Danıştay Kararı 6. Daire 2022/2667 E. 2022/8734 K. 18.10.2022 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2022/2667 E.  ,  2022/8734 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/2667
Karar No : 2022/8734

TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) …
VEKİLİ : Av. …
II- MÜDAHİLLER (DAVACI YANINDA) :
1- … Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
2- …
.
.
.
23- …
24- …
VEKİLLERİ : Av. …

DİĞER MÜDAHİL (DAVACI YANINDA): … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …. Bakanlığı – ANKARA
VEKİLİ : …, Hukuk Müşaviri

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … San. ve Tic. Ltd. Şti.
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesince verilen … tarihli, E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Bursa İli, Yenişehir İlçesi, … Mahallesi, … paftada gerçekleştirilmesi planlanan “Çinko-Kurşun-Bakır Zenginleştirme (Flotasyon) Tesisi ve Atık Barajı Projesi” ile ilgili olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca verilen … tarihli, … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 16/06/2021 tarih ve E:2021/1975, K:2021/8424 sayılı kararıyla bozulması üzerine, Mahkmece, bozma kararı uyarınca, projenin zeytinlik alanlara etkilerinin değerlendirilmesi açısından ayrı bir bilirkişi heyeti oluşturularak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, projenin su kaynakları, flora, tarım arazileri ve hayvancılık üzerine etkisi ile depremsellik ve atık yönetimi konularında ise mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış; sonuçta verilen kararda özetle, bilirkişi ek raporunda, su kaynaklarına etkiler, tarım ve hayvancılık üzerindeki etkiler, yer seçimi ve floraya etkiler yönünden ÇED raporunda yer verilen taahhütler dikkate alındığında kök raporda değinilen eksikliklerin ÇED raporunu yetersiz kılacak düzeyde olmadığının belirtildiği; anılan ek raporda depremsellik yönünden, tesisin bulunduğu yerin 1. derece deprem bölgesi kuşağında yer alması nedeniyle %1 ihtimal dahi bulunsa olası bir depremde tesisin zarar görmesi halinde atık malzemenin çevreye zarar vermesinin kaçınılmaz olacağı belirtilmiş ise de, bu yorumun genel bir ihtimale ilişkin olduğu, ÇED raporunda proje alanı yakınındaki İznik ve yakın çevresini kapsayan alan içinde meydana gelen depremler (tarih ve şiddetleriyle gösterilerek) seçilerek deprem riskinin analiz edildiği, “Sismik Tehlike Analiz Raporu” düzenlendiği, bu raporda proje alanı ve yakın çevresinin aktif fayların yoğun olduğu bir lokasyon olduğu belirtilerek olabilecek en yüksek şiddetli depremde dahi yapının önemli hasar görse bile ayakta kalabileceğinin belirtildiği, alanın 1. derece deprem bölgesi olduğu belirtilerek, zemin etüdü ve geoteknik incelemesi yapıldığı, ayrıca ÇED raporunda, proje alanı ve yakın çevresinin jeolojik özellikleri ile doğal afet durumu incelenerek alana ait jeoloji haritasına yer verildiği, 7269 sayılı Umumi Hayata Müesir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlere İlişkin Kanun, 14.07.2007 tarih ve 26582 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik ve 06/03/2007 tarih ve 26454 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak yapılacağının taahhüt edildiği, buna göre proje alanının jeolojik özellikleri ve depremselliği ile ilgili olarak yer verilen bu bilgilerin ilgili mevzuat hükümlerine uygun ve dolayısıyla yeterli olduğu anlaşıldığından, bilirkişi ek raporunda yer verilen söz konusu değerlendirmenin bilimsellikten uzak, deprem afetinin öngörülemez etkisine yönelik tahmini bir yoruma dayandığı sonucuna varıldığı; ek raporda Atık Yönetimi yönünden, ÇED raporunda var olduğu değerlendirilen ancak kök bilirkişi raporunda eksiklik olduğu belirtilen hususların ÇED raporunu geçersiz kılacak düzeyde bir olumsuzluk içermediği belirtilmekle birlikte, tehlikeli atıkların karayolu ile taşınması sırasında Yönetmeliklere ne derece uyulacağı ve hangi kapsamda taşınacağı konusunda dosyada bir bilgi bulunmadığının da belirtildiği, atıkların karayolu ile taşınması sırasında ilgili mevzuata/yönetmeliklere uygun davranılmasının bir yükümlülük olduğu, söz konusu yükümlülüğe uyulmadığının tespiti halinde ise ilgili idaresince yaptırım uygulanacağı, bu aşamada şayet bir yönetmelik hükmü ihlal edilir ise bunun çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin önceden öngörülüp engellenmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığı, bilirkişi ek raporunda yer verilen söz konusu değerlendirmeye bu nedenle