DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1768 E. , 2022/3223 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1768
Karar No : 2022/3223
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI): … Derneği
VEKİLİ) : Av. …
2- (DAVALI): … Kurumu
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2019/4145, K:2021/3844 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 01/10/2019 tarih ve 30905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 26/09/2019 tarih ve 8851 sayılı Dağıtıcı ve Bayi Marjlarının Paylaşımına İlişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2019/4145, K:2021/3844 sayılı kararıyla;
4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası, 5. maddesinin dördüncü fıkrasının (g) ve (i) bentleri; 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 1. maddesi, 3. maddesinin birinci ve dokuzuncu fıkraları, 7. maddesinin beşinci fıkrası, 10. maddesinin birinci, on birinci, on dördüncü fıkraları ve 5015 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrası ile 15. maddesine yer verilerek,
26/09/2019 tarih ve 8851 sayılı Dağıtıcı ve Bayi Marjlarının Paylaşımına İlişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararıyla, petrol piyasasında oluşan toplam marjın paylaşımına yönelik olarak, toplam marjın tespitine, marj paylaşımında asgarî oranların belirlenmesine ve şeffaflığın sağlanmasına yönelik lisans sahiplerinin birbirlerine karşı yükümlüklerine dair düzenlemeler yapıldığı, Petrol piyasasında oluşan toplam marjın paylaşımı ve şeffaflığın sağlanmasına yönelik olarak lisans sahiplerinin birbirlerine karşı yükümlülükleri konusunda, 4628 sayılı Kanun, 5015 sayılı Kanun ve Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğü çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerektiği,
1. Genel olarak Kurumun yetkisinin değerlendirilmesi:
4628 sayılı Kanun ve 5015 sayılı Kanun ile petrol piyasası faaliyetlerinin güven ve istikrar içerisinde geliştirilerek sürdürülmesi amacıyla, tüketicinin ve piyasa taraflarının çıkar ve beklentileri ile kamu politikalarının ilkelerini ortak paydada buluşturacak, şeffaf, eşitlikçi ve verimli işleyişi sağlayacak, rekabet kurallarına uygun, güvenli ve istikrarlı bir yapının kurulmasının hedeflendiği; bu nedenle, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun, petrolün güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin petrol piyasalarında yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamakla görevli ve yetkili olduğu; Kurumun, anılan Kanunlarda tanınan yetkiler dâhilinde, lisans kapsamındaki faaliyetlerin kısıtlanması veya faaliyetin yürütülmesine ilişkin olarak özel şartlar belirlenmesi konularında düzenlemeler yapma yetkisi bulunduğu; Kurumun bu işlevini yerine getirmek üzere piyasa ile ilgili faaliyetlerin yönlendirilmesi, gözetimi, denetimi ve benzeri konulara ait usûl ve esasa ilişkin düzenleme yapabileceği,
Nitekim, petrol piyasası ile ilgili olarak düzenlemeler yapma yetkisine sahip olan davalı idarenin, kendisine tanınan bu yetkiyi dava konusu Kurul kararını yürürlüğe koymak suretiyle kullandığı,
İdarelerin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanları düzenleyici işlemler ile objektif bir şekilde düzenlemesi gerektiği; idarelerin, işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve kanunlarla çizilen çerçeve içinde takdir yetkilerini kullanmaları ve bu yetkilerini kullanırken kamu hizmetinin gereklerini ve kamu yararını göz önünde bulundurmaları gerektiğinin açık olduğu,
2. Dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin incelenmesi:
Dava konusu Kurul kararının “Toplam marj ve asgarî marj paylaşım oranları” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında, toplam marjın (dağıtıcı ve bayi), dağıtıcı tarafından bayiye benzin ve motorin türleri için tavsiye edilen veya tavan olarak belirlenen fiyattan ilgili bayiye en yakın rafineri çıkış fiyatı düşülerek bulunacağı, aynı ilde birden fazla rafineri olması durumunda en düşük fiyatın esas alınacağı; ikinci fıkrasında, birinci fıkra kapsamındaki toplam marjın en az %55’inin bayi marjı olacak şekilde dağıtıcı ile bayi arasında serbestçe belirleneceği; üçüncü fıkrasında, bayinin dağıtıcısı tarafından kendisi için tavsiye edilen veya tavan olarak belirlenen fiyattan indirim yaparak satış yapması durumunda, yapılan indirimlerin bayi marjından karşılanacağı; dördüncü fıkrasında, elektronik sistemler ile yapılan satışlarda esas alınan toplam marjın, indirimli satış fiyatı üzerinden hesaplanacağının kurala bağlandığı,
Uyuşmazlığın çözümü için, genel olarak idarenin düzenleme yetkisinin kapsamı ve bu bağlamda idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisi üzerinde durulması gerektiği,
Anayasa’nın 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceğinin belirtildiği; bu düzenlemenin, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturduğu,
İdarenin düzenleme yetkisinin ikincil (türev) nitelikte olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı; Anayasa’ya göre, idarenin, düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gerektiği; kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılması gerektiği, kanun hükmü, bir konunun yönetmelikle düzenlenmesini öngörüyorsa, düzenlemenin yönetmelikle yapılmasının zorunlu olduğu,
Kurallar hiyerarşisine göre, kurallar arasında altlık ve üstlük ilişkisinin söz konusu olduğu ve her kuralın geçerliliğini bir üst hukuk kuralından aldığı; başka bir anlatımla, kurallar hiyerarşisinin, her kuralın hiyerarşik olarak sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına geldiği, bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan kuralın, kendisinden üstte bulunan kurala aykırı hükümler içeremeyeceği; bu çerçevede, alt kural niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst kurallara aykırı bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kurallar hiyerarşisinde kendinden önce gelen kurallara aykırı düzenlemeler getiremeyeceği,
Dava konusu Kurul kararının “Hukukî dayanak” başlıklı 3. maddesinde, bu kararın, 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesi ile 5015 sayılı Kanun’un 1., 3., 10. ve 22. maddelerine dayanılarak hazırlandığının belirtildiği, söz konusu düzenlemeler çerçevesinde davalı idarenin dava konusu alandaki düzenleme yetkisinin ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının irdelenmesi gerektiği,
