerektiği, indirilmemesi durumunda gerçek zarar miktarının mükerrer ödenmesine sebep olacağı, henüz SGK tarafından idare aleyhine rücu davası açılmamış olmasının sonradan açılmayacağı anlamına gelmediği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 16/09/2019 tarih ve E:2019/8592, K:2019/5704 sayılı kararı kaldırılarak davacıların temyiz istemi yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davalı idare bünyesinde tren teşkil memuru olarak görev yapan davacılar yakını …’in 19/01/2009 tarihinde Balıkesir Tren Garında meydana gelen kazada vefat ettiği, idarenin istihdam ettiği personelin kusuru nedeniyle olayda sorumluluğunun bulunduğu, bu nedenle oluşan zararın idarece tazmini gerektiğinden bahisle bakılan davanın açıldığı, olayla ilgili olarak açılan ceza davası sonucunda … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; kazayı gerçekleştiren vagonu yöneten makinist ile tren teşkil memuru görevlendirmesinden sorumlu olan kişilerin taksirle ölüme neden olma suçundan ayrı ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, anılan kararın Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağandışı zararların idarece tazmini, Anayasa’nın 125. maddesi gereğidir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55.maddesinde “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince, her ne kadar davacıların uğradıklarını ileri sürdükleri maddi zararın tespiti amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmışsa da, bu inceleme sonucunda hazırlanan ve karara dayanak alınan 29/11/2018 havale tarihli bilirkişi raporunun, PMF 1931 yaşam tablosunun kabul edilmesi, müteveffa …’in annesinin (vefat ettiği 24/08/2010 tarihine kadar) destek payının hesaplanmamış olması ve kız çocuğu için 21, erkek çocuğu için 18 yaşa kadar destek alacağı yönünde hesaplanarak hükme esas alınması mümkün değildir.
Müteveffa destek ile davacıların muhtemel ömürlerinin ve dolayısıyla destek sürelerinin, ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmekte olup, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda PMF 1931 hayat tablosunun esas alınması yerinde görülmemiştir.
Davacılar tarafından, yakınlarının ölümü sonucunda desteğinden yoksun kalmalarından kaynaklanan maddi zararların tazmini istenilmekte olup; ölüm halinde bağlanan aylıkların, hesaplanacak destekten yoksun kalma tazminatından indirilmesi gerekmektedir.
Destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için bilirkişi tarafından aşağıda belirtilen şekilde hesaplama yapılması gerekmektedir.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, müteveffanın emsali tren teşkil memurunun aylar itibariyle aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen aylık dikkate alınarak, desteğin yaşasaydı alacağı aylık üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali tren teşkil memurunun aylar itibariyle alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen aylık dikkate alınarak, desteğin yaşasaydı alacağı aylık üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek aylıklar dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Öte yandan; davacılara ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği, kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ve ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin yarar olarak değerlendirilmesi, kamu kaynağı kullanılmadan sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemelerin ise yarar olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıktır.
Ayrıca; yerleşik yargı uygulamalarında, destek yaşasaydı evleninceye kadar gelirinden anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, ilk çocuk olduktan sonra %14, ikinci çocuk olduktan sonra %12,5 oranında pay ayıracağı kabul edilmiş olup, UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada davacıların desteği …’in babası …’in destekten çok önce vefat ettiği ancak annesi …’in 24/08/2010 tarihinde vefat ettiği görülmektedir.
Bu nedenle; davacıların desteği …’in yaşasaydı annesi …’in (vefat ettiği 24/08/2010 tarihine kadar) TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenen yaşam ve destek süreleri içerisinde gelirinden yukarıda belirtildiği oranda pay ayıracağı kabul edilerek destek payları yerleşik içtihatlara uygun olarak yeniden hesaplanmalıdır.
Bilirkişice yeniden yapılacak hesaplamada, davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre evlenme şansı oranı ve destek süresi yeniden belirlenmelidir.
Ayrıca, davacılardan müteveffanın kızının destek süresinin 21 yaşında sona ereceği kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin (b) alt bendinde, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında, “18 yaşını, lise ve dengi öğrenim ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları” sayılmış olup; ailesinin sürekli ve düzenli geliri bulunduğu dikkate alınarak yüksek öğrenimi tamamlayacağı 25 yaşının ikmaline kadar destekten istifade edeceği kabul edilmek suretiyle maddi tazminatın hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, raporda davacılardan …’in erkek çocuğu olması nedeniyle 18 yaşına kadar babasının desteğinden yararlanacağının kabul edildiği görülmekte olup; dava dilekçesine ekli 08/01/2008 tarihli Balıkesir Devlet Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu Raporu ile anılan davacıya “Mental reterdasyon” teşhisi konulduğu ve özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %50 olarak belirlendiği; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3/10. maddesinde de, genel sağlık sigortalısının, yaşına bakılmaksızın bu Kanun’a göre malûl olduğu tespit edilen evli olmayan çocuklarının “bakmakla yükümlü olduğu kişi”ler arasında sayıldığı dikkate alındığında; anılan davacının güncel sağlık durumunun İdare Mahkemesince araştırılması ve yukarıda belirtilen esaslara göre yeniden hazırlanacak bilirkişi raporunda destek süresinin belirlenmesinde bu hususun da dikkate alınması gerekmektedir.
Ayrıca davacıların desteği olan …’in meydana gelen zararın oluşumundaki müterafik kusuru da dikkate alınmak suretiyle hesaplama yapılacağı tabidir.
Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamakta olup, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacıların maddi tazminat istemleri hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 24/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.