Danıştay 9. Daire Başkanlığı 2022/1931 E. , 2022/5664 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1931
Karar No : 2022/5664
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı – …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Vakfı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı vakfa ait Çanakkale ili … Mah. … sokak … pafta … sayılı parselde kayıtlı taşınmaza ilişkin salınan 2018 yılına ait su tesisleri harcamalarına katılma payının kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; belediyelere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na tabi olduğu, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereği belediyelerin, kanunların kendilerine yükledikleri bazı hizmetleri yerine getirirken hizmetin karşılığı olarak belirli bir miktarı hizmetten yararlananlardan alabilecekleri, vergi ve harçlardan sonra üçüncü bir gelir kalemi olan harcamalara katılma paylarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı hususlarının birlikte değerlendirilmesinden, harcamalara katılma paylarının, kamusal gücün kullanılmasına dayalı olarak kamusal alan ve tesislerin yapımı, donanımı, genişletilmesi ya da iyileştirilmesi için yapılan harcamalara doğrudan bir katkı olarak sunulan, kamu hizmetinin finansmanının ise bu hizmetten yararlananlardan sağlanması esasına göre alınan vergi benzeri mali yükümlülük niteliğine olduğu sonucuna anlaşıldığı, davacı vakfın, kamuya yararlı vakıf niteliğinde olduğu, Bakanlar Kurulu’nun 06/07/1981 tarih ve 8/3292 sayılı kararı ile “vergi muafiyeti statüsü” kazandığı ve halen vergiden muaf vakıf statüsünde olduğu, bu durumda, davacı vakfın, dava konusu vergi benzeri kamu alacağı olan su tesisleri harcamalarına katılma payından muaf olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu su tesisleri harcamalarına katılma payının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Harcamalara katılma payının, vergi ya da harç olmadığı, vergiler, genel kamu harcamalarının karşılanması amacına hizmet ederken katılma paylarında, sadece ilgili bayındırlık çalışmalarına ilişkin giderlere bir katkı sunulmasının amaçlandığı, vergi alınırken mükellefin ödediği vergi kadar bir yararlanma elde edip etmediğine bakılmazken, harcamalara katılma payında bayındırlık çalışmasından doğrudan doğruya faydalanan taşınmaz maliklerinin mükellef olduğu, 2464 sayılı Kanun’da sadece ibadet yerlerinden katılma payının alınmayacağının düzenlendiği, bunun dışında bir muafiyet hükmünün bulunmadığı iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Mülga 903 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Birinci Kitabının İkinci Babı Üçüncü Faslının Değiştirilmesi, Bu Kanuna Bazı Madde ve Fıkralar Eklenmesi, Bazı Vakıfların Vergi Muafiyetinden Faydalandırılması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde, Bakanlar Kurulunca, gelirlerinin en az %80’ini, nevi itibariyle genel, özel ve katma bütçeli idareler bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini istihdaf etmek üzere tahsisan kurulacağı kabul edilen vakıflara, tahsis edilen miktar için, vergi muafiyeti tanınabileceği düzenlenmiş, bu maddeye dayanılarak da, 09/08/1981 tarih ve 17423 sayılı resmi gazetede yayınlanan 06/07/1981 tarih ve 8/3292 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile davacı vakfa 903 sayılı Kanun ve vakıf resmi senedi hükümlerine uygun faaliyette bulunmak şartı ile vergi muafiyeti tanınmıştır. Davacı vakıf halen vergiden muaf vakıf statüsündedir.
01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile 17 Şubat 1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ve dolayısıyla 903 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmıştır.
07/08/2003 tarih ve 25192 sayılı sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4962 sayılı Bazı Kanunlarda değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun’un 20. maddesinde, gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabileceği, bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esasların ise Maliye Bakanlığınca belirleneceği düzenlenmiştir. Maliye Bakanlığı’nca, anılan yetkiye dayanılarak çıkarılan 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ’in “Vergisel Avantajlar” başlıklı 5.4. maddesinde ise, vergiden muaf vakıflara halen mevcut düzenlemelere göre Vergiden muaf vakıf statüsünü kazanan vakıflara halen mevcut düzenlemelere göre, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkraları kapsamına giren teslim ve hizmetleri için katma değer vergisi istisnasından, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 4. maddesinin (k) bendine göre, bu vakıflara kuruluşu için veya kurulduktan sonra tahsis olunan malların intikalinde veraset ve intikal vergisi istisnasından, 492 sayılı Harçlar Kanununun 59. maddesinin (b) bendine göre, bu vakıflar tarafından iktisap edilecek gayrimenkullerin ve sair ayni hakların tescilleri ve şerhi gerektiren işlemleri ile bunlara ait tesislerin ve bu tesislerin sonradan iktisap edecekleri gayrimenkullerin ve sair ayni hakların tescilleri ve şerhi gerektiren işlemleri ve bunların terkinlerinde harç istisnasından ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 4. maddesinin (m) fıkrasına göre, kiraya verilmemek ve resmi senedinde yazılı amaçlara tahsis edilmek şartıyla vakfa ait binalar için emlak vergisi muafiyetinden yararlanma hakkı tanınmıştır. Görüleceği üzere 4962 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkartılan tebliğ ile tanınan muafiyet ve istisnalar tahdidi olarak sayılmıştır.
4962 sayılı Kanun ile vakıflara vergi muafiyeti verilebileceği, buna ilişkin usul ve esasların ise Maliye Bakanlığı’nca çıkarılacak bir tebliğ ile belirleneceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 4962 sayılı Kanun ile vakıflara doğrudan tanınan bir hak bulunmadığından, Maliye Bakanlığınca bu hususa ilişkin çıkarılan tebliğin, dayanağı 4962 sayılı Kanun ile getirilen bir hakkın kapsamını daraltıp, sınırladığından da bahsedilemeyecektir.
Diğer taraftan, 27/02/2008 tarih ve 26800 sayılı resmi gazetede yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. maddesinde mazbut vakıf, mülhak vakıf, cemaat vakfı, esnaf vakfı ve yeni vakıf olmak üzere beş vakıf türünün tanımı yapılmış, mazbut vakfın, bu Kanun uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları, yeni vakfın ise, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfları ifade ettiği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un “Muafiyet ve istisnalar” başlıklı 77. maddesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve mazbut vakıflara ait taşınmazların Devlet malı imtiyazından yararlanacağı, haczedilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, tüm iş ve işlemlerinin, her türlü vergi, resim, harç ve katılım payından istisna olduğu düzenlenmiştir.
Dairemizin E:2021/4071 sayılı dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden, davacı vakfın 26/02/1971 tarihinde kurulduğu, vakfeden …’nun vefatı üzerine yönetim kuruluna defterdarın teklifi, valinin onayı ile 2014 yılından beri ilçe kaymakamları ve vali yardımcılarının atandığı, vakfın malvarlığının bu şekilde teşekkül ettirilen yönetim kurulu tarafından yönetildiği, bu durumda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girdiği 1926 yılından çok sonra kurulmuş olan, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olmayıp, sadece bu kurumun denetimine tabi olan davacı vakfın, yeni vakıf olarak değerlendirilebileceği ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 77. maddesi ile mazbut vakıflara tanınan haklardan yaralanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Gelinen noktada, ne 5737 sayılı Vakıflar Kanunu kapsamında ne de 4962 sayılı Kanun ve 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ hükümleri uyarınca harcamalara katılma payından muafiyeti bulunmadığı anlaşılan davacı vakıf adına salınan harcamalara katılma payına ilişkin dava konusu uyuşmalıkta, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 86. ve devamı maddeleri kapsamında işin esası irdelenerek bir karar verilmesi gerekirken, Vergi Mahkemesince, harcamalara katılma payının “vergi benzeri mali yükümlülük”, davacı vakfın da vergiden muaf vakıf statüsünde olduğundan bahisle verilen kabul kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Nitekim, 4962 sayılı Kanun ve 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ hükümleri uyarınca vergiden muaf vakıflara tanınan muafiyet ve istisnalar tahdidi olarak sayıldığından, harcamalara katılma payının vergi benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmesi durumunda dahi, anılan tebliğde sayılanlar arasında harcamalara katılma payı yer almadığından,davacı vakfın muafiyet hükümlerinden yararlanamayacağı da açıktır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki …Bölge İdare Mahkemesi …Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının ONANMASINA,
