Danıştay Kararı 8. Daire 2019/6433 E. 2022/5804 K. 20.10.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2019/6433 E.  ,  2022/5804 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/6433
Karar No : 2022/5804

DAVACI : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Birliği
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :
30.07.2019 tarih ve 30847 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife’nin 1. maddesiyle aynı Tarifenin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 22. maddesinde yapılan değişikliğin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.

DAVACININ İDDİALARI :
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 06.12.2018 tarih ve YD İtiraz No: 2018/648 sayılı kararı doğrultusunda 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 22. maddesinde, kademelendirmedeki “on beş” dosya sınırının “on iki”; avukatlık ücretindeki %60 oranının, %50; %50 oranının %40; %30 oranının da %25 olarak bir miktar düşürülmekle birlikte, yapılan kademelendirmenin gerek dosya sayısı gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirilmesine yol açacağı, dolayısıyla bu değişiklikle, avukatın hukuki yardımı ile aldığı avukatlık ücreti arasındaki nispetsizliğin giderilemeyeceği gibi hukuka ve hak arama özgürlüğüne de aykırılığın devam ettiği nazara alındığında yargı kararının yerine getirildiğinden bahsedilemeyeceği ileri sürülmüştür.

DAVALI İDARENİN SAVUNMASI :
Tarifenin ülkenin ekonomik ve sosyal durumu, kamu yararı, avukatın bilgi ve tecrübesi ile harcadığı emek ve mesaisi ile bugüne kadar konu ile ilgili verilmiş yargı kararları dikkate alınarak hazırlandığı, seri dava da olsa avukatın her dava dosyası için ayrı çalışma yaparak ve emek sarfederek dosyanın oluşumu ve yargılamaya ilişkin görevlerini özenle yerine getirme yükümlülüğünün bulunduğu, dolayısıyla dosya sayısının çokluğunun, avukatın emeği karşılığı olan ücretin azaltılması/sınırlandırılması için bir sebep teşkil etmediği, seri davaların en çok iş davalarında görüldüğü, bu davalarda, işçilerin hizmet süreleri, ücretleri, iş akitlerinin fesih sebebi gibi hususlar farklılık arz edeceğinden, seri dava da olsa her bir dosya için ayrı dava dilekçesi, delil dilekçesi hazırlanacağı, her dosyanın bilirkişi raporu ve gerekçeli kararının ayrı ayrı incelenmesi gerektiği, rapora itiraz ve temyiz gibi dilekçelerin her dosyanın özelliğine göre kaleme alınması gerektiği düşünüldüğünde, seri davalardaki avukatlık ücretinin bu gerçek göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiği, öte yandan yargılama giderleri açısından bu davalar ayrı dava kabul edilerek harç, bilirkişi ücreti vb. giderler her bir dava için ayrı hükme bağlanırken, yargılama giderleri kapsamında kalan karşı taraf vekalet ücreti açısından ayrı bir kural uygulanarak avukatın emeğinin azımsanmasının doğru bir yaklaşım olmadığı savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : 30/07/2019 tarih ve 30847 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 22. maddesinde yapılan değişikliğin iptali istenilmektedir.
Tarifenin ülkenin ekonomik ve sosyal durumu, kamu yararı, avukatın bilgi ve tecrübesi, harcadığı emek ve mesaisi ile bugüne kadar konu ile ilgili verilmiş yargı kararları dikkate alınarak hazırlandığı, düzenlemede hukuka, hizmet gereklerine, üst normlara aykırılık ve iptali gerektirecek bir husus bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :
30.12.2017 tarih ve 30286 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 22. maddesinin birinci fıkrasında, “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda onbeş dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %30’u oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Bu düzenlemenin iptali istemiyle Adalet Bakanlığı tarafından Türkiye Barolar Birliği’ne karşı açılan davada, Dairemizin 10.07.2018 tarih ve E:2018/453 sayılı kararı ile yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz üzerine İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 06.12.2018 tarih ve YD İtiraz No:2018/648 sayılı kararı ile ” 2017 Yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan düzenlemeye göre bir miktar düşürülmekle birlikte, madde metninde yer alan kademelendirmenin, gerek dosya sayısı açısından, gerekse hükmedilecek ücretin oranı açısından başta usul ekonomisi olmak üzere, pratikteki uygulamalara ilişkin istatistiksel verilerin de hesaba katılmasıyla, Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/05/2017 günlü, E:2017/1257 sayılı kararında belirtilen ilkeler ve gerçekte avukatın hukuki yardımının karşılığı oranı göz önüne alınarak, makul bir şekilde yapılması gerekirken, söz konusu hususlara riayet edilmeden, seri davalarda ilk olarak 15’ten başlar şekilde ve tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenlemede, hukuka ve hak arama özgürlüğüne aykırılığın devam ettiği açıktır.” gerekçesiyle itirazın kabulüne, dava konusu düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Belirtilen yargısal süreç sonucunda dava konusu 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife’nin yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan Dairemizin 05.04.2022 tarih ve E:2018/453 K:2022/2416 sayılı kararı ile 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 22. maddesinin iptaline karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “(Değişik:2/5/2001 – 4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmü ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinin 1. fıkrasında, “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.”; 2. fıkrasında, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (…) ” hükmüne yer verilmiştir.