itibar edilmediği, yine ek raporda yer verilen, atık barajının üstünün atmosfere açık olması nedeniyle çevreyle etkileşim halinde olduğu, bu konuda alınacak tedbirler ve çevresel risk analizinin ise dosyada bulunmadığı, atık barajının etkilerinin ve alınacak önlemlerin daha detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiği yönündeki değerlendirme açısından ise, mevcut haliyle ÇED raporunu geçersiz kılacak düzeyde bir olumsuzluk bulunmadığının belirtildiği, buna göre bilirkişi heyeti tarafından atık barajının üzerinin atmosfere açık olmasının çevreye etkilerinin ne olduğu ve bu etkilerin bertarafı için alınacak önlemlerin ne şekilde detaylandırılacağına ilişkin teknik verilere dayalı ve bilimsel bir yorum yapılmadığı, bu haliyle atık barajının üzerinin atmosfere açık olmasından kaynaklanan olası olumsuz sonuçların çevre ve insan sağlığına etkilerinin ne olduğunun ve ne ölçüde etkileyeceğinin açık ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı, buna karşın, ÇED raporunda atık barajının çevre ve insan sağlığına etkileri konusunda yeterli değerlendirmeye yer verildiği, bilirkişi ek raporunda asbest liflerinin ortaya çıkacağı ve bunların tesiste çalışanlar ve çevre halkı tarafından soluma ihtimalinin bulunduğu, bu nedenle net analiz raporlarıyla ne tür bir asbest oluşacağına ilişkin raporların dosyaya eklenmesi gerektiği ifade edilmiş ise de, hangi oranda elemetlerin asbest lifi oluşumuna yol açacağının somut olarak ifade edilmediği, buna göre afaki değerlendirme suretiyle asbest lifi oluşacağının öngörüldüğü, bilirkişilerce yapılan söz konusu değerlendirmelerin tahmine dayalı olduğu, ihtimale dayalı bir olumsuz etkiden bahsedildiği, bunun yanında ÇED raporunun 23 ve 30. sayfalarında flotasyon işlemi sonucunda bir gaz çıkışının olmayacağının, zenginleştirme (flotasyon) tesisinden çıkan maden atıklarının atık barajında depolanacağının da belirtildiği, proje ile ilgili fiili uygulamalara ilişkin olası etkilerin bakılan davanın konusunu oluşturmadığının anlaşılması sebebiyle bilirkişilerce yapılan söz konusu tespitlere de itibar edilmediği belirtilmiş ve dava konusu ÇED raporuna ilişkin taraf iddia ve savunmaları, yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi kök ve ek raporu, bu raporlara yapılan itirazlar ve yapılan tespit ve değerlendirmeler neticesinde Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek III kısmında sayılan çevresel etki değerlendirmesi genel formatının ihtiva etmesi gereken parametrelere uygun şekilde ÇED raporunda yeterince irdeleme yapıldığı, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 1. Davacı tarafından, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, teknik analizler ve zorlama yorumlar yapılmak ve sadece davalı yanında katılan vekilinin beyanları dikkate alınmak suretiyle davanın reddine karar verildiği, öte yandan bilirkişi ek raporunda yapılan bazı tespitlerin kendi içinde çelişki içerdiği, kök ve ek raporlarda farklı kanaatlere ulaşılmasının makul gerekçelere dayandırılmadığı, Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
2. Davacı yanında müdahiller tarafından, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren dava konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, teknik analizler ve zorlama yorumlar yapılmak ve sadece davalı yanında katılan vekilinin beyanları dikkate alınmak suretiyle davanın reddine karar verildiği, öte yandan bilirkişi ek raporunda yapılan bazı tespitlerin kendi içinde çelişki içerdiği, kök ve ek raporlarda farklı kanaatlere ulaşılmasının makul gerekçelere dayandırılmadığı, Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : 1. Davalı idare tarafından; Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
2. Davalı yanında müdahil tarafından; davanın süre aşımına uğradığı; bununla birlikte, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunun bilirkişi ek raporuyla tespit edildiği, Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının Dairemiz kararında belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Bursa İli, Yenişehir İlçesi, … Mahallesi, … paftada gerçekleştirilmesi planlanan “Çinko-Kurşun-Bakır Zenginleştirme (Flotasyon) Tesisi ve Atık Barajı Projesi” ile ilgili olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, 19/04/2019 tarihli, 5482 sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararı verilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde, çevresel etki değerlendirmesi, “gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar” olarak tanımlanmış; 10. maddesinde, “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
