Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/16534 E. , 2022/8514 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/16534
Karar No : 2022/8514
DAVACI : … Odası (… Şubesi)
VEKİLİ : Av. …
DAVALILAR : 1- …
2- … Bakanlığı …Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, …Mahallesi, …ve …parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığının 16/04/2019 tarih ve 924 sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu plan değişikliklerinin ele alınış biçimi, yetersiz analiz ve sentez çalışmalarına dayanması, bütün-parça ilişkisini bozması yönleriyle 16.02.2007 onay tarihli 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planına aykırı olduğu, uyuşmazlık konusu alanın Ankara ilinin önemli ekolojik değerlerini içinde barındıran ve hava koridoru özelliği gösteren vadi alanları ile tarım alanlarında yer aldığı ve 2007 yılı onaylı 1/25.000 ölçekli nazım imar planında “tarımsal niteliği korunacak alan, bağcılık ve bahçecilik alanları” lejantında kaldığı, titizlikle ele alınması gereken bu alanın dava konusu plan değişiklikleri ile yüksek yoğunlukla yapılaşmaya açıldığı, kesinleşen yargı kararları ile iptaline karar verilen önceki imar planları ile benzer nitelikte planlama yapıldığı, uyuşmazlık konusu alanın çevresiyle kurduğu ilişkinin, çevredeki yapı yoğunluğunun, ulaşım ve dolaşım sistemi ile zorunlu altyapı alanları üzerindeki etkilerinin irdelenmediği, dava konusu nazım imar planı değişikliklerinin bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelere dayanmadığı, yapı ve nüfus yoğunluğu artışının, kamu yararının gerektirdiği herhangi bir zorunluluktan kaynaklanmadığı, mevcut donatı dengesinin bozulduğu, 2007 yılı onaylı 1/25.000 ölçekli nazım imar planının nüfus projeksiyonunda herhangi bir sapma olmadığı halde, tarım arazilerini, ağaçlandırılacak alanları ve vadi tabanlarını barındıran alanın yapılaşmaya açılmasının hiçbir bilimsel ve hukuki dayanağı bulunmadığı, ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin tüzel kişiliğinin olduğu ancak birliğe bağlı odaların tüzel kişiliği bulunmadığından, odaların dava açabilmesi için yönetimin karar vermesi gerektiği, 3194 sayılı Kanunun Ek-3. maddesi uyarınca Özelleştirme İdaresi Başkanlığının plan yapma yetkisinin bulunduğu, dava konusu nazım imar planı değişikliklerinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Gölbaşı Belediye Başkanlığı ile koordineli şekilde hazırlandığı, uyuşmazlık konusu taşınmazlara ilişkin önceki imar planlarının yargı kararı ile iptaline karar verilmesi nedeniyle, dava konusu imar planlarının hazırlanmasının zorunluluktan kaynaklandığı, taşınmazların çevresine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarih ve …sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları, üst ölçekli planların bölgeye ilişkin öngörüleri, komşu parseller, çevredeki yapılaşmalar göz önünde bulundurularak ve ilgili kurum görüşleri temin edilerek dava konusu planların onaylandığı, çevre imar bütünlüğü ve kamu yararına uygun şekilde planlama yapıldığı,
savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, …Mahallesi, …ve …parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı’nın 16/04/2019 tarihli ve 924 sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun “İmar Planlarında Bakanlığın Yetkisi”ni düzenleyen 9. maddesinin 2. fıkrasında: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmüne, Kanunun Ek:3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Danıştay Altıncı Dairesince mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; 2014 yılından itibaren dava konusu alanın yerleşime açılması yönündeki çalışmaların, halen yürürlükte olan 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planının, kentin gelişim yönlerine ilişkin ana stratejisine aykırı olduğu, üst ölçekli planın kentsel gelişme stratejileri ile doğal alanların ve tarımsal üretim alanlarının korunması arasındaki dengeyi kurmaya yönelik stratejisini, bütünlüğünü ve sürekliliğini olumsuz etkilediği, üst ölçekli planın ana kararlarını, bütünlüğünü ve sürekliliğini zedeleyen bir plan değişikliği işlemi olduğu için de Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırılık taşıdığı, mahkemece iptaline karar verilmiş olsa da 2017 yılında yürürlüğe giren 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile dava konusu plan değişikliklerinde öngörülen kentsel gelişme kararının uyumlu olmadığı, 2017 tarihli planda bölgenin “meskun ve planlı alanlar” olarak tanımlanmasının bu alanda yeni bir kent stratejisi ve yüksek nüfusla yeni kentsel gelişme öngörüsü olarak değerlendirilemeyeceği, dava konusu planlama işlemleri ile davaya konu alanda yaklaşık 300.000 kişilik nüfus barındıracak bir kentsel gelişme öngörüsü yapılmasının çevre ve imar bütünlüğü açısından ciddi çelişkiler ve uyumsuzluklar getirdiği, dava konusu bölge için önerilen yapı yoğunluğu ve biçiminin hem mevcut çevreyle uyumsuz olduğu hem de üst ölçekli plan öngörülerindeki seyrek konut