Danıştay Kararı 10. Daire 2019/5587 E. 2022/5323 K. 22.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5587 E.  ,  2022/5323 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5587
Karar No : 2022/5323

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA) : …
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının taraflarca ve müdahil tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 18/06/2004 tarihinde tedavi altına alındığı Ceyhan Devlet Hastanesinde uygulanan teşhis, tedavi ve operasyon sonucu böbreğinin alınmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 227.432,50 TL maddi (miktar artırım dilekçesi ile artırılarak), 65.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olay kapsamında düzenlenen … tarih ve … karar sayılı Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacıya uygulanan tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun olmadığının belirtildiği, anılan raporla davalı idarenin kusurlu olduğunun ortaya konulduğu gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne, 227.432,50 TL maddi tazminatın ve 65.000,00 TL manevi tazminatın davacının ilk olarak görevsiz yargı yeri olan adli yargıda açtığı dava tarihinden (11/05/2009) itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:… Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinafa konu … İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat yönünden faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmı hariç kalan kısmında usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu kısma yönelik tarafların ve müdahilin istinaf başvurularının reddine, kalan kısım yönünden ise kararın düzeltilerek istinaf başvurusunun reddine, hükmedilen maddi tazminatın 1.000,00 TL kısmı yönünden işletilecek yasal faizin davacının adli yargıda açtığı dava tarihi olan 11/05/2009 tarihinden tarihinden, kalan 226.432,50 TL kısmı yönünden ise yasal faizin miktar artırım dilekçe tarihi olan 11/07/2017 tarihinden itibaren hesaplanmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, faizin başlangıç tarihine ilişkin tespitin ve temyize konu kararın hukuka aykırı olduğu, kararın bozulması gerektiği, davalı idare tarafından, kusur incelemesine dayalı olarak düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna yapılan itirazların dikkate alınmadığı, raporun eksik ve hatalı olduğu, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, müdahil tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporun eksik ve hatalı olduğu, dava konusu olayda kusurunun bulunmadığı ve hastanenin teknik donanımından ve eksikliklerinden kendisinin sorumlu tutulamayacağı, maddi tazminatın hesaplanması için düzenlenen ve hükme esas alınan raporun hatalı hesaplama içerdiği, hükmedilen manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarda olduğu ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin ve müdahilin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalı idare ve müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının onanması, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının ve müdahilin duruşma istemleri yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı, Ceyhan Devlet Hastanesinde 18/06/2004 tarihinde muayene olmuş, muayene sonucunda sol böbreğinde taş olduğu ve açık ameliyat olması gerektiği kendisine bildirilmiştir. Davacı, böbrek taşınıın alınması için 22/06/2004 tarihinde ameliyata alınmış, ameliyat esnasında böbrek taşının ana damara kaçması ve taş aranırken yapılan müdahaleler sonucunda ana damar yırtılması ve kanamanın durdurulamaması nedeniyle davacının hayati tehlikesi oluşmuş ve bu nedenle davacı böbreğini kaybetmiştir.
Bunun üzerine davacı, hatalı tıbbi müdahaleye maruz kalması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle öncelikle adli yargı yerinde dava açmış, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine bakılan davayı açmıştır.
Olayda, … Asliye Hukuk Mahkemesinin … esasına kayıtlı olarak açılan tazminat davasında, anılan Mahkemece ameliyatı gerçekleştiren doktorun kusur oranının Adli Tıp Kurumundan sorulması üzerine Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar sayılı raporda; davacının sol pelvis taşı nedeniyle operasyona alındığı, her ne kadar tıbbi kayıtlar olmamakla birlikte böbrek taşında tedavi belirlenirken taşın boyutunun endikasyon açısından önemli olduğu, 2 cm’den küçük çaplı taşlarda ilk tercihin ESWL olması gerektiğinin tıbbi literatürde kabul edildiği, ameliyat notunda taşın kalikslere kaçtığı belirtilmiş olduğundan taşın 2 cm’den büyük çapta olmadığının düşünüldüğü ve bu nedenle uygun tedavi yöntemi seçilmemiş olduğu cihetle yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
İlk derece Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Anılan karara karşı taraflarca ve müdahil tarafından yapılan istinaf başvurusu, faizin başlangıç tarihi yönünden karar düzeltilerek reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış bulunmaktadır. İdarenin belirtilen bu sorumluluğu hukuk devleti ilkesinin doğal sonucudur.