225/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 4. maddesinde, çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Kapsam Belirleme ve İnceleme Değerlendirme Komisyonunca yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine gerçekleşmesinde sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmış; 6. maddesinde, “Çevresel etki değerlendirmesi başvuru dosyası, çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlama yükümlülüğü” başlıklı 6. maddesinde, “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.” düzenlemesine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Kanunun 266. maddesinde ise, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” hükmü yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen hükümler uyarınca; gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin, çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları; Yönetmeliğin Ek-1 Listesi kapsamında, çevresel etki değerlendirmesine tabi projeler için hazırlanması gereken ÇED Raporunun, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği Ek-3’te yer alan ÇED genel formatı esas alınarak hazırlanması gerektiği ve ÇED süreci sonunda verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, bilirkişilerce, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek-III bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının çevresel etkilerinin, bir bütün olarak irdelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, çözümü hukuk dışında teknik bilgiyi gerektiren hallerde, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak amacıyla Mahkemelerce bilirkişiye başvurulacağı, bilirkişilerce hazırlanacak bilirkişi raporlarının, tarafları tatmin edecek düzeyde ve tereddüte yer vermeyecek şekilde anlaşılabilir olması gerektiği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın, Dairemizin 16/06/2021 tarihli, E:2021/1975, K:2021/8424 sayılı kararıyla bozulduğu, bunun üzerine Mahkemece bozma kararına uyularak dava konusu projenin zeytinliklere etkisinin incelenmesi amacıyla, orman mühendisliği, ziraat mühendisliği ve kimya mühendisliği alanlarından öğretim üyelerinden oluşan bir bilirkişi heyeti oluşturularak mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak 10/01/2022 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, Dairemizin bozma kararından önce dosyaya sunulan 30/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda yer verilen tespitlere ilişkin olarak ise aynı bilirkişi heyetinden, 11/10/2021 tarihli ek raporun alındığı; anılan raporlardan 10/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda, projenin zeytinliklere etkisi açısından dava konusu tesis merkez kabul edildiğinde 3 km’lik mesafe içerisinde zeytinlik alan bulunmadığı, … ada, … ve … numaralı parsel sınırları merkez kabul edildiğinde 3 km’lik mesafe içerisinde zeytinlik bulunduğu, ancak proje kapsamında doğaya açık bir şekilde, kuru kırım ve eleme işlemi yapılmadığı, yapılması planlanan tesisin toz ve kimyevi atık ortaya çıkaracak bir tesis niteliği taşımadığı, bu itibarla tesisin, 3 km mesafedeki zeytinlikleri olumsuz etkileyecek düzeyde bir kimyevi atık, duman, toz çıkışı gibi çevreye zarar verecek bir etkisinin olmasının mümkün olmadığı yönünde kanaat bildirildiği; 11/10/2021 tarihli ek bilirkişi raporunda ise, dava konusu projenin yer seçimi ile su kaynakları, flora, tarım ve hayvancılık üzerindeki etkileri yönünden daha önce kök raporda eksiklik olarak saptanan hususların, dosyaya yeni sunulan bilgi ve belgeler ışığında değerlendirildiğinde, ÇED raporunu yetersiz kılacak düzeyde eksiklikler olmadığı sonucuna varıldığı şeklinde kanaat bildirildiği, çevre mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişilerin ise, alanın 1. derece deprem bölgesi olmasından kaynaklanan riskler ve tehlikeli atıkların karayolu ile taşınması sırasında yönetmeliklere ne derece uyulacağı ve bu atıkların hangi kapsamda taşınacakları, atık barajının üstünün atmosfere açık olması nedeniyle çevreyle etkileşim halinde olması, bu konuda alınacak tedbirler ve çevresel risk analizinin dosyada bulunmaması, atık barajının etkilerinin ve alınacak önlemlerin daha detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiği hususlarında karşı oy kullandıkları, sonuç olarak anılan ek raporda oy çokluğuyla dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu yönünde kanaat bildirildiği; bununla