Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/2963 E. , 2022/9127 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/2963
Karar No : 2022/9127
TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : 1- … 3- …
2- … 4- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Kahramanmaraş İli, Türkoğlu İlçesi, … Mahallesi, … Mevkiinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan “… Ruhsat Numaralı Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi” projesi ile ilgili olarak … Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla iki çevre mühendisi, maden mühendisi, jeoloji mühendisi ve ziraat mühendisi bilirkişilerinden oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; Kalker ocağının çevreye daha az zarar vermesi için 98,52 hektarlık ruhsat sahasının 9,3 hektarlık kısmının 7,5 hektarlık alanında 1.348.199,64 ton/yıl malzeme çıkarılmasının, ayrıca kurulacak olan kırma eleme tesisinde yılda 399.360 ton/yıl malzeme işlenmesinin planlandığı, faaliyetin yer alacağı alanın; milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar, tabiat anıtları, tabiat koruma alanları, yaban hayatı koruma alanları, yaban hayvanları yetiştirme alanları, kültür alanları, tabiat varlıkları, sit ve koruma alanları, biyogenetik rezerv alanları, biyosfer rezervleri, özel çevre koruma bölgeleri, özel koruma alanları ile ilgili koruma alanları kapsamına girmediği, dava konusu olan kalker ocağına en yakın yerleşim yerinin Kılılı Mahallesi olduğu, bu yerleşim yerindeki kargir yapılı konutun ocağa olan mesafesinin yaklaşık olarak 1060 m olduğu, proje tanıtım dosyasında (PTD) belirtilen patlatma paterni ve parametrelerine göre anlık patlayıcı madde miktarı olan 37,9 kg ile yapılan kontrollü patlatma noktasına en yakın 1060 m mesafedeki bir noktada oluşan titreşim hızı teorik olarak hesaplandığında, 0,09 mm/sn olduğu ve bu değerin hem binaların hasar görmemesi için sınır değer olan 5 mm/sn değerinin, hem de insanların rahatsız olmaması için sınır değer olan 12.7 mm/sn değerinin altında kalmakta olduğu, proje sahasındaki mermer ocağı (doğrusu kalker ocağı) ile kapalı ortam içerisinde bulunacak olan kırma eleme tesisindeki madencilik faaliyetleri sonucu çevreye ve insan sağlığına verilebilecek toz, gürültü ve bunun gibi etkileri için yapılan modelleme çalışmalarının değerlendirildiği ve yapılan hesaplamalarda herhangi bir eksikliğin bulunmadığı, bu nedenle PTD’de belirtilen tedbirlerin alınması halinde bu madencilik faaliyetlerinin çevre ve insan sağlığına yapacağı olumsuz etkileri minimum düzeylere indirgenebileceği, çiftçi kayıt sistemi (ÇKS) belgeleri incelendiğinde, proje sahası içerisinde yer alan zeytinliğin 15/10/2016’da tesis edildiğinin anlaşıldığı, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere, maden ruhsat tarihinin ise 06/04/2015 tarihi olduğu, yani zeytinliğin ruhsat tarihinden sonra tesis edildiğinin anlaşıldığı, keşif günü yapılan gözlemlerde ruhsat sahası çevresinde yeni zeytin plantasyonlarının tesis edildiği, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü parsel sorgu uygulaması veri tabanı kullanılarak yapılan sorgulamada ruhsat sahası içerisinde tapulu alana rastlanılmadığı, ruhsat sahası içerisinde faaliyet gösterecek mermer ocağı (doğrusu kalker ocağı) ile kapalı ortam içerisinde bulunacak olan kırma eleme tesisindeki madencilik faaliyetlerinin PTD’de belirtilen tedbirlerin alınması halinde, çevre ve insan sağlığına yapacağı olumsuz etkilerde olduğu gibi tarımsal faaliyetlere etkisi de minimum düzeylere indirgenebileceği, PTD’de belirtilen önlemlere uyulması ve kontrollü patlatma yapılması halinde, işletilecek olan kalker ocağı ile kırma-eleme tesisinin faaliyetleri sonucu titreşim, gürültü, toz emisyonu, katı atık ve atık su şeklindeki çevreye ve insan sağlığına yapacağı etkilerin minimuma indirgenebileceği ve yasal sınırlarda olabileceği sebebiyle madencilik açısından uygun olduğu, dava konusu II-A maden grubu kalker ocağı ve kırma eleme tesisinin, ilgili Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer almayan madenlerin çıkarılması, kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan seçme eleme kriterlerine tabi bir proje olarak yasal süreçleri yerine getirdiği, PTD’de tüm önlemlerin alınacağına dair taahhütlerde bulunulduğu, söz konusu taahhütlerin bilimsel ve teknik olarak yerine getirilmesinin mümkün olduğu yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur.
Dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak mevzuat hükmünün belirlenmesi, ilgili hükmün yorumlanması ve davacıların, ÇED prosedürü dışına çıkabilmek amacıyla ruhsat sahasının birden fazla parçaya bölünmesi suretiyle kanuna karşı hile kullanıldığı yönündeki iddiası yönünden yapılan değerlendirmede; davacılar tarafından her ne kadar ruhsat alanının 25 hektarın üzerinde (98,52 hektar) olması ve aynı sahada daha önce yapılması öngörülen proje için verilmiş “ÇED olumlu” kararının Mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması esas alınarak, ÇED prosedürünün dışına çıkmak amacıyla 98,52 hektarlık bu ruhsat sahasının birden fazla parçaya bölünmesi suretiyle kanuna karşı hile kullanıldığı iddia edilmekte ise de; ruhsat alanı 25 hektardan büyük olsa dahi, çalışma alanı 25 hektardan küçük (dava konusu işlemde belirtilen alan olan 24,84 hektar) olan dava konusu projenin, çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, ruhsat sahası üzerinden yahut Mahkemenin E:… sayılı dosyasına konu ÇED raporunda yer alan; çalışma alanı, kullanılacak patlatıcı miktarı, sahada çalışacak araç miktarı, çıkarılacak maden rezervi vb. veriler ve orada alınacak önlemler üzerinden değil, bu davaya konu PTD’de yer alan; çalışma alanı, kullanılacak patlatıcı miktarı, sahada çalışacak araç miktarı, çıkarılacak maden rezervi vb. veriler ve burada alınacak önlemler üzerinden değerlendirilmesi ve ortaya çıkması öngörülen sonuçların ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olup olmadığının belirlenmesi için anılan Yönetmeliğin seçme eleme kriterlerinin yer aldığı Ek-IV bölümündeki unsurlar yönünden dava konusu işlemin irdelenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, davacıların yukarıda yer verilen iddiaları, tek başına dava konusu işlemi hukuka aykırı kılacak nitelikte bir iddia olarak görülmemiştir.
Davacıların projenin bölgedeki zeytin, badem, fıstık ve incir ağaçlarına, su kaynaklarına, yakın civardaki köy evlerine ve proje sahasında yaşayan hayvan türlerine vereceği zararların göz önünde bulundurulmadığı, bu dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun geçmişteki rapor ile çeliştiği yönündeki iddiası yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu ruhsat sahası içerisinde tapulu alanlara rastlanılmadığı ve bu durumun aksini ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin davacılar tarafından ileri sürülmediği, sadece ruhsat sahası içerisinde davacılardan …’un babasından kaldığı zeytin ağaçlarının olduğu belirtilerek, bu hususa ilişkin ÇKS belgelerinin sunulduğu, anılan belgelerde zeytinliğin 15/10/2016 tarihinde tesis edildiğinin anlaşıldığı, ancak maden işletme ruhsat tarihinin ise daha eski tarihli (06/04/2015) olduğu, keşif günü yapılan gözlemlerde de ruhsat sahası çevresinde yeni zeytin plantasyonlarının tesis edildiği, ruhsat tarihi öncesinde var olmayan zeytin ağaçlarının değerlendirmeye alınmasının ruhsat sahibinden beklenilemeyeceği, aksi düşünce halinde maden sahasında yapılacak faaliyetlerin herhangi bir döneminde üçüncü kişilerce hazineye ait herhangi bir araziye zeytin ağacı dikilmesi suretiyle projenin sonlandırılmasına yol açılabileceği, bu kapsamda, projenin bölgedeki tarımsal faaliyetler açısından değerlendirilmesinde, mevcut tarımsal faaliyetlerin dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmış olup, bununla birlikte ruhsat sahası içerisinde faaliyet gösterecek mermer ocağı ile kapalı ortam içerisinde bulunacak olan kırma eleme tesisindeki madencilik faaliyetlerinin PTD’de belirtilen tedbirlerin alınması halinde çevre ve insan sağlığına yapacağı olumsuz etkilerde olduğu gibi tarımsal faaliyetlere etkisinin de minimum düzeylere indirgenebileceği hususu bilirkişi heyeti tarafından ifade edildiğinden, bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Yine bilirkişi raporunda, faaliyetin yer alacağı alanın; milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar, tabiat anıtları, tabiat koruma alanları, yaban hayatı koruma alanları, yaban hayvanları yetiştirme alanları, kültür alanları, tabiat varlıkları, sit ve koruma alanları, biyogenetik rezerv alanları, biyosfer rezervleri, özel çevre koruma bölgeleri, özel koruma alanları ile ilgili koruma alanları kapsamına girmediği belirtilmiştir.
Dava konusu projeye ilişkin PTD’nin 75. sayfasında; proje için işletme izni verilen alan üzerinde Bern Sözleşmesi ve diğer taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar gereğince korunması gereken herhangi bir flora – fauna türü bulunmadığı hususu yer almıştır.
PTD’nin 79., 80. ve 81. sayfalarında; bölgedeki fauna türleri sayılmış, faaliyet alanı çevresinde tehdit altında türlere rastlanılmadığı bilgisine yer verildikten sonra proje sahası çevresinde tehlike sinyali veren türlere rastlanıldığı an Bern Sözleşmesi hususlarına ve Merkez Av Komisyonu kararlarına uyulacağı taahhüt edilmiştir.
Bilirkişi heyetince; çalışma alanında yapılacak patlatmalardan etkilenebilecek en yakın noktanın, 1060 metre uzaklıktaki kâgir yapılı konut olduğu tespiti yapılmış, PTD’de yer verilen patlatıcı madde miktarı ile mesafe hususu gözetilerek yapılan hesaplamalar neticesinde de, patlatma işlemi nedeniyle oluşacak titreşim hızının hem binaların hasar görmemesi için hem de insanların rahatsız olmaması için belirlenmiş sınır değerlerinin altında olduğu tespit edilmiştir.
PTD’de belirtilen taahhütlerin bilimsel ve teknik olarak yerine getirilmesinin mümkün olduğu, bu önlemlere uyulması, kontrollü patlatma yapılması ve taahhütlerin yerine getirilmesi halinde, işletilecek olan kalker ocağı ile kırma-eleme tesisinin faaliyetleri sonucu oluşacak titreşim, gürültü, toz emisyonu, katı atık ve atık su şeklindeki etkilerin, minimuma indirgenebileceği ve yasal sınırlarda olabileceği kanaatine varan bilirkişi heyetince anılan proje, madencilik açısından uygun bulunmuştur.
Bu durumda; dava konusu proje ile ilgili olarak verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, söz konusu alanda yapılması planlanan projeyle ilgili daha önce verilen ÇED Olumlu kararının yargı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle kırma eleme tesisi yapma olanağı bulunmayan proje sahasında bu defa proje sahasının alanı düşürülerek kanuna karşı hile teşkil eden eylemler neticesinde, iki adet “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmesiyle projenin hukuka aykırı şekilde hayata geçirilme olanağının doğduğu, daha önce verilen ÇED Olumlu kararının iptaline ilişkin Mahkemenin E:… sayılı dosyasındaki iptal gerekçeleri karşısında, bu alanda proje yapılmasının hukuka aykırı olduğu, ayrıca söz konusu Mahkeme kararında yer alan tespitlerin birçoğuna yönelik bir değerlendirmenin bakılmakta olan davada yapılmadığı, proje sahasında bulunan ekonomik değeri yüksek olan ve yetişmesi için belirli iklim ve coğrafi koşul arayan 2000 adet fıstık ağacının, yine bu alanda bulunan 4000 kök zeytin ağacının ve diğer yetiştirilen tarım ürünleri ile hayvancılığın proje nedeniyle olumsuz etkileneceği, zeytin ve bademlerin bulunduğu alanın yaklaşık 51 dekar olduğu ve bu hususun kadastro tutanağında yer aldığı, ancak bilirkişi raporunda bu hususa değinilmediği, ayrıca bölgede mevcut bulunan taş ocağında yapılan patlatmalar nedeniyle zaten can ve mal güvenliğinin tehlikeye düştüğü, projenin flora-fauna üzerinde ve yer altı su kaynakları üzerinde olumsuz etkisinin olacağı, Mahkemenin E:… sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporu ile bakılmakta olan davada hükme esas alınan bilirkişi raporunda karşılaştırma yapılmadığı, PTD’de duyarlı yörelerin değerlendirme dışı tutulduğu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun dikkate alındığında, dava konusu ÇED Gerekli Değildir kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idare tarafından, temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmakta iken, davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 17/2. maddesi uyarınca duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek, gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Kahramanmaraş İli, Türkoğlu İlçesi, .. Mahallesi mevkiinde, … ruhsat numaralı sahalarda … Teks. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılması planlanan “Kalker Ocağı ve Kırma Tesisi” projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Müdürlüğünce … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararı verilmiş, bu kararın iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla … projenin çevreye etkisi bakımından, yasal mevzuatta öngörülen teknik şartlara uyulup, projede öngörülen tedbirler alınıp, kontrol tedbirlerinin uygulanması halinde projenin çevreye etkisinin yasal sınırlar içerisinde kalacağı ancak tüm yasal tedbirler alınsa, projenin insan sağlığına ve çevreye etkisi yasal sınırlar içerisinde kalsa dahi, sahanın ekolojik açıdan önemli bir saha olduğu, sahada çok sayıda sürüngen, kuş ve memeli türlerin bulunduğu, bitki örtüsünün ortadan kalkması ve maden ocağının açılmasıyla hem habitat ve hem de sahada yaşayan makro ve mikro organizmaların yok olacağı, besin zincirinin ortadan kalkacağı, sahada yapılan incelemede 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilecek alanların bulunduğu sahada zeytin, incir, badem ve fıstık ağaçlarının bulunduğu, sahada yapılan incelemede 43 kuş türünün bulunduğu, Bern Sözleşmesine göre, bu kuş türlerinden 26 türün Ek II listesinde, 11 türün ise Ek III listesinde bulunduğu, sahada yapılan incelemede 14 sürüngen tür tespit edildiği, 6 türün Ek II listesinde, 8 türün Ek III listesinde olduğu, IUCN kırmızı listeye göre 1 türün VU kategorisinde, 9 türün LC kategorisinde yer aldığı, 4 türün ise IUCN kırmızı listesinde yer almadığı, sahada yapılan incelemede ülkemizde yaşayan iki yaşamlı türler açısından 2 türün Bern Sözleşmesine göre Ek III listesinde bulunduğu, IUCN kırmızı listeye göre bir türün LC bir türün ise DD kategorisinde yer aldığı, sahada 15 memeli tür tespit edildiği, Bern Sözleşmesine göre 3 türün Ek II listesinde, 5 türün Ek III listesinde bulunduğu, proje sahasında 31 familya ve 97 taksona ait flora bulunduğu, endemik tür bulunmadığı ancak bazı türlerin Bern Sözleşmesine göre kesin koruma altında olduğu, sahanın bilimsel özellikte bir saha olduğu, ÇED raporunda; bitki ve hayvan türlerinin korunmasına yönelik bir proje bulunmadığı, raporda hayvanların saha dışına kovma kaçırma yöntemi ile çıkarılacağı belirtilmiş ancak uzman işi olan bu işlerin kimler tarafından nasıl yapılacağının ortaya konulmadığı, proje sahasının tamamının devlet avlağı olduğu, proje neticesinde habitat kaybının yanında av hayvanlarının yok olacağı ya da göç edeceği, avcılık faaliyet alanının daralacağı, proje sahasının bakir alan olduğu, gerek arazinin gerekse bazı organik orjinli kaynakların gelecek nesiller için korunması gerektiği, halkın faydalanmasına ayrılması gerektiği, ticari hal almasına müsaade edilmemesi gerektiği, ÇED raporunda sahaya rehabilitasyon aşamasında 4 kat kızıl çam ağacının dikileceği öngörülmüş ancak ekosistem dengeleri bozulmuş, ortadan kaldırılmış bir alana kızılçam ağacı dikmekle yaşam birliği olan orman ve içindeki canlılığın yenilenmeyeceği, ÇED raporunda verilen Hidrojeolojik etüt raporunun tam olarak bölgeyi yansıtmadığı, sahanın Ceyhan havzası koruma alanında olduğu, yer altı akışına sahip önemli bir beslenme alanı olduğu, 6 adet tarımsal sulama amaçlı sondaj kuyusu bulunduğu, sahada yapılacak patlatmalardan sondaj kuyularının etkileneceği, beslenme alanı ve yer altı sularında değişime neden olacağı, ÇED raporunda patlatma bilgileri arasında büyük çelişkiler olduğu, 12000 ton kalker üretimi için her üç günde bir patlatma ve her patlatmada 6 tondan fazla patlayıcı kullanılmasının çevreye etkisinin olmayacağını söylemenin güç olduğu, ÇED raporu ve ekindeki raporda; bu patlatmaların titreşim, gürültü, toz gibi olumsuz etkilerinin nasıl ölçüleceği, azaltılacağı hakkında kabul edilebilir bir bilgi ve yöntem olmadığı gibi sorun olduğunda uygulanacak B planınında olmadığı, sonuç olarak dava konusu ÇED olumlu kararının üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri, ekoloji ve sürdürülebilirlik açısından yerinde olmadığı… gerekçesiyle ÇED Olumlu kararının iptaline karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine ise Danıştay Ondördüncü Dairesinin 28/11/2018 tarih ve E:2018/2435, K:2018/6903 sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir.
Sonrasında, davalı yanında müdahil tarafından, Kahramanmaraş İli, Türkoğlu İlçesi, … Mahallesi, … Tepesi Mevkiinde yer alan … sayılı işletme ruhsatı devralınmış ve bu ruhsat sahasının 24,84 Ha’lık çalışma alanında kalker ocağı ve 399.360 ton/yıl kapasiteli kırma eleme tesisi projesinin planlanması üzerine, hazırlanan PTD davalı idareye sunulmuş, yapılan değerlendirme neticesinde, … tarih ve … sayılı “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez…” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı: Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projeler hakkında yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmış, 6. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler.” kuralına, 15. maddesinde; “(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-2 listesinde yer alan projeler, b) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-2 listesinde belirtilen projeler, seçme, eleme kriterlerine tabidir.” kuralına, 17. maddesinde; “(1)(Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bakanlık, Proje Tanıtım Dosyalarını Ek-4’te yer alan kriterler çerçevesinde inceler ve değerlendirir. Bakanlık, bu aşamada gerekli görülmesi halinde Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan proje ile ilgili geniş kapsamlı bilgi vermesini, araç gereç sağlamasını, yeterliği kabul edilebilir kuruluşlarca analiz, deney ve ölçümler yapmasını veya yaptırmasını isteyebilir. Bakanlık inceleme değerlendirme sürecinde gerekli görülmesi halinde yetkili kurum/kuruluşlardan görüş isteyebilir. Otuz (30) takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. (2) Bakanlık on beş (15) iş günü içinde inceleme ve değerlendirmelerini tamamlar. Proje hakkında “ÇED Gereklidir” veya “ÇED Gerekli Değildir” kararını beş (5) iş günü içinde verir, kararı Valiliğe, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirir. Valilik, bu kararı askıda ilan ve internet aracılığıyla halka duyurur. (3) “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen proje için beş (5) yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda “ÇED Gerekli Değildir” kararı geçersiz sayılır. (4) “ÇED Gereklidir” kararı verilen projeler için bir (1) yıl içerisinde Bakanlığa başvuru yapılmaması durumunda karar geçersiz sayılır.
Öte yandan, 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ÇED Yönetmeliği’nin Ek-1 listesinin “Madencilik Projeleri” başlıklı 27. maddesinin (a) bendi; “25 hektar ve üzeri çalışma alanında (Kazı ve döküm alanı toplamı olarak) açık işletmeler” şeklinde düzenlenmiş iken, 26/05/2017 günlü, 30077 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 13. maddesi ile EK-1 listesinin “Madencilik Projeleri” başlıklı 27. maddesinin (a) bendi; “Ruhsat alanı büyüklüğüne bakılmaksızın 25 hektar ve üzeri çalışma alanında (Kazı ve döküm alanı toplamı olarak) açık işletmeler” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 14/12/2017 günlü, E:2017/2082 ve 28/02/2018 günlü, E:2017/1907 sayılı kararlarıyla yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmiş, bu kararlara karşı yapılan itirazlar ise, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/05/2018 günlü, YD İtiraz No:2018/177 sayılı ve 19/12/2018 günlü, YD İtiraz No:2018/581 sayılı kararlarıyla reddedilmiştir.
Söz konusu yargı kararının uygulanması amacıyla 14/06/2018 günlü, 30451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 1. maddesi ile; 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 27 nci maddesinin (a) bendi, “25 hektar ve üzeri çalışma alanında (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler veya bu işletmelere ait “ÇED Gerekli Değildir” kararı bulunan projelere ilave olarak planlanan alan artışları” şeklinde değiştirilmiştir.
Anılan değişikliğin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 26/12/2018 günlü, E:2018/3536 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı idare tarafından itiraz edilmesi üzerine ise, Danıştay İdari Dava Diareleri Kurulunun 24/04/2019 günlü, YD İtiraz No: 2019/575 sayılı kararı ile itirazın kabulüne, yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin Daire kararının kaldırılmasına ve dava konusu Yönetmelik kuralına yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiştir.
Yukarıda alıntısına yer verilen Yönetmeliğin EK-IV bölümünde Proje Tanıtım Dosyasının Hazırlanmasında Esas Alınacak Seçme Eleme Kriterleri belirtilmiş, 1. Projenin Özellikleri kısmında: a) Projenin ve yerin alternatiflerinin (proje teknolojisinin ve proje alanının seçilme nedenlerinin), b) Projenin iş akım şemasının, kapasitesinin, kapladığı alanın, teknolojisinin, çalışacak personel sayısının, c) Doğal kaynakların kullanımının (arazi kullanımı, su kullanımı, kullanılan enerji türü vb.), ç) Atık miktarının (katı, sıvı, gaz ve benzeri) ve atıkların kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin, d) Kullanılan teknoloji ve malzemelerden kaynaklanabilecek kaza riskinin, 2. Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri kısmında: a) Mevcut Arazi Kullanımı ve kalitesi (tarım alanı, orman alanı, planlı alan, su yüzeyi ve benzeri), Ek-V’deki Duyarlı Yöreler Listesi dikkate alınarak korunması gereken alanlar, 3. kısmında; Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler ile Notlar ve Kaynakların, Ekler kısmında ise: 1- Proje için seçilen yerin koordinatlarının, 2- Proje alanı ve yakın çevresinin mevcut arazi kullanımını değerlendirmek için; yerleşim alanlarının, ulaşım ağlarının, enerji nakil hatlarının, mevcut tesislerin ve ek-5’de yer alan Duyarlı Yöreler Listesinde belirtilen diğer alanların (proje alanı ve yakın çevresinde bulunması halinde) yerlerine ilişkin verileri gösterir bilgiler 1/25.000 ölçekli halihazır harita (çevre düzeni planı, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, topografik harita) üzerine işlenerek kısaca açıklanmasının, jeoloji haritasının ve depremselliğin belirtilmesi gerektiği şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
Öte yandan, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 20. maddesinde; “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.” hükmüne yer verilmiş, 03/04/1996 tarihli ve 22600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmelik”in (03/04/2012 günlü ve 28253 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Yönetmelikle değiştirilen) 4. maddesinde yer alan “Zeytinlik Saha” tanımının ve aynı Yönetmeliğin 23. maddesinin iptali istemiyle Danıştay Sekizinci Dairesinin E:2012/4992 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 19/02/2015 tarih ve E:2012/4992, K:2015/996 sayılı kararıyla dava konusu Yönetmeliğin; dayanağı Kanunun 20. maddesinin 1. fıkrasında da aynen yer verilen 23. maddesinin 1. fıkrasının; ”Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytin ağaçlarının bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal işletmelerin yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın iznine bağlıdır.” cümleleri bakımından davanın reddi; 4. maddesinde yer alan “Zeytinlik Saha” tanımının ve 23. maddesinin diğer kısmının ise iptaline karar verilmiştir.
Ayrıca 6777 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki 3573 sayılı Kanunun Sakız ve Nevileriyle Harnupluklara da Teşmiline Dair Kanun”un 1. maddesinde; “Antep fıstığı ve harnupluk tesisi için sakız (Pistacia) nevileri olan menengiç (Pistacia Terebinthus L.), buttun (Pistacia Khinjuk), yabani sakız («Mezdeki sakızı (Pistacia Lentiscus L.), adi sakız (Pistacia mutica, Fisch), Filistin sakızı (Pistacia Palestina, Boiss») ağaçlarını aşılamak suretiyle istifade etmek istiyenler hakkında zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılmasına dair olan 3573 sayılı kanun ile mezkür kanunun 14 üncü maddesini değiştiren 3669 sayılı kanun ve bu kanunlara göre çıkarılan mevzuat aynen tatbik olunur.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maden Yönetmeliğinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında; “aa) İşletme izni: Bir madenin işletmeye alınabilmesi için ruhsat sahasında belirli bir alanda, belirli bir süreyle verilen Ek-16’da yer alan belgeyi, cc) İşletme ruhsatı: Belirli bir alanda, belirli bir süreyle maden işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen Ek-15’te yer alan yetki belgesini, jj) Maden işletme faaliyetleri: Üretime yönelik hazırlık çalışmaları ve üretim yapılması için gerekli faaliyetleri, kk) Maden işletme projesi: Rezervi üç boyutlu olarak belirlenen bir maden yatağındaki madenin, bir termin planı dahilinde, teknolojik ve ekonomik olarak işletilmesi ile çevresel önlemleri alarak madenin kapanma sonrası rehabilitasyon planlamasını içeren Ek-14’de yer alan temel ve detay mühendislik projesini, mm) Madencilik faaliyetleri: Madenlerin aranması, üretime yönelik hazırlık çalışmaları, üretilmesi, sevkiyatı, cevher hazırlama ve zenginleştirme, atıkların bertarafı, ruhsat sahasındaki stoklama/depolama işlemleri, maden işletmelerinin kapatılması ve çevre ile uyumlu hale getirilmesi ile ilgili tüm faaliyetler ve bu faaliyetlere yönelik tesislerin yapılmasını” ifade edeceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Zeytinlik alanlarda yürütülecek faaliyetlere ilişkin olarak öncelikle dikkate alınması gereken özel düzenlemenin 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümleri olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Anılan Kanunun 20. maddesinin, gerekli tedbirler alınmış olsa bile, zeytinlik sahalarda ve bu sahalara 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri hariç kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran ya da sayılan olumsuz sonuçlara yol açma ihtimali bulunan tesislerin yapılmasını ve işletilmesini önlemeyi amaçladığı açıktır. Diğer taraftan; Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/02/2015 günlü, E:2012/4992, K:2015/996 sayılı kararı karşısında, artık kamu yararı kararı alınarak dahi kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesislerin zeytinlik sahalara 3 kilometre mesafe içerisinde yapılması mümkün olmamakla birlikte, bu tip alanlarda yapılacak projeler için verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda, dava konusu tesislerin, zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakıp bırakmadığının, toz ve duman çıkarıp çıkarmadığının öncelikle ele alınması gerekmektedir.
