Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/7698 E. , 2022/5812 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/7698
Karar No : 2022/5812
DAVACI : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Birliği
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU :
24/11/2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 3. ve 4. fıkralarının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
6100 sayılı Kanun’da açıkça, kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranlarına göre paylaştıracağının kurala bağlanmasına karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile maddi tazminat istemli davaların kısmen veya tamamen reddi durumunda davalı taraf lehine hükmedilecek vekalet ücretinde kısıtlamaya gidilmesinin hukuka aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında hukuk yargılamalarında “kaybeden öder” ilkesinin vurgulandığı, kanunda gösterilen haklılık ve başarı durumuna göre yargılama giderlerinin ve dolayısı ile vekalet ücretinin hükmedilmesi gerekirken, davalı taraf aleyhine olacak şekilde Tarifede düzenleme yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, taraflar arasında orantısızlık yarattığı ileri sürülmektedir.
DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI :
Yargı kararlarının uygulanması amacıyla tesis edilen dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Manevi tazminat davalarında, davacılar tarafından yüksek dava değeri belirlenmekle birlikte hükmedilecek tutar objektif ve subjektif kriterler ışığında hakimin takdir yetkisi çerçevesinde şekilleneceğinden, kişilik hakları zarara uğrayan davacıya reddedilen miktar üzerinden bir de nispi vekalet ücreti yükletilerek mükerrer mağduriyet yaşamasının önüne geçilmesi amaçlanarak, esasen sosyal devlet ilkesinin de bir gereği olarak, Tarifede kısmen ret veya tümden ret hallerine özgü özel düzenlemeler getirildiği, oysa maddi tazminat davalarının davanın konusu, talebin bölünebilirliği/ bölünemezliği, davanın amacı, yargılama usulü, hakimin takdir yetkisi gibi pek çok alanda manevi tazminat davasından ayrıştığı, bu nedenle maddi tazminat davalarında davacıların sahip olduğu birtakım hukuksal imkanlar (belirsiz alacak davası, kısmi dava, ıslah gibi) göz ardı edilerek manevi tazminat davalarına özgü getirilen kuralların maddi tazminat davalarında da aynen uygulanması gerektiğine ilişkin verilen yargı kararı çerçevesinde düzenlenen dava konusu Tarifenin 13. maddesinin 3. ve 4. fıkralarında hukuka uyarlık bulunmadığından dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; İstanbul Barosu Başkanlığı tarafından, 24.11.2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 3. ve 4. fıkralarının iptali istemiyle açılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde, “baro yönetim kurullarının, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderecekleri, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarifenin o yılın Ekim ayı sonuna dek hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderileceği, tarifenin Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşeceği; ancak Adalet Bakanlığının uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri göndereceği, geri gönderilen bu tarifenin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılacağı ve sonucun Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirileceği” hükme bağlanmıştır.
Anılan Yasal düzenlemede avukatlık asgari ücret tarifesinin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından tüm baroların teklifleri göz önüne alınarak hazırlanması ve yürürlüğe girmesi aşamasına ilişkin usul hükümleri belirlenmiş, tarifenin hazırlanması aşamasında dikkate alınacak esas ve ölçütler konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır.
Avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetkinin kullanımında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi gerekmektedir.
2021 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 13. Maddesinde “(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.” hükmünü içermektedir.
