Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/5684 E. , 2022/5547 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/5684
Karar No : 2022/5547
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) …
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALILAR) 1-… Belediye Başkanlığı – …
VEKİLİ : Av. …
2- … Valiliği
3- … Kaymakamlığı – …
VEKİLLERİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının, taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıya ait İzmir İli, Bayraklı İlçesi, … Sokak No: … , K:… , D:… adresindeki işyerinde, izinsiz eğitim faaliyetinde bulunulduğundan bahisle işyerinin kapatılmasına ilişkin Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işlemi ile söz konusu işlemin uygulanmasına ilişkin Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işlemi ve aynı fiil nedeniyle brüt asgari ücretin 20 katı tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin İzmir Valiliği’nin … tarih ve E.… sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; dava konusu işyerinin kapatılmasına ilişkin Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işleminde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, hukuka uygun olmayan işlemin uygulanması niteliğindeki Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işleminde de hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle anılan işlemlerin iptaline; eğitim -öğretim faaliyeti (eğitim setleri ve uzaktan canlı eğitim satışı) yaptığı ancak bu Kanuna uygun olarak kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı almadığı anlaşılan davacıya brüt asgari ücretin 20 katı tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Taraflarca kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Uyuşmazlık, davacıya ait, İzmir İli, Bayraklı İlçesi, … Sokak, No:… , K:… D:… adresinde bulunan işyerinde, izinsiz eğitim faaliyetinde bulunulduğundan bahisle işyerinin kapatılmasına ilişkin Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işlemi ile söz konusu işlemin uygulanmasına ilişkin Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işleminin ve aynı fiil nedeniyle brüt asgari ücretin 20 katı tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin İzmir Valiliği’nin … tarih ve E.… sayılı işleminin iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
5580 sayılı Kanun’un 3. maddesinde “Bir kurumda öğretime başlayabilmek için kurum açma izni alınması zorunludur. İzin başvuruları ilgili millî eğitim müdürlüğüne yapılır. Valilikçe yapılan inceleme sonucunda açılması uygun görülen okullar dışındaki kurumlara kurum açma izni verilir. Valilikçe açılması uygun görülen okullara ilişkin başvurular ise kurum açma izni verilmek üzere Bakanlığa gönderilir……(Ek fıkra: 2/12/2016-6764/61 md.) Bu Kanun kapsamındaki eğitim-öğretim faaliyetlerini yapan ancak bu Kanuna uygun olarak kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmeyen yerleri kuran veya işletenlere brüt asgari ücretin 20 katı idari para cezası uygulanır ve bu yerler valiliklerce kapatılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almaktadır.
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 5/4. maddesinin dava konusu işlemin yürürlük tarihindeki halinde ise “Kanunun 3 üncü maddesinin on birinci fıkrasında belirtilen yerlerin mülki idare amirleri tarafından görevlendirilen yetkililerce tespiti halinde bu yerleri kuran veya işletenlere Kanunda belirtilen miktarda idari para cezası valilikçe verilir. Verilen idari para cezası, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgiliye tebliğ edilir, takip ve tahsili için ise Maliye Bakanlığının ildeki ilgili birimine bildirilir. Ayrıca bu yerler valilikçe kapatılır.” düzenlemesi yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacıya idari para cezası verilmesine ilişkin İzmir Valiliği’nin … tarih ve E.… sayılı işlemi yönünden yapılan değerlendirme:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, davacı tarafından dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Bu itibarla; davanın kısmen reddi yolunda verilen kararın bu kısmına karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmının onanması gerekmektedir.
Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işlemi ile söz konusu işlemin uygulanmasına ilişkin Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işlemi yönünden yapılan değerlendirme:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği” başlıklı 123. maddesinde; idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği, idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı; “Merkezi idare” başlıklı 126. maddesinde; Türkiye’nin, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrıldığı, illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayandığı; “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” başlıklı bölümün”Genel ilkeler” başlıklı 128. maddesinde ise; Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda anılan ve “İdarenin kanuniliği” ilkesinin Anayasal dayanaklarını oluşturan hükümler, aynı zamanda “yetkinin kamu düzeninden olduğu” yolundaki idare hukuku ilkesinin de Anayasal dayanağını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, kamu hukukunda bir yetkinin ancak mevzuat ile bu yetkinin kendisine verildiği makam ve o makamda yetki kullanmaya haiz kamu görevlileri tarafından kullanılması esastır. Bir başka anlatımla; yetki devri istisnai bir usuldür. Ancak bu duruma rağmen, kamu idaresinin hızlı çalışabilmesi, idari işleyişin kolaylaştırılması ve hızlı karar alınmasının sağlanması gibi saiklerle yetkili makamca, yetkilerinin bazılarının alt makamlara devredilmesi gerekliliği söz konusu olabilir.
Ancak, yetki devrinin geçerli olabilmesi için bazı unsurları barındırması gerekir ve bu şartlardan herhangi birinin eksikliği ise yapılan yetki devrinin hukuken geçerliliğini sakatlar. Yetkili bir makamın, yetkilerinin bir kısmını başka bir makama devretmesi halinde; anılan devrin; kanunilik yani devre ilişkin yasal hükmün bulunması, aynı tüzel kişilik içinde yapılması, devredilen yetkinin kısmi olması, bir başka anlatımla Kanun’da yetkili kılınan makamın tüm yetkilerini devretmesinin mümkün olmaması, devredilen yetkinin hangi konuya ilişkin olduğu ve sınırlarının ne olduğunun açıkça belirlenmesi, yazılılık, yasaklanmamış olma ve ilgililere duyurulması gibi geçerlilik şartlarını taşıması gerekmektedir.
27/09/1984 gün ve 18540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 gün ve 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun olan 3046 sayılı Kanun’nun, 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte dava konusu işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan; “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkili, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülebilmesi için bakanlıkların kurulmasına, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.”; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde; “Bu Kanun, Milli Savunma Bakanlığı hariç diğer bakanlıkların merkez, taşra, yurt dışı teşkilatları ile bağlı ve ilgili kuruluşlarını kapsar.”; “Yetki Devri” başlıklı 38. maddesinde ise; “Bakan, müsteşar ve her kademedeki bakanlık ve kuruluş yöneticileri, gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir. Ancak yetki devri yetki devreden amirin sorumluluğunu kaldırmaz.” kurallarına yer verilmiştir.
14 Eylül 2011 tarih ve 28054 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 652 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yetki Devri” başlıklı 34. maddesinde; “Bakan, Müsteşar ve her kademedeki Bakanlık yöneticileri, sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak kaydıyla, yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.” hükmü yer almaktadır.
18/6/1949 tarih ve 7236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü giren 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 9. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan hali uyarınca; Vali, ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtasıdır. Bu sıfatla Valiler, ilin genel idaresinden her Bakana karşı ayrı ayrı sorumludur. Bakanlar, Bakanlıklarına ait işleri için valilere re’sen emir ve talimat verirler. Bakanlar, valiler hakkında Bakanlar Kuruluna taltif ve tecziye teklifinde bulunabilirler.
Yine aynı Kanun’un 9. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan hali uyarınca; Bakanlıklar ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlükler, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazarlar. Valilikler de illere ait işler için ilgili Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muhaberede bulunurlar. Ancak valiler hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilirler.
Normlar hiyerarşisinde aynı düzeyde yer alan ve farklı düzenlemeler ihtiva eden normlar arasında, yürürlüğe giriş tarihi itibariyla öncelik sonralık ilişkisi varsa; bunlardan sonraki tarihli olanın öncelikli olacağının( lex posterior) kabulü gerektiği dikkate alındığında; dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle, 18/6/1949 tarih ve 7236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü giren 5542 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 9. maddesinde yer alan düzenleme ile 27/09/1984 gün ve 18540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 gün ve 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun olan 3046 sayılı Kanun’nun 38. maddesinde yer alan düzenlemelerden hangisinin “yetki devri” hususunda öncelikli olarak uygulanacağının tespiti gerekmektedir.
Bu bağlamda; 3046 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi itibariyle sonraki tarihli olduğu ve “yetki devri” hususunda öncekli olduğu görülmektedir.
5442 sayılı Kanun’un anılan hükmü uyarınca valinin ilde Devletin ve hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olmasından hareketle, 3046 sayılı Kanun ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yer alan “yetki devrine” ilişkin düzenlemelerin valilerce yapılacak bir yetki devrine ilişkin yasal dayanak oluşturup oluşturmayacağı tartışılmalıdır.
Yukarıda yer alan 5442 sayılı Kanun’un 9. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan halinden hareketle; il genel idaresinin, hükümetin serbestçe atadığı valinin otorite ve sorumluluğu altında olduğu, ilin yetki genişliği esasına göre yönetilmesi nedeniyle, Valinin Devleti temsil ettiği ve onun adına kural olarak, her türlü idari işlem ve eylemleri yapabileceği, Valinin, ilde hükümetin ve ayrı ayrı her bakanın temsilcisi sıfatıyla, bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olduğu, bir başka anlatımla verdikleri emir ve kararların uygulanmasını sağladığı, valinin merkezi idare teşkilatının en büyük ve en yetkili ajanı olduğu, adli ve askeri örgütler dışında, ilde yer alan bütün Devlet ve kamu kurumları teşkilatının başı ve yetkilisi olduğu, bu bakımdan, ilin genel yönetiminden ve gidişinden hükümete ve bakanlara karşı sorumlu olduğu, dolayısıyla valinin, söz konusu teşkilat ve personeli üzerinde bir iç düzenleme ve denetleme yetkisine ve hiyerarşi gücüne sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim; Valinin her bir Bakanın ildeki temsilcisi olması ve kamu hizmetlerinin il düzeyinde yürütülmesine ilişkin olarak her Bakana karşı kendi hizmet alanlarına yönelik olarak tek tek sorumlu olmasının bir başka sonucu da; her Bakan’nın kendi hizmet alanında valiye emir ve talimat verebilmesidir.
Bu bağlamda; Valinin her bir bakanlığın ildeki teşkilatı üzerinde hiyerarşi gücüne sahip olduğu ve bu hiyerarşi gücüne dayalı olarak da valinin her bir bakanlığın ildeki teşkilatının personeline emir ve talimat verebileceği, ayrıca bu teşkilatın personelini denetleyebileceği, şartların oluşması halinde disiplin cezası verebileceği açıktır.
Yapılan açıklamalar ışığında; 3046 sayılı Kanun’un “Yetki Devri” başlıklı 38. maddesinde düzenlenen, Bakan, müsteşar ve her kademedeki bakanlık ve kuruluş yöneticilerinin, gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak açıkça belirlemek şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebileceği kuralı ile 652 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yetki Devri” başlıklı 34. maddesinde yer alan; Bakan, Müsteşar ve her kademedeki Bakanlık yöneticilerinin, sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak kaydıyla, yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebileceği kuralı karşısında; 5442 sayılı Kanun uyarınca valinin ilde Devletin ve hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olması nedeniyle anılan yasal düzenlemelerde belirtilen; “her kademe yöneticileri” arasında “valinin” de yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dolayısıyla; 5580 sayılı Kanun hükümlerine göre, kurumlarının açılmasına ve kapatılmasına karar verme yetkisinin valiliğe ait olduğu tartışmasız olup; yukarıda yer alan 3046 sayılı Kanun’nun 38. maddesi ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 34. maddesinde yer alan “yetki devrine” ilişkin düzenlemeler uyarınca, valilik makamın uhdesinde bulunan bu yetkisini, sınırlarını açıkça belirlemek kaydıyla, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ildeki en üst birim amiri olarak İl Milli Eğitim Müdürüne veya ilçede mülki idare amiri olan Kaymakama devredebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda; 5580 sayılı Kanuna tabii özel öğretim kurumları için, kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatının verilmesine yönelik işlemleri tesis etme yetkisinin valilik makamınca usulüne uygun olarak sınırları belirtilmek kaydıyla İl Milli Eğitim müdürüne ya da Kaymakama yetki devri veya imza devri ile devredilip devredilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
5580 sayılı Kanun’un “kurum açma izni” başlıklı 3. maddesinde; “Her ne ad altında olursa olsun, eğitim ve öğretim sunmak amacıyla yürütülen faaliyetler Bakanlığın izin ve denetimine tabidir. Bu faaliyetleri yürütenler, özel öğretim kurumları için bu Kanunda öngörülen kurallara uymakla yükümlüdür.Bu Kanun kapsamındaki eğitim-öğretim faaliyetlerini yapan ancak bu Kanuna uygun olarak kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmeyen yerleri kuran veya işletenlere brüt asgari ücretin 20 katı idari para cezası uygulanır ve bu yerler valiliklerce kapatılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” kuralı görülmekle birlikte; dava konusu Kaymakamlık işleminin, Valilik Makamı’nın … tarih ve … sayılı yetki devri doğrultusunda tesis edildiği anlaşıldığından anılan işlemde yetki yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, yetki yönünden hukuka uygun bulunan Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işlemi ile söz konusu işlemin uygulanmasına ilişkin Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işleminin, (uygulama işlemi olmasından mütevellit beraber incelenmiştir.) şekil, sebep, konu, maksat unsurları yönünden hukuki denetiminin yapılması gerekmektedir.
Olayda; davacıya ait işyerinde … Eğitim Danışmanlığı adı altında, eğitim setleri ve uzaktan canlı eğitim satışı yapıldığı hususunun 15/05/2017 tarihli tutanak altına alındığı ve bu yolda dosyada davacının beyanının bulunduğu, bu durumun, şikayetçi B.Ç ve B.D. adına düzenlenen işyeri dışında yapılan satış sözleşmeleri içeriği ile sabit olduğu, davacı tarafından başka bir kurs adı ve hesabına faaliyetin yürütüldüğüne dair sözleşme örneklerinin sunulamadığı görülmektedir.
Satış sözleşmesinin içeriği (unsurları) de dikkate alındığında davacı firma faaliyetinin uzaktan eğitim kursu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılarak; 5580 sayılı Özel Öğretim Kanunu’nda özel öğretim kurumları tarafından verilebilecek eğitim faaliyetleri ve kurum türlerinin belirlendiği ve gerçek ve tüzel kişiler tarafından Kanun kapsamında belirtilen faaliyetlerin bu Kanuna göre yetkili makamlardan kurum açma izni almadan yapılamayacağı, her ne ad altında olursa olsun, eğitim ve öğretim sunmak amacıyla yürütülen faaliyetlerin Bakanlığın izin ve denetimine tabi olduğu,bu faaliyeti yürütenlerin,özel öğretim kurumları için bu Kanunda öngörülen kurallara uymakla yükümlü olunduğu hükümleri dikkate alındığında; dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan; davacıya ait işyerinin kapatılmasına Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işleminin hukuka uygun olduğu görüldüğünden; anılan işlemin uygulanmasına yönelik olarak tesis edilen Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işlemi de hukuka uygundur.
Bu itibarla; davacıya ait iş yerinin kapatılması ilişkin işlem ile işlemin uygulanmasına ilişkin mühürleme işleminin iptali istemiyle açılan davada, temyize konu Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Nitekim; Dairemizin 26/04/2022 tarih ve E:2018/6854; K:2022/3064 sayılı kararı da benzer yöndedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının idari para cezasına dair kısmının ONANMASINA, Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… işlemi ile 14/06/2017 tarihli işlemine dair kısmının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/10/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi ile Bayraklı Kaymakamlığı’nın … tarih ve E-… sayılı işlemi ile söz konusu işlemin uygulanmasına ilişkin Bayraklı Belediye Başkanlığı’nın 14/06/2017 tarihli mühürleme işleminin, kapatma işleminin yetki yönünden hukuka aykırı olduğundan bahisle iptaline ilişkin Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmının da onanması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.