4628 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (Kurum), tüzel kişilerin yetkili oldukları faaliyetleri ve bu faaliyetlerden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tanımlayan Kurul onaylı lisansların verilmesinden, işletme hakkı devri kapsamındaki mevcut sözleşmelerin bu Kanun hükümlerine göre düzenlenmesinden, piyasa performansının izlenmesinden, performans standartlarının, dağıtım ve müşteri hizmetleri yönetmeliklerinin oluşturulmasından, tadilinden ve uygulattırılmasından, denetlenmesinden, bu Kanun’da yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan ve bunların denetlenmesinden ve piyasada bu Kanun’a uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumlu olduğu; aynı maddenin altıncı fıkrasında, Kurumun temsil ve karar organının Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) olduğu; 5/B maddesinde, Kurul’un petrol piyasası ile ilgili olarak, 5015 sayılı Kanun hükümlerini uygulamak, piyasa faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri yapmak ve yürütülmesini sağlamak, petrol faaliyetlerine ilişkin plan, politika ve uygulamalarla ilgili Kurum görüş ve önerilerini belirlemek, petrol piyasası faaliyetleriyle ilgili denetleme, ön araştırma ve soruşturma işlemlerini yürütmek, yetkisi dahilindeki ceza ve yaptırımları uygulamak, dava açmak da dahil olmak üzere her türlü adlî ve idarî makama başvuru kararlarını almak, uluslararası organizasyon ve teşkilatların petrol piyasasına ilişkin uygulamalarını izlemek, petrol piyasasında lisans ve lisanslarla ilgili işlem bedellerini belirlemek, petrol piyasasında faaliyet gösteren kişilerin denetlenmiş malî tablolarını incelemek veya incelettirmek, petrol piyasasında faaliyet gösteren kişilerden istenecek olan, hizmet güvenilirliği, hizmet dışı kalmalar ve diğer performans ölçütleriyle ilgili raporların kapsamını belirlemek ve düzenli olarak Kurul’a vermelerini sağlamak, 5015 sayılı Kanun hükümlerine, çıkarılan yönetmelik hükümlerine, Kurul tarafından onaylanan tarife ve yönetmeliklere, lisans hüküm ve şartlarına ve Kurul kararlarına aykırı davranıldığı durumlarda, idarî para cezası vermek ve lisansları iptal etmek görevlerini yerine getireceğinin kurala bağlandığı,
5015 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’un amacının, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak olduğu; ikinci fıkrasında, bu Kanun’un, petrole ilişkin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerinin sağlanmasına ve geliştirilmesine yönelik, düzenleme, yönlendirme, gözetim ve denetim işlemlerini kapsadığı; 3. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, Kurum’un, bu Kanun’da tanınan yetkiler dahilinde, lisans gerektiren faaliyet ve/veya işlemlerin kapsamları, lisans ile kazanılan hak ve üstlenilen yükümlülükler, lisans kapsamındaki faaliyetlerin kısıtlanması ve faaliyetin yürütülmesine ilişkin olarak özel şartlar belirlenmesi konularında düzenlemeler yapmaya yetkili olduğu, 10. maddesinin birinci fıkrasında, petrol alım satımında fiyatların, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa koşullarına göre oluşacağı; on birinci fıkrasında, rafinerici ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatların, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri tarafından hazırlanan tavan fiyatlar olarak Kurum’a bildirileceği; on dördüncü fıkrasında, petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması hâlinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına Kurum’un yetkili olduğu; 22. maddesinin ikinci fıkrasında ise, Kurum’un yetkilerini Kurul kararıyla özel nitelikli kararlar almak suretiyle de kullanabileceği, özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendiren hususlar ile yapılacak düzenlemeleri açıklamak amacıyla çıkarılacak tebliğlerin, basın ve yayın araçlarıyla veya özel bültenlerle duyurulacağı kuralının yer aldığı,
Öte yandan, 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinin gerekçesinde, petrol fiyatlarının en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa koşullarına göre oluşacağı, fiyatların serbest piyasada oluşumu ile, ülkemizdeki petrol ürünlerinin fiyatlarının her aşamada dış pazarlardaki fiyat dengeleri paralelinde oluşumunun amaçlandığı, Kurum’un haklı gerekçelere dayanması hâlinde fiyatlara müdahale edebileceği,
5015 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasında, Kanun’un 10. maddesinde yer alan, olağanüstü hâllerde taban ve/veya tavan fiyat belirlemeye, tarife veya tavan fiyat oluşturmaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, piyasaya arz edilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının serbestçe oluşacağı; 15. maddesinde, piyasada faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması hâlinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, Kurul kararıyla her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitinin yapılabileceği, gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği,
Akaryakıt piyasasına söz konusu müdahalede bulunulabilmesi için her ne kadar Kanun’un lafzında, petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması gerektiği belirtilmiş ise de, Kurum’un anılan hususun tespitine yönelik başka bir idareden görüş alma, inceleme/soruşturma yapılmasını isteme gibi bir zorunluluğu bulunmadığı zira, Kurum’a haklı gerekçeler bulunması hâlinde taban ve/veya tavan fiyat tespit edebileceğine ilişkin olarak yetki verildiği,
5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, petrol piyasasında akaryakıt fiyatının oluşumunda rekabetçi serbest piyasa oluşumunun esas alındığı, bu itibarla, rafinerici ve dağıtıcının, lisansları kapsamındaki piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatların “en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu” dikkate alınarak oluşturulacağı kurala bağlandığından, belirtilen kurala işlerlik kazandırmak amacıyla, piyasada rekabetin bozulduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurum’a, serbest fiyat oluşumuna müdahale etme ve her defasında iki ayı aşmamak üzere tavan fiyat tespiti konusunda yetki verildiği, bu çerçevede, dağıtıcı ve bayi marjlarının en yakın serbest piyasa oluşumu gözetilerek belirlenmediğinin veya fiyatın rekabetin bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzer bir şekilde oluştuğunun tespit edilmesi durumunda, Kurum tarafından tavan fiyat tespiti uygulamasına gidilebileceği,
Gerek 4628 sayılı Kanun gerekse 5015 sayılı Kanun uyarınca, Kurum’un, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesi konusunda yetkisi bulunmakta ise de, dağıtıcı ve bayi arasındaki toplam marjın paylaşımına ilişkin düzenleme yapma yetkisinin davalı idareye kanunla verilmediği,
Dava konusu Kurul kararının 4. maddesi kapsamında yapılan düzenlemelerin, Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğü yönünden de değerlendirilmesi gerektiği,
Anayasa’nın 48. maddesinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu, özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu, Devletin, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağının belirtildiği; 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağının kurala bağlandığı,
5015 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının on numaralı bendinde, bayilik, karşılıklı yükümlülüklerin ekinde fizibilite olan bir sözleşmeye bağlanarak akaryakıt dağıtım şirketleri tarafından gerçek ve tüzel kişilere akaryakıt kullanıcılarına ikmali yetkisi verilmesi işlemi olarak tanımlandığı; anılan Kanun’un “Bayiler” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında ise, bayi lisanslarına ilişkin düzenlemelerin (teknik, güvenlik, kapasite, çevre vb.) Kurum tarafından yapılacağının, bayilerin, dağıtıcıları ile yapacakları tek elden satış sözleşmesine göre bayilik faaliyetini yürüteceklerinin belirtildiği,
Yapılacak sözleşmenin unsurlarından birinin de sözleşmenin bedeli olduğu; sözleşmedeki bedelin bir unsuru olan dağıtıcı ve bayi arasında toplam marjın paylaşımının taraflarca serbest olarak belirlenmesinin asıl olduğu; nitekim, dağıtıcı ve bayi arasında toplam marjın paylaşımı konusundaki anlaşma serbestisinin de sözleşme özgürlüğü kapsamında olup anayasal koruma altında olduğu; sözleşme serbestisini sınırlayacak nitelikteki bir kuralın ise, yine Anayasa’da tanımlanan sınırlama sebeplerine uygun olarak kanunla konulması gerektiği,