3.Temyiz isteminde bulunandan …-TL maktu harç alınmasına,
4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de …Bölge İdare Mahkemesi …Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın …Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 10/11/2022 tarihinde, kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY: Dosyanın incelenmesinden, davacı vakfa ait Çanakkale ili …Mah. …sokak …pafta …sayılı parselde kayıtlı taşınmaza ilişkin salınan 2018 yılına ait su tesisleri harcamalarına katılma payının kaldırılması istemiyle açılan davayı, Bakanlar Kurulu’nun 06/07/1981 tarih ve 8/3292 sayılı kararı ile “vergi muafiyeti statüsü” kazandığı ve halen vergiden muaf vakıf statüsünde bulunduğu açık olan davacı vakfın, dava konusu vergi benzeri kamu alacağı olan su tesisleri harcamalarına katılma payından muaf olduğu gerekçesiyle kabul eden Vergi Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, vakıflara tanınan vergi muafiyetinin kapsamına ilişkin olduğundan, bu hususa ilişkin mevzuatın değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda;
Mülga 903 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Birinci Kitabının İkinci Babı Üçüncü Faslının Değiştirilmesi, Bu Kanuna Bazı Madde ve Fıkralar Eklenmesi, Bazı Vakıfların Vergi Muafiyetinden Faydalandırılması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde, Bakanlar Kurulunca, gelirlerinin en az %80’ini, nevi itibariyle genel, özel ve katma bütçeli idareler bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini istihdaf etmek üzere tahsisan kurulacağı kabul edilen vakıflara, tahsis edilen miktar için, vergi muafiyeti tanınabileceği düzenlenmiş, bu maddeye dayanılarak ise, 09/08/1981 tarih ve 17423 sayılı resmi gazetede yayınlanan 06/07/1981 tarih ve 8/3292 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile davacı vakfa 903 sayılı Kanun ve vakıf resmi senedi hükümlerine uygun faaliyette bulunmak şartı ile vergi muafiyeti tanınmıştır. Davacı vakıf halen vergiden muaf vakıf statüsündedir.
01/01/2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile 17 Şubat 1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ve dolayısıyla 903 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmıştır.
07/08/2003 tarih ve 25192 sayılı sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4962 sayılı Bazı Kanunlarda değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanun’un 20. maddesinde, gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabileceği, bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esasların ise Maliye Bakanlığınca belirleneceği düzenlenmiştir. Maliye Bakanlığı’nca, anılan yetkiye dayanılarak çıkarılan 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ’in “Vergisel Avantajlar” başlıklı 5.4. maddesinde ise, vergiden muaf vakıflara halen mevcut düzenlemelere göre Vergiden muaf vakıf statüsünü kazanan vakıflara halen mevcut düzenlemelere göre, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17. maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkraları kapsamına giren teslim ve hizmetleri için katma değer vergisi istisnasından, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 4. maddesinin (k) bendine göre, bu vakıflara kuruluşu için veya kurulduktan sonra tahsis olunan malların intikalinde veraset ve intikal vergisi istisnasından, 492 sayılı Harçlar Kanununun 59. maddesinin (b) bendine göre, bu vakıflar tarafından iktisap edilecek gayrimenkullerin ve sair ayni hakların tescilleri ve şerhi gerektiren işlemleri ile bunlara ait tesislerin ve bu tesislerin sonradan iktisap edecekleri gayrimenkullerin ve sair ayni hakların tescilleri ve şerhi gerektiren işlemleri ve bunların terkinlerinde harç istisnasından ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 4. maddesinin (m) fıkrasına göre, kiraya verilmemek ve resmi senedinde yazılı amaçlara tahsis edilmek şartıyla vakfa ait binalar için emlak vergisi muafiyetinden yararlanma hakkı tanınmıştır. Görüleceği üzere 4962 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkartılan tebliğ ile tanınan muafiyet ve istisnalar tahdidi olarak sayılmıştır.
