Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/2803 E. , 2022/5333 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2803
Karar No : 2022/5333
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten, …adına
velayeten …
2- …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 13/11/2017 tarih ve E:2014/758, K:2017/4793 sayılı kararının, davalı idarece aleyhine olan kısımlarının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları …’nun Antalya İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 27/09/2010 tarihinde görevli olduğu sırada geçirdiği trafik kazası neticesinde hayatını kaybettiğinden bahisle, meydana gelen olay nedeniyle oluşan zararların davalı idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesince tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık eş …için 350.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, çocuklar …ve …için ayrı ayrı 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 600.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, davacılar yakınının ölümü nedeniyle oluşan zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğundan meydana gelen zararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmini gerektiği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine 3.661,91 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın …’ya, 12.147,82 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın …’ya, 19.498,78 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın …’ya idareye başvuru tarihi olan 24/11/2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Tarafların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, davacıların temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın maddi tazminatın kısmen reddine ilişkin kısmının bozulmasına; davacıların temyiz isteminin kısmen, davalı idarenin temyiz isteminin ise tamamen reddi ile kararın diğer kısımlarının onanmasına karar verilmiştir.
KARAR_DÜZELTME
TALEP_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacılar lehine hükmedilecek manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi, davacıların olay nedeniyle elde ettikleri yararların tamamının zarardan düşülmesi ve idareleri lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY_TETKİK_HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. Davalı İdarenin Manevi Tazminata İlişkin Karar Düzeltme İsteminin İncelenmesi:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir.
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde manevi tazminata ilişkin olarak öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, davalı idarenin, Danıştay Onuncu Dairesinin 13/11/2017 tarih ve E:2014/758, K:2017/4793 sayılı kararının, mahkeme kararının manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü yönünden onanmasına ilişkin kısmının düzeltilmesi isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
II- Davalı İdarenin, Maddi Tazminata İlişkin Karar Düzeltme İsteminin İncelenmesi:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 13/11/2017 tarih ve E:2014/758, K:2017/4793 sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak uyuşmazlık bu kısım yönünden yeniden incelendi:
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacıların pasif döneme ilişkin zararının murislerinin gelirinin, asgari ücret esas alınmak suretiyle hesaplandığı görülmektedir. Oysa, davacılar murisinin polis memuru olduğu göz önünde bulundurulduğunda; pasif dönem gelirinin diğer polis memuru emsallerinin alacağı emekli maaşının üzerinden hesaplanması gerekmektedir.
Bununla birlikte, her ne kadar davacı çocukların destek süresinin 22 yaşında sona ereceği kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de; Mahkemece davacı çocukların eğitim durumlarına ilişkin araştırma yapılarak ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (10) numaralı bendinde yer alan, genel sağlık sigortalısının yüksek öğrenim gören çocuklarının, 25 yaşını doldurduğu tarihe kadar genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler kapsamında olduğuna ilişkin hüküm gözetilerek, destek zararının bu yaşa göre yeniden hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan; Kamu görevlilerine, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malullüğü aylığının, adi malullük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malullük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malullüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ise açıktır.
Buna göre; davacıların uğradıklarını ileri sürdükleri destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için bilirkişi tarafından aşağıda belirtilen şekilde hesaplama yapılması gerekmektedir.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali kamu görevlisinin aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali kamu görevlisinin aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönem zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Öte yandan, kamu görevlisinin yaş haddinden emekli olması halinde alacağı emekli ikramiyesi ile vefatı nedeniyle yakınlarına ödenen emekli ikramiyesi arasındaki fark da zarar hesabına dahil edilmelidir. Buna göre, kişinin yasal emeklilik yaşını tamamladığı farz edilerek bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihteki katsayılar üzerinden yasal emeklilik yaşı itibarıyla alabileceği emeklilik ikramiyesinden davacılara ayıracağı tutar ile olay nedeniyle davacılara ödenen ve bilirkişi rapor tarihi itibarıyla yasal faiz uygulanarak güncellenen emekli ikramiyesi arasındaki pozitif fark “yarar”, negatif fark “zarar” olarak kabul edilmelidir.
Diğer taraftan davacılara 5510 sayılı Kanun uyarınca bağlanan vazife malullüğü aylığının yanı sıra ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği, kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ve ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin yarar olarak değerlendirilmesi, kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemelerin ise yarar olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıktır.