4628 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Kanun’da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na, piyasa faaliyetlerine ilişkin hususlarda düzenleme yapma yetkisi verilmiş ise de, dağıtıcı ile bayi arasında toplam marjın paylaşımı konusunda Kuruma yetki veren bir kural bulunmadığı,
Bu itibarla, davalı idarenin petrol piyasası alanında düzenleme yapma yetkisi kapsamında, dağıtıcı ve bayi arasında toplam marjın belirlenmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasında hukuka aykırılık, toplam marjın en az %55’inin bayi marjı olacak şekilde ve bayinin dağıtıcısı tarafından kendisi için tavsiye edilen veya tavan olarak belirlenen fiyattan indirim yaparak satış durumunda yapılan indirimlerin bayi marjından karşılanacağı ve elektronik sistemler ile yapılan satışlarda esas alınan toplam marjın, indirimli satış fiyatı üzerinden hesaplanacağı yönündeki dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise hukuka uygunluk bulunmadığı,
Her ne kadar, davalı idarece, 20/02/2015 tarih ve 29273 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca petrol piyasasında iki ay süreyle uygulanacak akaryakıt fiyatının tespitine ilişkin 19/02/2015 tarih ve 5486 sayılı Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, Dairelerinin 28/03/2018 tarih ve E:2015/1035, K:2018/1187 sayılı kararıyla, Kurum’un “üst sınır marjın oransallığını belirleme hakkının” bulunduğunun kabul edildiği, dağıtıcı ile bayi arasında kâr marjı oranı belirlenmesi işleminde, sözleşme özgürlüğüne müdahalenin ölçüsüz olmadığı sonucuna varılarak söz konusu Kurul kararıyla toplam marjın en az %60’ının bayi lehine olmasına yönelik düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde verilen karardaki gerekçe dikkate alınmak suretiyle, dava konusu Kurul kararıyla, dağıtıcı ve bayi arasında toplam marjın en az %55’inin bayi marjı olarak belirlendiği ileri sürülmüş ise de, anılan Kurul kararının, 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası uyarınca, petrol piyasasında iki ay süreyle uygulanacak akaryakıt fiyatının tespitine yönelik tavan fiyat uygulaması kapsamında tesis edildiği, kâr marjı hesaplanmadan tavan fiyat uygulamasının söz konusu olamayacağı, anılan Kurul kararıyla da üst sınır marjının %60-%40 oransallığında öngörüldüğü, dava konusu Kurul kararının ise, 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası kapsamında, tavan fiyat uygulamasına yönelik bir karar olmadığı, … tarih ve … sayılı Kurul kararı ile dava konusu Kurul kararının hukukî niteliği farklı olduğundan, anılan Dairemiz kararında, kâr marjının oransallığı yönünden yapılan değerlendirmeler, bakılan davada emsal teşkil etmeyeceğinden bu konudaki iddialara itibar edilmediği,
3. Dava konusu Kurul kararının diğer maddelerinin incelenmesi;
Dava konusu Kurul kararının 1. maddesinde, bu kararın amacına; 2. maddesinde, kapsamına; 3. maddesinde, hukukî dayanağına; 8. maddesinde, yürürlük tarihine ve 9. maddesinde, bu kararın kim tarafından yürütüleceğine ilişkin düzenlemelere yer verildiği,
Dava konusu Kurul kararının “Bayilik lisansı sahiplerine yansıtılmayacak maliyetler” başlıklı 5. maddesinde, ulusal stok maliyetinin, ulusal marker ve dağıtıcı marker maliyetinin, ithalat veya dağıtıcılar arası ticaret yoluyla temin gibi kaynaklardan alım ile rafineri çıkış fiyatları arasındaki farklılıklardan kaynaklanabilecek ilave maliyetlerin, farklılaştırılmış ürünlere ilişkin katkı maliyetinin, harmanlama maliyetinin, otomasyon kurulum ve işletim maliyeti gibi ilgili mevzuata göre dağıtıcı sorumluluğunda olan veya bayiye teslimden önceki aşamalarda gerçekleştirilen iş ve işlemlere ilişkin maliyetlerin, herhangi bir ad altında bayilere ayrıca yansıtılamayacağı; “Bayilik lisansı sahiplerinin yükümlü oldukları maliyetler” başlıklı 6. maddesinde, bayilik faaliyetleri kapsamında dağıtıcıdan hizmet alınması sonucu ortaya çıkan maliyetlere (istasyon kira gideri, kıyafet gideri, nakliye gideri, tank temizliği gideri, eğitim gideri, kalibrasyon gideri, demontaj gideri vb.) hangi tarafın ne oranda katlanacağı hususunun sözleşmelerle belirleneceği; “Şeffaflık” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, her hâl ve durumda sözleşmelerde açık şekilde ismi zikredilmeyen, kapsamı ve mahiyeti tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tanımlanmayan hiçbir maliyet, bedel veya ücretin bayilere yansıtılamayacağı; ikinci fıkrasında ise, bu Karar çerçevesinde tarafların birbirlerine, düzenledikleri faturaların kapsamına ve fatura bedeline yönelik detaylı bilgilendirme yapacağı kuralına yer verildiği,
4628 sayılı Kanun ve 5015 sayılı Kanun’la, tüketicinin ve piyasa taraflarının çıkar ve beklentileri ile kamu politika ilkelerinin belirlenmesinin, piyasada şeffaf, eşitlikçi ve verimli işleyişin sağlanmasının, benimsenen ekonomik politikalar ve uluslararası yükümlülüklere uyum sağlanmasının, rekabet kurallarına uygun, güvenli ve istikrarlı bir yapının kurulmasının amaçlandığı; bu amacın yerine getirilmesi konusunda 5015 sayılı Kanun’un 3. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, Kurum’un, lisans gerektiren faaliyet ve/veya işlemlerin kapsamları, lisans ile kazanılan hak ve üstlenilen yükümlülükler, lisans kapsamında faaliyetlerin kısıtlanması ve faaliyetin yürütülmesine ilişkin özel şartlar belirlenmesi konularında düzenlemeler yapmaya yetkili olduğunun anlaşıldığı,
Aktarılan düzenlemelerde, petrol piyasasını düzenlemekle görevli olan davalı idare tarafından, ilgili mevzuata göre dağıtıcının sorumluluğunda olan veya bayiye teslim edilmeden önceki aşamalarda gerçekleştirilen iş ve işlemlere ilişkin maliyetlerin, herhangi bir ad altında bayilere ayrıca yansıtılamayacağı, bayilik faaliyetleri kapsamında dağıtıcıdan hizmet alınması sonucu ortaya çıkan maliyetlere, hangi tarafın ne oranda katlanacağı hususunun sözleşmelerle belirleneceği, sözleşmelerde açık şekilde ismi belirtilmeyen, kapsamı ve mahiyeti tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tanımlanmayan hiçbir maliyet, bedel veya ücretin bayiye yansıtılamayacağı, bu Kurul kararı çerçevesinde, tarafların birbirlerine, düzenledikleri faturaların kapsamına ve fatura bedeline yönelik detaylı bilgilendirme yapacağı hususlarına yer verildiği,
Bu durumda, dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları dışındaki maddeleriyle, petrol piyasasında faaliyette bulunan dağıtıcı ve bayilerin faaliyetlerini güvenli, ekonomik olarak, rekabet ortamı içerisinde şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı bir biçimde sürdürmelerini teminen, 4628 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Kanun’un amacına uygun olarak bayilerin korunması saikiyle, piyasayı düzenleme görevi ile dağıtıcı ve bayilerin sözleşme özgürlüğü arasındaki mâkul dengenin kurulmaya çalışıldığının anlaşıldığı,
