Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/8906 E. , 2022/5526 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/8906
Karar No : 2022/5526
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili için kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … ve … tarih ve …/…,…,…,… sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emirlerine ilişkin kamu alacağı için asıl amme borçlusu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerin elektronik ortamda tebliğ edildiği, tebliğ sonrasında ise şirket hakkında malvarlığı araştırması yapılarak şirketin söz konusu vergi borçlarını karşılayacak malvarlığı olmadığı hususunun ortaya konulması gerektiği, davalı idare tarafından şirket hakkında muhtelif tarihlerde malvarlığı araştırması yapılmasına rağmen malvarlığı araştırmalarının elektronik ortamda yapıldığı bu nedenle kurumlara gönderilen yazılı evrak bulunmadığı belirtilerek 17/16/2016 tarihi itibariyle şirket hakkında yapılan malvalığı araştırmasına ilişkin evrakların dava dosyasına ibraz edildiği, söz konusu evrakların incelenmesinden davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği tarihten sonra şirket hakkında usulüne uygun şekilde yapılmış herhangi bir malvarlığı araştırması bulunduğunun ortaya konulamadığı görüldüğü gerekçesi ile asıl amme borçlusu şirketin söz konusu kamu borçlarını karşılayacak malvarlığı olmadığı hususu ortaya konulmaksızın davacı adına düzenlenen bahse konu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare vekili tarafından, yapılan işlemin hukuka uygun olduğu, aksi yönde verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı düzenlenmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddede, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanunun “Terimler” başlıklı 3. maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır.
Yine; 6183 sayılı Kanunun 62. maddesinde, borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından, amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı belirtilmiş ve maddeye 5228 sayılı Kanun ile ikinci fıkra olarak “Maliye Bakanlığı amme alacaklarının takibinde haczolunacak malların tespiti amacıyla yapılacak mal varlığı araştırmasının şekli, alanı ve kapsamı ile araştırma yapılacak amme alacaklarının türü ve tutarını belirlemeye yetkilidir. Bu yetki alacaklı amme idaresi itibarıyla da kullanılabilir.” hükmü eklenmiştir. Bu yetkiye istinaden; 11/09/2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Seri: A Sıra No: 5 Tahsilat Genel Tebliği ile Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan değişiklik uyarınca; mal varlığı araştırmasının elektronik ortamda yapılabilmesi durumunda takip konusu tüm amme alacakları için tutar sınırı olmaksızın yurt çapında mal varlığı araştırması elektronik ortamda yapılacaktır düzenlemesi getirilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının kanuni temsilcisi olduğu şirketin 2011 ve 2012 dönemine ait muhtelif vergi borçlarının şirketten tahsil edilememesi üzerine davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar Vergi Mahkemesince, davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği tarihten sonra şirket hakkında usulüne uygun şekilde yapılmış herhangi bir malvarlığı araştırması bulunduğunun ortaya konulamadığı, bu nedenle asıl amme borçlusu şirketin söz konusu kamu borçlarını karşılayacak malvarlığı olmadığı hususu ortaya konulmaksızın davacı adına düzenlenen bahse konu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı idarece dava dosyasına sunulan belgeler incelendiğinde; asıl borçlu şirkete ait vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket hakkında davacı adına ödeme emri düzenlenmeden önce 17/12/2016 tarihinde mal varlığı araştırmasının yapıldığı, yapılan mal varlığı araştırmalarında şirket adına haczedilebilecek gayrimenkul mal, menkul mal, deniz taşıtı kaydına, bankalarda da hacze konu meblağa rastlanılmadığı, bu hususların tespitine ilişkin idarece aynı tarihli bir tutanak tutulduğu görüldüğünden, borcun şirketten tahsil olanağının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; söz konusu amme alacağının, şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşıldığından, davacının bu borçlardan sorumlu olup olmadığı ortaya konulmak ve diğer hususlar da incelenmek suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekeceğinden, Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 11/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.