DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/2665 E. , 2022/3059 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2665
Karar No : 2022/3059
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ :Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 31/03/2021 tarih ve E:2017/2260, K:2021/854 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair …tarih ve …sayılı kararın iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 31/03/2021 tarih ve E:2017/2260, K:2021/854 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi, bu dava dosyası ile Dairelerinin 2016/12248 esasında kayıtlı bulunan dava dosyasının birleştirilmesi talebi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş;
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan beraatine karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararının istinaf edilmeden kesinleştiği, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, idari yargılama yönünden bağlayıcılığının bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanının, destekleyici unsurlar olan davacının YARSAV üyeliği ve davacıdan ele geçirilen flash bellekte örgüt elebaşının iki adet konferans videosunun bulunduğu tespiti ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile irtibat ve iltisak içerisinde olduğu belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemin şekil bakımından hukuka aykırı olduğu, işlemde genel olarak FETÖ terör örgütünden ve yaptığı hukuksuz işlemlerden bahsedildiği, genel olarak fiiller sayılarak altına isim listesinin eklendiği, kimin hangi fiillerden dolayı meslekten çıkarıldığına dair hiçbir kişiselleştirmenin yapılmadığı, kararın hiçbir yerinde isminin geçmediği, kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan kişilerin işlediği fiiller nedeniyle meslekten çıkarıldığı, bu durumun ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, Daire kararının hakkaniyet ve ölçülülük ilkelerine aykırı olduğu, davacı hakkındaki meslekten çıkarma kararının sebebi olarak terör örgütüyle iltisakı ve irtibatı olmasının gösterildiği, ancak anılan iki kavramın son derece muğlak olduğu, subjektif nitelikte olduğu ve keyfi uygulamalara sebebiyet verdiği, davalı idarenin davacı hakkında mesleğe son kararı vermektense açığa alma işleminin süresini uzatabileceği, daha hafif bir idari işlem yerine sonuçları çok ağır olan mesleğe son verme işlemini tesis etmesinin hakkaniyete uygun olmadığı, disiplin işlemlerinin tesisi aşamasında sağlanan usuli güvencelerden yararlandırılmamasının hukuka aykırı olduğu, 667 sayılı KHK sebep olarak gösterilerek savunmasına dahi başvurulmadığı ancak davalı idarenin 2802 ve 6087 sayılı Kanunlara uygun olarak hareket etmesine hiçbir engel bulunmadığı, görevden doğan ve görev sırasında işlenen fiillerle ilgili olarak disiplin soruşturmasının açılmasının gerektiği, davacı hakkında en temel anayasal ve yasal haklarının hiçbirinin uygulanmadığı, disiplin soruşturması yapılmadan, hakkındaki bilgi ve belgeler tarafına ulaştırılmadan ve savunması alınmadan davacı hakkında göreve son verme işleminin tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, 673 sayılı KHK ile hakim ve savcılara yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, ancak yeniden inceleme hakkının savunma hakkı kapsamında olmadığı, usulü bir prosedürün yerine getirilmesinden ibaret olduğu, bu hususu adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsuru olan “yargılamada silahların eşitliği ilkesi” ile bağdaştırmanın mümkün olmadığı, dava konusu işlemin disiplin cezası niteliğinde göreve son verme işlemi olduğu, disiplin cezası niteliğinde olmayan göreve son verme halleri ya da görevin sona ermesi istisnai nitelikte olduğundan, bu hallerin açıkça yasalarda düzenlenmesinin gerektiği, 667 sayılı KHK’nın 3/1 maddesindeki “mensubiyet”, “iltisak”, “irtibat” gibi belirsiz, hiçbir kriter içermeyen, yargı aşamasından geçmeyen, sübjektifliğe açık ifadelerin hukuk devletinde yerinin olmadığı, KHK’nın 3/1 maddesindeki “değerlendirilen” ifadesinin de hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı, değerlendirmenin nasıl ve neye göre yapılacağı, hangi kriterlerin uygulanacağının belli olmadığı; soyut, sübjektif, nesnel veriler içermeyen bir kavramla ve kişilerin kanaate dayalı değerlendirmeleriyle hakim ve savcıların anayasal güvencelerinin yok edilerek, bir daha kamu görevine girememe sonucunu doğuracak şekilde meslekten çıkarma gibi ağır bir yaptırıma maruz bırakılmalarının hukuka aykırı olduğu, davacının görevini ifa ederken tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerini ihlal etmediği, Ağır Ceza Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği beraat kararı kapsamındaki fiillerden dolayı disiplin cezası verilemeyeceği; idarenin isnat ettiği fiilin maddiliğini ispat etmek zorunda olduğu, söylentiler ve varsayımlar üzerinden kanaate dayalı olarak disiplin cezası verilemeyeceği, ispat külfetinin idareye ait olduğu, ceza mahkemelerinin fiilin mevcut olmadığına ilişkin verdikleri kararların idareyi bağlayacağı, yani Ceza Mahkemesi söz konusu fiilin mevcut olmadığına (suç olmadığına) karar vermiş ise, bu kararın idareyi bağlayacağı, idarenin artık bu fiilden dolayı disiplin cezası veremeyeceğinin kabulünün gerektiği, adli suçlara ilişkin adlî mahkemelerin görevli ve yetkili olduğu, ağır ceza mahkemesinin işin esasına girerek verdiği beraat kararında delil olarak kabul edilmeyen, hukuken itibar edilmeyen delillerin Daire tarafından keyfi şekilde yorumlanamayacağı; Anayasanın 33. maddesinde örgütlenme özgürlüğü kapsamında derneklere yönetici ve üye olunabileceği yasal bir hak olarak tanınmışken, bunun suç olarak nitelendirilmesi ve ihraç gerekçesi yapılmasının kabul edilemez bir hak ihlali olacağı;
ceza soruşturması sırasında davacının evinde yapılan aramada el konulan flash bellek içerisindeki örgüt elebaşı adına düzenlenmiş iki adet konferans videosu tespit edildiği ve bunun terör örgütü ile irtibat ve iltisakını destekleyici unsur olarak değerlendirildiği, ancak söz konusu flash belleğin davacının kardeşine ait olduğu, içerisinde babasının kalp rahatsızlığı nedeniyle yapılan anjiyo görüntülerinin bulunduğu, davacının bu flash belleği hiçbir zaman kullanmadığı, ceza yargılamasında da içerisinde suç unsuru tespit edilmeyen flash belleğin aleyhine delil olarak kabul edilmediği, bu sebeple Daire tarafından da karara esas alınamayacağı, davacının kısa bir süre çocuklarını kapatılan okullara gönderdiği ancak bunun aleyhine delil olarak alınmaması gerektiği, yine sosyal medya kullanımın ve internet sitelerine girilmesinin de ihraç sebebi olarak kabul edilemeyeceği; eşinin de meslekten ihraç edilmiş olmasının aleyhine delil olarak kabul edilemeyeceği, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereği hiç kimsenin başkasının eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı, kaldı ki eşinin de ceza yargılamasında beraat ettiği; Danıştay 5. Dairesinin, davanın reddine dair kararının, iç hukuka ve başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) (özellikle 6, 7, 8, 10, 13 ve 15. maddeleri) olmak üzere uluslararası hukuka aykırı olduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacının ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, beraat kararı verildiği; davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının istinaf yoluna başvurulmamak suretiyle 28/05/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ve bu karar kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 31/03/2021 tarih ve E:2017/2260, K:2021/854 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 02/11/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatlarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile iltisak veya irtibatlarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda, gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile iltisak veya irtibat hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
667 sayılı KHK’nın 3.maddesinin 1.fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.
Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfilikten uzak olması gerekir.
Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.
Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir” niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir.
Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgelere gelince;
Daire kararında “dava ret” hükmüne esas alınan davacı ile ilgili tanık beyanının yalnızca “…Bir gün sohbet esnasında, hatırladığım kadarı ile durup dururken “Seçimlerde neden Yargıda Birlik Platformunu destekliyorsun” diye sormuştu, o esnada seçim hususu konuşuluyor olmamasına rağmen böyle bir soru sormasına şaşırmıştım” kısmının alındığı görülmüştür. İfadenin tamamı ise şu şekildedir;
“Şu an Yargıtay Tetkik Hâkimi olarak görev yapmaktayım. Ben, 2011 yılı Kasım ayında Yargıtay Tetkik Hâkimi olarak atandım. Atandıktan sonra 21. Hukuk Dairesinde görevlendirildim. Halen aynı dairede görev yapmaktayım. Ben, dairede görevlendirildiğimde (davacı) …, dairede görev yapmaktaydı. Kendisini bu vesile ile tanıdım. Evvelinde kendisini tanımazdım. Bir dönem kendisi ile oda arkadaşlığı da yaptım. Söz, tavır ve davranışları ile FETÖ’ye destek verdiğine şahit olmadım.
2014 yılı HSYK seçimlerinde sözde bağımsızlar lehine oy istediğine, onlarla birlikte hareket ettiğine, onlara yakın durduğuna da şahit olmadım. Bir gün sohbet esnasında, hatırladığım kadarı ile durup dururken “Seçimlerde neden Yargıda Birlik Platformunu destekliyorsun” diye sormuştu, o esnada seçim hususu konuşuluyor olmamasına rağmen böyle bir soru sormasına şaşırmıştım. … hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir.”
Davalı idare tarafından; yukarıda yer verilen tanık beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Yukarıda tam metnine yer verilen tanık beyanının tamamının anlam bütünlüğü dikkate alındığında, bu beyanın davacının örgüt ile iltisak veya irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilemeyeceği, aksine terör örgütü ile iltisak veya irtibat içerisinde olmadığını gösterdiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Davacının evinde yapılan aramada ele geçen flash bellek ile ilgili olarak ise, anılan flash bellekteki en son kaydın 2015 olması nedeniyle, USB belleğin kullanımı itibariyle metruk olduğu; davacı tarafından soruşturma ve kovuşturma aşamalarında istikrarlı bir şekilde verilen ifadelerin gerçeğe en yakın ifade olduğu, bu ifadelerde de söz konusu flash belleğin kendisine değil, kardeşine ait olduğu şeklindeki beyanına itibar edilmelidir.
Ayrıca davacının YARSAV’a 29/08/2007 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmekte ise de, davacının örgütle bağlantısı olduğunu gösteren başkaca bir delille desteklenmediği sürece YARSAV üyeliğinin tek başına davacının FETÖ terör örgütü ile iltisak veya irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca dosya kapsamında davacının iltisakını ve/veya irtibatını ortaya koyan nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin de bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisakının ve/veya irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı ve temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyoruz.