Danıştay Kararı Vergi Dava Daireleri Kurulu 2022/845 E. 2022/1278 K. 26.10.2022 T.

DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/845 E.  ,  2022/1278 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/845
Karar No : 2022/1278

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : Tasfiyesi Tamamlanmış … Ajans
Tanıtım ve Prodüksiyon Ticaret Limited Şirketi

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı – …
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Uyuşmazlık konusu vergilerin ve cezaların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle kaldırılması yolundaki ısrar kararının, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, takdir komisyonuna sevk işleminin zamanaşımı süresini durdurduğu açık olduğundan işin esası incelenerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine belirtilen inceleme yapılmak suretiyle verilen … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Temyize konu kararın tebliğinin usulsüz olduğu ve uyuşmazlık konusu vergilerde ve cezalarda hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ: Davacı şirketin ticaret sicil kaydının terkin edildiği anlaşıldığından, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca ihya kararı alınıncaya kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmek üzere ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Hakkında vergi incelemesi başlatılan davacı takdire sevk edilmiş, takdir komisyonunca henüz matrah takdir edilmeden inceleme tamamlanarak vergi tekniği raporu düzenlenmesi üzerine takdir komisyonunca anılan rapordaki tespitler esas alınmak suretiyle beş yıllık genel zamanaşımı süresi dolduktan sonra matrah takdirine gidilmiştir.
Anılan takdir komisyonu kararlarına istinaden tebliğ edilen ihbarnameler içeriği vergi ve cezaların kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.
30/12/2016 tarihli genel kurul kararına istinaden davacı şirketin tasfiye sonu kapanışı yapılarak ticaret sicil kaydı terkin edilmiş ve bu hususun 04/01/2017 tarihinde tescil edildiğine dair ilanın 10/01/2017 tarih ve 9238 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı anlaşılmıştır.
Israr kararı ve bu karara yöneltilen temyiz istemini içeren dilekçe davacının dava dilekçesinde tebligat adresi olarak gösterdiği adrese tebliğ edilmiştir.
Israr kararına yöneltilen temyiz istemini inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 12/06/2020 tarih ve E:2020/171, K:2020/647 sayılı kararı da aynı adreste tebliğe çıkarılmış ve “adreste tanınmıyor” şerhi düşülerek iade edilmiştir.
Bunun üzerine anılan karar ve Kurulun bozma kararına uyulmak suretiyle verilen temyize konu karar 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca dava dilekçesinde belirtilen adrese yapılmıştır.
Temyize konu karar 09/06/2021 tarihinde tebliğ edilmiş olup davacı karardan 31/03/2022 tarihinde haberdar olduğunu belirterek temyiz dilekçesini 18/04/2022 tarihinde mahkemeye ibraz etmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebliğ işleri ve ücretler” başlıklı 60. maddesinde Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işlerinin Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacağı ifade edilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti” başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrasında, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimsenin, adresini değiştirmesi halinde yenisini hemen tebliğ yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecbur olduğu, bu takdirde bundan sonraki tebliğlerin bildirilen yeni adrese yapılacağı kuralı öngörülmüş; aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise daha önce tebligat yapılmamış olsa bile tüzel kişiler bakımından, resmî kayıtlardaki adreslerinin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ”Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik” başlıklı 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verileceği; dördüncü fıkrasında ise dosyaların işlemden kaldırılmasına dair kararların diğer tarafa tebliğ edileceği kurala bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 31. maddesinde ehliyete ilişkin bu Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taraf ehliyeti” başlıklı 50. maddesinde, medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu; “Dava ehliyeti” başlıklı 51. maddesinde dava ehliyetinin, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 53. maddesinde ise dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanmış ve bu yetkinin, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edileceği düzenlenmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunun’un “Hak ehliyeti” başlıklı 48. maddesinde tüzel kişilerin, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehil olduğu; 49. maddesinde ise, tüzel kişilerin, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanacağı belirtilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Tüzel kişilik ve ehliyet” başlıklı 125. maddesinde ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olduğu ve Türk Medenî Kanunu’nun 48. maddesi çerçevesinde, kanuni istisnalar saklı kalmak şartıyla, bütün haklardan yararlanabileceği ve borçları üstlenebileceği düzenlenmiştir.
6102 sayılı Kanun’un 543. maddesinde, tasfiye hâlinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığın esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılacağı, 545. maddesinde tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesinin tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden isteneceği belirtilmiştir. Kanun’un “Ek Tasfiye” başlıklı 547. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında ise (1) “Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. (2) Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir.” kararlarına yer verilmiştir
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu kararın 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen usule uygun olarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde belirtilen adrese tebliğ edilmediği görüldüğünden temyiz süresi davacının ıttıla tarihi esas alınarak hesaplanması gerekmekte olup davacının temyiz dilekçesinin ıttıla tarihi itibarıyla otuz günlük yasal süresi içinde mahkeme kayıtlarına alındığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesi gerekmektedir.
İdari yargıda objektif ehliyet, bir davada davacı ve davalı olabilme ve davayı takip ehliyeti olarak ifade edilmekte ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi uyarınca objektif ehliyet konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda taraf ehliyeti Türk Medeni Kanunu’ndaki medeni haklardan yararlanma ehliyeti olan hak ehliyetine, dava ehliyeti ise medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine karşılık gelmektedir. Medeni yargılama usulünde hem taraf ehliyeti hem de dava ehliyeti dava şartıdır ve yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınır. İdari yargıda da tarafların bizzat davacı ya da davalı olabilmesi öncelikle taraf ehliyeti ve dava ehliyetine sahip olmasına bağlıdır.
Ticaret şirketleri kendisini oluşturan şahıslardan ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliği haiz olup mevzuatın öngördüğü şekilde kurulmalarıyla hak ehliyetine ve mevzuatın öngördüğü organlara sahip olmalarıyla birlikte fiil ehliyetine sahip olurlar. Bunun sonucu olarak tüzel kişiliğin sona ermesiyle de taraf ve dava ehliyetleri sona erer.
Dava açıldıktan sonra herhangi bir sebeple davacı şirketin kişilik veya niteliğinde değişiklik olması nedeniyle taraf veya dava ehliyetinin sona ermesi durumunda ise İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenleme gereği dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda tarafların ehliyeti ve davayı takip yetkisi yönünden ayrıca düzenlemelere yer verilmemiş olup Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na ve dolayısıyla özel hukuk hükümlerine atıf yapılmış olduğundan gerçek kişilerde ölüm, ticaret şirketlerinde tür değiştirme, bölünme, sona erme gibi çeşitli durumlarda davayı takip yetkisinin kime geçtiğinin tespiti noktasında her durumun özel hukuk kurallarına da uygun olarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Davaya taraf olan ticaret şirketinin dava açıldıktan sonra ticaret sicilinden terkin edilerek tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda davayı takip yetkisinin ortak, temsilci veya başka bir kimseye geçtiği yönünde gerek medeni yargılama usulünde gerekse medeni hukuk ve ticaret hukukunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, ek tasfiyeyi düzenleyen Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesinin gerekçesinde ticaret sicilinden terkin edilen şirketin yeniden sicile kaydedilmesi ve ek tasfiye yapılmasını zorunlu kılabilecek durumlar arasında şirketin yararına sonuç doğuracak bir davanın açılması veya şirketin bir davada davalı olarak bulunması açıkça sayılmıştır.
Bu durumda dava devam ederken ticaret şirketinin tüzel kişiliğinin sona ermesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılması halinde davanın kaldığı yerden devam edebilmesi, ancak taraflardan birinin istemi üzerine asliye ticaret mahkemesinin, terkin işleminin türüne göre Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesi uyarınca tüzel kişiliğin ihyasına karar vermesi durumunda mümkün olacağından Mahkemece görevli ve yetkili mahkemeden tüzel kişiliğin ihyası kararı alınana kadar dosyanın işlemden kaldırılması gerekmektedir.
İncelenen dosyada, temyize konu kararın verildiği tarihten önce davacı şirketin ticaret sicilinden terkin edilerek tüzel kişiliğinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Mahkemece İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, davacı hakkında tüzel kişiliğin ihyası kararı alınıncaya kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenmek suretiyle verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2- … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
26/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

X – KARŞI OY:
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nden yapılan sorgulamada, davacı şirketin ticaret sicil kaydının terkin edildiği ve bu hususun 04/01/2017 tarihinde tescil edildiğine dair ilanın 10/01/2017 tarih ve 9238 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlandığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin birinci fıkrasında göndermede bulunulan ehliyet ve vekalete ilişkin düzenlemelerine göre yargılama işlemlerinde bulunabilmek için öncelikle hak ehliyetine sahip olmak gereklidir. Şirketler için söz konusu ehliyet tüzel kişiliğin kazanıldığı tarihten kaybedildiği tarihe kadar mevcut olan bir niteliktir. Başka anlatımla bir şirketin hak sahibi olması, borçlu kılınabilmesi ve temsili ancak tüzel kişilik kazandığı tarihle tüzel kişiliğinin sona erdiği tarih arasındaki zaman diliminde olanaklı bulunmaktadır. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre de şirketlerin tüzel kişiliğinin sona ermesi ticaret sicil kayıtlarının silinmeleriyle olur.
Bu hukuki durum karşısında ticaret sicil kaydının terkini ile tüzel kişiliği, diğer bir deyişle hukuk alemindeki varlığı sona eren şirketin medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulmuştur. Dolayısıyla, yargılamanın hiçbir aşamasında taraf olma ehliyeti de bulunmayan münfesih tüzel kişiliğin, gerek yargı mercilerinde gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden söz etmek olanaklı değildir. Bu bakımdan, hukuksal varlığı olmayan şirket adına açılan davanın incelenmesine ve bu davada verilen kararın davacı tarafından temyiz edilmesine yasal olanak bulunmadığından, temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.