Danıştay Kararı 8. Daire 2021/999 E. 2022/5813 K. 20.10.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/999 E.  ,  2022/5813 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/999
Karar No : 2022/5813

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALILAR : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :
24/11/2020 gün ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin ”Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :
Karşı taraf vekalet ücreti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde yargılama giderleri arasında sayılmakta olup usul hukuku kuralları gereği davanın tarafı lehine hükmedildiği, ancak avukat-müvekkil arasında yapılacak ücret sözleşmesinde bu ücretin tarafa ait olacağı hususunun her zaman kararlaştırılabileceği, böyle bir durumda hükmedilecek miktarın avukatın emeğine bağlanarak davanın tarafı nezdinde hukuki sonuçlar doğurmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, uygulamada davacısı farklı olan ve fakat davalısı aynı olan ve aynı hukuki sebepten kaynaklanan davaların seri dava olarak görüldüğü, dolayısıyla tek bir dava açmış bulunan ve kendisi açısından seri dava olmadığı açık olan asıl davacı lehine veya aleyhine dava konusu Tarife hükümleri uygulanarak daha az yargılama giderine (karşı taraf vekalet ücretine) hükmedilmesinin hakkaniyetli olmadığı iddia edilmektedir.
Hukukumuzda “seri dava” adlı bir dava çeşidinin bulunmadığı, hal böyle iken dava konusu Tarife maddesi ile seri davalarda ücret hususunun belirlenebilmesi için öncelikle “seri dava” tanımının yapılması, uygulamada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilmesi, böylelikle yargı yoluna başvurmak isteyen kimselerin lehine veya aleyhine hükmedilebilecek yargılama giderlerini dava açmadan önce bilebilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Dava konusu Tarife maddesinde, seri davaların ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olduğu kabul edilmekte ise de her iki kavramın uygulamada görünümlerinin oldukça farklı olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun … tarih ve E:… K:… sayılı kararında, iş sözleşmesinin ancak taraflar açısından bağlayıcı olacağı, her işçinin çalışma şekli ve esaslarının farklı olduğu, işçiler arasında maddi veya şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığının varlığından söz edilemeyeceği belirtilerek işçilik alacaklarının tahsili istemine yönelik davada, birden fazla işçinin birlikte tek dilekçe ile dava açmalarını olanaklı kılan yasal düzenlemenin bulunmadığını belirterek aynı işveren aleyhine benzer taleplerle açılan davaların ayrılmasının uygun olacağına karar verildiği; yine Yargıtay … Dairesi’nin … tarih ve E:… K:… sayılı kararında, davalı işverene ait iş yerinde çalışan toplam 163 sigortalı yönünden aynı avukat tarafından açılan davalarda her bir dava için ayrı vekalet ücretine hükmedilmesini hukuka aykırı bularak her bir davacı yönünden “dilekçe yazım ücreti”ne hükmedildiği, bu durumun uygulamadaki belirsizlik sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verdiği, öte yandan, iptali istenen Tarife maddesinde ücret kademelendirmesi yapılırken hata yapıldığı, düzenleme gereği, 11 dava açan bir kişinin lehine hükmedilecek vekalet ücreti daha az iken 10 dava açan bir kişinin lehine hükmedilecek vekalet ücretinin daha yüksek olduğu, seri dava açıldığı varsayılsa bile daha fazla dava açan kişinin kademelendirme sebebiyle daha az vekalet ücretine hak kazanmasının hukuka uygun olmadığı ileri sürülmektedir.

DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI :
… BAKANLIĞININ SAVUNMASI: Usule ilişkin olarak, bakılan davada derdestlik, kesin hüküm ve davanın süresinde açılıp açılmadığı hususlarının araştırılması gerektiği; esasa ilişkin olarak, seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin kademeli şekilde belirlenmesinin usul ve yasaya uygun olduğuna ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesi’nin bir çok kararının bulunduğu, söz konusu kararlarda seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz yükümlülük getirilmemesi amacıyla kademelendirme yapılması gerektiğine hükmedildiği, dava konusu Tarifenin “davaların en az masrafla çözümlenmesi” ilkesi gereği hazırlandığı, yine Tarifenin 3. maddesi gereği avukatlık ücretinin belirlenmesinde avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliği ile dava süresinin göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde kurala yer verildiği, dolayısıyla seri davalarda kademeli ücret belirlenmesinin yasal ilkelere ve hakkaniyete uygun olduğu savunulmuştur.

… BİRLİĞİNİN SAVUNMASI: Uygulamada seri dava olarak isimlendirilen davaların, hukuk tekniği açısından ihtiyari dava arkadaşlığı kapsamında kaldığı, yargılama giderleri açısından bu davaların her birini ayrı dava olarak kabul edip harç, bilirkişi ücreti vb. giderleri her bir dava için ayrı ayrı hükme bağlanırken yargılama giderleri kapsamında kalan karşı taraf vekalet ücreti yönünden ayrı bir kural uygulanarak avukatın emeğinin azımsanmasının doğru bir yaklaşım olmadığı, seri dava da olsa avukatın her bir dava için ayrı çalışma yaparak ve her dosya için ayrı emek sarf ederek dosyaların oluşumuna katkı sağladığı, dosya sayısının çokluğunun avukatın emeğinin karşılığı olan ücretin sınırlandırılması için haklı sebep oluşturmayacağı, Tarife maddesi hazırlanırken takdir hakkının kullanımında ilgili yargı kararları ile kamu yararının gözetildiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemede yer alan kademelendirmenin, Dairemizin kararları gözönüne alınmak suretiyle gerek dosya sayısı açısından, gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından makul bir şekilde yapıldığı anlaşılmakta birlikte, kademelendirme yapılırken baz alınan dosya sayısına ilişkin ödenecek vekalet ücretinin, avukatın hukuki yardımı ve harcadığı emek ve mesaisi dikkate alınarak sabit kalması gerekirken, yani “toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk on dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk elli dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk yüz dosyadan sonra gelen” ifadesine yer verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yapılan düzenlemenin bu kısımlarının eksik düzenleme sebebiyle iptaline, diğer kısımları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava ; 24/11/2020 gün ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ”Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinin 1. fıkrasında, “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.”; 2. fıkrasında, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (…) ” hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu Tarifenin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinde; “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında, davaların en az giderle ve olanaklı olan çabuklukla sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğu belirtilmiş; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlığın Amacı” başlığını taşıyan 2. maddesinde, avukatlığın amacının; hukuki ilişkilerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olduğu; “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan tutarı veya değeri ifade ettiği bildirilmiş; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında da, yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği ve çabasının, işin önemi ve niteliğinin ve davanın süresinin göz önünde tutulacağı belirtilmiştir.
Diğer taraftan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü” başlığını taşıyan 29. maddesinin birinci fıkrasında, tarafların, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorunda oldukları; “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu; 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu; 332. maddesinde, yargılama giderlerine, mahkemece kendiliğinden hükmedileceği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Avukatlık Kanunun 164. maddesinin son fıkrasında ayrıca “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükümleri yer almaktadır.
Anılan düzenlemeler karşısında Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hükmedilen karşı taraf vekalet ücretinin, yargılama giderleri arasında olduğu, belirtilen ücretin taraf lehine hükmedildiği ancak avukata ait olduğu açık olup , seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin kademeli olarak belirlenmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
24.11.2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti” başlıklı 3. maddesinin 1.fıkrasında “Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur.” esasları belirlenmiş olup ; belirtilen hükümler karşısında, yargılama gideri olan karşı taraf vekalet ücretinin Anayasada yer alan davaların en az giderle çözümlenmesi ilkesi ve avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde bulundurularak belirlenmesi esası çerçevesinde seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin kademeli olarak belirlenmesinin yasal ilkelere ve hakkaniyete aykırı olmadığı görülmektedir.
6100 sayılı Kanunun 57.maddesinde İhtiyari dava arkadaşlığına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş ; Kanunda, davacılar ile davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun elbirliği mülkiyeti dışındaki bir sebeple ortak olması, ortak bir işlemle herkes hakkında hak doğmuş ve yükümlülük altına girilmiş olması ve davaların temelini oluşturan olay ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması durumlarında ihtiyari dava arkadaşlığı durumunun gerçekleşebileceği belirtilmiştir. İlgili madde gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı durumunda, ilgili kişiler birlikte dava açabilecekleri gibi, bu kişilere karşı da birlikte dava açılabilecektir.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Seri davalarda ücret” kenar başlıklı 22. maddesinde ise, seri dava ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak tanımlamıştır.
Anılan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde seri davalarda karşı taraf vekalet ücreti, Avukatlık Kanunun verdiği yetkiye istinaden ve Hukuk Muhakemeleri Kanunun 57. maddesinde düzenlenen “ihtiyari dava arkadaşlığı” kapsamında düzenlenmiş olduğu ve hukuka aykırılık içermediği görülmektedir .
