Danıştay Kararı 4. Daire 2019/4645 E. 2022/5619 K. 13.10.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2019/4645 E.  ,  2022/5619 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/4645
Karar No : 2022/5619

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi… Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … İnş. Malz. Tic. Limited Şirketi’nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen… tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; 2008 vadeli borçlar için tanzim edilen ödeme emirlerinin 2009 yılında asıl borçlu şirkete tebliğ edildiği, dava konusu ödeme emrinin ise 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresi dolduktan sonra tebliğ edildiği anlaşıldığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlıkta, Vergi Dava Dairesince, tahsil zaman aşımını kesen herhangi bir bilgi belge sunulmadığından hareketle, asıl borçlu şirkete 2009 yılında tebliğ edilen ödeme emrinden sonra dava konusu ödeme emrinin 2017 yılında davacıya tebliğ edildiği belirtilerek amme alacaklarının tahsil zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle hüküm kurulmuştur. Davalı idare tarafından savunma dilekçesi ekinde, asıl borçlu şirketin banka hesabına 2011 ve devamı yıllarda e-haciz işlemi uygulandığına ve e-hacizlerin hâlen aktif durumda bulunduğuna dair liste ibraz edilmesi karşısında, söz konusu hususun ayrıca değerlendirilmesi hukuki ihtilafın çözüme kavuşturulması için önem arz etmektedir.
6183 sayılı Kanun’un 62. maddesinde; borçlunun mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı, ”Zamanaşımının Kesilmesi” başlıklı 103. maddesinde ise; haciz tatbikinin, zaman aşımını keseceği hüküm altına alınmıştır.
Buna göre, haciz tatbikinden bahsedilebilmesi için öncelikle borçlunun menkul ve gayrimenkul malı, alacak veya hakkının mevcut bulunması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle olmayan mal varlığına haciz uygulanamayacağından, borçlunun salt banka hesabı bulunmasından hareketle ”0,00 TL” bakiyeli hesap nezdinde e-haciz bildirisi düzenlenmesinin haciz tatbiki olarak kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Nitekim A Seri, 1 Sıra No.lu Tahsilat Genel Tebliği’nde; ”6183 sayılı Kanun hükümlerine göre, ihtiyati veya kat’i haczin borçlunun her türlü mal, hak ve alacaklarına tatbik edilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, borçlu olan bir şahsın bankalarda bir alacak ve hakkı bulunmamasına rağmen ileride borçlu adına doğacak alacaklar için bankalara haciz veya ihtiyati haciz bildirisi tebliğ edilmesi, haczin “borçlunun mal varlığını hedef tutması” esasına aykırı düşecektir. Amme alacağından borçlu olan bir şahsın, bankalarda alacak ve hakkının bulunmamasına rağmen ileride tahakkuk edecek alacağından istifade etmek üzere geleceğe yönelik olarak bankalara haciz veya ihtiyati haciz tebliği, muhtemel bir alacak niteliğinde dahi tanımlanamayacak bir durum oluşturması ve bankanın bu hacizleri sürekli izlemesi veya banka tarafından yapılan tüm işlemlerde bir süreye de bağlı kalınmaksızın borçlu adına mal, hak ve alacak doğup doğmadığının takip edilmesi, doğması halinde haciz veya ihtiyati haciz uygulanmasını gerektirir ki bankalara böyle bir külfet yüklemeye imkan bulunmamaktadır. Bu nedenle, bankalara yapılacak haciz ve ihtiyati haciz tebliğlerinin sadece tebliğ tarihi itibarıyla amme borçlularının mevcut olan varlıklarını konu alması ve bu kişilerin ileride doğabilecek alacakları için haciz ve ihtiyati haciz tebliğinde bulunulmaması icap etmektedir.” yönünde açıklamada bulunularak bankalara gönderilecek olan haciz bildirilerinin kapsamı ve amacı belirlenmiştir.
Somut olayda, davacının banka hesabına 2011 ve devamı yıllarda e-haciz uygulandığı, ancak banka hesabında aktif değer bulunmadığından herhangi bir tahsilat yapılamadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan mevzuat ve değerlendirmeler ışığında, Kanun’da tahdidi olarak düzenlenen zaman aşımını kesen unsurlar arasında haciz tatbikinin sayıldığı, e-haciz bildirisi düzenlenmesinin tek başına zaman aşımını kesen bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği, haciz tatbiki olarak kabul edilebilmesi için bakiyede artı değer bulunması gerektiği, bu haliyle dava konusu olayda tahsil zaman aşımının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle, temyiz isteminin reddi ile sonucu itibarıyla hukuka uygun olan Vergi Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 13/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden tüzel kişiden tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı öngörülmüştür.
6183 sayılı Kanun’un “Tahsil Zamanaşımı” başlıklı 102. maddesinde; “Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur. Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” denilmiş; 103. maddesinde de; ödeme, haciz tatbiki, cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, sayılan muamelelerden herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, ihtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi, amme alacağının teminata bağlanması, kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi, iki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi, amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması durumlarında zamanaşımının kesileceği, kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımının yeniden işlemeye başlayacağı, zamanaşımının bir bozma kararı ile kesilmesi halinde zamanaşımı başlangıcının yeni vade gününün rastladığı, amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince durdurulması hallerinde zamanaşımı başlangıcının, teminatın kalktığı ve durma süresinin sona erdiği tarihin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılının ilk günü olacağı kurallarına yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta; asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, asıl borçlu şirket nezdinde yapılan mal varlığı araştırmasında hacze kabil herhangi bir mal varlığı unsuruna rastlanılmadığı, öte yandan davalı idarece asıl borçlu şirketin banka hesaplarına 2011 ve devamı yıllarda e-haciz işlemi uygulandığı, bankalara hitaben e-haciz bildirisi düzenlenmesinin haciz tatbiki olarak kabul edilmesi gerektiği, bu haliyle tahsil zaman aşımı süresinin de somut olayda e-haciz bildirileriyle kesildiği anlaşılmış olup, asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun olarak kesinleştirilen ve tahsil edilemeyen amme alacaklarına ilişkin olarak davacının sorumluluğuna gidilebileceği açıktır.
Bu durumda, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının ait olduğu dönemler dikkate alınarak davacının ilgili dönemlerde kanuni temsilci sıfatını haiz olup olmadığının araştırılması suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz.