Danıştay Kararı 10. Daire 2022/7223 E. 2022/5340 K. 23.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/7223 E.  ,  2022/5340 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/7223
Karar No : 2022/5340

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, trafik kazası geçiren yakınları … ‘ın Şanlıurfa Devlet Hastanesi ve Balıklıgöl Devlet Hastanesinde uygulanan hatalı tıbbi işlemler nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık toplam 40.000,00 TL maddi (miktar artırımı ile 285.378,78 TL) ve 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince Adli Tıp Kurumu raporu hükme esas alınmak suretiyle verilen davanın reddi yolundaki kararın kanun yolu aşamasından geçerek kesinleşmesi neticesinde, davacılar tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda … Mahkemesince verilen … tarih ve … başvuru numaralı ihlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, bilirkişi raporları uyarınca olayda hizmet kusuru bulunmadığından tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların yakını olan … 06/08/2006 tarihinde saat 09.00 sıralarında Şanlıurfa-Diyarbakır karayolunda kendi kullandığı mobiletiyle seyir halindeyken yaptığı kaza sonucu yaralanmış, olayın hemen akabinde Şanlıurfa Devlet Hastanesine saat 09.27’de kaldırılmış, hastanenin acil polikliniğinde yapılan ilk müdahalesi sırasında bilinci açık olan hastanın göğsünde şiddetli ağrı şikayetinin bulunması üzerine çekilen grafileri değerlendiren hekimlerce hastanın göğsünde costa kırığı (fraktür) olduğunun fark edilmesi üzerine adı geçenin göğüs cerrahisi uzmanınca değerlendirilmesinin gerektiği kanaatine varılarak, hastanın göğüs cerrahı olan en yakın sağlık kuruluşuna sevkine karar verilmiştir. Davalı idare savunmasında, olay tarihinde bahsi geçen hastanede görevli olan iki göğüs cerrahından birinin yıllık izinde, diğerinin de askerde olduğunu beyan etmektedir. Her ne kadar davacılar tarafından hastanın Balıklıgöl Devlet Hastanesine sevk edildiği ve orada da hastanın kabul edilmeyerek uzun süre bekletildiği iddia edilmiş ise de; Mahkeme tarafından yapılan 21/04/2008 tarihli ara kararına cevaben Balıklıgöl Devlet Hastanesi Başhekimliğince gönderilen … tarih ve … sayılı yazıda, … isimli şahsın olay tarihinde Hastaneye başvuruda bulunduğuna dair herhangi bir kaydına rastlanılmadığı belirtilmiştir.
Davacılar yakını Şanlıurfa Devlet Hastanesinden sevk edilmesi üzerine getirildiği Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine saat 10.37’de giriş yapmış ve acilen genel cerrahi sersivisince ameliyata alınmıştır. Sözkonusu ameliyat esnasında yapılan müdahaleler ile karaciğerdeki kanama packing yöntemiyle durdurulmaya çalışılmış, diğer organlarda herhangi bir kanama veya patolojiye rastlanılmamış, cerrahi müdahale esnasında solunum ve kalp durması meydana gelmesi üzerine yapılan müdahalelere cevap alınamamış ve üzerine hasta ex olarak kabul edilmiştir.
Davacılar tarafından, meydana gelen zararın (yakınlarının ölümü) hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla davalı idareye tazminat istemiyle yapılan 16/04/2007 tarihli başvurunun … tarih ve … sayılı davalı idare işlemi ile reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
Mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesine karar verilerek Adli Tıp Kurumu Başkanlığından yapılacak inceleme sonucunda, … isimli şahsın tedavisinde aktif ya da pasif rol oynayan doktor ihmalinin bulunup bulunmadığı, zamanında müdahale edilip edilmediği, ihmal ve/veya kusur varsa oranına ilişkin hususları hakkında tafsilatlı bilirkişi raporu düzenlenmesi istenilmiştir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporunda, “kişinin ölümünün trafik kazasına bağlı kot kırıklarıyla birlikte künt batın travması sonucu gelişen karaciğer yaralanması ve iç kanama sonucu meydana geldiği” kanaatine yer verilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporunda, “davacılar yakınının 06/08/2006 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu kaldırıldığı ve saat 9.27’de giriş yaptığı Şanlıurfa Devlet Hastanesinde tedavisini düzenleyen doktorun ilk müdahale ve gerekli tetkikleri yaptığı ve göğüs cerrahisi konsültasyonu için sevk ettiği, sevk edildiği hastaneden de Harran Üniversitesi Tıp Fakültesine 10.37’de sevkle geldiği ve acilen ameliyata alındığı, 1 saat içinde tetkikleri yapılıp sevkli gönderilerek ameliyata alındığı cihetle uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu” belirtilmiştir.