Diğer yandan , kademeli ücret uygulaması yönünden “kademelendirmenin gerek dosya sayısı açısından gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, pratikteki uygulamalara ilişkin istatistiksel verilerin de hesaba katılmasıyla, belirtilen ilkeler ve gerçekte avukatın hukuki yardımının karşılığı oranı göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerektiği yönündeki yargı karaları da dikkate alınarak , seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin, avukatın hukuki yardımı ve harcadığı emek ve mesaisi uyarınca kademeli olarak belirlendiği de dikkate alındığında iptal istemine konu edilen düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle , davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :
02/01/2019 tarih ve 30643 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2019 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinde; “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu düzenlemenin iptali istemiyle Dairemizde açılan davada, 30.05.2019 tarih ve E:2019/145 sayılı kararımız ile, “… getirilen düzenleme ile, onbeş olarak belirlenen ilk kademeye kadar pratikte seri olarak özellikle idari yargıda çok az dava bulunduğu göz önüne alındığında, getirilen bu düzenlemenin esasen uygulanabilirliğinin pek az olacağı, diğer taraftan, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği yolundaki düzenleme ile seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirilmesine yol açılacağı kuşkusuzdur.
Bu nedenle, kademelendirmenin gerek dosya sayısı açısından gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, pratikteki uygulamalara ilişkin istatistiksel verilerin de hesaba katılmasıyla, belirtilen ilkeler ve gerçekte avukatın hukuki yardımının karşılığı oranı göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerekirken, seri davalarda ilk olarak 15’ten başlar şekilde ve tam ücretin %60’i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenleme, hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırı olduğundan” yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz başvurusu ise İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 18.12.2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/1037 sayılı karar ile reddedilmiştir.
24/11/2020 tarihli ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinde ise, “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.
” kuralına yer verilmiş olup söz konusu Tarife düzenlemesinin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN: Davalı … Bakanlığının usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.

ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 138. maddesinin 4. fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” kurallarına yer verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “(Değişik: 2/5/2001-4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004-5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmü ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinin 1. fıkrasında, “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.”; 2. fıkrasında, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (…) ” hükmüne yer verilmiştir.

Dava konusu Tarife düzenlemesinin incelenmesi;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde, avukatlık asgari ücret tarifesinin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından tüm baroların teklifleri göz önüne alınarak hazırlanması ve yürürlüğe girmesi aşamasına ilişkin usul hükümleri belirlenmiş, tarifenin hazırlanması aşamasında dikkate alınacak esas ve ölçütler konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Bununla birlikte avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetkinin kullanımında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi gerekmektedir.
Davaya konu Tarife maddesi incelendiğinde, dosya sayısı ile hükmedilecek vekalet ücretinin oranı bakımından yapılan kademelendirmede, avukatın harcadığı emek ve mesai ile bireyin hak arama özgürlüğü dengesi açısından herhangi bir orantısızlık görülmemiş olup yargı kararlarının uygulanması amacıyla ve kararlarda yer alan gerekçeler doğrultusunda tesis edilen dava konusu Tarife maddesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından, Tarifenin 22. maddesinde yer alan seri dava kavramının kanunlarda herhangi bir tanımının yapılmadığı, seri davaların ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak açıklanmış olmasının hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu, nitekim ihtiyari dava arkadaşlığında tüm davaların birbirinden bağımsız olarak açıldığı ve her bir dava yönünden ayrı ayrı yargılama giderlerine hükmedildiği iddia edilmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57. maddesinde İhtiyari dava arkadaşlığına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş; Kanunda, davacılar ile davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun elbirliği mülkiyeti dışındaki bir sebeple ortak olması, ortak bir işlemle herkes hakkında hak doğmuş ve yükümlülük altına girilmiş olması ve davaların temelini oluşturan olay ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması durumlarında ihtiyari dava arkadaşlığı durumunun gerçekleşebileceği belirtilmiştir. İlgili madde gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı durumunda, ilgili kişiler birlikte dava açabilecekleri gibi, bu kişilere karşı da birlikte dava açılabilecektir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Seri davalarda ücret” kenar başlıklı 22. maddesinde ise, seri dava, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak tanımlamıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin, Avukatlık Kanunu’nun verdiği yetkiye istinaden ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57. maddesinde düzenlenen “ihtiyari dava arkadaşlığı” kapsamında düzenlenmiş olduğu ve hukuka uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, davacı tarafından, dava konusu Tarife maddesinde, avukatlık hizmetinin karşılığı olarak 10 dosya için 10 tam vekalet ücreti alınırken; 11. dosyadan itibaren vekalet ücretinin yarı yarıya düşürülmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu düzenlemede, seri davalarda karşı taraf vekalet ücretinin, kademelendirme yapılırken baz alınan dosya sayısına ilişkin ödenecek vekalet ücretinin, avukatın hukuki yardımı ve harcadığı emek ve mesaisi dikkate alınarak sabit kalması gerekirken, yani “toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk on dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk elli dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk yüz dosyadan sonra gelen” ifadesine yer verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yapılan düzenlemenin, eksik düzenleme sebebiyle iptaline karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 24/11/2020 gün ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinde, “toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk on dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk elli dosyadan sonra gelen” ifadesine, “toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda” ifadesinden sonra gelmek üzerine, “ilk yüz dosyadan sonra gelen” ifadesine yer verilmeyerek eksik düzenleme yapılması sebebiyle İPTALİNE,
2. Düzenlemenin diğer kısımları yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Dava kısmen iptal, kısmen ret ile sonuçlandığından ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin yarısı olan … TL tutarın davacı üzerinde bırakılmasına ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Yargılama giderinin yarısı olan … TL tutar ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
20/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

(X)- 24/11/2020 tarihli ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Seri davalarda ücret” başlıklı 22. maddesinde, “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.
” düzenlemesi yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı tutumlardan kaçınan, hukuku devletin bütün organlarına hâkim kılan, Anayasa ve hukuk kuralları ile kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi hukuki güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.
Dava konusu Tarife maddesinde “seri dava” kavramı, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak belirtilmiş ve hükmedilecek vekalet ücreti yönünden dosya sayısı itibarıyla belirli oranlarda kademelendirme yapılmıştır.
İhtiyari dava arkadaşlığı, Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 43. maddesinin (b) bendinin 2 numaralı alt bendinde “Davanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi” halinde birden çok kimsenin birlikte dava açabileceği veya aleyhlerine dava açılabileceği şeklinde düzenlenmiş iken; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 57. maddesinin (c) bendinde, davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması durumunda birden çok kişinin birlikte dava açabileceği veya aleyhlerine birlikte dava açılabileceği şeklinde belirtilerek kapsamı genişletilmiştir. İhtiyari dava arkadaşlığı kurumu, bir taraftan yargılamanın usul ekonomisine uygun şekilde yürütülmesine, diğer taraftan da çelişkili kararlar verilmesinin önlenmesine hizmet etmektedir.

Doktrinde, ihtiyari dava arkadaşlığı kurumundan beklenen faydanın elde edilmesinin esas itibariyle davaların temelini oluşturan vakıaların aynı veya benzer olmasına bağlı olduğu, birbirinden tamamen bağımsız vakıalara dayanan davaların birlikte görülmesinde hiçbir hukuki ve usuli menfaatin bulunmadığı, buna karşılık, davaların dayandıkları hukuki sebeplerin aynı (veya benzer) olup olmamasının ihtiyari dava arkadaşlığının mevcudiyeti bakımından tek başına belirleyici olamayacağı, farklı hukuki sebeplere dayansalar da birlikte açılan davaların dayandıkları aynı veya benzer vakıalar arasındaki irtibatın mahkemenin tahkikatı müşterek dava malzemesi üzerinden yürütmesini sağlama amacına daha elverişli olacağı ifade edilmektedir.
Hukukumuzda “seri dava” şeklinde herhangi bir dava türü veya tanımı bulunmamakta olup bu kavram uygulamada ortaya çıkmıştır. Yargıtay, seri davalara ilişkin birçok kararında bu davalar için “birlikte açılan”, “grup halinde açılan”, “topluca açılan” veya “toplu şekilde açılan” vb. ifadeler kullanmaktadır. Keza Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17/05/2012 tarih ve E:2012/9247 K:2012/9006 sayılı kararında, “… aynı işyerinde gerçekleşen çalışmalar için 38 adet sigortalı yönünden, aynı istemi içeren, aynı davalı işveren ve Kuruma karşı bir anlamda toplu (seri) dava açılmış olması…” şeklinde nitelendirilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenleme ile Yargıtay kararlarından yola çıkılarak seri davaları farklı hukuki sebeplere dayansalar da aynı veya benzer vakıalardan doğan aynı davalı kişi ya da kişilere karşı açılan davalar olarak tanımlamak mümkündür. Ancak Yargıtayın bazı kararlarında bu tanımlamaya uyan özellikle aynı iş yerinde aynı fesih sebebine dolayısıyla aynı maddi vakıaya dayanan davalarda, aksi yönde kararlar verildiği de vakidir.
Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01/03/2017 tarih ve E:2015/3380 K:2017/378 sayılı kararında, iş sözleşmesinin taraflar için bağlayıcı olduğu, her bir işçi yönünden çalışma şekil ve esasların farklılık arz ettiği, bu hali ile işçilerin aynı sebeple işten çıkarılmalarının davaların aynı hukuki sebebe dayandığını göstermeyeceği, bu nedenle işçiler arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığı, ihtiyari dava arkadaşlığının varlığı kabul edilse dahi delillerin toplanıp ayrıntılı olarak değerlendirilmesi için davaların ayrılması gerektiği, ayrı ayrı iş sözleşmesi ile iş görme edimini üstlenen, farklı çalışma süreleri ve ücret seviyesi ile çalışan işçilerin, feshe bağlı alacaklar ile diğer işçilik alacaklarını birlikte dava konusu etmelerini haklı kılacak yasal düzenlemenin ve hukuksal nedenin varlığından söz edilemeyeceği gerekçeleriyle davaların ayrılması gerektiğine hükmedilmiştir.
Anılan Yargıtay kararında, tahkikat aşamasının ve temyiz incelemesinin kolaylaştırılması için davaların ayrı görülmesi gerektiğine hükmedilmiş ise de davacı işçiler yönünden ihtiyari dava arkadaşlığının mevcut olup olmadığı yönünde herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Hal böyle olunca işbu davaya konu Tarife maddesinde “ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü” olarak tanımlanan seri dava kavramının, incelenen Yargıtay kararına konu olayda uygulanıp uygulanamayacağı sorunu gündeme gelecektir. Her ne kadar inceleme konusu olayda iki davacı bulunmakta ise de; aynı nedenlerle çok sayıda işçinin birlikte işten çıkarıldığı durumlarda bahsi geçen Yargıtay kararındaki ilkeler doğrultusunda davaların ayrılması halinde davacıların hukuki statüsünün ne olacağı ve vekalet ücretinin oranı konusunda uygulamada duraksamalar yaşanabilecektir. Şöyle ki; fesih sebebi aynı olsa da her bir iş sözleşmesi birbirinden bağımsız olarak düşünüldüğünde sözleşme feshinden kaynaklanan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda ayrı tahkikat aşamaları yürütüleceğinden, her bir dava yönünden avukatın emeği ve çabası da gözetilerek tam vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyete daha uygun bir yaklaşım olacak; aksi yönde düşünüldüğünde ise davacı işçiler arasında ihtiyari dava arkadaşlığının varlığı kabul edilerek bu defa seri dava kavramı gündeme gelecek ve dava sayısına bağlı olarak kademeli vekalet ücretine hükmedilecektir. Bu durum ise her bir dava yönünden dava dilekçesi, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi hazırlama, delil sunma, tanık dinletme gibi faaliyetleri yürüten avukatın emeği ve çabasının karşılanmamış olması ile sonuçlanacaktır.
Sonuç olarak, dava konusu Tarife maddesinde seri dava kavramı, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak tanımlanmakta ise de; ihtiyari dava arkadaşlığının düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda söz konusu kavrama yer verilmediği görülmekte olup kavramın henüz yasal bir dayanağa kavuşturulmadığı açıktır. Öte yandan yukarıda örneğine yer verilen Yargıtay Kararında olduğu gibi ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu bir davada bu davanın seri dava olarak görülüp görülmeyeceği dolayısıyla vekalet ücretine ilişkin dava konusu Tarife kuralının uygulanıp uygulanmayacağı hususunda uygulamada duraksamalara sebebiyet verebilecektir. Diğer taraftan, davanın sonunda yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesiyle hukuka aykırı iş ya da işlemler nedeniyle maddi külfete katlanan kişinin zararının giderilmesi amaçlandığından, seri davalarla ilgili uygulamada yaşanan farklılıklar nedeniyle özellikle karşı taraf vekalet ücretinin avukatlık ücretine dahil edilmediği durumlarda tarafların hak arama özgürlüklerine müdahale de söz konusu olabilecektir.
Açıklanan nedenlerle, yasal dayanağı bulunmayan ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı olarak düzenlenen dava konusu Tarife maddesinin tümden iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.