Danıştay Kararı 10. Daire 2018/4512 E. 2022/4916 K. 02.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/4512 E.  ,  2022/4916 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/4512
Karar No : 2022/4916

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : … ve …’a velayeten
kendilerine asaleten … ve …
VEKİLLERİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1) … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
2) … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMLERİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

DAVANIN KONUSU: Davacılar tarafından, olay tarihinde (24/01/2014) iki yaşında olan …’ın, annesi … ile birlikte ziyaret amaçlı bulundukları … Beldesi’ndeki evin avlusunda gözden kaybolmasının ardından yapılan aramada evin yanında bulunan sulama kanalının yaklaşık 200 metre mesafe ilerisinde kanalın içinde baygın şekilde bulunduğu, gerekli tüm tıbbi müdahaleler yapılmasına rağmen tüm vücut fonksiyonlarına göre %100 engelli hale gelmesinde davalı idareler tarafından kanalın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin gerekli tedbirlerin alınmayarak idarelerin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek davacılardan … (sürekli iş göremezlik, bakım ve tedavi giderleri) için 1.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 1.444.664,22 TL) maddi, 30.000,00 TL manevi, …’ın annesi …, babası … ve kardeşi … için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, dava konusu olayın gerçekleştiği kanalın dosyadaki mevcut fotoğrafları ve olay yeri krokisine göre, su kanallarının üzerinin açık olduğu, herhangi bir koruyucu tedbirin alınmadığı ve kanalın yerleşim yerinin içinden geçtiğinin sabit olduğu bu konuda ihtilaf da bulunmadığı, yerleşim yeri içinde bulunan su kanallarının insanların mal ve can güvenliğini tehlikeye sokmaması için gerekli tedbirlerin ilgili idarelerce alınması gerektiği, bu bağlamda olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, boğulma olayının gerçekleştiği Köşkpınar sulama tesisinin (kanalının) 1968-1969 yıllarında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından inşa edildiği, 09/08/1969 yılında yapılan protokolle de, sulama tesisinin davalı … Belediyesine devrinin gerçekleştiği, söz konusu protokolle, tesisin bakım onarımının faydalanan (belediye) tarafından yapılacağı ancak DSİ’nin her zaman kontrol yetkisinin olduğu, tesisin tadilatı ve genişletilmesi hususunda DSİ’nin muvafakatinin aranacağı, tesisin işletilmesinin faydalanan (belediye) tarafından yapılacağı, protokolün 4. maddesiyle tesisin mülkiyetinin masrafları faydalanan tarafından ödenene kadar DSİ’de kalacağı, ancak her zaman DSİ’nin denetleme yetkisinin olduğunun belirtildiği, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun belediyelerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 14. maddesinde, kentsel alt yapı tesislerinin yapımının belediyenin görevleri arasında sayıldığı, Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 09/11/2007 tarih ve 7999 sayılı genelgesinde, imara açılmış, çevresinde konutlar bulunan sulama tesislerinde can ve mal güvenliğinin korunmasına ilişkin tedbirlerin alınmasının yerel yönetimlerin görevinde olduğunun belirtildiği, dava konusu sulama kanalının yapım yılı itibariyle esasen yerleşim yerleşim yerleri dışında olduğu, zamanla imara açılma sonucu kanalın yerleşim yerleri içinde, davalı … Belediyesi sorumluluk sınırında kaldığı, alt yapı tesislerinin yapımı hususunda görev ve sorumluluğu bulunan davalı … Belediyesi’nin, belediye sorumluluk sahasındaki alt yapı tesislerine ilişkin can ve mal güvenliğinin korunmasına yönelik gerekli tedbirleri alması gerektiğinden, sulama kanalında meydana gelen boğulma olayında hizmet kusuru olduğu, sulama kanalını yapan ve 1969 tarihli protokolle devreden DSİ’nin, devir protokolünde açık olarak belirtildiği üzere, sulama tesisine ilişkin kontrol ve denetim yetkisinin her zaman olduğu, ayrıca sulama tesislerinin yapımı ve işleyişine ilişkin konularda tecrübesi olduğu da gözetildiğinde, sulama tesisinden kaynaklı bilahare gerçekleşebilecek can ve mal kaybı gibi hususlara yönelik denetim ve kontrolleri belli aralıklarla da olsa yapması ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlaması gerektiği, dava konusu olayda, davalı