Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/3252 E. , 2022/8921 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/3252
Karar No : 2022/8921
TEMYİZ EDEN TARAFLAR : I- (DAVACI) …
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALILAR) 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
3- … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF : 1- … Bakanlığı
2- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
3-… Belediye Başkanlığı
4- …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul İli, Avcılar İlçesi, … Mahallesi, … pafta, … parsel sayılı taşınmazda bulunan, 28/06/2005 tarih ve 2005/9109 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilen “Afete Maruz Bölge” sınırları içinde kaldığından bahisle 25/12/2015 tarihinde yıkılan, binanın … nolu dairesine malik olan davacının, yıkım nedeniyle uğradığı (ıslah edilmiş) 451.114,69-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararınına karşı istinafa başvurulması üzerine, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla davalı idarelerin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dava dosyasının mahkemesine gönderilmesi üzerine, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla davacının maddi ve manevi tazminat talebinin aynen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; değişik kusur oranlamaları üzerinden birbiri ile çelişik kararlar verilmesini önlemek ve hüküm birlikteliğini sağlamak adına dosyada mevcut bilirkişi raporuna kusur yönünden itibar edilemeyerek, yüklenicinin %30, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın %15, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın %25, Avcılar Belediye Başkanlığı’nın %30 oranında kusurlarının bulunduğu kabul edilerek, 451.144,69-TL-TL olduğu belirlenen maddi zararın davalıların kusurları oranında isabet edecek şekilde yapılan değerlendirme sonucunda davalı idarelerin istinaf başvurularının kabulü, İdare Mahkemesi kararının maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacının maddi tazminat isteminin 315.801,283-TL’lik kısmı ile manevi tazminat isteminin 10.000,00.-TL’lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat isteminin ise reddine, kusur oranları nispetinde kabul edilen maddi ve manevi tazminatın davalı idarelerce ıslah edilen kısım için ıslah tarihinden (27/06/2019), diğer kısımlar için ise dava tarihinden (18/04/2016) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :
Davalı … Belediye Başkanlığınca, usul yönünden davacının talebini ikinci kez ıslah etmesi üzerine verilen kararın bozulması gerektiği, daha sonra kusur oranlamasının hatalı olduğu çünkü oluştuğu ileri sürülen zarardan dolayı sorumluluklarının bulunmadığı, maddi tazminatın fahiş olarak hesaplandığı, manevi tazminatın ise şartlarının oluşmadığından verilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı … Büyükşehir Belediye Başkanlığınca; usul yönünden; davanın husumet nedeniyle reddi gerektiği, esas yönünden ise; dava konusu olay nedeniyle kusurlarının ve sorumluluklarının bulunmadığı, olay ile illiyet bağının bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı … Bakanlığınca; öncelikle usul yönünden; davanın süre aşımı ve husumet nedeniyle reddi gerektiği, esas yönünden ise; dava konusu olay nedeniyle kusurlarının ve sorumluluklarının bulunmadığı, olayda manevi tazminatın şartlarının olmadığından verilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Dava konusu taşınmazın bulunduğu Avcılar İlçesi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve bazı kamu kurumlarınca farklı tarihlerde yapılan araştırma ve tespitlerde, ilçe geneline yönelik; ”Marmara denizi kıyıları killi ve marnlı serilerle örtülü bulunduğundan heyelana müsaittir, bu kısımlar gerekli önlemler alınmadıkça iskan için sakıncalıdır” görüşüne yer verildiği, 1971 yılında yapılan bu tespitte, evlerin fazla katlı olmaması, hafif malzemeden yapılması, derin kazılar yapılmaması, yüzey suyu drenajı yapılması, kıyıdan itibaren kademeli olması ve istinat duvarı yapılması gerektiğinin ifade edildiği, yine Bakanlıkça 1977 yılında Boğaziçi Üniversitesine hazırlattırılan raporda; yamaçları heyelanlı ve heyelana müsait olmaları nedeniyle ancak düşük eğimli ve potansiyel heyelan alanlarında zemine fazla yük vermemek ve kazıdan kaçınmak şartı ile tek katlı ve bahçeli evler yapılmasının mümkün olabileceğinin belirtildiği, İller Bankasınca hazırlanan 1981 tarihli rapora göre Avcıların turistik tesis alanı olarak, kamp alanı ve iki katlı yapı alanı olarak gösterildiği, davaya konu alanın, 1981 yılında İller Bankası tarafından hazırlanan ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının onayladığı nazım imar planı ve 1982 tarihli Avcılar Belediye Başkanlığının hazırladığı uygulama imar planı ile yerleşime açıldığı ve zaman içerisinde çok katlı yerleşime izin verildiği, anılan planların hazırlandığı tarihlerde yürürlükte bulunan mülga 6785 sayılı İmar Kanununun 1605 sayılı Kanunla değişik 26. maddesiyle nüfus ve il veya ilçe merkezi olması ölçütlerine göre yol istikamet planları ile imar planlarını belediyelerin yaptırmaları mecburiyeti getirildiği ve 29. maddesiyle imar ve yol istikamet planlarının İmar ve İskan Bakanlığının tasdikiyle kesinleşeceği ve yürürlüğe gireceğinin hüküm altına alındığı, Bakanlığın onay yetkisi planların hukuki varlık şartlarından olduğundan, bu planlara ilişkin çok katlı yerleşime izin veren ilçe belediyesinin yanında Bakanlığın ve Mülga 3030 sayılı Kanundan kaynaklanan denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen, imar yükümlülüklerini ilçe belediyesi ile birlikte kullanan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının hizmet kusurlarının bulunduğu, Mülga 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9. maddesinin g bendinde de, afetle ilgili daimi iskan yerleşmelerinde imar planlarını ve alt yapı tesisleri planlarını ve bunlara ait etüd, harita, proje ve keşifleri yapmak veya yaptırmak, re’sen onaylamak veya onaylanmasını sağlamak, inşaat işlerini yapmak veya yaptırmak konularında Bakanlık Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili olduğunun hükme bağlandığı, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile de Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürütülen görevlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçtiği, Avcılar İlçesi, … Mevkii, … pafta, … parsel sayılı taşınmazdaki yapının 28.06.2005 gün ve 2005/109 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Afete Maruz Bölge” ilan edilen alanda kalması ve yıkılması nedeniyle dava dilekçesi ile uğranıldığı öne sürülen 451.144,69-TL maddi (27/06/2019 tarihli miktar artırım dilekçesi sonrası) ve 20.000-TL manevi zararın, dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasında; “Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir” hükmüne; Geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunun 16’ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosya kapsamındaki bilirkişi raporları incelendiğinde, 13.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda, davacının uğradığının iddia ettiği maddi zararın dava tarihi (18.04.2016) itibarıyla 369.625,25-TL olarak belirlendiği, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin tazminat miktarı belirlenmesi usulünü hukuka aykırı bularak yeniden maddi zararın belirlenmesi gerektiğini belirterek dosyanın ilk derece Mahkemeye gönderilmesi üzerine yapılan yargılamada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 24.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davacının toplam maddi zararının 451,144,69-TL (2015 yılı yıkım tarihi itibarıyla) olarak tespit edildiği ve bu raporun hükme esas alındığı görülmektedir.