30.07.2019 tarih ve 30847 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife’nin 1. maddesi ile 30/12/2017 tarihli ve 30286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 22 nci maddesinin birinci fıkrası; “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda oniki dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” şeklinde değiştirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde, avukatlık asgari ücret tarifesinin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından tüm baroların teklifleri göz önüne alınarak hazırlanması ve yürürlüğe girmesi aşamasına ilişkin usul hükümleri belirlenmiş, tarifenin hazırlanması aşamasında dikkate alınacak esas ve ölçütler konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Bununla birlikte avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetkinin kullanımında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi gerekmektedir.
Davaya konu Tarife maddesi incelendiğinde, dosya sayısı ile hükmedilecek vekalet ücretinin oranı bakımından yapılan kademelendirmede, avukatın harcadığı emek ve mesai ile bireyin hak arama özgürlüğü dengesi açısından herhangi bir orantısızlık görülmemiş olup yargı kararlarının uygulanması amacıyla ve kararlarda yer alan gerekçeler doğrultusunda tesis edilen dava konusu Tarife maddesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
20/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :
(X)- 30.07.2019 tarih ve 30847 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife’nin 1. maddesi ile 30/12/2017 tarihli ve 30286 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2018 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 22 nci maddesinin birinci fıkrası; “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda oniki dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda altmış dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı tutumlardan kaçınan, hukuku devletin bütün organlarına hâkim kılan, Anayasa ve hukuk kuralları ile kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi hukuki güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.
Dava konusu Tarife maddesinde “seri dava” kavramı, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak belirtilmiş ve hükmedilecek vekalet ücreti yönünden dosya sayısı itibarıyla belirli oranlarda kademelendirme yapılmıştır.
İhtiyari dava arkadaşlığı, Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 43. maddesinin (b) bendinin 2 numaralı alt bendinde “Davanın, her biri hakkında aynı sebepten neşet etmesi” halinde birden çok kimsenin birlikte dava açabileceği veya aleyhlerine dava açılabileceği şeklinde düzenlenmiş iken; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 57. maddesinin (c) bendinde, davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması durumunda birden çok kişinin birlikte dava açabileceği veya aleyhlerine birlikte dava açılabileceği şeklinde belirtilerek kapsamı genişletilmiştir. İhtiyari dava arkadaşlığı kurumu, bir taraftan yargılamanın usul ekonomisine uygun şekilde yürütülmesine, diğer taraftan da çelişkili kararlar verilmesinin önlenmesine hizmet etmektedir.
Doktrinde, ihtiyari dava arkadaşlığı kurumundan beklenen faydanın elde edilmesinin esas itibariyle davaların temelini oluşturan vakıaların aynı veya benzer olmasına bağlı olduğu, birbirinden tamamen bağımsız vakıalara dayanan davaların birlikte görülmesinde hiçbir hukuki ve usuli menfaatin bulunmadığı, buna karşılık, davaların dayandıkları hukuki sebeplerin aynı (veya benzer) olup olmamasının ihtiyari dava arkadaşlığının mevcudiyeti bakımından tek başına belirleyici olamayacağı, farklı hukuki sebeplere dayansalar da birlikte açılan davaların dayandıkları aynı veya benzer vakıalar arasındaki irtibatın mahkemenin tahkikatı müşterek dava malzemesi üzerinden yürütmesini sağlama amacına daha elverişli olacağı ifade edilmektedir.
Hukukumuzda “seri dava” şeklinde herhangi bir dava türü veya tanımı bulunmamakta olup bu kavram uygulamada ortaya çıkmıştır. Yargıtay, seri davalara ilişkin birçok kararında bu davalar için “birlikte açılan”, “grup halinde açılan”, “topluca açılan” veya “toplu şekilde açılan” vb. ifadeler kullanmaktadır. Keza Yargıtay … Hukuk Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararında, “… aynı işyerinde gerçekleşen çalışmalar için 38 adet sigortalı yönünden, aynı istemi içeren, aynı davalı işveren ve Kuruma karşı bir anlamda toplu (seri) dava açılmış olması…” şeklinde nitelendirilmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenleme ile Yargıtay kararlarından yola çıkılarak seri davaları farklı hukuki sebeplere dayansalar da aynı veya benzer vakıalardan doğan aynı davalı kişi ya da kişilere karşı açılan davalar olarak tanımlamak mümkündür. Ancak Yargıtayın bazı kararlarında bu tanımlamaya uyan özellikle aynı iş yerinde aynı fesih sebebine dolayısıyla aynı maddi vakıaya dayanan davalarda, aksi yönde kararlar verildiği de vakidir.
Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun … tarih ve E:… K:… sayılı kararında, iş sözleşmesinin taraflar için bağlayıcı olduğu, her bir işçi yönünden çalışma şekil ve esasların farklılık arz ettiği, bu hali ile işçilerin aynı sebeple işten çıkarılmalarının davaların aynı hukuki sebebe dayandığını göstermeyeceği, bu nedenle işçiler arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığı, ihtiyari dava arkadaşlığının varlığı kabul edilse dahi delillerin toplanıp ayrıntılı olarak değerlendirilmesi için davaların ayrılması gerektiği, ayrı ayrı iş sözleşmesi ile iş görme edimini üstlenen, farklı çalışma süreleri ve ücret seviyesi ile çalışan işçilerin, feshe bağlı alacaklar ile diğer işçilik alacaklarını birlikte dava konusu etmelerini haklı kılacak yasal düzenlemenin ve hukuksal nedenin varlığından söz edilemeyeceği gerekçeleriyle davaların ayrılması gerektiğine hükmedilmiştir.
Anılan Yargıtay kararında, tahkikat aşamasının ve temyiz incelemesinin kolaylaştırılması için davaların ayrı görülmesi gerektiğine hükmedilmiş ise de davacı işçiler yönünden ihtiyari dava arkadaşlığının mevcut olup olmadığı yönünde herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Hal böyle olunca işbu davaya konu Tarife maddesinde “ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü” olarak tanımlanan seri dava kavramının, incelenen Yargıtay kararına konu olayda uygulanıp uygulanamayacağı sorunu gündeme gelecektir. Her ne kadar inceleme konusu olayda iki davacı bulunmakta ise de; aynı nedenlerle çok sayıda işçinin birlikte işten çıkarıldığı durumlarda bahsi geçen Yargıtay kararındaki ilkeler doğrultusunda davaların ayrılması halinde davacıların hukuki statüsünün ne olacağı ve vekalet ücretinin oranı konusunda uygulamada duraksamalar yaşanabilecektir. Şöyle ki; fesih sebebi aynı olsa da her bir iş sözleşmesi birbirinden bağımsız olarak düşünüldüğünde sözleşme feshinden kaynaklanan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda ayrı tahkikat aşamaları yürütüleceğinden, her bir dava yönünden avukatın emeği ve çabası da gözetilerek tam vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyete daha uygun bir yaklaşım olacak; aksi yönde düşünüldüğünde ise davacı işçiler arasında ihtiyari dava arkadaşlığının varlığı kabul edilerek bu defa seri dava kavramı gündeme gelecek ve dava sayısına bağlı olarak kademeli vekalet ücretine hükmedilecektir. Bu durum ise her bir dava yönünden dava dilekçesi, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi hazırlama, delil sunma, tanık dinletme gibi faaliyetleri yürüten avukatın emeği ve çabasının karşılanmamış olması ile sonuçlanacaktır.
Sonuç olarak, dava konusu Tarife maddesinde seri dava kavramı, ihtiyari dava arkadaşlığının bir türü olarak tanımlanmakta ise de; ihtiyari dava arkadaşlığının düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda söz konusu kavrama yer verilmediği görülmekte olup kavramın henüz yasal bir dayanağa kavuşturulmadığı açıktır. Öte yandan yukarıda örneğine yer verilen Yargıtay Kararında olduğu gibi ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu bir davada bu davanın seri dava olarak görülüp görülmeyeceği dolayısıyla vekalet ücretine ilişkin dava konusu Tarife kuralının uygulanıp uygulanmayacağı hususunda uygulamada duraksamalara sebebiyet verebilecektir. Diğer taraftan, davanın sonunda yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesiyle hukuka aykırı iş ya da işlemler nedeniyle maddi külfete katlanan kişinin zararının giderilmesi amaçlandığından, seri davalarla ilgili uygulamada yaşanan farklılıklar nedeniyle özellikle karşı taraf vekalet ücretinin avukatlık ücretine dahil edilmediği durumlarda tarafların hak arama özgürlüklerine müdahale de söz konusu olabilecektir.
Açıklanan nedenlerle, yasal dayanağı bulunmayan ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı olarak düzenlenen dava konusu Tarife maddesinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.