Danıştay Kararı 10. Daire 2018/591 E. 2022/4740 K. 26.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/591 E.  ,  2022/4740 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/591
Karar No : 2022/4740

TEMYİZ EDEN (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ: 1. Hukuk Müşaviri Yrd. …

İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

DAVANIN_KONUSU: Davacı tarafından, 02/06/2013 tarihinde Antalya ili, Gazi Bulvarında gezi parkı eylemleri olarak bilinen olaylar sırasında, güvenlik güçleri tarafından yapılan müdahale kapsamında kullanılan gaz kapsülünün sağ gözüne isabet etmesi sonucunda yaralandığı ileri sürülerek oluşan zarara karşılık olmak üzere 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, olayla ilgili ceza soruşturmasının sonucu beklenilmeden karar verildiği, anılan soruşturma sonucunda kamu davasının açıldığı, idare tarafından yürütülen soruşturmanın karara esas alınmasıyla Mahkeme tarafından kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlal edildiği, polise mukavemet göstermesi, saldırması ve barikat kurması gibi bir eyleminin olmadığı, kusur konusunda keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilmesinin adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,
2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3.Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 26/10/2022 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY :
Dava, davacı tarafından, 02/06/2013 tarihinde Antalya ili, Gazi Bulvarında gezi parkı eylemleri olarak bilinen olaylar sırasında, güvenlik güçleri tarafından yapılan müdahale kapsamında kullanılan gaz kapsülünün sağ gözüne isabet etmesi sonucunda yaralandığı ileri sürülerek oluşan zarara karşılık olmak üzere 10.000,00 TL maddi, 100.000.00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için; ortada bir zararın bulunması, zarara sebebiyet veren işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması şartları aranmaktadır. Bu şartlardan birinin yokluğu, kural olarak idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 1. maddesinde, polisin; asayişi, âmme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini koruyacağı, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve âmmenin istirahatini temin edeceği belirtilmiş; aynı Kanunda polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını kullanabileceği hükme bağlanmış; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda ise, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlara karşı polisin sahip olduğu yetkiler düzenlenerek kanuna aykırı olarak yapılan bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlara karşı polisin gerekli tedbirleri almaya ve gerektiğinde tazyikli su ve biber gazı kullanmaya yetkili olduğu belirtilmiştir.
30/12/1982 tarih ve 17914 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/01/1983 tarihinde yürürlüğe giren Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin “Olayların izlenmesi, kontrolü ve müdahale esasları” başlıklı 25. maddesinde, ses yükseltici cihazlar kullanılarak topluluğa “kanuna uyarak dağılmaları ve dağılmamaları halinde zor kullanılacağı” ihtarının yapılacağı, yapılan ihtara rağmen topluluğun dağılmaması halinde yeteri kadar zor kullanılarak öncelikle topluluğun bulunduğu yerde kalmasının temin edileceği, topluluğun büyümesini önlemek amacıyla dağıtmaya parça parça topluluklardan başlanacağı, topluluğun birleşmesine mani olunamadığı takdirde zor kullanmanın derecesinin yükseltileceği, toplu hareketin niteliğine, dağıtma sırasında gösterilen karşı koyma derecesine ve gereğine göre kademeli şekilde artan ölçüde bedeni kuvvet, maddi güç (kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçları) ve silah kullanılacağı, dağıtmak için yapılan müdahalenin bu işe en uygun yerlerde yapılacağı, açık sahalardaki sıkışık topluluklara karşı yapılacak dağıtma hareketinde, topluluğun küçük parçalara bölüneceği, bölünen parçaların diğer gruplardan irtibatsız hale getirilerek her parçanın dağıtılmasının sağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Bakılan uyuşmazlıkta, davalı idarece olayla ilgili düzenlenen tahkikat ve soruşturma raporlarında özetle, davacının iddia ettiği gibi yakın mesafeden herhangi bir gaz fişeği atılmasının mümkün olmadığı, eyleme tepki gösteren vatandaşlardan ya da eylemcilerinden atılan taşın davacının gözüne isabet etmesi sonucunda yaralanmasının mümkün olabileceği, ateş yakılarak yola barikat kurulması, taş ve benzeri maddelerin atılması ve polise mukavemet gösterilmesi nedeniyle emniyet güçlerince gösterici grubun dağıtılması maksadıyla gazlı müdahalede bulunulduğu belirtilmiş ise de, dava dosyasında bulunan kamera kayıtlarının 57.52- 58.15’e isabet eden zaman aralığı incelendiğinde, davacının sağ gözüne net olarak hangi cismin isabet ettiği anlaşılamamakla birlikte 57.52 saniyede davacının eli sağ gözünü tutarak yerde bulunduğu sırada yan tarafında duman çıktığı, aynı zaman diliminde başka bir şahsın dumanın çıktığı alanda bulunan bir cisme tekme atarak uzaklaştırdığı görülmektedir. Öte yandan olayları fotoğraflamakla görevlendirilen polis memuru O.C. tarafından da davacının yere düşmesinden 3-5 saniye sonra aynı noktaya bir gaz fişeği düştüğünü ve davacının arkadaşının ayağıyla gaz fişeğini tekmelediğini gördüğü beyan edilmiştir.
Yukarıda yer alan tespitler birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar davalı idarece davacının gaz fişeği dışında bir yabancı cismin sağ gözüne isabet etmesi sonucu yaralandığı belirtilmiş ise de, davacının yaralanarak yere düştüğü sırada eş zamanlı olarak dumanların yükseldiği görülmekle beraber polis memuru tarafından da davacının yaralandığı yere gaz fişeğinin düştüğünün beyan edildiği dikkate alındığında bu hususun davacının güvenlik güçlerince atılan gaz fişeği sonucu yaralandığına ilişkin yeterli bir delil teşkil ettiği açıktır.
Bununla beraber, davacı tarafından olayın yaşandığı 02/06/2013 tarihinde bu yaralanma nedeniyle Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine müracaat ettiği, anılan Hastanece düzenlenen rapor ve formlarda, davacı tarafından sağ gözüne gaz bombası geldiği ifade edilmiş ve burada tedavisinin yapıldığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, dosyada bulunan kamera görüntülerinin anılan zaman aralığının incelenmesinden, davacının yaralandığı yerde kalabalık bir gösterici grubu bulunmadığı gibi burada emniyet güçlerine karşı yapılan eylemlerin yoğun bir nitelik arz etmediği, sadece bir eylemcinin uzak mesafede olduğu anlaşılan güvenlik güçlerine taş attığı görülmektedir.
Bu durumda, polislerin meydana gelen olaylar sırasında orantısız güç kullanmak suretiyle davacının zarar görmesine ve bu kapsamda sağ gözünde hasar oluşmasına neden olduğu, böylelikle olayın oluşumunda hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna ulaşılmakla bu olay nedeniyle davacının uğradığı maddi ve manevi zararların davalı idarece tazmini gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.