Dava konusu edilen kısım ile ilgili yargısal süreç incelendiğinde;
30.12.2017 tarih ve 30286 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin muhtelif maddelerinin iptali istemiyle Danıştay 8. Dairesinin 2018/453 esasına kayıtlı olarak açılan davada, Dairenin 10.07.2018 tarih ve E:2018/453 sayılı kararıyla, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise; avukatlık ücretinin, tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanacağı, hesaplanan ücretin davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altında kalması halinde ise, maktu ücrete hükmedileceği yolundaki düzenlemenin mevcut haliyle maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının reddedilen kısım yönünden, önemli bir kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi sonucunu doğurarak açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirebileceği, bazı olaylarda ise, davacıyı dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olabileceği değerlendirmesinde bulunarak, tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusundaki eksik düzenleme nedeniyle, başka bir ifadeyle, dava konusu Tarifenin manevi tazminat davalarında vekalet ücretine ilişkin kuralları düzenleyen 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, dava konusu Tarifenin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrasında hukuka uyarlık görülmediği” gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve anılan karara karşı yapılan itiraz üzerine, İdari Dava Daireleri Kurulunun 06.12.2018 tarih ve YD İtiraz No:2018/648 sayılı kararıyla itirazın reddine karar verildiği ve bahse konu davanın halen derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Aktarılan yargısal süreç sonucunda, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife 29.12.2018 tarih ve 30640 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve yargı kararının gereği olarak manevi tazminat davalarında vekalet ücretlerine ilişkin özel kuralları belirleyen Tarife’nin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenleme olarak Tarifenin 13. maddesine 3 ve 4. fıkralar eklenmiş ancak akabinde yapılan yeni Tarifede yargı kararında belirtilen hususa yer verilmemesi üzerine; 02.01.2019 tarih ve 30643 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemiyle bu defa 2019/145 esasına kayden 8. Dairede açılan davada, 30.05.2019 tarih ve E:2019/145 sayılı kararıyla yukarıda bahsi geçen karardaki aynı gerekçeye yer verilerek dava konusu düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği ve bu karara yapılan itiraz üzerine İdari Dava Daireleri Kurulunun 18.12.2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/1037 sayılı kararıyla itirazın reddedildiği ve dosyanın halen derdest olduğu görülmektedir.
Bu derdest davalarda verilen “yürütmenin durdurulmasına” ilişkin kararlar incelendiğinde; Anayasa Mahkemesinin Başvuru No:2012/791 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı kararına atıf yapılarak; “”Anayasa Mahkemesinin 07/11/2013 gün ve Başvuru No:2012/791 numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında adil yargılanma hakkına ilişkin olduğu hususunda duraksama bulunmayan mahkemeye erişim hakkına ilişkin temel ilkelerin ortaya konulduğu, buna göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesinin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceği, ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesinin mümkün olduğu; Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise; avukatlık ücretinin, tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanacağı, hesaplanan ücretin davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altında kalması halinde ise, maktu ücrete hükmedileceği düzenlemesi yer aldığı, bu durumun maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının önemli kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi sonucunu doğurarak açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirmekte, bazı olaylarda ise, davacıyı dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olacağı, söz konusu Tarifenin, manevi tazminat davalarında avukatlık ücretini düzenleyen 10. maddesinde ise, davanın kısmen reddi durumunda karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği, bu davaların tamamının reddi durumunda ise, avukatlık ücretinin, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu hükmedileceğinin öngörüldüğü; bu durumda, tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusunda düzenleme yapılması gerektiği, başka bir ifadeyle, dava konusu Tarifenin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmesi gerektiği” belirtilmek suretiyle hukuka uygunluk denetimi yapılmıştır.
Bu durumda; tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusundaki Danıştay Sekizinci Dairesinin bahsi geçen kararlarının uygulanmasına yönelik olarak düzenlendiği anlaşılan dava konusu tarife maddelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ SÜREÇ :
30.12.2017 tarih ve 30286 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin muhtelif maddelerinin iptali istemiyle Dairemizin 2018/453 esasına kayıtlı olarak açılan davada, Dairemizin 10.07.2018 tarih ve E:2018/453 sayılı kararıyla, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise; avukatlık ücretinin, tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanacağı, hesaplanan ücretin davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altında kalması halinde ise, maktu ücrete hükmedileceği yolundaki düzenlemenin mevcut haliyle maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının reddedilen kısım yönünden, önemli bir kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi sonucunu doğurarak açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirebileceği, bazı olaylarda ise, davacıyı dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma girmesine neden olabileceği değerlendirmesinde bulunarak, tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusundaki eksik düzenleme nedeniyle, başka bir ifadeyle, dava konusu Tarifenin manevi tazminat davalarında vekalet ücretine ilişkin kuralları düzenleyen 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, dava konusu Tarifenin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrasında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
Dairemizin anılan kararına karşı yapılan itiraz üzerine, İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 06.12.2018 tarih ve YD İtiraz No:2018/648 sayılı kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.