Mahkeme tarafından verilen 10/11/2010 tarihli ara kararı ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığından, davacılar yakınının Şanlıurfa Devlet Hastanesine getirildiğinde genel cerrahi uzmanları tarafından ameliyata alınmasının gerekli ve mümkün olup olmadığı ile anılan hastanede genel cerrahi uzmanları tarafından ameliyata alınsaydı yapılacak ameliyat neticesinde hayatının kurtarılabilmesinin mümkün olup olmadığı hususları hakkında ek bilirkişi raporu düzenlenmesi istenilmiştir.
Bunun üzerine, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, “kaza sonrası götürüldüğü Şanlıurfa Devlet Hastanesinde multipl travmatik bir kişiye uygulanması gereken konsültasyonlar açısından genel cerrahi konsültasyonu yapılmamasının eksiklik olduğu, genel cerrahi konsültasyonu yapılarak ölüme neden olan patoloji zamanında tespit edilmiş olsa dahi kişide saptanan patolojinin ağırlığı da gözönüne alındığında kurtulmasının kesin olmadığı” görüşüne yer verilmiştir.
… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi davacıların yakınına, geçirdiği trafik kazası akabinde kaldırıldığı Şanlıurfa Devlet Hastanesinde yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, multipl travmatik bir kişiye uygulanması gereken konsültasyonlar açısından genel cerrahi konsültasyonu yapılmamasının bir eksiklik olduğu, fakat genel cerrahi konsültasyonu yapılarak ölüme neden olan patoloji zamanında tespit edilmiş olsa dahi kişide saptanan patolojinin ağırlığı da gözönüne alındığında kurtulmasının kesin olmadığı, belirtilen eksikliğin ise içerisinde risk unsuru taşıyan sağlık hizmetlerinde idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için gerçekleşmesi gerektiği kabul edilen ağır hizmet kusuru olarak kabul edilebilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 05/05/2016 tarih ve E:2013/4253, K:2016/3225 sayılı kararıyla anılan İdare Mahkemesi kararı onanmış; aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla da davacıların karar düzeltme istemi reddedilmiştir.
… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddine yönelik kararının kesinleşmesi sonrasında, davacılar tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine … Mahkemesince verilen … tarih ve …başvuru numaralı karar ile “Mahkeme kararında, tazminat istemi reddedilirken ATK’nın ölüme neden olan patolojinin zamanında tespiti halinde bile ölüm olayının engellenmesinin mümkün olmayabileceği yolundaki görüşünün ön plana çıkarıldığının görüldüğü; bununla birlikte genel cerrahi konsültasyonunun yapılması halinde ölümün engellenme ihtimalinin de bulunduğu hususunun kararda gözardı edildiğinin anlaşıldığı, somut olayın koşulları gözetildiğinde, genel cerrahi konsültasyonunun yapılmamış olmasının basit bir eksiklik olarak değerlendirilmesinin mümkün görülmediği; bu itibarla Mahkemenin kamu makamlarının organizasyon eksikliğinden kaynaklanan ihlalleri dolayısıyla tazminat ödenebilmesini ağır kusurun varlığına bağlayan yorumunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının gereklilikleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşıldığı; mevcut başvuruda sağlık hizmetlerinin sunulmasında organizasyon ve planlama eksiklikleri sebebiyle doğan zararlarda tazminat ödenebilmesi için ağır kusur şartı aranması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” gerekçesiyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine ve yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yapılan yargılama üzerine verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi davacıların murisi olan …’a, geçirdiği trafik kazası akabinde kaldırıldığı Şanlıurfa Devlet Hastanesinde yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, multipl travmatik bir kişiye uygulanması gereken konsültasyonlar açısından genel cerrahi konsültasyonu yapılmamasının bir eksiklik olduğu, genel cerrahi konsültasyonu yapılarak ölüme neden olan patoloji zamanında tespit edilmiş olsa dahi kişide saptanan patolojinin ağırlığı da gözönüne alındığında kurtulmasının kesin olmadığı gibi, genel cerrahi konsültasyonunun yapılması halinde ölümün engellenme ihtimalinin de bulunduğu, somut olayın koşulları ve oluşan netice gözetildiğinde, genel cerrahi konsültasyonunun yapılmamış olmasının basit bir eksiklik olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, belirtilen eksiklik sonucu davacıların murisi …’ın vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler dosya içeriğiyle birlikte değerlendirildiğinde, tıbbi ihmalkarlığın bulunduğu bu olayda … ‘ın yaşam hakkı ve kişisel bütünlüğüne zarar verildiği sonuç ve kanaatine ulaşıldığı; olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunması nedeniyle hayatını kaybeden …’ın maddi desteğinden yoksun kalan ailesinin hizmet kusuru ölçüsünde uğradığı maddi zararlarının tespit edilmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 08/08/2021 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacıların destekten yoksun kalma tazminat tutarlarının toplam olarak anne … için 185.258,71 TL, baba … için 100.120,07 TL olarak hesaplandığı; raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu, belirtilen miktardaki destekten yoksun kalma tazminatının işleyecek yasal faiziyle birlikte adı geçen davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı; yakınlarının vefatı nedeniyle ömür boyu manevi olarak, üzüntü ve ızdırap duyacağı muhakkak olan davacıların manevi zararlarına karşılık, taleple bağlı kalınarak anne için 15.000,00 TL, baba için 15.000,00 TL ve kardeşler için toplam 50.000,00 TL tutarındaki manevi tazminat istemlerinin kabulü ile toplam 80.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu; 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 56. maddesinde de Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu belirtilmekle, yaşam hakkının korunması devletlere bir yükümlülük olarak öngörülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Uyuşmazlık konusu olayda Mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumundan alınan ek bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, trafik kazası sonucunda davacıların yakınında oluşan travmalarda düşünülmesi gereken konsültasyonlardan birinin de genel cerrahi konsültasyonu olduğu açıktır.
Ancak; Şanlıurfa Devlet Hastanesinde, davacılar yakınının acilen genel cerrahi konsültasyonu yapılarak ameliyata alınması gerekirken, bunun hekimlerce düşünülmediği ve göğüs cerrahisi konsültasyonu için sevkine karar verildiği görülmektedir.
Ayrıca, acil servis hekiminin savunmasında, Balıklıgöl Devlet Hastanesi ile irtibata geçilmediği ve sorumlu hekimin bilgilendirilmediği belirtildiğinden; sevk kararı verilirken gerekli prosedüre uyulmadığı da sabittir.
Dolayısıyla, tıbben gerekli olan genel cerrahi konsültasyonun yapılmamış olması ve prosedüre uyulmadan yapılan sevk işlemi nedeniyle, davacıların yakınının tedavisinde gecikme yaşandığı anlaşıldığından; sağlık kamu hizmetinin işleyişinde organizasyon eksikliklerinin bulunduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, zararlı sonucun (davacıların yakınının ölümü) meydana gelmesinin davalı idarenin organizasyon eksikliği olarak ortaya çıkan hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, bir başka deyişle, zararlı sonuçla davalı idarenin kusurlu eylemleri arasında illiyet bağının mevcut olup olmadığı hususunun da irdelenmesi gerekmektedir.
Adli Tıp Kurumundan alınan ek bilirkişi raporunda; genel cerrahi konsültasyonu yapılarak davacıların yakınının ölümüne neden olan patolojinin zamanında tespit edilmiş olması halinde bile, saptanan patolojinin ağırlığı da gözönüne alındığında, davacıların yakınının kurtulmasının kesin olmadığı görüşü bildirilmiştir.
Hal böyle olunca; somut olayın koşulları ile hükme esas alınmaya elverişli bulunan bilirkişi raporları birlikte incelenerek ve genel cerrahi konsültasyonunun yapılması halinde ölümün engellenme ihtimalinin de bulunduğuna yönelik bilimsel ve teknik görüş göz önüne alınarak yapılan değerlendirme sonucunda, davacıların yakınının davalı idarenin hizmet kusuru sonucunda mı, geçirmiş olduğu trafik kazası nedeniyle ortaya çıkan patolojinin ağır olması nedeniyle mi hayatını kaybettiği hususu şüpheye yer verilmeyecek şekilde açık ve net olarak sübuta erdirilememiştir.
Bu haliyle, sağlık hizmetinin sunumundaki organizasyon eksikliği olarak ortaya çıkan davalı idarenin hizmet kusurunun davacılarda acı ve ızdırap oluşturacağı ve davacıların manevi zararların, manevi tazminat talepleri kabul edilmek suretiyle giderilmesi gerektiği sabit olmakla birlikte; meydana gelen zararlı sonuç (davacıların yakınının ölümü) ile davalı idarenin anılan kusurlu eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığından, somut olayda maddi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davanın kabulüne yönelik temyize konu … İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Bununla birlikte, kararın davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Davanın kabulüne ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının maddi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının oy çokluğuyla BOZULMASINA, manevi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının oy birliğiyle ONANMASINA,
3. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2022 tarihinde karar verildi.

(X) – KARŞI OY :
Temyize konu … İdare Mahkemesi kararı usul ve hukuka uygun bulunduğundan ve davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden; anılan kararın maddi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının da onanması gerektiği oyuyla Daire kararının bu kısmına katılmıyoruz.