Bu itibarla, dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında hukuka uygunluk, dava konusu diğer maddelerinde ise hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının iptaline; Kurul kararının diğer maddeleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, temyize konu kararın iptal kısmına ilişkin olan gerekçelerin diğer maddeler açısından da geçerli olduğu; diğer maddelerin de tek elden satış sözleşmelerinin koşullarına ilişkin olduğu; dava konusu Kurul Kararının 5. madde hükmünde yer alan maliyetlerin, dağıtıcı ve bayinin birlikte gerçekleştirdikleri, akaryakıtın tüketiciye ulaştırılması faaliyeti kapsamında oluşan maliyetler olduğu, bunların tıpkı akaryakıtın rafineriden veya başka kaynaklardan temini için dağıtıcı tarafından ödenen bedeller gibi dağıtıcı tarafından yapılan masraflar olduğu; akaryakıta eklenilmesi zorunlu olan ulusal markerın, ürünlerin niteliklerinin geliştirilmesi suretiyle farklılaştırılmış ürün temini bakımından akaryakıta eklenilen katkı maddelerinin maliyetleri ve madde metninde yazılı sair maliyetlerin de aynı şekilde bayiye ve oradan ilgili düzenlemelere uygun şekilde tüketiciye yansıtılmasının dağıtıcı ile bayi arasında akdedilecek sözleşmede kararlaştırılabilecek hususlar olduğu; tarafların yapacakları sözleşmelerde bu tip giderlerin taraflardan biri tarafından üstlenilebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi, bu giderleri serbest iradeleriyle belirleyecekleri şekilde belli oranlarda paylaşabileceği, bu özgürlüğün, Anayasa’nın “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlığı altındaki 48/1. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun “Sözleşme Özgürlüğü” başlığı altındaki 26. maddesinin gereği ve sonucu olduğu; 4628 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Kanun’da Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna piyasa faaliyetlerine ilişkin hususlarda düzenleme yapma yetkisi verilmiş ise de, dağıtıcı ile bayi arasındaki ticari ilişkiye konu maliyetlerin paylaşımı konusunda Kuruma yetki veren bir kural bulunmadığı; Kurul kararının 6. maddesi, yazılı maliyetlerin, bayi ve dağıtıcı arasında paylaşılması gerektiğini amir olmakla, sözleşme hürriyetine açık bir müdahale teşkil ettiği; öte yandan söz konusu 6. madde başlığının “Bayilik lisansı sahiplerinin yükümlü olduğu maliyetler” şeklinde olup, başlık ile madde metninin çeliştiği, madde başlığı yazılı maliyetlerin bayilere ait olacağını öngörürken, madde metninin; giderlerin paylaşımını öngördüğü; dava konusu Kurul kararının 7/1. maddesinin borçların kaynağını yalnızca sözleşmelere inhisar ettirerek, bayilerin tek taraflı hukuki işlemlerinden (taahhütnamelerinden), haksız fillerinden, sebep sorumluluğundan ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlarının dağıtıcılarca talep edilemeyeceği sonucunu doğurduğu; anılan maddenin, sözleşmelerin oluşması bakımından yasal olarak korunmuş bulunan örtülü öneri ve örtülü kabul hallerinin sağladığı olanakları (Örneğin, TTK m. 21’in tacirlere tanıdığı fatura ve teyit mektuplarına ilişkin haklar) yok saydığı; Türk Ticaret Kanunu ile tacirler arasında satış ve mal değişimlerine ilişkin kapsamlı ve özel hükümler getirildiği; yasaların düzenlediği bu alana idari kararlarla müdahil olunarak kurallar belirlenmesinin mümkün olmadığı; bunun yanı sıra Vergi Usul Kanunu’nun 213. maddesinde faturada bulunması zorunlu kayıtların belirtildiği; dava konusu Kurul kararının 7/2. maddesiyle bu alana ilişkin yasada bulunmayan düzenleme getirildiği; taraflar arasında bir sözleşme bulunmasa dahi, ticari defter ve kayıtların sahibi lehine ve aleyhine delil teşkil edebileceğine ve fatura tanzimine dayanak olabileceğine ilişkin Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin göz ardı edildiği; uyuşmazlık konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının iptal edilmesiyle, maddenin birinci fıkrası hükmünün de bir anlamı ve karar metninde muhafazasının bir gereği kalmadığı; bu itibarla Kurul kararının 4. maddesinin birinci fıkrasının da iptaline karar verilmesi gerektiği zira iptaline karar verilen hükümler sebebiyle 4. maddenin birinci fıkrasının 8851 sayılı Kurul Kararı’nın hiçbir hükmüyle bağlantısı kalmadığı; petrol piyasasında serbest piyasa koşullarında oluşan fiyatlara idarenin yasaya uygun bir müdahalesinin ancak Petrol Piyasası Kanunu’nun 10. maddesinin 14. fıkrasında sayılan olumsuz koşulların geçekleşmesi halinde fıkra hükmünde yazılı yöntem ve süreyle mümkün olabileceği; dava konusu Kurul kararında ortaya konulduğu şekilde, rafineri ve tavsiye ya da tavan fiyat şeklinde belirlenen pompa satış fiyatları arasındaki farkı ifade eden ekonomik değer “toplam marj” olarak tanımlandıktan sonra, söz konusu ekonomik değeri (parayı) dağıtıcı ve bayinin ne şekilde paylaşacaklarına karar vermenin de bir çeşit fiyat belirleme (fiyatların belirlenmesine müdahil olma) eylemi olmakla yasaya aykırı olduğu; ana düzenleme konularına ilişkin 4, 5, 6 ve 7. maddelerin hukuka aykırılığı sebebiyle; “Amaç” başlıklı 1. maddenin, “Kapsam” başlıklı 2. maddenin “Hukuki dayanak” başlıklı 3. maddenin, “Yürürlük” başlıklı 8. maddenin ve “Yürütme” başlıklı 9. maddenin; anlamı, yararı ve uygulama olanağı kalmadığından Kurul kararının tamamının iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Kurul kararının her yönüyle usul ve hukuka uygun olduğu; 4628 sayılı Kanun ve 5015 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, Kurumun, petrol piyasasının sağlıklı ve düzenli işleyişinin sağlanmasına yönelik olarak her türlü düzenlemeyi yapma ve bu kapsamda faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin olarak özel şartlar belirleme görevi ve yetkisi bulunduğu; petrol piyasasında faaliyet gösteren bayilerden, gerek CİMER, internet sitesi vb. kanallardan yazılı olarak, gerekse sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla şifahi olarak, dağıtıcıların; sözleşmelerdeki marj paylaşımı ile ilgili koşulları farklı isimler altında kesilen ilave faturalarla değiştirdikleri, marj makasını kendi lehlerine açtıkları, Kanunen kendilerinin kurmak ve işletmekle yükümlü oldukları bayi otomasyon sistemi masrafları gibi maliyetleri bayilere yansıttıkları, ürün maliyetleri, iskonto oranları vb. ticari bilgileri şeffafça bayileri ile paylaşmayarak ya da yanlış bilgi vererek kar yönetimi yaptıkları, bayilerin kredi kartı komisyonu, enerji giderleri, personel giderleri vb. masraflarının dağıtıcılara nispetle çok daha fazla olduğu ve bu durumların bayilerin finansal sürdürülebilirliklerini ve faaliyetlerinin devamlılığını tehlikeye sokacak boyutta mağdur ettiğine ilişkin olarak Kuruma ulaşan çok sayıda şikayet ve talebin değerlendirilmesi sonucunda yapılan çalışma neticesinde tespit edilen hususlar çerçevesinde 5015 sayılı Kanun’un “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde yer aldığı üzere “petrole ilişkin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerinin sağlanmasına ve geliştirilmesine yönelik olarak”; aynı Kanun’un 3. maddesinin dokuzuncu fıkrası; 22. maddesinin ikinci fıkrası ve 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükümlerinden aldığı yetki çerçevesinde dava konusu Kurul kararının alındığı; her ne kadar temyize konu kararda, 8851 sayılı Kurul Kararı ile Anayasa’ya aykırı olduğu ve kanuni dayanağı olmaksızın dağıtıcılar ile bayiler arasındaki sözleşmelere müdahale edildiği iddia edilmekte ise de söz konusu iddiaya katılmanın mümkün olmadığı; Danıştay Onüçüncü Dairesinin E:2015/1035, K:2018/1187 sayılı kararında, Kurum’un “üst sınır marjın oransallığını belirleme hakkı”nın bulunduğunu kabul edildiği, somut olayda da bu hakkını tavan fiyat uygulaması kapsamında kullandığının belirtildiği; anılan kararda, 5015 sayılı Kanun’da öngörülen piyasanın sağlıklı, istikrarlı bir biçimde işlemesi amacı ile ve bu amaçtan hareketle bayilerle dağıtıcılar arasında hakkaniyetin sağlanması saikiyle kar marjlarının bayiler ile dağıtıcılar arasında oransal olarak paylaştırılması suretiyle sözleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçüsüz olmadığı yönündeki görüşün ortaya konulduğu ve 5015 sayılı Kanun’un amaç ve kapsamının gözetilerek, hukuk ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde yapmış olduğu değerlendirme neticesinde, dağıtıcı-bayi kar marjı oranı belirlenmesi işleminde, sözleşme özgürlüğüne müdahalenin ölçüsüz olmadığı sonucuna varıldığı, sözleşme özgürlüğü kavramının yalnızca şekli anlamda ve katı hatlarıyla yorumlanmasının doğru olmayacağının gösterildiği; öte yandan Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesi ile 48. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır” hükmü birlikte ele alındığında, Devletin bir görevinin de, sözleşme adaletini sağlamak üzere sosyoekonomik açıdan güçsüz durumda olan tarafları güçlü olana karşı korumak olduğu; dava konusu Kurul Kararı ile, bayiler ile dağıtıcılar arasında ekonomik anlamda hakkaniyetin sağlanmasının hedeflendiği; gerek dağıtıcıların gerekse bayiilerin, 5015 sayılı Kanun ile Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği kapsamında akaryakıt piyasa faaliyetlerini şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdüren lisanslı şirketler olduğu ve piyasanın sürdürülebilirliğinin sağlanarak nihai tüketiciye sunulan ürün arzının sekteye uğramaması amacıyla davaya konu 8851 sayılı Kurul Kararın alındığı ve tüm hükümlerinin, 5015 sayılı Kanun’un “piyasa faaliyetlerinin şeffaf ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi” ve “petrol piyasasının sağlıklı ve düzenli işlemesinin sağlanması ve geliştirilmesi” amaçları doğrultusunda tesis edilip hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın iptale yönelik kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğinde olduğu düşünülen dava konusu Kurul kararının 5., 6. ve 7. maddelerinin de Anayasa’ya aykırı olduğu; söz konusu Kurul kararının diğer maddelerinin de 5.,6. ve 7. maddelerinin de iptal edilmesi durumunda işlevsiz kalacağı düşüncesiyle davacı tarafın temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın davanın reddine yönelik kısmının bozulması; davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile kararın iptale ilişkin kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Petrol piyasasında oluşan toplam marjın paylaşımına yönelik olarak, toplam marjın tespitine, marj paylaşımında asgarî oranlarının belirlenmesine ve şeffaflığın sağlanmasına yönelik lisans sahiplerinin birbirlerine karşı yükümlüklerine dair düzenlemeler içeren … tarih ve … sayılı Dağıtıcı ve Bayi Marjlarının Paylaşımına İlişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı, 01/10/2019 tarih ve 30905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu” başlıklı 4. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kurum, tüzel kişilerin yetkili oldukları faaliyetleri ve bu faaliyetlerden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tanımlayan Kurul onaylı lisansların verilmesinden, işletme hakkı devri kapsamındaki mevcut sözleşmelerin bu Kanun hükümlerine göre düzenlenmesinden, piyasa performansının izlenmesinden, performans standartlarının ve dağıtım ve müşteri hizmetleri yönetmeliklerinin oluşturulmasından, tadilinden ve uygulattırılmasından, denetlenmesinden, bu Kanun’da yer alan fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten, piyasa ihtiyaçlarını dikkate alarak serbest olmayan tüketicilere yapılan elektrik satışında uygulanacak fiyatlandırma esaslarını tespit etmekten ve bu fiyatlarda enflasyon nedeniyle ihtiyaç duyulacak ayarlamalara ilişkin formülleri uygulamaktan ve bunların denetlenmesinden ve piyasada bu Kanun’a uygun şekilde davranılmasını sağlamaktan sorumludur.” kuralı,
Anılan Kanun’un “Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ve Kurul Başkanlığı” başlıklı 5. maddesinin dördüncü fıkrasının (g) bendinde, Kurul’un, bu Kanun’un diğer maddeleri ile belirlenen görevlerinin yanısıra, anılan Kanun’un amaçları ile uyumlu olarak, gerektiği durumlarda, model anlaşmalar geliştirmek, (i) bendinde, piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilerin eşitlik ve şeffaflık standartlarına uymalarını sağlamak için faaliyetlerini, uygulamalarını ve ilgili lisans hüküm ve şartlarına uyup uymadıklarını denetlemek, (j) bendinde, rekabeti sağlamak için iştirakler arası ilişkilere ilişkin standartlar ve kurallar oluşturmak, uygulamak ve bu standartların, piyasa faaliyetlerinde karşılıklı iştirak, işletme ve muhasebe konularında kısıtlamalar içermesi gerektiğinde, bu kısıtlamaları belirlemek görevlerini yerine getireceği kuralı yer almaktadır.
Aynı Kanun’un “Kurul’un petrol piyasası ile ilgili görevleri” başlıklı 5/B maddesi ise,”Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu petrol piyasası ile ilgili olarak aşağıda belirtilen görevleri de yerine getirir :
a) Petrol Piyasası Kanunu hükümlerini uygulamak, Piyasa faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri yapmak ve yürütülmesini sağlamak.
b) Petrol faaliyetlerine ilişkin plân, politika ve uygulamalarla ilgili Kurum görüş ve önerilerini belirlemek.
c) Petrol piyasa faaliyetleriyle ilgili denetleme, ön araştırma ve soruşturma işlemlerini yürütmek, yetkisi dahilindeki ceza ve yaptırımları uygulamak ve dava açmak da dahil olmak üzere her türlü adlî ve idarî makama başvuru kararlarını almak.
d) Uluslararası organizasyon ve teşkilatların petrol piyasasına ilişkin uygulamalarını izlemek.
e) Petrol piyasasında lisans ve lisanslarla ilgili işlem bedellerini belirlemek.
f) Petrol piyasasında faaliyet gösteren kişilerin denetlenmiş malî tablolarını incelemek veya incelettirmek.
g) Petrol piyasasında faaliyet gösteren kişilerden istenecek olan, hizmet güvenilirliği, hizmet dışı kalmalar ve diğer performans ölçütleriyle ilgili raporların kapsamını belirlemek ve düzenli olarak Kurula vermelerini sağlamak.
h) Petrol Piyasası Kanunu hükümlerine, çıkarılan yönetmelik hükümlerine, Kurul tarafından onaylanan tarife ve yönetmeliklere, lisans hüküm ve şartlarına ve Kurul kararlarına aykırı davranıldığı durumlarda, idarî para cezası vermek ve lisansları iptal etmek.” hükmünü içermektedir.
5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 1. maddesinde, Kanun’un amacının, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak olduğu belirtilerek, Kanun’un petrole ilişkin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerinin sağlanmasına ve geliştirilmesine yönelik, düzenleme, yönlendirme, gözetim ve denetim işlemlerini kapsadığı kurala bağlanmıştır.
“Lisansların tâbi olacağı usul ve esaslar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında, “Petrol ile ilgili;
a) Rafinaj, işleme, madeni yağ üretimi, depolama, iletim, serbest kullanıcı ve ihrakiye faaliyetlerinin yapılması ve bu amaçla tesis kurulması ve/veya işletilmesi,
b) Akaryakıt dağıtımı, taşıması ve bayilik faaliyetlerinin yapılması,
İçin lisans alınması zorunludur. Kurum, geliştireceği ilke ve ölçütler doğrultusunda, iletim ve işleme faaliyetlerinde lisans alma zorunluluğuna muafiyet getirebilir. Lisans vermede taahhüt üzerinden işlem yapılamaz.”; dokuzuncu fıkrasında, “Kurum, bu Kanun’da tanınan yetkiler dâhilinde;
a) Lisans gerektiren faaliyet ve/veya işlemlerin kapsamları,
b) Lisans ile kazanılan hak ve üstlenilen yükümlülükler,
c) Lisans kapsamındaki faaliyetlerin kısıtlanması,
d) Faaliyetin yürütülmesine ilişkin olarak özel şartlar belirlenmesi,
Konularında düzenlemeler yapmaya yetkilidir.” kurallarına yer verilmiştir.