Bu doğrultuda 2330 sayılı Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminatın ve sigorta şirketince yapılan ödemelerin, destekten yoksun kalma tazminatı isteyenin payına düşen kısmının yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenerek tazminattan düşülmesi gerekmektedir.
Ayrıca, davacılara ödenecek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken desteğin kendisine ve vefat tarihinde hayatta olmaları kaydıyla bakiye ömürlerinin sonuna kadar anne ve babasına da pay ayıracağı hususu dikkate alınmalıdır. Bu paylaşım yapılırken desteğin kendisine 2 pay, eşine 2 pay, çocuklarının her birine 1’er pay, anne ve babasına 1’er pay ayrılarak tazminat miktarının hesaplanması gerekmektedir. UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada davacıların desteği …’nun annesinin hayatta olduğu görülmektedir.
Bu nedenle; davacıların desteğinin, yaşasaydı annesine TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenen yaşam ve destek süresi içerisinde gelirinden yukarıda belirtildiği oranda pay ayıracağı kabul edilerek davacıların destekten yoksun kalma zararları yerleşik içtihatlara uygun olarak yeniden hesaplanmalıdır.
Bilirkişice yeniden yapılacak hesaplamada, davacı eşin medeni durumunda herhangi bir değişiklik olup olmadığına göre destek süresinin de yeniden belirleneceği tabiidir.
III. Davalı İdarenin Vekalet Ücretine İlişkin Karar Düzeltme İsteminin İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollama yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddesinde ise yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde; avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade edeceği belirtilmiş; anılan Kanun’un 168. maddesine dayanılarak çıkarılan ve karar tarihi olan 19/09/2013 tarihinde yürürlükte bulunan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.”; 5. maddesinde ise, “Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, ”Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Davalı İçişleri Bakanlığının, yargılama aşamalarına, hukuk müşaviri aracılığıyla verdiği dilekçelerle katılarak katkıda bulunduğu, davayı hukuk müşaviri aracılığıyla takip ettiği görüldüğünden Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da benimsendiği üzere, 659 sayılı KHK’nın yürürlüğe girmesinden önce açılmış olsa dahi, 659 sayılı KHK’nın yürürlüğünden sonra karar verilmiş olması nedeniyle, ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden davacılar lehine hükmedilecek tutarı geçmeyecek şekilde davalı idare lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
1..Davalı idarenin manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne yönelik KARAR DÜZELTME İSTEMİNİN REDDİNE,
2. Tarafların maddi tazminata ilişkin temyiz istemleri ile davalı idarenin vekalet ücretine ilişkin temyiz istemlerinin KABULÜNE,
3..Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin, …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmı ile davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine yönelik kısmının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 23/11/2022 tarihinde esasta oy birliğiyle, gerekçede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Dava, davacılar tarafından; yakınları …’nun Antalya İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 27/09/2010 tarihinde görevli olduğu sırada geçirdiği trafik kazası neticesinde hayatını kaybettiğinden bahisle meydana gelen olay nedeniyle oluşan zararların davalı idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesince tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık eş …için 350.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, çocuklar … ve …için ayrı ayrı 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 600.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, 19/01/2011 tarih ve 27820 Resmi Gazete’de yayımlanan 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde, “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile anılan kuralı Anayasa’ya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir. (26/12/2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı AYM kararı; R.G. Tarih: 27/3/2014, Sayı: 28954, s.136-147)
Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiş olup; yargı kararlarının gerekçe ve karar sonucu ile bir bütün olduğu ve birlikte ele alınıp uygulanması gerektiği açıktır.
Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında, “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır.
Bu itibarla, aktarılan kararın Anayasa’nın 153 ve 158. maddeleri uyarınca, tüm yargı organları bakımından uyulması zorunlu bir karar niteliğinde olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Bu durumda, 2918 sayılı Kanun’un, 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Nitekim, 28/07/2010 tarihinde Keşan-Enez karayolunda meydana gelen bir trafik kazası üzerine karayolunda gerekli trafik önlemlerinin alınması görevini ifa ettiği sırada, başka bir şahsın sevk ve idaresinde bulunan araç ile aşırı hız ve şerit ihlali yapmak suretiyle çarpması neticesinde Jandarma Astsubay Başçavuşun vefat etmesi üzerine, müteveffanın eşi ve kızı tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasında adli ve idari yargı yerleri arasında çıkan görev uyuşmazlığı sonucunda Uyuşmazlık Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı karar da bu yöndedir.
Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle İdare Mahkemesi kararının görev yönünden bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına gerekçesi yönünden katılmıyorum.