Öte yandan, yukarıda yer verilen Maden Yönetmeliğindeki düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden; işletme ruhsatının, belli bir alanda yapılacak madencilik faaliyetinin belli bir süre ile yürütülebilmesi için gerekli genel bir izin niteliğinde olduğu, aktif olarak fiilen madencilik faaliyeti gerçekleştirilen alandan daha geniş bir alanı ifade ettiği, bir madenin işletmeye alınabilmesi için gerekli olan işletme izninin ise, işletme ruhsatı verilen sahada fiilen işletilen belli bir alanı kapsadığı, maden işletme projesinin ise; fiilen faaliyet gösterilen alana ilişkin olarak hazırlandığı, belirtilen hukuki duruma göre, işletme ruhsatının genel bir izin niteliği taşımasına karşın, bu izne dayanılarak projelerin fiilen gerçeklestirilmesinin işletme iznine bağlı olduğu ve ancak işletme aşamasında proje bazında çevresel etki değerlendirmesinin gerekeceği, başka bir anlatımla, çevresel etki değerlendirmesi yapılırken, ÇED Yönetmeliğinin yukarıda yer verilen ilgili maddelerinde “yüzey alanı” ifadesine karşılık gelen alanın, madencilik faaliyetinin fiilen gerçekleştirileceği, faaliyet konusu maden işletme projesinin kapsadığı alan olan ”işletme izni verilen alan” şeklinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Ayrıca çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED Gerekli Değildir kararının iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek IV’te yer alan unsurlar yönünden, projenin bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; davacılar tarafından gerek dava dilekçesinde, gerekse temyiz dilekçesinde, ÇED sürecinden kaçınmak amacıyla proje alanının 25 hektarın altında bırakıldığı ileri sürülmüş ise de, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, ruhsat alanı 25 hektardan büyük olsa dahi, projenin çalışma alanı 25 hektardan küçük olması nedeniyle bu yönüyle projenin ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesi gereği seçme eleme kriterlerine tabi olduğu açık olmakla birlikte, dava dosyası ile Dairemizin E:2022/2594 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden, yan yana olan iki ayrı ruhsat sahasında iki ayrı kalker ocağı ve kırma eleme projesinin yapılmasının planlandığı anlaşıldığından, iki proje alanının birbirine olan yakınlığının, başka bir ifadeyle, projelerin çalışma alanlarının etkileşime girip girmediğinin araştırılarak, dava konusu işlemlerin dayanağı PTD’lerde projeler için kümülatif etki çalışması yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu çalışmanın yeterli olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.
Ayrıca, dava dosyasına konu … ruhsat alanı ile Dairemizin E:2022/2594 sayılı dosyasına konu … sayılı ruhsat alanında (tek) proje olarak yapılması planlanan “Kalker Ocağı ve Kırma Tesisi” projesi ile ilgili verilen … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararının iptali istemiyle Kahramanmaraş İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada; sahada yapılan incelemede 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilecek alanların bulunduğu sahada zeytin, fıstık ağaçlarının bulunduğu gerekçesiyle de söz konusu ÇED Olumlu kararının iptaline karar verildiği, dava konusu projenin aynı ruhsat sahasında yapılmasının planlandığı ve davacılar tarafından da ruhsat sahası içerisinde 2000 adet fıstık ağacının, 4000 kök zeytin ağacının bulunduğunun ileri sürüldüğü halde, gerek keşif ve bilirkişi incelemesinde gerekse Mahkemece yapılan araştırmada bu hususun şüpheden uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki yukarıda yer verilen 6777 sayılı Kanun hükmü gereği 3573 sayılı Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan yönetmeliklerin fıstıklık alanlar için de uygulanacağı açıktır. Bu nedenle, Mahkemece proje alanına 3 km mesafede zeytinlik ve/veya 3573 sayılı Kanun kapsamına giren fıstıklık alanların bulunup bulunmadığının, bulunması halinde dava konusu projenin zeytinliklerin ve/veya fıstıkların vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakıp bırakmadığının, toz ve duman çıkarıp çıkarmadığının ortaya konulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan, Dairemizin 26/04/2022 tarih ve E:2022/2963 sayılı ara kararı üzerine, davalı idarece verilen cevapta … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararına konu ruhsat sahası ile bakılmakta olan davanın ruhsat sahasının aynı, çalışma alanlarının farklı olduğu belirtilmiş ise de, … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararının iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; sahanın ekolojik açıdan önemli bir saha olduğunun, ÇED raporunda flora ve faunanın korunmasına yönelik önlemlerin yeterli olmadığının vurgulandığı ve ÇED Olumlu kararının bu gerekçeyle de iptaline karar verildiği dikkate alındığında, dava konusu projenin aynı ruhsat sahası içerisinde olması nedeniyle benzer ekolojik koşullara sahip olabileceği sonucuna varılmış olup, bilirkişi heyetinde uzmanlık alanı itibarıyla söz konusu hususları değerlendirebilecek bir biyoloğun bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince; tarafların iddiaları, projenin nitelikleri ve uygulanacağı yerin özellikleri itibarıyla muhtemel çevresel etkiler ile alınması gereken önlemlerin yeterli olup olmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla aralarında çevre mühendisi, maden mühendisi, jeoloji mühendisi, ziraat mühendisi ve biyolog olmak üzere, gerekirse başka dallarda da uzmanlar seçilerek oluşturulacak bir bilirkişi heyetiyle, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi suretiyle düzenlenecek rapor dikkate alınarak, işin esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 01/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.