DSİ Genel Müdürlüğü’nün denetim yetkisini gereğince kullanmadığından bu yönüyle hizmet kusuru bulunduğu, Mahkemece yapılan değerlendirmede; davalı … Belediyesi’nin mahalde alt yapı tesislerine ilişkin can ve mal güvenliğinin korunmasına yönelik gerekli tedbirleri alması gerektiğinden asli kusurlu olduğu ve davacıya ödenmesi gereken tazminat miktarının %75’ini, kendisine kusur atfedilen DSİ Genel Müdürlüğü’nün ise %25 ini karşılaması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, dosyada mevcut sağlık kurulu raporunda, meydana gelen suda boğulma olayı sonucunda davacı …’ın engel durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %100 olduğu, Mahkemece raporu düzenleyen Niğde Devlet Hastanesine vücut fonksiyon kaybının sürekli olup olmadığı sorulması üzerine verilen 25/05/2016 tarih ve 6023 sayılı cevabi yazıda, hastanın fiziki hastalıklarının sürekli olduğunun belirtilmesi üzerine …’ın maddi zararının belirlenmesine yönelik yaptırılan bilirkişi incelemesinde düzenlenen raporda; davacının aktif ve pasif dönemleri dikkate alınarak asgari ücret tutarı üzerinden iş görememezlik tazminat tutarının 692.587,53 TL, yine asgari ücret tutarı esas alınarak bakıcı giderlerinin (bakımının ailesi yoluyla yapılacağından %20 indirim uygulanmak suretiyle) 749.736,69 TL olabileceği, davacının tedavi giderlerinin ise 2.340,00 TL olmak üzere maddi zararlarının toplamının 1.444.664,22 TL olduğunun belirlendiği, dava konusu olayda davacı …’ın henüz iki yaşında, annesinin gözetimindeyken gözden kaybolduğu ve düştüğü su kanalında boğulduğu dikkate alındığında annenin gerekli dikkati göstermediği dolayısıyla %50 kusuru olduğu sonucuna ulaşıldığından, tespit edilen maddi tazminat tutarının %50’sinin ödenmesi gerektiği gerekçesiyle … için 1.444.664,22 TL maddi tazminat isteminin 722.332,11 TL’sinin kabulü ile idarelerin kusur oranları dikkate alınmak suretiyle 541.750,00 TL’sinin … Belediyesince, 180.582,11 TL’ sinin DSİ tarafından miktar artırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihi olan 07/11/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, dava konusu olayın meydana gelişi, sonuçları ve sürekliliği dikkate alındığında talep olunan 90.000,00 TL manevi tazminatın Mahkemece uygun görüldüğü, ancak müterafik kusur oranı dikkate alındığında 45.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulü ile idarelerin kusur durumu dikkate alınarak 33.750,00 TL’sinin … Belediyesince, 11.2500,00 TL’sinin DSİ Genel Müdürlüğünce idareye başvuru tarihi olan 16/01/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, dava dosyasının incelenmesi sonucu, İdare Mahkemesince, davalı idarelerden Belediyenin %75, DSİ’nin %25 oranında kusurlu olduğunun, bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getiremeyen anne ve babanın %50 oranında müterafik kusurunun bulunduğunun re’sen belirlendiği ve buna göre hüküm kurulduğu, kusur oranının belirlenmesinin teknik bir konu olup mahkemece re’sen belirlenmeyip, bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle ara karar ile dosyanın Mahkemesine iade edilerek anılan hususta bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği,… İdare Mahkemesi aracılığıyla yaptırılan inceleme sonucu, A sınıfı İş Güvenliği Uzmanına yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulan raporda özetle “davacılar ve idarelerin %50 müterafik kusurlu oldukları, idarelerin de kendi aralarında, … Belediyesinin %75, DSİ’nin %25 kusurlu olduğu” tespitinin yapıldığı, raporun hükme esas alınır nitelikte olduğu, Mahkeme kararının kusur yönünden neticesini değiştirmediği, bu bağlamda maddi tazminat miktarının belirlenmesinde mahkemece yukarıda belirtilen kusur dağılımına göre hüküm kurulmasında hukuka aykırılık görülmediği, ancak manevi zararın bütün koşullar dikkate alınarak hüküm anında hakimin belirlediği rakamdan ibaret olduğu ayrıca kusur oranında indirim sebebi yapılmaması gerektiği, dava konusu olayda tazmini gereken manevi zararın 45,000,00 TL olması gerektiği ancak kusur oranında 45,000,00 TL’ye indirilmesinde hukuka uyarlık görülmediği fakat ödenmesine karar verilen manevi tazminat miktarının sonuç olarak istinaf Dairesince de uygun görüldüğü gerekçesinin ilavesiyle tarafların istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacılar tarafından, dava konusu olayda kusurlarının bulunmadığı, davalı idarelerin kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tüm tazminat tutarından sorumlu oldukları, takdir edilen manevi tazminat tutarının yaşanan olay karşısında yetersiz kaldığı ileri sürülmektedir.