Uyuşmazlıkta; 150.000,00-TL maddi tazminat istemli olarak açılan davanın 13.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda, belirlenen miktar doğrultusunda davacı tarafından 13.04.2017 tarihinde ıslah edilerek, maddi tazminata ilişkin dava değerinin 369.625,25-TL’ye artırıldığı, 28.02.2019 tarihli ara kararı uyarınca dosya üzerinden yaptırılan yeni bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 24.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen miktar doğrultusunda davacı tarafından 27.06.2019 tarihinde ikinci kez ıslah edilerek, maddi tazminata ilişkin dava değerinin 451.144,69-TL’ye artırıldığı görülmüştür.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasında yapılan değişiklik ile Geçici 7. maddesinin, 6459 sayılı Kanunun 30/04/2013 günlü, 28633 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girdiği, bu düzenleme ile yürürlük tarihinde derdest olan tam yargı davalarında (kanun yolu aşaması dahil) bir defaya mahsus miktarın artırılması imkanı tanındığı, yürürlük tarihi olan 30/04/2013 tarihinden sonra ise nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle, bir defaya mahsus miktar artırımında (ıslah) bulunulabileceği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, ilk derece Mahkemesince 13.04.2017 tarihli ilk ıslah dilekçesi dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, ikinci ıslah dilekçesinde talep edilen 451.144,69-TL’nin dikkate alınarak karar verilmesinde ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun maddi tazminatın miktarı yönünden reddedilmesine ilişkin kısmı hakkında İdari Dava Dairesince verilen temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan; bozmaya uyularak yeniden yapılacak yargılama sonucunda yargılama giderleri hususunda da yeniden karar verileceği tabiidir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan temyiz istemlerinin kabulüne,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun maddi tazminatın miktarı yönünden reddine ilişkin kısmı hakkında verilen temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:.. , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/10/2022 tarihinde, kesin olarak, oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X) :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar, iptal davaları; İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar da, tam yargı davaları olarak belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasında; “Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir” hükmüne yer verilmiştir.
Tam yargı davalarının çözümünde, çoğu kez hakkın ihlalinin zamanını, ihlal neticesi uğranılan zararın miktarını ve zarar verenlerin kusur oranlarının tespiti için Mahkemelerce bilirkişi incelemesi yaptırılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu olayda afete maruz bölge kararı nedeniyle hakları muhtel olan davacı tarafından uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararın giderilmesi için bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda yalnızca arsa değer kaybının belirlenmesi sonucunda bu doğrultuda davacı tarafından miktar artırımı dilekçesi verildikten sonra Mahkemece bu dilekçedeki taleple bağlı kalınarak karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, anılan karar, “eksik inceleme üzerine verildiğinden bahisle zarar miktarının tespiti usulündeki hataların düzeltilmesi ve böylece davacının gerçek zararının belirlenmesi gerekçesiyle” İdari Dava Dairesince kaldırılıp dosyanın Mahkemesine gönderilmesi üzerine, İdare Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada eksik ve hatalı hususların yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle Dairemiz emsal kararları doğrultusunda (yapı yaklaşık maliyet bedelinin, arsa payı değer kaybının ve enkaz bedelinin belirlenmesi) giderildiği, böylece gerçek zarar miktarının belirlendiği ve bu zararın giderimi için davacının da dava dilekçesini ıslah etmek durumunda kaldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, önceki kararın İdari Dava Dairesince kaldırılmasıyla kararın gerekçelerinden olan miktar artırımının da ortadan kaldırılmış olduğu, yeniden yapılan yargılamada yeniden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenen zarar miktarı uyarınca sadece bir kez miktar artırımında bulunulduğu dikkate alındığında, davacının gerçeğe en yakın zararının belirlendiği bilirkişi raporuna dayanılarak yapılan miktar artırımının da hakkaniyete uygun olduğu, bu rapora dayanılarak ve miktar artırımı talebine bağlı kalınarak verilen İdare Mahkemesi kararında ve ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun bu kısmının reddine ilişkin temyize konu kararda bu yönden hukuka aykırılık bulunmadığı ve temyize konu kararın onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.