birlikte, ek raporun su kaynaklarına etkilere ilişkin bölümünde ilgili bilirkişi tarafından, proje kapsamında kullanılacak suyun bir kısmının İznik Gölünden sağlanmasına ilişkin daha önce kök raporda sunulan eleştirilere ek raporda da yer verilmekle birlikte su kaynaklarının yönetiminden ana sorumlu kuruluşun DSİ olduğu, İznik Gölünden temin edilecek suyun miktarsal açıdan değerlendirilmesi ve bu kaynaktan diğer su kullanıcılarının yıllık bazda kullandıkları miktarın kümülatif olarak değerlendirilmesi yetkinliği ve sorumluluğunun anılan kurumda olduğu ve proje kapsamında İznik Gölünden su kullanımının da DSİ 1. Bölge Müdürlüğüyle yapılan protokol kapsamında gerçekleştirileceğinden bahisle ilgili hususun dava konusu işlemi sakatlar mahiyette olmadığı kanaatine varıldığının; raporun projenin floraya etkilerine ilişkin kısmında ise, kök raporda özellikle su ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusundaki belirsizlikten dolayı olumsuz kanaat bildirilmiş olduğu, DSİ ile yapılan protokol kapsamında ise su ihtiyacının karşılanacağı hususunun açıklığa kavuşturulduğu gerekçesiyle kök rapordaki olumsuz görüşün aksine görüş bildirildiği; İdare Mahkemesince, çevre mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişilerce eksiklik olarak ileri sunulan hususların ihtimale dayalı öngörüler ve somut ve bilimsel veriler içermeyen tespitler olduğu, ayrıca, anılan hususlarda Nihai ÇED Raporunda yer verilen inceleme ve değerlendirmelerin yeterli olduklarından bahisle söz konusu hususların ÇED Raporunu sakatlamayacağı sonucuna ulaşıldığı belirtilerek çoğunluk bilirkişi görüşü doğrultusunda davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Öncelikle, ÇED kararlarının yargısal denetiminin, çevresel etki değerlendirmesi sürecinde verilen kurum görüşlerinin de hukuka uygunluk denetimini içerdiği açıktır. Bu itibarla, DSİ görüşünün ya da bilirkişilerce eksiklik olarak saptanan bir hususun, DSİ ile yapılan bir protokole dayanmasının, tek başına, söz konusu hususun teknik ve bilimsel açıdan hukuka uygun olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmayacağı tabiidir. Mahkemece hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda ise, projenin su kaynaklarına ve floraya etkileri yönünden, kök bilirkişi raporunda varılan kanaatin aksine, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu yönünde kanaat bildirilmesinin tek sebebi, proje kapsamında endüstriyel amaçlı kullanılacak olan suyun İznik Gölünden temin edilmesinin, DSİ 1. Bölge Müdürlüğüyle yapılan protokole dayanması olarak gösterilmiştir. Öte yandan, davacı ve davacı yanında müdahiller tarafından sunulan temyiz dilekçelerinde, mevcut bilirkişilerin görüş değiştirmesinin makul gerekçelere dayanmadığı, ek raporda eksiklik ve sorun olarak belirtilen hususların tek başlarına dahi işlemin iptalini gerektirdiği, bu itibarla, söz konusu eksikliklere rağmen, ilk rapordan farklı sonuca varılarak dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu yönünde kanaat bildirilmesinin, ek raporun kendi içinde çelişkili olduğunu gösterdiği şeklindeki iddialara yer verilmiştir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, tarafların iddia ve savunmaları, Nihai ÇED Raporunu hazırlayanların uzmanlık alanları, bölgenin ve projenin özellikleri de dikkate alınarak, dava konusu projenin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin en aza indirilmesi için alınması gereken önlemlerin ÇED Raporunda yeterli şekilde değerlendirilip değerlendirilmediğinin, bu doğrultuda verilen taahhütlerin ve alınan önlemlerin teknik ve bilimsel açıdan yeterli olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla, biri çevre mühendisi olmak üzere, üniversitelerin ilgili bölümlerinden seçilecek yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucunda düzenlenecek raporun incelenmesi suretiyle yeniden karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, davanın reddine ilişkin Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının ve davacı yanında müdahillerin temyiz istemlerinin kabulüne,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesince verilen … tarihli, E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, kullanılmayan ..-TL yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 18/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY (X):
Temyize konu İdare Mahkemesi kararı ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, anılan kararın onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.