Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/4981 E. , 2022/6184 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/4981
Karar No : 2022/6184
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
… Milli Eğitim Müdürlüğü …/…
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına düzenlenen … tarih ve …, … tarih ve …, … tarih ve … ve … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu ödeme emirleri içeriği ihbarnamelerin davacıya tebliğ edilemediğinden bahisle ilanen tebliğ edildiği, ancak dava konusu ödeme emirlerinin aynı adrese tebliğe çıkarıldığı, tebliğ edilememesi üzerine memur olarak çalışmış olduğu kurum adresine tebligat çıkarılmak sureti ile tebliğ edilebildiği, dolayısıyla yapılan ilanen tebligatın usulüne uygun olmadığı anlaşıldığından, dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin reddine,
2.Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 03/11/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Anayasanın 141.maddesinde, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olmasının zorunlu olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yagılama Usulü Kanunu’nun 24. maddesinin (e) bendinde de, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçenin kararlarda belirtileceği hükmüne yer verilmiş, konuyla ilgisi açısından örnek bir Anayasa Mahkemesi Kararında da, kararların makul bir gerekçeye dayandırılması gerektiğine vurgu yapıldıktan sonra, gerekçenin makul sayılması için de gerekçede; ”davaya konu olay ve olgular üzerine yapılan değerlendirme neticesi mahkemece kurulan hükmün, hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyması, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadelerin özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu” açıklanmıştır.
Buna göre gerekçe, hüküm fıkrasıyla birlikte yargı kararlarının esas unsurlarından olduğundan kararlarda mutlaka, davanın sonucuna etkili olan iddia, olay ve olguların açık bir şekilde ortaya konulması ve gerekçenin, hakkaniyete uygun bir görüntü içermesi, taraflar açısından da özellikle, hem kanun (istinaf duruma göre temyiz) yollarına başvuru sırasında hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp, karşı değerlendirmelerini hükmün gerekçesi merkezli tereddütsüz sunabilmelerine ve hem de temyiz yerinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesine kolaylık tanıması, bir başka ifadeyle, temyiz hakkının ve hukuki denetimin etkili olarak kullanılabilmesine imkan verecek yeterlilik ve açıklıkta olması, bu anlamda, yargı yerlerince aynı maddi olaya ilişkin birden fazla hukuksal değerlendirme yapılarak gerekçe oluşturulmaması mevzuat gereği olmaktadır.
Şu halde, görülmekte olan bir davada; belirtilen şekilde gerekçelendirme ihtiva etmeyen yargısal incelemeyle ulaşılan sonucun hukuki dayanaklarını, hiç bir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyan, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, hükme esas teşkil edecek ifadelerin özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının oluşturulmamasının, yukarıda mezkur İYUK’nun 24. maddesi gereği bozma nedeni sayılması gerekmektedir.
Oysaki, temyize konu Mahkeme kararında bir taraftan, “ödeme emri safhasında davacının memur olarak çalıştığı adresine tebligat yapabilen idarenin, ihbarname aşamasında davacının adresini tespit için herhangi bir araştırma yapmadan ilanen tebliğ yöntemi ile tebligat aşamasını tamamladığı, dolayısı ile taşındığı gerekçesi ile yapılan ilanen tebligatın usulüne uygun olmadığı” değerlendirmesi yapılırken, diğer taraftan aynı kararda, “davacının bilinen adresinde bulunamaması üzerine ihbarnamelerin ikinci kez tebliğe çıkarıldığına ve herhangi bir adres tespit tutanağı tutulduğuna dair herhangi bir evrakın davalı idarece ibraz edilmediği görüldüğünden, usulüne uygun olarak tebliğ edilip kesinleşen bir vergiden bahsedilemeyeceği” belirtilerek verilen davanın kabulüyle dava konusu ödeme emrinin iptali yolundaki iş bu kararda, birden çok ve birbirinden bağımsız farklı hukuksal argümanları içeren gerekçelere yer verilerek makul bir gerekçe oluşturulmadığı, dolayısıyla Anayasanın bağlayıcı ve 2577 sayılı Kanun’un söz konusu açık hükümleri muvacehesinde ve yukarıda değinilen gerekçe ile bozulması gerektiği görüşüyle, Dairemiz kararına katılmıyoruz.
(XX) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesinde, “İspat: vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dosyaların İncelenmesi” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında da, Danıştay ile İdare ve Vergi Mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapacakları, Mahkemelerin belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilecekleri hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu ödeme emirlerinin dayanağı olan ihbarnamelerden …, …/…,… sayılı ihbarnamelerin davacının mernis kaydının olduğu adres olan “… Mahallesi, … Caddesi, No:… D:… Derince/Kocaeli ” adresine 18/12/2013 tarihinde tebliğe çıkarıldığı, tebliğ alındısına “Muhatap adresten ayrılmış olup, yeni adresi tespit edilemedi Muhtar tasdiki ve beyanı ile merciine iade” şeklinde şerh düşüldüğü, sonrasında ihbarnamelerin ilanen tebliğ edildiği, ödeme emirlerine dayanak diğer ihbarnamelere ilişkin olarak ise herhangi bir tebliğ evrakı dosyaya sunulmayıp sadece sistem çıktılarının ibraz edildiği, bunlarda da ihbarnamelerin ilanen tebliğ edildiği bilgisine yer verildiği görülerek, ilanen tebliğ edilerek kesinleştiğinden bahisle ve cezalı vergilerin vadesinde ödenmemesi nedeniyle de dava konusu ödeme emirlerinin düzenlenerek yine “… Mahallesi, … Caddesi, No:… D:… Derince/Kocaeli” tebliğe çıkarıldığı, bu adreste tebliğ işleminin yapılamaması üzerine, davacının memur olarak çalışmakta olduğu “… İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Destek Hizmetleri Müdürlüğü” adresinde bizzat muhataba 27/11/2017 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, Vergi Dava Dairesince 2577 sayılı Kanunun 20. maddesi gereğince davalı idareye ödeme emrinin tebliğ edildiği adresin nasıl bulunduğu hususunun sorulup, bu husus açıklığa kavuşturularak karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.