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, idarelerine atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, olayın anne ve babanın bakım ve gözetim yükümlülüğünü tam olarak yerine getirememesinden kaynaklandığı, olay yerine ilişkin kontrol ve denetimin tamamen Belediyeye ait olduğu, davacılardan Ahmet’in sürekli işgücü kaybının Adli Tıp Kurumundan alınacak bir rapor ile belirlenmesi gerektiği, Ahmet için yapılan bakıcı gideri hesaplamasında ailenin bakımı nedeniyle %70 indirim yapılması gerektiği, hükmedilen manevi tazminat tutarlarının fahiş olup hakkaniyete aykırı olduğu, faiz başlangıç tarihi olarak dava tarihinin esas alınması gerektiği ileri sürülmektedir.
… Belediye Başkanlığı tarafından, dava konusu olayda yer alan su kanallarının korunmasının Çiftçi Mallarının Korunması Hakkındaki Kanun gereğince Çiftçi Malları Koruma Başkanlığının yetkisinde bulunduğu, idarelerine husumet yöneltilemeyeceği, …’ın ebeveynlerinin sorumluluğunun çok daha yüksek tutulması gerektiği, DSİ Genel Müdürlüğü ile idareleri arasında yapılan kusur sorumluluğunun müşterek ve müteselsil olması gerekirken idarelerine %75 kusur verilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata işletilecek faiz başlangıç tarihi yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, hükmedilen maddi tazminat miktarına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihi dışındaki kısımlar yönünden usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu yönlerden bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda Danıştay’ın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un Geçici 7. Maddesiyle de, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir.
Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının miktar artırım suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu; aksi bir durumun hakkaniyete aykırı olacağı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, artırılan tazminat miktarı bakımından da, idareye başvurunun yapıldığı 16/01/2015 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğinden, davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının gerekçeli olarak reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan “… İdare Mahkemesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararına karşı davacı ve davalı tarafça yapılan istinaf taleplerinin yukarıda anılan gerekçelerin ikamesiyle reddine” ibaresinin, “… İdare Mahkemesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararına karşı davacı ve davalı tarafça yapılan istinaf taleplerinin yukarıda anılan gerekçelerin ikamesiyle ve hükmedilen 722.332,11 TL maddi tazminatın (541.750,00 TL’sinin … Belediye Başkanlığınca, 180.582,11 TL’sinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce), davalı idareye başvuru tarihi olan 16/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacı …’a ödenmesine” şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin REDDİNE,
3. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtildiği şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 02/11/2022 tarihinde esas yönünden oy birliği, faiz başlangıç tarihi yönünden oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY :

Davacılar lehine hükmedilen maddi tazminat tutarının artırılan tazminat miktarına tekabül eden kısmına işletilecek yasal faizin başlangıç tarihinin, davalı idareye başvuru tarihi olması gerekirken miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olarak alınması; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar” başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın düzeltilerek onanmasını gerektiren, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hata ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlık kapsamında bulunmayıp, anılan maddenin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca kararın bozulmasını gerektiren, hukuka aykırılık teşkil ettiğinden; Bölge İdare Mahkemesi kararının, bu hususta yeniden bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönden katılmıyoruz.