Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4985 E. , 2022/4887 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/4985
Karar No : 2022/4887
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Başkanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …
2- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Dava, … koruma ve emniyet görevlisi olarak görev yapan davacı tarafından, … Emniyet Müdürlüğü Polisevi bünyesinde bulunan atış poligonunda meydana gelen patlama ve yangın olayında yaralanması sonucu uğradığı ileri sürülen 150.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi olmak üzere 300.000,00 TL zararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince Danıştay Onuncu Dairesinin 26/11/2019 tarih ve E:2016/1137, K:2019/8709 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararda, Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dosyaya sunulan ve hükme esas alınabilir nitelikte görülen 05/04/2021 tarihli asıl bilirkişi raporu ile 09/03/2022 ve 15/04/2022 tarihli ek bilirkişi raporları uyarınca davacının efor kaybı nedeniyle uğramış olduğu zararlara karşılık 2.667.175,94 TL maddi zararının bulunduğu, davacının zarar görmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu, davacının uğramış olduğu zararlara karşılık 2.667.175,94 TL tutarındaki tazminatın 150.000,00 TL’lik kısmının idareye başvuru tarihinden (08/06/2012) itibaren, 2.517.175,94 TL’lik kısmının ise miktar artırımı dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten (15/04/2022) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
I-Davacı tarafından, Mahkemece hükmedilen tazminatın tamamına işletilecek faizin idareye başvuru tarihinden itibaren başlatılması gerektiği,
II-… Başkanlığı tarafından, idarelerinin atış poligonunun işleyişiyle ilgili sorumluluklarının bulunmadığı, bu bağlamda kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, davacının olay nedeniyle herhangi bir zararının bulunmadığı,
III-… Genel Müdürlüğü tarafından, idarelerinin meydana gelen olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, 2330 sayılı Kanun uyarınca davacıya 103.123,00 TL nakdi tazminat ödemesi yapıldığı, bu ödemenin maddi ve manevi zararlara karşılık olarak yapıldığı belirtilerek İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı idarelerce savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :.Temyiz istemlerinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği görülerek yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığında koruma ve emniyet görevlisi olarak görev yapan davacının, … İl Emniyet Müdürlüğü Polisevinde bulunan atış poligonunda periyodik atış eğitimini gerçekleştirdiği sırada 12/05/2010 tarihinde meydana gelen patlama ve yangın neticesinde yaralanması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde ise, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde; “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybının mevcut işini yürütmesine engel olmamasına bağlı olarak gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi “güç (efor) kaybı tazminatı” olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. İşgücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu “fazladan sarf edilen gücün” oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde ve gücünde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Uyuşmazlıkta, davacının dava konusu olay nedeniyle günlük yaşamını ve çalışma hayatını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdürmek zorunda kalması nedeniyle maddi zararının bulunduğu açıktır.
Bu doğrultuda, efor kaybına dayanan maddi zararın belirlenebilmesi için ilk olarak davacının efor kaybı oranının net olarak tespit edilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasında yer alan 10/04/2012 tarihli Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Hastanesi Sağlık Kurulu Raporu’nda davacının engel oranının %30 olarak belirlenmiş olmasına rağmen, Mahkemenin 12/10/2021 tarihli ara kararı üzerine davacının muayene edilmesi neticesinde düzenlenen … tarih ve … sayılı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Raporunda, davacının emsali kamu görevlilerine nazaran aynı işi yaklaşık 1,8 kat fazla efor sarf ederek yapabileceğinin tespit edildiği, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda, Mahkemenin yönlendirmesiyle Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Raporu ile belirlenen %80 efor kaybı oranı esas alındığı görülmektedir.
Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Hastanesi Sağlık Kurulu Raporu’nda davacının engel oranı %30 olarak belirlenmişken, hükme esas alınan raporda efor kaybı oranının %80 olarak belirlenmesi raporların çelişkili olduğunu ve uyuşmazlıkta davacının efor kaybı oranının net bir şekilde tespit edilemediğini göstermektedir.
Davacının sağlık durumunu gösteren Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunun “engelli”lik oranını tespite yönelik olması, sebebiyle rapor tarihinde yürürlükte bulunan (mülga) Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe göre düzenlendiği anlaşılmış, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Raporu’ndaki efor kaybı oranının nasıl hesaplandığı ise anlaşılamamıştır.
Bu nedenle, davacının efor kaybı oranının net olarak belirlenebilmesi için davacının yeniden hastaneye gönderilerek son sağlık durumunu gösteren bir raporun düzenlenmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, yeniden düzenlenecek olan raporda efor kaybının tespitinde “Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği”nin esas alınması gerekmektedir.
Ayrıca, hesap bilirkişisi raporunda davacının net aylık geliri üzerinden efor kaybı tazminatı hesaplaması yapıldığı anlaşıldığından bu açıdan da raporun hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmakta olup, yeniden alınacak sağlık raporunda belirtilen efor kaybı oranı esas alınmak suretiyle aşağıdaki ilkeler çerçevesinde hesap bilirkişisince yeniden hesaplama yapılmalıdır.
Bakılan davada, Milli İstihbarat Teşkilatı personeli olarak görev yapan davacının görevinin neden ve tesiriyle kalıcı olarak sakatlanması sonucu günlük yaşamını ve mevcut görevini emsali kamu görevlilerine göre daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği, bu fazladan sarf edilen efordan kaynaklanan maddi zararın 2022 yılına kadar en fazla asgari geçim indirimi (AGİ) dahil 2022 yılından sonra AGİ hariç olmak üzere net asgari ücret tutarı kadar olacağı, davacının aktif dönemdeki maddi zararının, net asgari ücrete yukarıda belirtilen meslekte kazanma gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatının hesaplanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminatın hesabında, kamu görevlisinin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten, TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de, işgücü kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, pasif dönem zararının da aynı usulle (AGİ hariç net asgari ücret tutarına meslekte kazanma gücü kayıp oranının uygulanması suretiyle) hesaplanması gerekmektedir.
Aktif dönemin işleyecek devre zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının aktif ve pasif dönemde efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, maddi tazminatın farklı bir yöntemle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, hükmedilecek tazminata işletilecek yasal faizin başlangıcı yönünden dava açılırken talep edilen maddi tazminat miktarı ile miktar artırım dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat miktarı yönünden ayrım yapılmayarak her iki tutarın toplamının “idareye başvuru tarihinden” itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki Mahkeme kararında bu yönüyle de hukuki isabet görülmemektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.