4962 sayılı Kanun ile vakıflara vergi muafiyeti verilebileceği, buna ilişkin usul ve esasların ise Maliye Bakanlığı’nca çıkarılacak bir tebliğ ile belirleneceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 4962 sayılı Kanun ile vakıflara doğrudan tanınan bir hak bulunmadığından, Maliye Bakanlığınca bu hususa ilişkin çıkarılan tebliğin, dayanağı 4962 sayılı Kanun ile getirilen bir hakkın kapsamını daraltıp, sınırladığından da bahsedilemeyecektir.
Diğer taraftan, 27/02/2008 tarih ve 26800 sayılı resmi gazetede yayımlanan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. maddesinde mazbut vakıf, mülhak vakıf, cemaat vakfı, esnaf vakfı ve yeni vakıf olmak üzere beş vakıf türünün tanımı yapılmış, mazbut vakfın, bu Kanun uyarınca Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları, yeni vakfın ise, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfları ifade ettiği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un “Muafiyet ve istisnalar” başlıklı 77. maddesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve mazbut vakıflara ait taşınmazların Devlet malı imtiyazından yararlanacağı, haczedilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, tüm iş ve işlemlerinin, her türlü vergi, resim, harç ve katılım payından istisna olduğu düzenlenmiştir.
Dairemizin E:2021/4071 sayılı dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden, davacı vakfın 26/02/1971 tarihinde kurulduğu, vakfeden …’nun vefatı üzerine yönetim kuruluna defterdarın teklifi, valinin onayı ile 2014 yılından beri ilçe kaymakamları ve vali yardımcılarının atandığı, vakfın malvarlığının bu şekilde teşekkül ettirilen yönetim kurulu tarafından yönetildiği, bu durumda, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girdiği 1926 yılından çok sonra kurulmuş olan, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olmayıp, sadece bu kurumun denetimine tabi olan davacı vakfın, yeni vakıf olarak değerlendirilebileceği ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 77. maddesi ile mazbut vakıflara tanınan haklardan yaralanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Gelinen noktada, ne 5737 sayılı Vakıflar Kanunu kapsamında ne de 4962 sayılı Kanun ve 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ hükümleri uyarınca harcamalara katılma payından muafiyeti bulunmadığı anlaşılan davacı vakıf adına salınan harcamalara katılma payına ilişkin dava konusu uyuşmalıkta, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 86. ve devamı maddeleri kapsamında işin esası irdelenerek bir karar verilmesi gerekirken, Vergi Mahkemesince, harcamalara katılma payının “vergi benzeri mali yükümlülük”, davacı vakfın da vergiden muaf vakıf statüsünde olduğundan bahisle verilen kabul kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesi ile Daire kararına katılmıyoruz.
Nitekim, 4962 sayılı Kanun ve 1 Seri Nolu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ hükümleri uyarınca vergiden muaf vakıflara tanınan muafiyet ve istisnalar tahdidi olarak sayıldığından, harcamalara katılma payının vergi benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmesi durumunda dahi, anılan tebliğde sayılanlar arasında harcamalara katılma payı yer almadığından,davacı vakfın muafiyet hükümlerinden yararlanamayacağı da açıktır.