DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/3189 E. , 2022/3070 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/3189
Karar No : 2022/3070
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/02/2021 tarih ve E:2017/6054, K:2021/448 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun … tarih ve …sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının karar tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ve 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 26/02/2021 tarih ve E:2017/6054, K:2021/448 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçilmiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının istinaf yoluna başvurulmamak suretiyle 14/05/2019 tarihinde kesinleştiği, terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, idari yargılama yönünden bağlayıcılığının bulunmadığı,
Davacının adının geçtiği ByLock yazışmaları yönünden, ByLock yazışma içeriklerin de, davacının adına, görev yerine, grubuna açıkça yer verildiği görülen örgütsel faaliyet kapsamındaki bu yazışma içeriklerinin, davacıya ait hizmet cetveli ve diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde sandık müşahitliği yaptığına, dil eğitimi için ABD’de bulundukları sırada örgüte ait okulları ziyaret ettiklerine ve diğer hususlara yönelik verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Yıllık (Albüm) kurulu üyeliği yönünden, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,
Yurt dışında eğitim yönünden, FETÖ’nün Adalet Akademisinde ve HSK’da etkin olduğu dönemde, yurt dışına dil eğitimine gönderildiğine ilişkin söz konusu tespitin, davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, savunma hakkı kullandırılmaksızın işlem tesis edildiği, işlemin tesis edildiği tarihte meslekten çıkarılmasını gerektiren hiçbir haklı sebebin olmadığı, hakkında açılmış bir disiplin soruşturması ya da ceza soruşturması olmaksızın mesleğine son verildiği, davacının terör örgütü üyesi olarak gösterilip hakkında en ağır cezanın uygulandığı, gerek Anayasa gerek de uluslararası sözleşmelere aykırı olarak durumun gerektirdiği ölçüyü aşar şekilde ciddi sonuçlar doğuran meslekten çıkarma cezasının tesis edildiği, her yönüyle anılan işlemin hukuka aykırı olduğu, dava konusu işlemin geçici nitelikte bir tedbir olmadığı, hayatı boyunca eğitimine uygun mesleği yapmasının engellendiği, hakkındaki beraat kararından dolayı dava konusu meslekten çıkarma işleminin iptal edilmesi gerekirken ceza yargılamasında başvurulan delillere itibar edilerek davanın reddedilmesi suretiyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği, ayrıca yürütme organının kararı ile terör örgütü üyesi ilan edilerek şeref ve itibara saygı hakkının ihlal edildiği; herhangi bir mahkeme kararı veya herhangi bir suç şüphesi gösterilmeden ve yargılama yapılmadan terör örgütü üyesi ilan edilerek, diğer bireylere göre açık bir ayrımcılığa tabi tutulduğu, diğer bireylerin suçlu ilan edilebilmesi için kesinleşmiş yargı kararı gerekirken (AY m. 38/4), davacının idari bir karar ile suçlu ilan edilerek masumiyet karinesinden yararlanmada davacı ile diğer bireyler arasında açıkça ayrımcılık yapıldığı; Bakanlar Kurulunun OHAL KHK’sı ile suç ve ceza belirleme yetkisinin bulunmadığı, oysa 667 sayılı KHK ile FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı kabul edilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği, ceza müeyyidesi öngören düzenlemenin de idari işlemin tesis edildiği 16/07/2016 tarihinden sonra 23/07/2016 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan düzenlemenin geçmişe yönelik etki doğuramayacağı, dava konusu işlemin kaldırılması için yine işlemi tesis etmiş kurula başvurabilmenin etkililiğinden söz edilemeyeceği, bu sebeple etkili başvuru hakkının ihlal edildiği, ayrıca gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiği; davacının fişleme bilgilerine dayanılarak ihraç edildiği, ihraç anında dosyada davacı aleyhinde hiçbir delilin bulunmadığı, ihraçtan 2-3 ay sonra temin edilen tanık beyanlarına itibar edilerek davanın reddedildiği, tanıkların gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmalarından dolayı davacının meslekten ihraç edildiği, tanıkların suçtan kurtulmak için aleyhine beyan verdiği, davacıyla birlikte dil eğitimine gidenlerin halen görevde olduğu, davacının başka kişilerin bylock yazışmalarında isminin geçmesi dolayısıyla sorumlu tutulamayacağı, bu hususun aleyhine delil olarak alınamayacağı; davacının FETÖ iltisaklı ve irtibatlısı olarak kabul edilen hiçbir kriteri taşımadığı, davacı hakkında hiçbir yargılama yapılmadan sadece hangi kriterlere göre değerlendirme yaptığı anlaşılamayan HSYK kararı uyarınca meslekten çıkarıldığı, davacının 667 sayılı KHK ile dolaylı olarak özel sektörde bile iş bulması engellenerek sivil ölüme mahkum edildiği, temyiz talebinin kabul edilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacının ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının istinaf yoluna başvurulmamak suretiyle 14/05/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 26/02/2021 tarih ve E:2017/6054, K:2021/448 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 02/11/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.