Danıştay Kararı 6. Daire 2022/907 E. 2022/8541 K. 11.10.2022 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2022/907 E.  ,  2022/8541 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/907
Karar No : 2022/8541

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara İli, Altındağ İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı hisseli taşınmaz üzerinde bulunan davacıya ait ruhsatsız yapının imar planında park ve yol alanında kaldığından bahisle belediyece yıkıldığından bahisle yapı ve müştemilat bedeli olarak 552.458,86 TL’nin 16.09.2015 tarihinden itibaren, bedel tespit gideri olarak da 713,00 TL’nin 02.07.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; uyuşmazlıkta, dava konusu maddi tazminat isteminin dayanağı olan yıkım işlemine karşı açılan davada, … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “her ne kadar davacı tarafından, 2981 sayılı Kanun’dan yararlanmak istemiyle imar affı müracaatında bulunulmuş ise de, uyuşmazlık konusu yapının davacının hissesinin bulunduğu taşınmaz üzerinde yer aldığı, 2981 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (c) bendi uyarınca hisse sahiplerinin aralarında anlaştıklarına dair herhangi bir belgenin ibraz edilememesi nedeniyle imar affı müracaatının sonuçlandırılamadığı, dolayısıyla söz konusu binanın ruhsatının bulunmadığı, bu haliyle ruhsatsız yapı niteliğinde olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği göz önünde bulundurulduğunda, davalı idarenin yıkım nedeniyle bir hizmet kusurundan söz etmeye imkanı bulunmadığı, dolayısıyla davacının yıkımdan kaynaklanan maddi tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: Danıştay Ondördüncü Dairesinin 26/12/2018 tarih ve E:2017/2551, K:2018/8173 sayılı bozma kararına uyularak verilen temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; … tarih ve E:… sayılı ara kararlarına davalı idarece verilen cevaptan, davacının imar affı başvurusunun Altındağ Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı kararı ile reddedildiği, belediye encümeninin yıkım kararının İmar Kanununun 32. madde düzenlemesine aykırılığından değil de davacının hak sahipliği başvurusunun değerlendirilmeyip af başvurusu sonuçlandırılmadan alındığı gerekçesiyle yıkım kararı hukuka aykırı bulunarak iptal edildiğine göre, sonuç itibarıyla davacıya ait yapı ruhsatsız olarak yapılmış olmakla birlikte idarenin hukuka aykırı işlemi sonrasında yıkıldığından, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında öngörülen hüküm karşısında, yapılan imar uygulaması ile davacıya taşınmazdaki payı oranında başka taşınmazdan tahsis yapıldığı, taşınmaz üzerinde bulunan yapının ruhsatsız olduğu ve yapı kullanma izninin de bulunmadığı hususları göz önüne alınarak ancak yapının (bilirkişi raporu ile tespit edilen bedelin %10’u tutarındaki) enkaz bedelinin tazmin sorumluluğunun doğduğunu kabul etmenin hakkaniyete uygun düşeceği, bu durumda, davacıya yıkılan yapı nedeniyle davalı idarece enkaz bedeli ödenmesi gerekmekte ise de bakılan davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … değişik iş sayılı dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 23/07/2014 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilen yapı bedelinin talep edilmesi karşısında, söz konusu yapı bedelinin tazminat olarak davacıya ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı, öte yandan, anılan bilirkişi raporunun karara esas alınmaması nedeniyle 713,00 TL tespit giderinin bu davada tazminat olarak davacıya ödenmesine de imkan bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : İskan harcının yatırıldığı, cins değişikliği sonrası emlak vergilerinin ödendiği, imar af başvurusunun otuz beş yıl geçtikten sonra reddedildiği, yapının bir kısmı yolda kalmasına karşın tamamının yıkıldığı, mevzuat uyarınca diğer paydaşların muvafakatlarının alınmasına gerek bulunmadığı, benzer konuda Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlali kararı bulunduğu hususları ileri sürülerek hukuka aykırı kararın bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Anayasa Mahkemesinin … tarihli, … başvuru numaralı kararı uyarınca Mahkemece hakkaniyete uygun tazminatın belirlenerek davacıya ödenmesi gerektiğinden, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY : Ankara İli, Altındağ İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı hisseli taşınmaz üzerinde bulunan davacıya ait ruhsatsız yapının imar planında park ve yol alanında kaldığından bahisle belediyece yıkıldığından bahisle yapı ve müştemilat bedeli olarak 552.458,86 TL’nin 16.09.2015 tarihinden itibaren, bedel tespit gideri olarak da 713,00 TL’nin 02.07.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesinde, idarelerin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları gidermekle yükümlü oldukları kurala bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda Mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğu, idarece yürütülen hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk, aksaklık ve eksikliktir. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Buna göre; idarelerin meydana gelen bir zarardan dolayı sorumlu tutulabilmeleri ve tazmin borcuyla yükümlü sayılabilmeleri için öncelikle ortada bir zararın bulunması, bu zararın meşru ve güncel olması, keza uğranıldığı öne sürülen zararın idarenin haksız ve hukuka aykırı bir işlem ve eyleminden kaynaklanması, ayrıca zararı doğuran olay ile idare arasında illiyet bağının kurulabilmesi gerekmektedir. Ortada bir zarar bulunmakla birlikte eğer bu zarar idareye isnat edilemiyorsa, idarenin tazmin borcundan sorumlu tutulması mümkün değildir.
3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığının ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumunun tespit edileceği, yapının mühürlenerek inşaatın durdurulacağı, durdurmanın, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılacağı, bu tebligatın bir nüshasının da muhtara bırakılacağı, bu tarihten itibaren en çok bir ay içerisinde yapı sahibinin yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak belediyeden veya valilikten ruhsatın kaldırılmasını isteyeceği, ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu inceleme sonucunda anlaşılırsa, mührün, Belediye veya Valilikçe kaldırılıp ve inşaatın devamına izin verileceği, aksi takdirde, ruhsatın iptal edileceği, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan binanın, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılacağı ve masrafın yapı sahibinden tahsil edileceği hükme bağlanmıştır.
Bu durumda; tespite konu yapıların ruhsatsız yapılması durumu söz konusu ise, yukarıda yer verilen mevzuat ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca aykırılıkların ölçüleri ile birlikte somut ve ayrıntılı olarak belirtilerek yapının o anki durumunun tespit edilmesi, ruhsatsız veya ruhsata aykırı inşaatın mühürlenerek durdurulması ve yapı tatil tutanağının yapı yerine asılmak suretiyle yapı sahibine tebliğ edilmesi, tebligatın bir nüshasının muhtara bırakılması, yapı sahibine ruhsat almak veya yapısını ruhsata uygun hale getirmek için bir ayı geçmemek koşulu ile süre verilmesi ve bu süre sonunda ruhsat alınmaması durumunda anılan Kanun’un 32. maddesi uyarınca yıkım kararı alınmak suretiyle işlem tesis edilmesi suretiyle işlem yapılması gerekmektedir.
2981 sayılı Kanunun “Tespit ve Değerlendirme İşleri” başlıklı 8. maddesinde; “İmar mevzuatına aykırı yapılarla gecekondular için tespit işlemlerinde; Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak ve valilik veya belediyelerce bastırılacak standart form kullanılır. (Değişik fıkra: 22/05/1986 – 3290/2 md.) Bu tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapılar dahildir.”; 9. maddesinin (c) bendinde, başkasının taşınmazı üzerine yapılmış gecekondular hakkında taşınmaz maliki ile gecekondu sahibinin karşılıklı anlaşmaları durumunda imar affından faydalanmak için süresinde belediye veya valiliğe müracaat edilmesi üzerine gecekondu sahibi adına devir, temlik ve adına tescil edileceği hükmüne yer verildiği; “Tapu Verme” başlığını taşıyan 10. maddesinde de; “Bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine ‘Tapu Tahsis Belgesi’ verilir…” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanunun 13. maddesinin (b) bendinde ise; “Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir…”, (Ek fıkra: 18/05/1987 – 3366/5 md.) 14 üncü maddenin a, b, c, d, e, g, h ve i bentleri kapsamında kalmaları nedeniyle, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlarına, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planları içinde meydana gelen boş imar parselleri müstakil, hisseli veya katmülkiyeti esasına göre verilir. Bu gibi hallerde gecekondu sahibine ayrıca enkaz bedeli bu Kanunla kurulan fondan belediye veya valilikçe ödenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerinin incelenmesinden, 2981 sayılı Kanun kapsamında imar affından yararlanabilecek yapıların söz konusu Kanun uyarınca bulunduğu yerde korunamaması durumunda yapıya karşılık enkaz bedeli ödenip başka yerden arsa veya hisse tahsis edilmesi gerektiğinin düzenlenmesi karşısında, imar affı başvurusu bulunsa dahi 2981 sayılı Kanun hükmündeki şartları sağlamayan bir başka deyişle hak sahibi kabul edilmeleri mümkün bulunmayan gecekondu sahiplerinin de, ilgili idarelerce imar affı başvurularının uzun bir süre geçmesine karşın değerlendirilerek sonuçlandırılmaması nedeniyle gecekondu sahiplerinin yapılarında yıllarca vergilerini ödeyerek, elektrik ve su hizmetlerinden faydalandırılarak ikamet ettikleri göz önünde bulundurulduğunda, yapıların imar planlarında yolda, park alanında kaldığından bahisle idarelerce yıkılması durumunda yapı sahiplerine yapılarının enkazlarını almalarına izin verilmesinin ya da enkaz bedellerinin ödenmesinin hakkaniyet gereği olduğu, mülkiyet hakkı ihlaline neden olunmaması için bu hususun kabul edilmesi gerektiği, enkaz bedelinin ise Yargıtay içtihatlarıyla belirlendiği üzere yıkımdan sonra kullanılabilecek malzemenin değeri olduğu anlaşılmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte incelenmesi neticesinde; davacının hissedarı olduğu taşınmaz üzerinde bodrum, zemin ve üç normal kattan oluşan bir yapının sahibi olduğu, 30.10.1986 tarihinde imar affı başvurusunda bulunulduğu, gecekondunun hisseli taşınmaz mal üzerinde bulunduğundan imar affı başvurusunun sonuçlandırılamadığı, davalı belediyece yapının bir kısmının imar planında yol ve park alanında kaldığından ve ruhsatsız olduğundan 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca yıkımına ilişkin … tarihli ve … sayılı encümen kararının düzenlendiği, yıkım işleminin iptali istemiyle açılan davada ise “2981 sayılı Kanun gereğince imar af başvurusu değerlendirilip sonuçlandırılmadan yıkım işlemi tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı” gerekçesiyle yıkım işleminin iptaline dair Mahkemece verilen kararın kesinleştiği, söz konusu encümen kararı uyarınca 16.09.2015 tarihinde yapının yıkıldığı, dosyada yapının enkazı hakkında açık bir bilgiye rastlanmadığı, imar affı başvurusunda bulunulan hisseli taşınmaz üzerindeki ruhsatsız yapının davalı belediyece yıkıldığından bahisle yapı ve müştemilat bedeli olarak 552.458,86 TL’nin 16.09.2015 tarihinden itibaren, bedel tespit gideri olarak da 713,00 TL’ nin 02.07.2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, tazminat isteminin davacının yapısının belediyece yıkılmasından kaynaklandığı, yıkım eyleminin ise davalı idarenin yapının bir kısmının imar planında yol ve park alanında kaldığından ve ruhsatsız olduğundan bahisle 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesi uyarınca tesis edilen yıkım işlemine dayandığı, Mahkemece yıkım işleminin de davacının imar affı başvurusu sonuçlandırılmadan tesis edilemeyeceği gerekçesiyle iptaline karar verildiği (kesinleştiği), sonrasında davalı belediyenin 27/08/2021 tarih ve 42246 sayılı kararı ile “gecekondunun hisseli arazi üzerinde yapıldığı, 2981 sayılı Kanunun 9. maddesinin (c) bendine göre hissedarların yapıya muvafakat ettiklerine dair belge getirilmediği, gerekli harçların yatırılmadığı hususları tespit edildiğinden imar affı başvurusunun hukuken geçerli olmadığından” davacının imar affı başvurusunun reddedildiği, imar uygulaması ile davacıya taşınmazdaki payı karşılığında başka taşınmazdan tahsis yapıldığı, nihayetinde; yapının hisseli taşınmaz üzerindeki hissedarların muvafakatlarının bulunduğuna dair belgelerin sunulmaması, dört katlı bir yapının gecekondu niteliğinde bulunmaması nedenleriyle davacının imar affından faydalanmasının mümkün olmamasının yanı sıra yapının ruhsatsız olduğu da açık olup, bununla birlikte, belediyece (2981 sayılı Kanundan kaynaklı yükümlülüğünü geç yerine getirmiştir.) davacının imar affı başvurusunun uzun bir süre geçmesine karşın değerlendirilerek sonuçlandırılmaması nedeniyle davacının yıllarca vergilerini ödeyerek, elektrik ve su hizmetlerinden faydalandırılarak yapısını ikametgah olarak kullanmasına izin verildiği, idarenin imar affı başvurusunu sonuçlandırma hususunda edilgen davrandığı, yıkım işleminin hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği göz önünde bulundurulduğunda, yapı, müştemilat bedeli ile tespit giderinin tazmini hukuken mümkün değilse de, davacının yapının enkazının almasına izin verilmesinin (dosyadaki bilgi ve belgelerde bu hususta bir açıklık bulunmadığı) ya da davacıya enkaz bedelinin ödenmesinin; hakkaniyet gereği olduğu, mülkiyet hakkı ihlaline neden olunmaması için bunun kabul edilmesi gerektiği, enkaz bedelinin ise Yargıtay içtihatlarıyla belirlendiği üzere yıkımdan sonra kullanılabilecek malzemenin değeri olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, yıkılan yapının enkazının davacının uhdesinde bırakılıp bırakılmadığının açıklığa kavuşturularak, enkazın davacı tarafından alınmamış olması durumunda, yapının enkaz bedelinin belirlenerek davacının tazminat istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/10/2022 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.