02.01.2019 tarih ve 30643 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 1. fıkrasında maddi tazminat davalarında vekalet ücretlerine ilişkin özel düzenlemelere yer verilmemiş olması sebebiyle, anılan kuralın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle bu defa Dairemizin 2019/145 esasına kayden açılan davada, Dairemizce, 30.05.2019 tarih ve E:2019/145 sayılı kararıyla aynı gerekçeye yer vererek dava konusu düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
Söz konusu karara yapılan itiraz üzerine İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 18.12.2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/1037 sayılı kararıyla itiraz isteminin reddine karar verilmiştir.
Bilahare Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife 07.12.2019 tarih ve 30971 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı Tarifenin 2. maddesiyle yargı kararının gereği olarak 2019 yılı Tarifesinin 13. maddesinde düzenleme yapılmıştır.
2018 ve 2019 yılı Tarifelerine ilişkin yukarıda yer verilen yargısal süreç sonucunda, 2020 ve 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinde de yargı kararı doğrultusunda düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 138. maddesinin 4. fıkrasında, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” kurallarına yer verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “(Değişik:2/5/2001 – 4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmü ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinin 1. fıkrasında, “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.”; 2. fıkrasında, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (…) ” hükmüne yer verilmiştir.
24/11/2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Genel Hükümler” başlığı altında düzenlenen “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinde, “(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Aktarılan mevzuat uyarınca, idarenin, bir işlemin iptali yolundaki yargı kararının gereklerini kararın aynen ve geciktirmeden yerine getirmesinin zorunlu olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tâbi olan idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek ya da eylemde bulunmak zorunda olması aynı zamanda Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin de bir gereğidir.
İdare iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak ve önceki hukukî durumun geçerliliğini sağlamak zorundadır. Bu nedenle, idarenin, idarî yargı yerlerince verilen kararların uygulanıp uygulanmaması konusunda “takdir yetkisi”ne sahip olmadığı, bu kararların doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yetkisinin bulunmadığı, idarenin bu alandaki yetkisinin “bağlı yetki” niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Dairemizce verilen kararların uygulanması amacıyla ve kararlarda yer alan gerekçeler doğrultusunda düzenlemeler getiren dava konusu Tarife hükümlerinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
20/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
(X)- Dava, 24.11.2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 3. ve 4. fıkralarının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu Tarife maddesi, Dairemizin 10.07.2018 tarih ve E:2018/453 sayılı, 30.05.2019 tarih ve E:2019/145 sayılı yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının uygulanması mahiyetinde yürürlüğe konulmuş olup Dairemizin mezkur kararları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin 07/11/2013 tarih ve Başvuru No:2012/791 sayılı kararına atıf yapıldığı görülmektedir.
Bireysel başvuruya konu olayda, başvurucunun askerlik görevi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucunda yaralanması sebebiyle, İçişleri Bakanlığı aleyhine 29/07/2011 tarihinde 200.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminat talebiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne açtığı tam yargı davasında, 5.311,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin reddi ile, 02/11/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 26/09/2011 tarih ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. ve 14. maddeleri gereğince reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden davalı idare lehine 18.531,34 TL vekalet ücreti belirlendiği anlaşılmakta olup, başvurucu yüksek vekalet ücreti belirlenmesine imkan tanıyan düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla iptali ve hükmedilen tazminat miktarının yeniden değerlendirilmesi talebinde bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tam yargı davasını açtığı 29/07/2011 tarihi itibarıyla 1602 sayılı Kanun’da, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesine imkan veren düzenleme bulunmadığı, tazminat alacağının miktarının ancak bilirkişi incelemesi ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenebilen bir olgu olduğu, tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya öngörülebilmesinin mümkün olmadığı, dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılmasının da 1602 sayılı Kanun gereği 02/11/2011 tarihi öncesinde mümkün olmadığından, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminat taleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka bir seçeneğin bulunmadığı hususuna işaret ederek, başvurucunun lehine hükmedilen 25.311,00 TL tazminatın sadece 6.779,66 TL’lik kısmına kavuşabilmesinin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
Aynı kararda, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Mahkeme, kararında, düzenlemenin gerekçesine yer vererek hukuk hizmetlerinde etkililik ve uzmanlaşma ile kamu yararının sağlanmasına yönelik amaç çerçevesinde talep konusunun reddedilen kısmının belirli bir oranının karşı tarafa vekalet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesinin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği tespitlerine yer vermiştir.
Sonuç olarak başvurucunun maddi durumunun elverişsiz olması sebebiyle lehine adli yardım kararı verilmiş olması, dava açtığı sırada ıslah imkanından yoksun bulunması sebebiyle hak kaybı yaşamamak adına talebini yüksek tutması, bilirkişi raporlarının tamamlanmasından sonra fazlaya ilişkin taleplerinden feragat etmesine rağmen bunun mahkemece kabul görmemesi ve netice itibariyle hak kazandığı tazminatın yaklaşık 3/4’ünü vekalet ücreti adı altında davalı idareye geri ödemek durumunda bırakılmasının, açılan tazminat davasını başvurucu açısından anlamsız hale getirdiği, yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı gerekçesiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
30/04/2013 tarih ve 28633 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen “ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” kuralıyla birlikte idari yargıda artık dava değerini artırma imkanı mevcuttur.
Öte yandan adli yargıda 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası; 109. maddesinde yer alan kısmi dava düzenlemeleriyle, maddi tazminat davalarında davacılar açısından dava değerinin belirlenmesi yönünden idari yargıda yer alan ıslah kurumuna göre daha lehe düzenlemeler getirilmiştir.
Böylelikle, maddi tazminat talebiyle açılan davalarda davacıların, gerek idari yargıda gerekse adli yargıda başlangıçta hak kaybını önlemek amacıyla dava değerinin yüksek tutulması gibi bir tutuma ihtiyaç kalmadığından, dava dosyasına giren bilirkişi raporlarıyla nihai karar verilinceye /tahkikat sona erinceye kadar dava değerini artırma imkanı mevcut hale gelmiştir.
Oysa, öğretide ve Yargıtay Kararlarında manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yoluyla da talebin artırılamayacağı benimsenmektedir. Manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Manevi tazminat, zararın giderilmesi (giderim) değil, zarar görenin elem ve üzüntüsünün elden geldiği ölçüde denkleştirilerek tatmin edilmesi amacına dayanır. Manevi tazminatın takdirinde hakime çok geniş takdir yetkisi verilmiştir. Bu davalarda hüküm altına alınan tazminat miktarı belirlenirken genel olarak, olayın oluş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zarar görenin kusur durumu, tarafların sıfatı, olayın ağırlığı, tarihi, paranın satın alma gücü gibi kriterler dikkate alınmaktadır.
Görüldüğü üzere, maddi tazminat ile manevi tazminat davalarında, davaların konusu, talebin bölünebilirliği/ bölünemezliği, davaların amacı, yargılama usulleri, hakimin takdir yetkisi gibi pek çok alanda farklılıklar bulunmaktadır.
Manevi tazminat davalarında, davacılar tarafından yüksek dava değeri belirlenmekle birlikte hükmedilecek tutar objektif ve subjektif kriterler ışığında hakimin takdir yetkisi çerçevesinde şekilleneceğinden, kişilik hakları zarara uğrayan davacıya reddedilen miktar üzerinden bir de vekalet ücreti yükletilerek mükerrer mağduriyet yaşamasının önüne geçilmesi amaçlanarak,
esasen sosyal devlet ilkesinin de bir gereği olarak, Tarifede kısmen ret veya tümden ret hallerine özgü özel düzenlemeler getirilmiştir.
Davaların nitelik farklılığına ilişkin yapılan bu tespitlerden sonra ortaya çıkan sonuca göre, dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği kabul edilmekle birlikte, öngörülen müdahalenin davaların niteliği göz önünde bulundurularak kamu yararı ve birey hakkı arasında makul denge gözetilerek ölçülü bir şekilde uygulanması gerekmekte olup maddi tazminat davalarında davacıların sahip olduğu birtakım hukuksal imkanlar göz ardı edilerek manevi tazminat davalarına özgü getirilen kuralların maddi tazminat davalarında da aynen uygulanması gerektiğine ilişkin verilen yargı kararı çerçevesinde düzenlenen dava konusu Tarife maddelerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, manevi tazminat davalarına özgü getirilen kuralların maddi tazminat davalarında da aynen uygulanması gerektiğine ilişkin verilen yargı kararı çerçevesinde düzenlenen dava konusu Tarife maddelerinde hukuka uyarlık bulunmadığından dava konusu düzenlemelerin iptali gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.