5015 sayılı Kanun’un 7. maddesinin beşinci fıkrasında, dağıtıcıların kendi işlettiği istasyonlar aracılığı ile yaptığı satışın, dağıtıcının toplam yurt içi pazar payının yüzde on beşinden fazla olamayacağı, dağıtıcıların yurt içi pazar payının, toplam yurt içi pazarın yüzde kırk beşini geçemeyeceği, dağıtıcının, kendi işlettiği istasyonlara sübvansiyon ve bayi istasyonlarından farklı uygulama yapamayacağı kuralına yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un “Fiyat oluşumu” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, petrol alım satımında fiyatların, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa koşullarına göre oluşacağı, yerli ham petrol için, teslim yeri olan en yakın liman veya rafineride teşekkül eden “Piyasa Fiyatının”, fiyat olarak kabul edileceği; on birinci fıkrasında, rafinerici ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatların, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri tarafından hazırlanan tavan fiyatlar olarak Kurum’a bildirileceği; on dördüncü fıkrasında, petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması hâlinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına Kurum’un yetkili olduğu kuralı yer almaktadır.
Aynı Kanun’un “Yönetmelik” başlıklı 22. maddesinde, “Piyasa faaliyetlerine ilişkin hususlar; bu Kanunun ilgili maddelerinde atıfta bulunulan yönetmelikler ve piyasanın işleyişi esnasında ihtiyaç duyulan diğer hususlarda Kurum tarafından yürürlüğe konulacak yönetmeliklerle düzenlenir. Bu yönetmelikler Resmî Gazetede yayımlanır.
Ayrıca, Kurum yetkilerini Kurul kararıyla özel nitelikli kararlar almak suretiyle de kullanabilir. Özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendiren hususlar ile yapılacak düzenlemeleri açıklamak amacıyla çıkarılacak tebliğler, basın ve yayın araçlarıyla veya özel bültenlerle duyurulur.” düzenlemesi mevcuttur.
5015 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasında, Kanun’un 10. maddesinde yer alan, olağanüstü hâllerde taban ve/veya tavan fiyat belirlemeye, tarife veya tavan fiyat oluşturmaya ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, piyasaya arz edilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının serbestçe oluşacağı; 15. maddesinde, piyasada faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması hâlinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, Kurul kararıyla her seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitinin yapılabileceği, gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin olarak ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları haricindeki diğer maddelerine yönelik;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onüçüncü Dairesi kararının, dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları haricindeki diğer maddeleri yönünden davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Dava konusu Kurul kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları yönünden;
Kanun hazırlama teknikleri açısından “Kazuistik Yöntem”de, ortaya çıkabilecek her türlü uyuşmazlığı önceden düşünerek, her biri için ayrı ve ayrıntılı olarak düzenleme yapma amacı güdülürken ;diğer yöntem olan “Soyut Yöntem”de, ayrıntılar üzerinde durmadan genel tanımlar ve ilkeler ortaya koyularak, bunları hükmün kapsamına giren olaylara uygulanmasının hedeflendiği bilinmektedir. Bu kapsamda, günümüzde, modern devletlerde, değişen ve gelişen şartlar karşısında, bütün olayları önceden öngörerek bütünüyle yazılı hukuk haline getirmenin mümkün olmadığı gerçeği karşısında kanun hazırlama tekniği olarak soyut tekniğin de kullanıldığı ve bu yöntemle de hem değişen şartlar altında düzenlemenin uygulanabilirliğinin sağlandığı hem de kanunu uygulayanlar açısından daha serbest bir hareket alanı tanınmasının sağlandığı görülmektedir.
4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da davalı Kurum’un görev tanımı yapılmaktayken; enerji sektörü içinde önemli paya sahip olan petrol piyasası faaliyetlerinin yasal çerçevesi ise 5015 sayılı Kanun’da düzenlenmektedir. 5015 sayılı Kanun’un amacı; yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak olduğu belirtilmekte olup, petrol piyasasını düzenleme görevi kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna verilmektedir.
Bu kapsamda, 4628 sayılı Kanun’un 5/B maddesi ile 5015 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan maddelerinde, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun petrol piyasasına ilişkin görev ve yetkilerinin bir kısmı sayma suretiyle gösterilmiş olup, bu görev ve yetkilerin tamamının Kanunda tek tek sayılmasının mümkün olmadığı dikkate alındığında, dava konusu Kurul kararının, soyut teknik ile hazırlanan Kanun hükümleri uyarınca belirlenen davalı idarenin genel yetkileri kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davalı idarenin, piyasa faaliyetlerinin güven ve istikrar içerisinde geliştirilerek sürdürülmesi amacıyla düzenleme yapmaya haiz olduğu; yapılan düzenlemelerle, tüketicinin ve piyasa taraflarının çıkar ve beklentileri ile kamu politikalarının ilkelerini ortak paydada buluşturacak şeffaf, eşitlikçi ve verimli bir işleyişi sağlayacak, rekabet kurallarına uygun, güvenli ve istikrarlı bir yapının kurulmasının ve sürdürülmesinin hedeflediği anlaşılmaktadır.
Petrol sektörü, aramadan petrolün tüketiciye ulaştırılmasına kadar entegre bir faaliyetler zinciri olup, rafinerici lisansı sahibi şirket tarafından ham petrolün işlenmesiyle elde edilen ya da ithal edilen akaryakıt, dağıtıcı lisansı sahibi şirket aracılığıyla bayilik teşkilatını oluşturan sözleşmeli bayilere, bayilerden de tüketiciye ulaşmaktadır. Bayiler, sadece sözleşme imzaladıkları ve lisanslarında belirttikleri dağıtıcıdan akaryakıt temin edebilmektedir. Dağıtıcı lisansı sahipleri; yurt dışından ithalat yoluyla, yurt içinden ise rafinerici lisansı sahiplerinden ve EPDK’dan izin almak kaydıyla diğer dağıtıcı lisansı sahiplerinden temin ettiği akaryakıtı, diğer dağıtıcılara, ihrakiye teslimi lisansı sahiplerine, bayilik teşkilatını oluşturan sözleşmeli bayilerine ikmal yetkisiyle petrol piyasasında etkin bir rol üstlenmektedir. Bu anlamda, petrol piyasası aktörlerinden dağıtıcı ve bayii arasındaki ilişki dikey ilişki olup, Akaryakıt dağıtım şirketi ile akaryakıt istasyonları yani bayiiler arasındaki çatışmalarda dikey çatışmaya örnek teşkil etmektedir.
Yukarıda alıntısı yapılan, 4628 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası, 5. maddesinin dördüncü fıkrasının (g) bendi, (i) bendi, (j) bendi, 5/B maddesi ile 5015 sayılı Kanunun 1. ve 3. maddelerine bakıldığında, lisans ile faaliyet yürütülebilen bir piyasa olan petrol piyasasının sağlıklı bir şekilde işlemesini teminen, piyasaya giriş ve çıkışlar ile bu kapsamda piyasada faaliyet gösterebilmek için gerekli olan lisansların verilmesi, iptali veya sonlandırılması; fiyatlandırma esaslarını tespit etme; model anlaşmalar geliştirme; piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilerin eşitlik ve şeffaflık standartlarına uymalarını sağlamak için faaliyetlerini, uygulamalarını ve ilgili lisans hüküm ve şartlarına uyup uymadıklarını denetleme; rekabeti sağlamak için iştirakler arası ilişkilere ilişkin standartlar ve kurallar oluşturma, uygulama; petrol piyasası faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri yapma ve yürütülmesini sağlama; yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme; Kanun’da tanınan yetkiler dâhilinde, faaliyetin yürütülmesine ilişkin olarak özel şartlar belirleme görev ve yetkisinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna verildiği görülmektedir.
Dava konusu Kurul kararı, bu kapsamda değerlendirildiğinde; davalı idarenin, toplam marjın şeffaf bir şekilde tespit edilmesi ve tespit edilen bu marjın paylaşımına ilişkin asgari kuralları belirleyebileceğini ve ilgili mevzuat hükümlerini uygulayarak gerekli tedbirleri alabileceğini ve Petrol piyasasının sağlıklı işleyebilmesi için, davalı idarenin dağıtıcı lisansı sahipleri ile bayii lisansı sahipleri arasındaki dikey ilişkiyi düzenleme konusunda da karar alabileceğini ve bu konuda görevli ve yetkili olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; petrol piyasasında faaliyet gösteren bayilerden, gerek CİMER, internet sitesi vb. kanallardan yazılı olarak, gerekse sektör ve ilgili sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla şifahi olarak, dağıtıcıların; sözleşmelerdeki marj paylaşımı ile ilgili koşulları farklı isimler altında kesilen ilave faturalarla değiştirdikleri, marj makasını kendi lehlerine açtıkları, Kanunen kendilerinin kurmak ve işletmekle yükümlü oldukları bayi otomasyon sistemi masrafları gibi maliyetleri bayilere yansıttıkları, ürün maliyetleri, iskonto oranları vb. ticari bilgileri şeffafça bayileri ile paylaşmayarak ya da yanlış bilgi vererek kar yönetimi yaptıkları, bayilerin kredi kartı komisyonu, enerji giderleri, personel giderleri vb. masraflarının dağıtıcılara nispetle çok daha fazla olduğu ve bu durumların bayileri finansal sürdürülebilirliklerini ve faaliyetlerinin devamlılığını tehlikeye sokacak boyutta mağdur ettiğine ilişkin şikayetlerin Kuruma ulaşması sonucunda, konuya ilişkin çalışma başlatıldığı ve petrol piyasasındaki en büyük işlem hacimli ilk sekiz dağıtıcı lisansı sahipleri ile bayi sendikalarından, fatura ettikleri maliyet kalemleri ve mahiyetleri ile birlikte dağıtıcı lisansı sahipleri ile bayiler arasında imzalanan sözleşme örneklerinin Kuruma iletilmesinin talep edildiği; hem dağıtıcı hem de bayi dernekleri ile farklı tarihlerde toplantılar gerçekleştirilerek dağıtıcılar ile bayiler arasındaki toplam marjın tespiti ve bu marjın paylaşımı noktasında ortaya çıkan temel sorunlara ilişkin hususların tespit edildiği; bu tespitler neticesinde de dava konusu Kurul kararının alındığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu Kurul kararının “Toplam marj ve asgarî marj paylaşım oranları” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında, toplam marjın (dağıtıcı ve bayi), dağıtıcı tarafından bayiye benzin ve motorin türleri için tavsiye edilen veya tavan olarak belirlenen fiyattan ilgili bayiye en yakın rafineri çıkış fiyatı düşülerek bulunacağı, aynı ilde birden fazla rafineri olması durumunda en düşük fiyatın esas alınacağı; ikinci fıkrasında, birinci fıkra kapsamındaki toplam marjın en az %55’inin bayi marjı olacak şekilde dağıtıcı ile arasında serbestçe belirleneceği, belirlenen unsurun fiyat olmadığı; belirlenen unsurun aslında bayi üst sınır kar marjının olduğu; üçüncü fıkrasında, bayinin dağıtıcısı tarafından kendisi için tavsiye edilen veya tavan olarak belirlenen fiyattan indirim yaparak satış yapması durumunda, yapılan indirimlerin bayi marjından karşılanacağı; dördüncü fıkrasında, elektronik sistemler ile yapılan satışlarda esas alınan toplam marjın, indirimli satış fiyatı üzerinden hesaplanacağı kurala bağlanmaktadır.
Anılan kararın 4. maddesi ile ürünlerin temin edilmesinden (rafineriden, ithalat yoluyla veya diğer dağıtıcılardan) son kullanıcıya ulaştırılmasına kadar maliyetleri içeren dağıtıcı ve bayi toplam marjının nasıl paylaştırılacağına ilişkin asgari bir eşik belirlenmektedir.
Yine söz konusu düzenleme ile dağıtıcıların, kanuni sınırlar içerisinde fiyat belirlemelerine ilişkin bir sınırlama getirilmemekte yalnızca, belirlenen fiyatlar ile rafineri çıkış fiyatları arasında oluşan toplam marjın dağıtıcı ile bayi arasındaki paylaşımında uygulanması gereken toplam marj ve asgari marj paylaşım oranları düzenlenerek konuya ilişkin bir standart getirilmektedir.
5015 sayılı Kanun’un temel yaklaşımlarından birisi de, ülke içerisindeki akaryakıt fiyatlarının dünya serbest piyasa koşullarına göre, “serbest piyasa” şartları altında oluşumunu sağlamaktır. Ülkedeki akaryakıt fiyatlarının nasıl oluşacağı Kanunun 10. maddesinde düzenlenmiştir. Ülke içerisindeki akaryakıt fiyatlarının serbest piyasa şartları altında oluşması kanun koyucunun temel amaçlarından biri olduğundan madde metninde de akaryakıt fiyatlarına ilişkin olarak taban ve/veya tavan fiyat tespiti belirli bir süreyle kısıtlı tutulmuştur.
Dava konusu karar ise, 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında alınmış bir karar olmayıp; 4628 sayılı Kanun ve 5015 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen maddelerinde öngörülen fiyatlandırma esaslarını tespit etmek, gerektiği durumlarda model anlaşmalar geliştirmek, rekabeti sağlamak için iştirakler arası ilişkilere ilişkin standartlar ve kurallar oluşturmak, piyasa faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeleri yapmak, petrol piyasasına ilişkin faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin özel şartlar belirlemek konusunda davalı Kuruma yasal olarak tanınan yetki kapsamında tesis edilmiştir.
Davalı idarenin, piyasayı regüle etme yetkisi kapsamında, petrol piyasasının sağlıklı işlemesi için; bayiilerin, akaryakıtın tüketicilere ikmal görevini gereği gibi yapabilmeleri ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından, dağıtıcı ile bayii arasındaki dikey ilişkide piyasa yapısının, dağıtıcılar lehine bozucu faaliyetlerin önlenmesi amacıyla dava konusu düzenlemeyi getirdiği; anılan düzenlemedeki ana unsurun, “fiyat” unsuru olmadığı, onun bir parçası olan olan “kar marjı oranı” olduğu; dağıtıcı payı marjlarına ilişkin tavan/taban marjın belirlenmesinin doğrudan serbest piyasa şartları altında oluşan akaryakıt fiyatlarına yönelik bir müdahale niteliği bulunmadığı, petrol piyasasında oluşan toplam marjın dağıtıcı ve bayii arasında paylaşımına yönelik asgari oranın belirlenmesi amacını taşıdığı görülmektedir.
Öte yandan, lisans ile faaliyet gösterilebilen petrol (akaryakıt) piyasasında 4628 ve 5015 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tanınan yetki çerçevesinde tesis edilen dava konusu Kurul kararının sözleşme hürriyetine müdahale olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır.
