Danıştay Kararı 13. Daire 2022/3653 E. 2022/3646 K. 13.10.2022 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/3653 E.  ,  2022/3646 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/3653
Karar No:2022/3646

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Otomotiv ve Gıda Maddeleri Pazarlama Sanayi Turizm ve Ticaret Limited Şirketi
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Aydın Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı’nca …tarihinde açık ihale usulüyle gerçekleştirilen … ihale kayıt numaralı “7 Kısımlı Gıda Ürünü (Muhtelif Gıda, Dondurulmuş Gıda, Mandıralık Gıda, Sebze – Meyve, Tavuk Eti, Ekmek ve Dana Eti) Alımı” ihalesinin “70 Kalem Muhtelif Gıda Malzemesi” kısmı ve “5 Kalem Tavuk Eti” kısmı üzerinde kalan davacı tarafından, davalı idare ile aralarında 22/12/2021 tarihinde imzalanan sözleşmenin 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun Geçici 6. maddesi uyarınca feshedilerek tasfiyenin anılan madde kapsamında gerçekleştirilmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 09/06/2022 tarihli işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; 4735 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesiyle, bu Kanun kapsamında imzalanmış sözleşmelerin tarafı yüklenicilere yine Kanun’da yazılı sebeplere dayanarak tasfiye veya devir önerisinde bulunma hakkı; sözleşmenin diğer tarafı olan idareye de maddedeki usul dahilinde bu talebi uygun bulma/bulmama noktasında takdir hakkı tanındığı, anılan düzenleme ile taraflara tanınan bu hakkın esasen Borçlar Kanunu’nun 138. maddesindeki düzenleme ile benzer bir nitelik taşıdığı, taraflar arasında mevcut, yürürlükteki bir sözleşmenin karşılıklı rıza ve irade beyanıyla sonlandırılabileceği veya devredilebileceği, dolayısıyla, dava konusu idari kararın, davacı ile idare arasında imzalanmış mal alımı işi sözleşmesinden bağımsız düşünülemeyeceği, zira kanuni düzenlemenin amacının ve başvurunun konusunun esas itibarıyla sözleşmenin uygulanması kapsamına ilişkin konu ve taleplerden mütevellit olduğu, ihale aşaması tamamlanıp taraflar arasında sözleşme imzalandıktan sonra ortaya çıkan ve sözleşmenin imzalanmasından önceki olgu ve olaylara da dayanmayan uyuşmalıkta, karşılıklı hak ve yükümlülükler barındıran geçerli bir mal alımı sözleşmesinin sonlandırılması hususundaki başvuruyu reddeden işlemden kaynaklanan davanın, genel hükümler kapsamında adli yargı mahkemelerinde görülerek çözüme bağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın adlî yargı mercilerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, bu karara karşı aynı Kanun’un 20/A maddesi uyarınca 15 (on beş) gün içerisinde Danıştay’a temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanında bulunduğu, temyiz istemine konu Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görev alanında bulunduğu, temyiz istemine konu Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Mahkeme’nin, ilk inceleme üzerine uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ilişkin kararında, bu karara karşı 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde Danıştay’a temyiz yoluna başvurulabileceğinin belirtildiği, ancak, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin, idari yargının görev alanına giren ve maddede tahdidi olarak sayılan işlem ve kararların iptali için açılan davalarda uygulanabileceği, bu nedenle anılan karara karşı kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulabileceğinin belirtilmesi gerektiğinden kararda usul hükümlerine uygunluk bulunmadığı açık olmakla birlikte, usul ekonomisi gereğince, Dairemizce davanın görev yönünden reddedilerek, dosyanın istinaf incelemesinde görevli (ve yetkili) ilgili bölge idare mahkemesine gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” başlıklı 1. maddesinin ilk fıkrasında, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usûllere tâbidir.” kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı Kanun’a 6545 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı; (g) bendinde ise, verilen nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle değiştirilen “İstinaf” başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; 6. fıkrasında, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu, 8. fıkrasında ise, ivedi yargılama usulüne tâbi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamayacağı kuralları yer almıştır.
6545 sayılı Kanun’un genel gerekçesinin idari yargıda istinaf kanun yolunun getirilmesine ilişkin kısmında, “İdari yargı ilk derece mahkemelerince verilen nihai kararların bir kısmı bölge idare mahkemesince, kalan kısmı ise Danıştay tarafından denetlenmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45’inci maddesinde itiraz üzerine bölge idare mahkemelerinde kesinleşecek davalar sayılmış olup, bunlar dışındaki tüm davalar temyiz üzerine Danıştay tarafından incelenmektedir. Bu uygulama sebebiyle idare ve vergi mahkemelerinin nihaî karara bağladığı dosya toplamının yaklaşık yüzde yetmişi Danıştay’da, yüzde otuzu ise bölge idare mahkemelerinde denetlenmektedir. Anılan iş yükü sebebiyle Danıştay’a gelen dosyaların kesinleşme süresi uzamaktadır. Bu bağlamda, idari yargıda istinaf kanun yolunun getirilmesi konusu öteden beri yargı paydaşları arasında tartışılmaktadır. … 2577 sayılı Kanun’un 46’ncı maddesinde yapılan değişiklikle, istinaf mahkemelerince karara bağlanacak konulardan hangisinin temyiz yolu ile Danıştay’a gideceği belirlenmekte olup, bu maddede tahdidi olarak sayılan bu konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi öngörülmektedir. Böylece Danıştay’ın temyizen karara bağladığı iş yükünün yaklaşık yüzde seksen oranında azaltılarak Danıştay’ın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca, Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Kanun yolları da, yargılama usûlleri arasında yer alır. Yargı yerlerince yapılacak incelemeler sonunda verilecek kararlardan hangisinin kesin olduğunun belli edilmesi dahi, anılan madde hükmü ile Anayasa’daki temel ilkelere ve güvence kurallarına aykırı olmamak üzere yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır (AYM kararı, E:1985/23, K:1986/2, Karar tarihi: 20/01/1986).
Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasayla düzenlenmesini ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM kararı, Muhammed Deniz başvurusu, B. No: 2014/10728, Karar tarihi:18/07/2018).
Aktarılan kanuni düzenlemelere göre, 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle birlikte 20/07/2016 tarihinden sonra ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı genel kanun yolunun istinaf olarak belirlendiği, yalnızca 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıklarla ilgili kararlara karşı istinaf kanun yolundan sonra temyiz kanun yoluna da başvurulabileceği, 2577 sayılı Kanun’da düzenlenen özel ve istisnai bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usulüne tâbi olan uyuşmazlıklarla ilgili olarak ise ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı hangi tarihte verildiğine bakılmaksızın doğrudan temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıktır.
2577 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, idarî yargının görevine giren uyuşmazlıkların çözümü bu Kanun’da gösterilen usûllere tâbi bulunduğundan ve anılan Kanun’un 20/A maddesinde yer verilen ivedi yargılama usûlü öncelikle ve süratle sonuçlandırılması önem taşıyan bazı idarî dava türleri için öngörülen özel bir yargılama usûlü olduğundan; adlî yargının görevinde olduğu değerlendirilen uyuşmazlıklar bakımından Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak usûlü belirleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenen özel bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlü uygulanarak karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca, istisnaî bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlünün bu şekilde geniş bir yorum yoluyla genel yargılama usûlü yerine uygulanmasının Anayasal kurallar uyarınca kanunla belirlenmesi zorunlu olan yargılama usûlüne ilişkin konulardan biri olan mahkeme kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunu etkileyeceği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın … ihale kayıt numaralı “7 Kısımlı Gıda Ürünü (Muhtelif Gıda, Dondurulmuş Gıda, Mandıralık Gıda, Sebze – Meyve, Tavuketi, Ekmek ve Dana Eti) Alımı” ihalesinin “70 Kalem Muhtelif Gıda Malzemesi” kısmı ile “5 Kalem Tavuk Eti” kısmı üzerinde kalan ve 22/12/2021 tarihinde davalı idareyle sözleşme imzalayan davacı tarafından, 7394 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanun’a eklenen Geçici 6. madde uyarınca sözleşmenin tasfiye edilmesi talebiyle yaptığı başvurunun davalı idarece reddine dair işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
4734 sayılı Kanun kapsamında yapılan ihaleler sonrası imzalanan mal alımı sözleşmeleri özel hukuk hükümlerine tâbi olup, sözleşmenin 4735 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesi uyarınca feshedilerek tasfiyenin anılan madde kapsamında gerçekleştirilmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin davalı idare işleminin, 2577 sayılı Kanun’un ve bu Kanun’da düzenlenen usûllerin uygulanmasına ve öncelikle sonuçlandırılması özel önem taşıyan uyuşmazlık olarak nitelendirilmesine imkân bulunmadığından, ivedi yargılama usûlü kapsamında yer almayan dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak, Mahkemece genel yargılama usûlü yerine ivedi yargılama usûlü uygulanarak verilen kararda usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 13/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :

Mahkemece, ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu değerlendirilerek verilen kararın temyiz edilmesi hâlinde, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin (g) bendi uyarınca temyiz isteminin incelenip incelemeyeceğine ilişkin olarak öncelikle uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında olup olmadığına bakılması ve bu konuda bir karar verilmesi gerekmektedir.
İvedi yargılama usulüne tâbi olan işlemlerden doğan uyuşmazlıklarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı hangi tarihte verildiğine bakılmaksızın temyiz kanun yoluna başvurulabileceği, bunlar dışında kalan uyuşmazlıklarla ilgili olarak 20/07/2016 tarihinden sonra verilen kararlara karşı kural olarak istinaf kanun yoluna başvurulabileceği, ancak 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıklarla ilgili kararlara karşı istinaf kanun yolundan sonra temyiz kanun yoluna da başvurulabileceği açıktır.
Bu durumda, Danıştay tarafından bir kararın istinaf incelemesinden geçmeden doğrudan temyizen incelenerek karar verilebilmesi için öncelikle ortada ivedi yargılama usulü kapsamında bir uyuşmazlık bulunması gerekmektedir.
İvedi yargılama usulü kapsamında yer almayan bir uyuşmazlığa ilişkin kararın istinaf aşaması (uyuşmazlığın Mahkemece ivedi yargılama usulü kapsamında bir uyuşmazlık olarak değerlendirilmesi nedeniyle) atlanmak suretiyle temyiz incelemesinin yapılması İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenen iki veya üç aşamalı yargılama sistemine aykırılık oluşturur.
Danıştay tarafından, Mahkemece doğrudan temyiz incelemesine tâbi olduğu değerlendirilen uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında yer almadığına karar verilmesi hâlinde, Mahkemece yapılan değerlendirmeyle bağlı olunmaksızın, olması gerekenden hareketle istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
Dava konusu uyuşmazlığın, ivedi yargılama usulüne tâbi olmadığı değerlendirildiğinden temyiz isteminin görev yönünden reddine karar verilerek dosyanın …Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderilmek üzere kararı veren … İdare Mahkemesi’ne iadesine karar verilmesi gerektiği oyuyla, bozma yönünde verilen karara katılmıyorum.