Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/3030 E. 2022/3027 K. 31.10.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/3030 E.  ,  2022/3027 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3030
Karar No : 2022/3027

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
2- (DAVALI): … VEKİLİ: …

DİĞER DAVALI : …Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/14595, K:2022/6168 sayılı kararının, davacı tarafından işin esası açısından temyizen incelenerek bozulması, Cumhurbaşkanlığı tarafından ise vekalet ücreti yönünden düzelterek onanması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İzmir ili, Çiğli ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 16/04/2019 tarih ve 941 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kabul edilen 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında yapılan değişikliğin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/14595, K:2022/6168 sayılı kararıyla;
Usul yönünden, davacının dava açma ehliyeti bulunduğuna ve davanın süresinde açıldığına karar verilmiş,
İşin esası açısından, dava dosyası ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi ve ek bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden, özelleştirmenin amacına uygun olarak, taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için parsel bazlı değişiklik yapılan alanda, sosyal teknik altyapı alanı ayrılmasının mutlaka gerekli ve zorunlu olmadığı, imar planı paftalarından da anlaşıldığı üzere, bölgedeki yapılaşma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, imar planı değişikliği ile ayrıcalıklı haklar verilerek çevre imar bütünlüğününün bozulmadığı ve çevredeki taşınmazların yapılaşma oranından daha yüksek bir yapılaşma koşulu getirilmediği, parselle sınırlı yapılan değişikliğin, sosyal ve teknik altyapı dengesini etkileyecek oranda olmadığı, diğer yandan, üst ölçekli planların ana kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, yapılaşma ve nüfus yoğunluğunu arttıran, parçacıl bir yaklaşımla ele alınan dava konusu imar planı ve imar planı değişikliğinin, meri imar planlarının bütünselliğini zedeleyici nitelikte olması nedeniyle, uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu alandaki sosyal ve teknik alt yapı alanları dengesi ile merkez fonksiyonunun bozulduğu, uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu alana ilave getirilen nüfusa hizmet etmek üzere gerekli sosyal ve teknik alt yapı alanları ayrılmadığı gibi kaldırılan sosyal kültürel tesis alanına karşılık eş değer yerin ayrılmadığı, davalı idarenin plan yapma yetkisine dayalı olarak oluşturulan gerekçenin isabetsiz olduğu, imar planlarının teknik ve nesnel bir gerekçesi olmadığı, parselde ayrılan park alanının yetersiz olduğu, bilirkişi raporunun aksi yönünde verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından, lehlerine vekalet ücretine hükmedilmediğinden bahisle, kararın bu kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idareler tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve davacının temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi uyarınca, gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu taşınmazı kapsayan alanda, Karşıyaka Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile kabul edilen ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisince 25/03/1985 tarihinde onaylanan Egekent Toplu Konut Alanı 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında taşınmaz, “sosyal ve kültürel tesis alanı” olarak belirlenmiştir.
Daha sonra alan; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, “kentsel yerleşik alan”, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile kabul edilen 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise “kentsel yerleşik (meskun) alan” olarak belirlenmiştir.
Dava konusu edilen Cumhurbaşkanı kararı ile, daha önce 1/5000 ölçekli nazım imar planı olmayan alanda, taşınmaza ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı kabul edilmiş ve yürürlükte olan 1/1000 ölçekli uygulama imar planında da değişiklik yapılarak, taşınmaz kısmen E:1.40, Yençok:6 kat yapılaşma koşullarında gelişme konut alanı, kısmen de park alanı olarak belirlenmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “İmar Planlarında Bakanlığın Yetkisi”ni düzenleyen 9. maddesinin ikinci fıkrasında: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmü, anılan Kanun’un Ek 3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir, yürürlüğe girer.” hükmü bulunmaktadır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Plan raporu” başlıklı 9. maddesinde, “(1) Mekânsal planlara ilişkin, kendi kademesine göre ve yapılış amacının gerektirdiği açıklamaları içeren bir plan raporu hazırlanır.
(2) Plan raporunda, planın türü, ölçeği, kapsamı ve özelliğine göre; vizyon, amaç, hedefler ve stratejiler belirlenerek, koruma-kullanma esasları, alan kullanım kararları, yoğunluk ve yapılaşmaya ilişkin konularda planlama esasları ve uygulama ilkeleri, eylem planları, açık ve yeşil alan sistemi, ulaşım, erişilebilirlik ve mekânın etkin kullanılması, gerektiğinde koruma, sağlıklaştırma ve yenileme program, alan ve projelerinin etaplama esasları, alan kullanım dağılımı tablosu gibi hususlarda açıklamalara yer verilir.
(3) Planların araştırma aşamasında yapılan çalışmalarda elde edilen bilgi, belge ve sonuçlar ayrı raporlar halinde sunulabilir.
(4) Plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanması zorunludur.
(5) İmar planlarında, bu Yönetmelikte tanımlanan veya plan gösteriminde bulunan kullanımlardan birden fazla mekânsal kullanımın aynı alanda bir arada bulunması durumunda uygulamaya yönelik alan kullanım oranları, otopark, yeşil alan ve benzeri sosyal ve teknik altyapı kullanımlarına ilişkin detaylar ile gerektiğinde bağımsız bölüm sayısı, plan raporu ve plan notlarında ayrıntılı olarak açıklanır.” hükmüne, “İmar planı değişiklikleri” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında, “İmar planı değişikliği; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır.” hükmüne, yedinci fıkrasında da, “Yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporu, analizi hazırlanır veya hazırlatılır.” kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle, her ölçekteki imar planı ve değişikliğini yapmak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği açık olup, plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu, diğer yandan, yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin de hazırlanması/hazırlattırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nitelikteki imar planlarının, çevre imar bütünlüğüne uygun olarak hazırlanabilmesi için, söz konusu imar planları ile alana getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, ilgili idarelerle gerekli koordinasyon sağlanarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının yine mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise, sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması ve yeni kullanım kararının ulaşım altyapısına etkisinin değerlendirilmesi esastır.
Uyuşmazlıkta, kısmen gelişme konut alanı kullanımı açısından, imar planlarına ilişkin hazırlanan plan açıklama raporunda, alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, buna göre gereken sosyal donatı miktarının değerlendirilmesi ve bu nüfusun getireceği ulaşım ve trafik yükü ile etkilerinin ortaya konulması gerekmektedir.
Dosyada bulunan plan açıklama raporu ile diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden, parsele getirilen kullanım kararı sonucu, gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, dava konusu imar planları hazırlanırken yeni kullanımın getireceği nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarının, standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında herhangi bir çalışma ya da analizin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarelerce, taşınmazın %23 ‘lük kısmının park alanı olarak, sosyal ve teknik altyapı alanına ayrıldığı belirtilmekte ise de, mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olarak sosyal donatı alanı belirlenip belirlenmediğinin değerlendirilebilmesinin, ancak söz konusu imar planları ile getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi ile mümkün olduğu açıktır.
Uyuşmazlık bu çerçevede değerlendirildiğinde, alanda ne kadar nüfus yoğunluğu öngörüldüğünün hesap edilmesi; buna göre ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması sonucunda dava konusu imar planlarının hazırlanması, alanda yoğunluğu artıran ve kentsel ulaşım sistemini etkileyen nitelikteki imar planında, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin hazırlanması/hazırlattırılması gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin onaylanan söz konusu imar planlarının, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte olduğundan söz edilebilmesine bu haliyle olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda; İzmir ili, Çiğli ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin kabul edilen 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinde hukuka uyarlık görülmediğinden, davanın reddi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, her ne kadar davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından, Daire kararı, lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden temyiz edilmekte ise de, Kurulumuzca yeniden bir karar verilerek, dava konusu işlemlerin iptaline hükmedildiğinden, anılan temyiz isteminin değerlendirilmesine gerek kalmamıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin kabulüne,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 25/05/2022 tarih ve E:2019/14595, K:2022/6168 sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Dava konusu edilen 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin İPTALİNE,
4.Kurulumuzca yeniden bir karar verildiğinden, aşağıda dökümü yapılan dava ve temyiz aşamasına ilişkin … -TL yargılama gideri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için takdir edilen … -TL avukatlık ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5.Keşif ve bilirkişi incelemesi giderinden artan … -TL’nin davacıya iadesine, posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin Cumhurbaşkanlığı üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına iadesine
7.Kesin olarak, 31/10/2022 tarihinde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

GEREKÇEDE KARŞI OY
X- Anayasa’nın “Devletleştirme ve Özelleştirme” başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7142 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK’nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun’un “Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.” düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun’un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Kurulların Görevleri” başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat “Cumhurbaşkanı” olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge’ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. “Görev ve yetki” kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa’nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge’ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde “görülmekte olan işler”in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de “geçici” nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 16/04/2019 tarihli işlemin, 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, 16/04/2019 tarih ve 941 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca “görümekte olan işlerin” Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Bu durumda, davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının, belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

EK GEREKÇE
XXX- Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 25/05/2022 tarih ve E: 2019/14595, K:2022/6168 sayılı, davanın reddi yolundaki kararının, Kurulumuzca, kararda belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemde, hukuka uygunluk görülmeyerek, bozulmasına ilişkin çoğunluk kararına katılmakla birlikte, karara, Mekânsal Planlar Yönetmeliğinin Ek-2 tablosuna göre, kişi başına 10 m² yeşil alan ayrılması zorunlu olduğundan, dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporlarında tespit edilen ve alana gelecek ilave 180 kişi için, 1.800 m² yeşil alan ayrılması gerekirken, 1.203,87 m² ayrılan park alanının yetersiz olduğu yolundaki gerekçenin de eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.