Bu itibarla, dağıtıcı ve bayiler arasında mali anlamda bir denge ve hakkaniyetin sağlanması amacıyla ve 4628 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayalı olarak tesis edildiği anlaşılan dava konusu Kurul Kararının 4. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında hukuka aykırılık, Daire kararının iptale ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddi, kısmen iptale yönelik Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2019/4145, K:2021/3844 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Anılan Daire kararının iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 10/11/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Anayasa’nın 48. maddesinde, çalışma ve sözleşme hürriyeti düzenlenmiştir. Buna göre, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu, özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu, Devlet’in, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı belirtilmiş; Anayasa’nın 13. maddesinde de, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı kurala bağlanmıştır.
5015 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının on numaralı bendinde, bayilik, karşılıklı yükümlülüklerin ekinde fizibilite olan bir sözleşmeye bağlanarak akaryakıt dağıtım şirketleri tarafından gerçek ve tüzel kişilere akaryakıt kullanıcılarına ikmali yetkisi verilmesi işlemi olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun’un “Bayiler” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında ise, bayi lisanslarına ilişkin düzenlemelerin (teknik, güvenlik, kapasite, çevre vb.) Kurum tarafından yapılacağı, bayilerin, dağıtıcıları ile yapacakları tek elden satış sözleşmesine göre bayilik faaliyetini yürütecekleri belirtilmiştir.
Yapılacak sözleşmenin içeriğinin, kapsamının, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri ile sözleşme bedelinin, dağıtıcı ve bayi arasında serbest olarak belirlenmesi asıldır. Sözleşme serbestisini sınırlayacak nitelikteki bir kuralın ise, yine Anayasa’da tanımlanan sınırlama sebeplerine uygun olarak kanunla konulması gerekmektedir. Dolayısıyla “kanuni bir dayanak” olmaksızın dağıtıcı ile bayi arasındaki sözleşme ilişkisine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun müdahale etmesi mümkün değildir.
5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun fiyat oluşumunu düzenleyen 10. maddesinin birinci fıkrasında, “Petrol alım satımında fiyatlar en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa koşullarına göre oluşur. Yerli ham petrol için, teslim yeri olan en yakın liman veya rafineride teşekkül eden ‘Piyasa Fiyatı’ fiyat olarak kabul edilir.” kuralına yer verilerek, “en yakın erişilebilir dünya serbest piyasası” referans alınmak suretiyle, petrol alım satımında fiyatların “serbest piyasa koşullarına” göre oluşturulması esası benimsenmiştir.
Anılan 10. maddede, piyasa fiyatı belirlenirken nakliye giderlerinin, vergilerin, gravite farkının, sigorta primlerinin, döviz kurunun fiyatın oluşumuna ne şekilde etki edeceği düzenlenmiş ve piyasa fiyatlarına esas olan unsurların uygulanmasında ortaya çıkabilecek sorunları değerlendirme ve çözmeye Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu yetkilendirilmiştir.
10. maddenin on birinci fıkrasında ise, “Rafinerici ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatlar, en yakın erişilebilir dünya serbest piyasa oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri tarafından hazırlanan tavan fiyatlar olarak Kurum’a bildirilir.” kuralı yer almıştır.
Belirtilen yasal çerçevede dağıtıcı lisansı sahipleri tarafından hazırlanarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna bildirilen “tavan fiyatlar”ın herhangi bir izne veya onaya tabi olmadığı, referans ücret ve benzeri herhangi bir Kurum düzenlemesine tabi olmadığı, elektrik piyasasında olduğu gibi Kurum’un onayına tabi olan tarifelere benzer bir fiyat olmadığı, sadece Kurum’a bildirildiği ve bildirildiği andan itibaren piyasada uygulanmaya başladığı açıktır. Dolayısıyla serbest piyasa koşullarına göre oluşturulan ve dağıtıcı tarafından belirlenen tavan fiyata Kurum’un doğrudan bir müdahale yetkisi bulunmamaktadır. Dağıtıcı lisansı sahiplerinin de serbest piyasa koşullarından bağımsız şekilde fiyat belirlemeleri mümkün değildir.
Dağıtıcı lisansı sahipleri tarafından Kurum’a bildirilen tavan fiyat, aynı zamanda dağıtıcının bayilerine uyguladığı tavan fiyatı ifade etmektedir. Dağıtıcının bayilerine uyguladığı ve Kurum’a bildirdiği tavan fiyat ile bayilerin tüketicilere uyguladığı fiyat arasındaki toplam marjın tespiti ve kar cinsinden paylaşımı, dağıtıcı ile bayi arasında tarafların serbest iradeleri ile yapılan sözleşmenin konusunu oluşturmaktadır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun toplam marjın serbest piyasa koşullarına göre belirlenmesine izin vermeyerek toplam marjın nasıl hesaplanacağını düzenlemek şeklinde bir yetkisi olmadığı gibi, gerek dağıtıcının kâr marjı oranını, gerekse bayinin kâr marjı oranını belirlemek suretiyle toplam marjın paylaşımına müdahale etmek gibi herhangi bir yasal yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dağıtıcı ve bayi fiyatları arasındaki toplam marjın tespiti ve bu marjın kâr cinsinden paylaşımı piyasa koşullarına göre sözleşme özgürlüğü kapsamında tarafların serbest iradeleri ile belirlenecek bir konudur.
Her ne kadar, 5015 sayılı Kanun’un 10. maddesinin ondördüncü fıkrası ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna, “petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin bulunması”, “bu eylem ve anlaşmaların piyasa düzenini bozucu etkiler oluşturması” şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda her defasında iki ayı geçmemek üzere tavan ve/veya taban fiyat tespiti yetkisi verilmiş ise de, verilen bu yetkinin sınırlı süreli ve istisnai bir yetki olduğu, Kurul’un daha önceden aldığı iki aylık süre ile sınırlı tavan fiyat kararlarını sürekli uygulanır hâle getirerek dağıtıcı ve bayi kâr marjlarına özgü genel bir düzenleme yapamayacağı, sınırlı süreli ve istisnai bir yetkinin sürekli ve genel bir yetkiye dönüştürülemeyeceği, sözleşme özgürlüğü kapsamında yer alan hususlara ilişkin müdahalede bulunulamayacağı, aksi halde kanunda sınırları belirlenen yetkinin aşılmış olacağı kuşkusuzdur.
Bu itibarla, dağıtıcı ve bayi arasında toplam marjın paylaşımına yönelik olarak asgarî oranlar belirlenmesine, mevzuata göre dağıtıcı sorumluluğunda olan veya bayiye teslimden önceki aşamalarda gerçekleştirilen iş ve işlemlere ilişkin maliyetlere, bayilik faaliyetleri kapsamında dağıtıcıdan hizmet alınması sonucu ortaya çıkan maliyetlere, sözleşmelerde açık şekilde ismi zikredilmeyen, kapsamı ve mahiyeti tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tanımlanmayan maliyet, bedel veya ücretlerin bayilere yansıtılıp yansıtılmayacağına ilişkin hususlara dağıtıcılar ve bayiler arasında imzalanacak sözleşmelerde ve ancak sözleşme özgürlüğüne göre karar verilebileceği, bu konularda Kurumca yapılacak düzenlemelerin sözleşme özgürlüğüne müdahale niteliğinde olduğu, dolayısıyla 5015 sayılı Kanun’da açıkça öngörülmediği sürece davalı idarece genel düzenleme yetkisine dayanılarak böyle bir belirleme yapılabilmesinin hukuken mümkün olmadığı dikkate alındığında, dağıtıcı ve bayi marjlarının paylaşımına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.