Danıştay Kararı 13. Daire 2021/5136 E. 2022/4292 K. 21.11.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/5136 E.  ,  2022/4292 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/5136
Karar No:2022/4292

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
Vekili : Av…

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av…

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … İli, … Mahallesi’nde toplu taşıma yapılmasına ilişkin 27 adet minibüs hattının, önceden belirlenmiş ve hâlen çalışılmakta olan aynı güzergahta çalışmak üzere kiralama yöntemiyle ihaleye çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Tunceli Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin kesinleşmiş Mahkeme kararının kaldırılarak, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru üzerine verdiği karar uyarınca yeniden yargılama yapılması istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; dava konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada Mahkemelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, anılan kararın Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 16/04/2018 tarih ve E:2018/88, K:2018/1425 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, ancak davacı tarafından söz konusu karara karşı Anayasa Mahkemesi’ne herhangi bir bireysel başvuruda bulunulmadığı, yargılamanın yenilenmesi talep edilen karara esas alınan bir ilâm hükmü bulunmadığı gibi yargılamanın yenilenmesi istemine dayanak gösterilen Anayasa Mahkemesi kararının taraflarının farklı olduğu anlaşıldığından, davacının yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların 2577 sayılı Kanun’un 53. maddesinde yer alan yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında yer almadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa Mahkemesi kararında idare tarafından tesis edilmiş olan dava konusu işlem nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlâl edildiği yönünde karar verildiği, ihlâlin mahkeme tarafından giderilemediği ve bu nedenle tekrar yargılama yapılması gerektiği sonucuna varıldığı, Anayasa Mahkemesi kararından sonra … İdare Mahkemesi kararıyla dava konusu işlemin iptal edildiği, görülen dava ile Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkının ihlâli sonucuna varılan karardaki davalı idare ve dava konusu işlemin aynı olduğu, dolayısıyla mülkiyet hakkının burada da ihlâl edildiği; vekâlet ücreti yönünden, yeni bir dava açılmadığı, var olan bir davada yargılamanın yenilenmesinin istenildiği, daha önce davanın reddedilmesi nedeniyle bir vekâlet ücreti ödendiği, ikinci defa vekâlet ücreti ödenmesine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu, emsal kararların da bu yönde olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Dairelerince, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihâî kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usûl ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu’nun 53. maddesinin 1. fıkrasında, yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği hâller tahdidî olarak sayılmış, “Yargılamanın Yenilenmesi Usûlü” başlıklı 55. maddesinde, “(…) 2. Karşı tarafın savunması alındıktan sonra istekler incelenir ve kanunda yazılı sebepler varsa davaya yeniden bakılarak karar verilir. 3. Yargılamanın yenilenmesi istemleri, kanunda yazılı sebeplere dayanmıyor ise, istemin reddine karar verilir. (…)” kuralına yer verilmiştir.

2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323. maddesinde; “Yargılama giderleri şunlardır: … ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.(…)”, 326. maddesinde; “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.(…)” kuralı yer almıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.”; kuralına yer verildiğinden, avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade etmektedir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu ile atıfta bulunulan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yargılama giderlerine ilişkin kurallarına göre avukatlık ücretinin yargılama giderlerine dahil olduğu, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği ve avukatın yargılamadaki hukukî yardımının karşılıksız bırakılamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, Kanunda yargılamanın yenilenmesi istemlerinin reddi hâlinde vekâlet ücretine hükmedilmesini sınırlandıran veya yasaklayan bir kural bulunmamaktadır. Keza Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde de, yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi hâlinde vekâlet ücretine hükmedilmeyeceği hususunda bir kurala yer verilmemiştir.
Yargılamanın yenilenmesi olağanüstü kanun yolları arasında düzenlenmekte ise de, esasen kanun yolu olarak niteliği tartışmalıdır ve diğer kanun yollarından ayrılır. Şöyle ki, nihâî bir kararın denetlenmesini sağladığından kanun yolları arasında düzenlenmekle birlikte, diğerlerinden farklı olarak kesinleşen bir kararın yeniden ele alınmasını sağlamakta ve dava şeklinde görülen bir hukukî çare olarak karşımıza çıkmaktadır. (ÖZEKES, Muhammed, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, C. III, 15. Bası, İstanbul, 2017, s.2324)
Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi’nin “Avukatlık ücretinin kapsadığı işler” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında, tarifede yazılı avukatlık ücretinin, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığı olduğu ifade edildiğinden, Mahkemece hükmedilen vekâlet ücretinin hüküm kesinleşinceye kadar avukatça yapılan hukukî yardımın karşılığı olduğu, hüküm kesinleştikten sonra yapılan hukukî yardımları kapsamadığı açıktır. Yargılamanın yenilenmesi istemi kesinleşen kararı yeniden ele almaya yarayan, yeni bir dava gibi tekemmül sürecine tâbi olan ve istemin reddi veya kabulü yönünde verilen kararın olağan kanun yolu incelemesine tâbi kılındığı bir hak arama yolu olduğundan, hükmün kesinleşmesinden sonra vâki olan yargılamanın yenilenmesi talebinin incelendiği safhada yapılan hukukî yardım Tarifenin anılan hükmüne göre yeni bir vekâlet ücretini gerektirmektedir.

2577 sayılı Kanun’un 55. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, yargılamanın yenilenmesi istekleri karşı tarafın savunması alındıktan sonra incelendiğinden, yargılamanın yenilenmesi isteminin niteliği, Kanun’da belirlenen bu özel usûl ve tarifedeki ifade ile birlikte değerlendirilmelidir. Kesin hüküm elde edildikten sonra başvurulan ve yeni bir dava gibi görülen bu istem üzerine karşı tarafın avukat aracılığı ile savunma verdiği durumlarda yeni bir avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekmektedir.
Aksi yaklaşım, kesinleşmiş bir mahkeme kararının sınırlı sayıda sebeple yeniden tartışmaya açılmasına neden olan yargılamanın yenilenmesi isteminin olağanüstü ve istisnaî niteliği nazara alındığında da isabetli olmayacaktır. Zira, yargılamanın yenilenmesi talep edildiğinde kesinleşen mahkeme kararı nedeniyle karşı tarafın hukukî durumunda beklenmedik ve istenmeyen bir değişimin ortaya çıkması ihtimali söz konusu olacağından, karşı taraf bu hususa karşı savunma yapılması için bir avukatın hukukî yardımına başvurabilecektir.
Bu itibarla, yargılamanın yenilenmesi istemine karşı davalı idare vekili savunma verdiği için yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığından bahisle istemin reddedilmesi üzerine davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmiş olması usûl hükümlerine uygundur.
Nitekim, Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulu’nun 24/02/2020 tarih ve E:2020/48, K:2020/62 sayılı “Bölge İdare Mahkemesi Kararları Arasındaki Aykırılığın Giderilmesi İstemi Hakkında Kararı”nda, “… Mahkemece yargılama sonucunda, koşulları oluşmadığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiş olsa da, bu süreçte ilgili dava dilekçesinin kendisine tebliğinden sonra süresi içinde vekili aracılığıyla savunma veren tarafça yapılan hukukî yardımın karşılıksız bırakılamayacağı, dolayısıyla, söz konusu taraf lehine, uyuşmazlığın çözümünde göstermiş olduğu emek ve çabaların karşılığı olarak vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği…” belirtilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay uygulamasının da yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığından bahisle reddi hâlinde vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18/05/2022 tarih ve E:2022/3628, K:2022/4647 sayılı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 01/06/2022 tarih ve E:2022/3501, K:2022/5304 sayılı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 26/05/2022 tarih ve E:2021/1353, K:2022/2900 sayılı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 24/05/2022 tarih ve E:2021/4358, K:2022/3680 sayılı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 25/05/2022 tarih ve E:2022/5746, K:2022/6449 sayılı, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 25/05/2022 tarih ve E:2022/2419, K:2022/7879 sayılı kararları)

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 21/11/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
(Esas Yönünden)
Tunceli Belediye Meclisi’nin dava konusu olan … tarih ve … sayılı kararıyla; il merkezinde … Mahallesi ile … minibüs hatlarının … tarih, … sayılı ve … tarih, … sayılı Encümen kararları ile ihalesiz tahsis edildiği, daha sonraki yıllarda ilaveler yapılmak suretiyle … Mahallesi minibüs sayısının 33, … Mahallesi minibüs sayısının 27’ye ulaştığı, gerek 1580 sayılı ve gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (f) ve (p) bentleri gereğince şehir içi toplu taşımaya ilişkin tüm hakların belediyeye ait olduğu, ihale yapılmadan tahsis suretiyle verilen ve yıllardır devam eden bu uygulamanın yasaya uygun olmadığı ve kazanılmış haktan bahsedilemeyeceği, imtiyaz hakkı veya kira ücreti ödenmeden bu hatların kullanılmasının mümkün bulunmadığı ifade edilerek, mevcutta bulunan 33 adet … Mahallesi minibüs hattı ile 27 adet … Mahallesi minibüs hattının Belediye Meclisince önceden belirlenmiş ve halen çalışmakta olan aynı güzergahta çalışmak üzere kiralama yöntemi ile ihaleye çıkılmasına, kira süresinin 3 yıl olarak belirlenmesine, ihale ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek için Encümen’e yetki verilmesine karar verilmiştir.
Aralarında davacının da bulunduğu, adlarına hat tahsisli olan ilgililer, Meclisin … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle ayrı ayrı dava açmışlar ve açtıkları bu davalar redle sonuçlanmış, ayrıca bu kararlar kanun yolundan geçerek kesinleşmiştir.
Bu davacılardan … Mahallesi minibüs hattında adına tahsis bulunan (26) kişi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne ayrı ayrı bireysel başvuruda bulunulmuş olup, Anayasa Mahkemesi’nce bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle birleştirilmesine karar verilmiş, 2018/20720 başvuru numaralı dosya üzerinden başvuruların incelenmesi neticesinde verilen 07/04/2021 tarihli kararıyla, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere … İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Davacı, aleyhine neticelenen davada verilen kararın kesinleşmesinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmamış ise de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nce, bireysel başvuruda bulunan (26) kişinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu saptanan işlem, Tunceli Belediye Meclisi’nin … tarih ve … sayılı kararıdır. Bireysel başvuruda bulunmamış olsa da, yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan davacı da, Tunceli Belediye Meclisi’nin … tarih ve … sayılı kararının tarafı durumundadır. Dolayısıyla davacı da, Tunceli Belediye Meclisi’nin … tarih ve … sayılı kararı ile Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ihlal edilen kişi durumundadır.
Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararında; başvuruculara şehir içinde ücret karşılığı yolcu taşıma imtiyazı veren hat tahsisinin ilk olarak 1987 yılında yapıldığı, ihalesiz olarak gerçekleşen bu tahsisten sonra başvurucuların iptal tarihine kadar yolcu taşıma işini yaptığı, idarenin aradan geçen bu uzun süre boyunca herhangi bir müdahalede bulunmadığı gibi işgaliye harcı ve benzeri ücretler karşılığında başvuruculara yer gösterdiği ve faaliyetlerini kolaylaştıracak çeşitli imkanlar tanıdığı, idarenin bu tutumunun başvurucularda uzun zamandan beri süregelen faaliyetlerini sürdürecekleri yönünde haklı bir beklenti oluşturmuş olduğu, dolayısıyla tahsislerin iptali şeklindeki müdahalenin başvurucular açısından öngörülebilir olduğunu söylemenin mümkün olmadığı, şehir içi yolcu taşımacılığı gelir getiren bir iş olup bu işin ancak adına tahsis bulunan kişiler tarafından yapılabildiği gözönünde bulundurulduğunda tahsisin başvurucular açısından şahsi bir hak ve ekonomik bir mal varlığı değeri ifade ettiği, olayın koşulları altında minibüs hattı tahsisinin başvurucular yönünden Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında mülk teşkil ettiği yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin bu tespiti karşısında; başvuru konusu olayın koşulları ve mülkiyet hakkının varlığı açısından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunanlar ile bulunmayanlar benzer durumda olup, aralarında hakkın özü açısından bir farklılık bulunmamaktadır. Bireysel başvuruda bulunanlar da bulunmayanlar da, mülkiyet hakkının ihlaline neden olan Belediye Meclisi’nin … tarih ve … sayılı kararının tarafıdır. Anayasa Mahkemesi, Belediye Meclisi’nin bu kararının adına tahsis bulunan bu kişilerin özel durumlarından bağımsız olarak mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Dolayısıyla mülkiyet hakkı ihlal edilenler yalnızca bireysel başvuruda bulunanlar değildir. Bireysel başvuruda bulunmamış olmakla birlikte dava konusu işlemin tarafı olan ve adına minibüs hattı tahsisi bulunan diğer kişiler de, Anayasa Mahkemesinin tespitleri ışığında mülkiyet hakkı ihlal edilen durumundadır. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı, idari işlemin tarafı olan ancak bireysel başvuruda bulunmayanlar açısından da mülkiyet hakkının ihlali noktasında bir hükmü ifade etmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nce temel bir hakkın ihlal edildiğine karar verilmesinden sonra, 2577 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü, yalnızca bireysel başvuruda bulunanlar ile sınırlı tutulabilir ise de; hak ihlalinin konusunu oluşturan bir idari işleme taraf olan herkesin aynı koşullar altında bulunduğu ve hepsinin de mülkiyet hakkının ihlal edildiği bir durumda, bireysel başvuruda bulunmamış olanların da yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir. Aksine yapılacak katı bir yorum ile aynı idari işlemin tarafı olan ve hakları ihlal edilen kişilerden bireysel başvuruda bulunanların mülkiyet hakkının ihlal edilmesinin sonuçları yeniden yapılacak yargılama ile ortadan kaldırılırken, bireysel başvuruda bulunmayanlar açısından mülkiyet haklarının ihlal edilmesinin sonuçlarının ortadan kaldırılamamasına ve ihlalin devam etmesine neden olacaktır.
Diğer yandan, bireysel başvuruda bulunmayanlar açısından, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru üzerine verdiği ihlal kararının sonuçlarından faydalanmak için bu durumu yeni bir hukuki durum olarak nitelendirmek suretiyle 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında işlemi tesis eden idareye başvurabileceği savunulabilir ise de, 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında yapılan başvuruların, başvuru tarihinden ileriye yönelik hukuki sonuç doğurduğu; 2577 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü durumunda ise, hak ihlalinin, bu ihlale neden olan idari işlemin tesis edildiği tarihten itibaren sonuçlarının ortadan kaldırılmasına imkan verdiği anlaşılmaktadır. Bir hukuk devletinde adaletli ve hakkaniyete uygun olanın ise, idari bir işlem ile temel bir insan hakkı ihlal ediliyorsa, ihlal tarihinden itibaren ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve hakkı ihlal edilen kişilerin üzerinde katlanması gereken aşırı bir yük bırakılmamasıdır.
Belirtilen nedenlerle, dava konusu işlem ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğinde kuşku bulunmayan davacının, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü gerektiğinden, temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

(XX) KARŞI OY :
(Vekâlet Ücreti Yönünden)
Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararlara Karşı Başvuru Yolları” başlıklı Üçüncü Bölümünde düzenlenmiş olan ve Kanun’da yazılı sebeplerin varlığı hâlinde kesinleşmiş hükmün, yine hükmü veren Mahkeme tarafından ortadan kaldırılmasına ve “davaya yeniden bakılmasına”, uyuşmazlık ile ilgili olarak “yeni bir karar verilmesine” imkân tanıyan bir kanun yoludur.
Anılan Kanun’da bu müessese, Kanun’da sayılan şartlar gerçekleştiği zaman davanın yeniden incelenmesine imkan tanıyan “olağanüstü kanun yolu” olarak düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine Mahkemece öncelikle yeni bir yargılamaya gidilip gidilemeyeceğine dair bir inceleme/değerlendirme yapılarak ilgili uyuşmazlığın yeniden dava konusu edilebilmesine ilişkin koşulların varlığı veya yokluğu tespit edilmektedir.
Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “İadei muhakeme” başlıklı 10. maddesinde de, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü üzerine cereyan edecek davaların, yeni davalar gibi harca tabî olduğu kurala bağlanmıştır.
Kanun koyucu, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü üzerine cereyan edecek davaları, “yeni bir dava” gibi nitelendirmiş ve bu noktada kesinleşmiş yargı kararının ortadan kaldırılarak davaya yeniden bakılmasını, yargılamaya yeniden başlanılmasını öngörmüştür.
Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmesi durumunda ise, davaya yeniden bakılmasından ya da yeni bir yargılamadan ve yeni bir davanın varlığından söz etmek mümkün değildir. Çünkü yeniden yargılama yapılmasını gerektiren koşulların bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olduğundan, “kesinleşmiş yargı kararı” varlığını sürdürmektedir. Bu aşamaya kadar olan süreç eski yargılamanın devamı niteliğindedir.
Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde vekâlet ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, 168. maddenin son fıkrasında ise vekâlet ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı belirtilmiştir.
Diğer yandan, başvuruya konu mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, bu Tarifede yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığı olduğu ifade edilmiş, hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukatın bu ücretin tamamına hak kazanacağı kuralı getirilmiş, ancak olağan ve olağanüstü kanun yollarında faydalanılan avukatlık hizmeti nedeniyle (duruşma yapılması hariç) vekâlet ücretine hükmedileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Yukarıda yer verilen düzenlemelerin ve tarife hükümlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, bir davada haklı bulunan taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için avukatlık hizmetinin ilk derecede karar verilinceye kadar sunulmuş olması gerektiği, olağan ya da olağanüstü kanun yollarında verilen avukatlık hizmeti nedeniyle (duruşma yapılması hariç) vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulması üzerine karşı tarafın savunması alınmakla birlikte, istem kabul edilmedikçe davaya yeniden bakılamayacağından ortada görülüp karara bağlanmış yeni bir dava varmış gibi kabul edilerek vekâlet ücretine hükmedilmesi mümkün değildir. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiş olması, olağanüstü bir kanun yoluna başvurulup bir sonuç alınamaması anlamına geldiğinden karşı tarafın vekil aracılığıyla yaptığı savunma, taraf lehine olan kesinleşmiş yargı kararının varlığını sürdürmesine hukukî yardımda bulunulmasını ifade etmektedir.
Olağan kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma nedeniyle kanun yolu başvurusunun reddi üzerine vekâlet ücretine hükmedilmiyorsa, olağanüstü kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma nedeniyle istemin reddi üzerine de vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekir. Zira olağan kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma için vekâlet ücretine hükmedilmemesi noktasında idari yargı yerleri arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bu itibarla, olağan kanun yolu ile olağanüstü kanun yolu aşamasında yapılan savunma nedeniyle istemin reddi durumunda vekâlet ücretine hükmedilmemesi noktasında bir farklılık olmaması gerekir. Savunma ile yapılan hukuki yardımın birisi kesin hüküm elde edilmesine, diğeri de kesin hükmün korunmasına yönelik olup sağladığı hukuki fayda aynı niteliktedir. Aksine bir yorum, aynı kesin hüküm için bir yerine iki kez vekâlet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır.
Bu kapsamda, Mahkemece, yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan tarafça ileri sürülen sebepler yerinde bulunmayarak istemin reddedilmesi nedeniyle yeni bir yargılama sürecinin başlamasına gerek görülmediğinden, bir başka deyişle, bu aşamaya kadar olan süreç eski yargılamanın devamı niteliğinde olduğundan, karşı taraf lehine vekâlet ücreti takdirinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, temyize konu Mahkeme kararının hüküm fıkrasında yer alan “kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.040,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine” ibaresinin 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca hüküm fıkrasından çıkarılması ve kararın bu şekilde düzeltilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmakla, çoğunluğun verdiği karara bu yönden katılmıyorum.

(XXX) KARŞI OY:
(Vekâlet Ücreti Yönünden)
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay’ın kararı düzelterek onayacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı Kanun’un 55. maddesinin 2. fıkrasında, yargılamanın yenilenmesi isteminin, karşı tarafın savunması alındıktan sonra inceleneceği ve kanunda yazılı sebepler varsa davaya yeniden bakılarak karar verileceği kural altına alınmıştır.
İdare Mahkemesince, davacı tarafından ileri sürülen yargılamanın yenilenmesi sebepleri yerinde bulunmayarak istemin reddedilmesi nedeniyle yeni bir yargılama sürecinin başlamasına gerek görülmediği dikkate alındığında, ancak yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü hâlinde istem yeni bir davaya dönüşeceğinden ve bu aşamaya kadar olan süreç eski yargılamanın devamı niteliğinde olduğundan, davalı idare lehine vekâlet ücreti takdirine gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, … İdare Mahkemesi’nce verilen kararın hüküm fıkrasındaki, “kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılması ve kararın bu şekilde düzeltilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.