İdarenin bir eylem ya da işleminden dolayı tazminatla yükümlü kılınabilmesi için olayda hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunması zorunludur. İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek içinse, bir zararın mevcut olması ve bu zararın idari bir işlem veya eylemden meydana gelmesi ve oluşan zararla idari işlem veya eylem arasında illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir.
İdarenin üstlendiği kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle zorunlu olduğu; hizmetin işleyiş ve ifası sırasında gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle gerçek veya tüzel kişilere verilen zararların -hukuken geçerli biçimde ispatlanması şartıyla- idarece tazmininin gerekeceği idare ve sorumluluk hukukunun bilinen ilkelerindendir.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar, idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zararı ifade eder.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
I. Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına karşı taraflarca ve müdahil tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idare ve müdahil tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
II. Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi:
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlığı nedeniyle uğramış olduğu beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi “güç (efor) kaybı tazminatı” olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu “fazladan sarf edilen gücün” oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Davacı tarafından, dava konusu olayda hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla davalı idare aleyhine açılan işbu tam yargı davasında olayla ilgili Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda, davacının sol pelvis taşı nedeniyle operasyona alındığı, her ne kadar tıbbi kayıtlar olmamakla birlikte böbrek taşında tedavi belirlenirken taşın boyutunun endikasyon açısından önemli olduğu, 2 cm’den küçük çaplı taşlarda ilk tercihin ESWL olması gerektiğinin tıbbi literatürde kabul edildiği, ameliyat notunda taşın kalikslere kaçtığı belirtilmiş olduğundan taşın 2 cm’den büyük çapta olmadığının düşünüldüğü ve bu nedenle uygun tedavi yöntemi seçilmemiş olduğu cihetle yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtildiğinden, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
Bununla birlikte, ilk derece mahkemesince, davacının iş gücü (efor) kaybı yönünden tazminatının hesaplandığı 13/06/2017 havale tarihli hesap raporun hükme esas alındığı, söz konusu rapor doğrultusunda sonuç olarak toplam 227.432,50 TL tazminatının davacıya ödenmesine karar verildiği, ancak anılan hesap bilirkişi raporunda, aşağıda belirtilen hususlara uyulmaksızın maddi zarar hesabı yapıldığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, anılan hesap raporu hükme esas alınabilecek nitelikte olmayıp, davacının uğramış olduğu iş gücü (efor) kaybından kaynaklanan maddi zararı yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınarak hesaplanmalıdır:
Öncelikle, davacının muhtemel yaşam süresinin ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmekte olup, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda PMF 1931 hayat tablosunun esas alınması yerinde görülmemiştir.
İkinci olarak, davacının yoksun kaldığı zararın hesaplandığı 13/06/2017 havale tarihli hesap bilirkişisi raporunda, davacının 2014 yılı başında net 1.500,00 TL gelir elde ettiği bilgisine ulaşılarak, bu tutarın 2014 yılındaki asgari ücret olan 765,67 TL’nin 1,95 katı olduğu tespiti yapılarak, net asgari ücretin 1,95 katı esas alınarak davacının yoksun kaldığı zararın hesaplanması yoluna gidildiği görülmekte ise de, iş gücü (efor) kaybına uğrayan kişinin mevcut gelirine bakılmaksızın, bir çalışmanın karşılığı olan herkes için eşit ve objektif bir ölçüt olan net asgari ücret esas alınarak davacının yoksun kaldığı iş gücü (efor) kaybından kaynaklanan maddi zararın hesaplanması gerekirken asgari ücretin 1,95 katı esas alınarak hesaplama yapılmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, işbu bozma kararı üzerine yapılacak yargılama sonucunda hükmedilecek maddi tazminata işletilecek faiz yönünden de yeniden bir karar verileceğinden, davacının faize yönelik temyiz istemi bu aşamada incelenmemekle birlikte; Dairemiz içtihatları doğrultusunda hükmedilecek tazminata işletilecek yasal faizin başlangıcı yönünden dava açılırken talep edilen maddi tazminat miktarı ile miktar artırım dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat miktarı yönünden ayrım yapılmayarak her iki tutarın toplamının “idareye başvuru tarihinden” itibaren, (iş bu dava bakımından da adli yargıda açılan dava tarihinden itibaren) hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamakta olup, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacının maddi tazminat istemi hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların ve müdahilin temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca ve müdahil tarafından yapılan istinaf başvurularının kararın düzeltilmesi suretiyle reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/11/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.