gelişimi ile bağcılık-bahçecilik niteliklerine aykırı bir gelişme olduğu, bölgede bugüne kadar oluşmuş yapılı çevreyle imar bütünlüğü açısından uyumsuzluklar yaratılacağı, bu uyumsuzluğun hem emsal değeri açısından hem de kat yüksekliğini serbest bırakan plan kararı açısından geçerli olduğu, bölgenin mevcut durumda, doğal niteliği haiz, yapılaşmamış, tarımsal üretimin sürdürüldüğü, ayrıca Gölbaşı Mogan Gölü sistemini besleyen aküferlerin korunması açısından da önemli olduğu dikkate alındığında, 300.000 kişi üzerinde bir nüfus öngören kentsel gelişme önerisinin ve bu önerinin Özelleştirme İdaresi taşınmazlarını kapsayan kısmının doğru bir yer seçimi kararı olmadığı, mevcut şartlar dahilinde, sosyal donatı dengesi açısından bir inceleme yapmak olanağı olmadığı, kapsamlı bir kentsel gellşme projesi öngörülen bu alanda, sadece davacı taşınmazları içindeki sosyal donatı dengesinin değişimini incelemenin anlamı sonuçlar vermeyeceği, bu incelemenin parçalar özelinde değil bütününde yapılabilecek türden bir inceleme olması gerektiği, ulaşım ilişkilerine dair incelemenin de benzer nitelikte olduğu, davaya konu taşınmazlardaki ulaşım ve erişim kararlarının söz konusu kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında verilen kararların uzantısı niteliğinde olduğu, bu kapsamda, 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı bu bölgede ciddi bir nüfus artışı öngörmediğinden, kentin bu bölgesi için yeni ulaşım bağlantılarını da öngörmediği, bu bağlamda, parçacı biçimde dava konusu plan işlemleri ile bölgeye 300.000 kişi üzerinde bir nüfus getirilmesinin tüm kentin ulaşım sistemine etkisi olacağı, davaya konu plan değişikliği işleminin öngördüğü yeni kentsel gelişme projesi planlarının ulaşım kararları açısından yetersiz ve tutarsız olduğu, plan açıklama raporlarında da erişilebilirliğe ilişkin irdelemelerin yetersiz olduğu, bu açıdan da şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında sakıncalar barındırdığı, mahkeme kararları ile iptal edilen önceki planlara yönelik olarak ilgili mahkemelerce verilen kararlarda vurgulanan ağırlıklı olarak üst ölçekli plana aykırılık, bölgenin mevcut durumu ile uyumsuz gelişme öngörüsü, ihtiyaç ötesinde konut gelişme kararı, doğal çevre ve değerlere olumsuz etki ve parçacı plan müdahalesi gibi hususların davaya konu taşınmazlara ilişkin plan kararları için de geçerli olduğu, dava konusu planların şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırı olduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Yukarıda özetlenen bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgeler ve önceki planlara yönelik olarak yapılan UYAP araştırmalarının birlikte değerlendirilmesinden; uyuşmazlık konusu planların parçası olan Ankara ili, Gölbaşı ilçesi, …ve …Mahalleleri Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı ve yakın çevresine ait 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, 1/5000 ölçekli nazım imar planıyla birlikte tadilen onayına ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarih ve …sayılı kararının iptal edilmiş ve anılan kararın kesinleşmiş olması nedeniyle, dava konusu parsellere ilişkin planların da dayanaksız kaldığı, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişikliklerini yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber, bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiğinden, ayrıcalıklı imar hakları öngörerek çevre ve imar bütünlüğüne aykırılık oluşturduğu sonucuna ulaşılan imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, Cumhurbaşkanlığının 16/04/2019 tarih ve 924 sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin davaya konu taşınmazlara yönelik kısmının iptali gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 20/A ve 27 nci maddeleri uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Uyuşmazlık konusu Ankara ili, Gölbaşı ilçesi, …Mahallesi, …ve …parsel sayılı taşınmazlar 16.02.2007 onay tarihli 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında “bağcılık-bahçelik alanı” kullanımında kalmakta iken; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Özelleştirme Yüksek Kurulunun …tarih ve … sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile taşınmazlara “orta yoğunluklu gelişme konut alanı” ve “eğitim alanı” kullanımları, bu doğrultuda 1/5.000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planları ile “E:1.00, hmaks:serbest yapılaşma koşullarında konut alanı”, “E:1.20, hmaks:serbest yapılaşma koşullarında ticaret alanı”, “eğitim tesisleri alanı”, “park alanı” ve “yol alanı” kullanımları getirilmiştir.
Diğer taraftan uyuşmazlık konusu taşınmazları ve çevresini kapsayan alana ilişkin Güneykent Kentsel Gelişim Projesi 1. Etap ve 2. Etap 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarihli, …ve …sayılı kararları ile onaylanmış, bu planlarda …ve …parsel sayılı taşınmazlara Özelleştirme Yüksek Kurulunun 12.05.2014 tarihli kararı ile onaylanan nazım ve uygulama imar planları ile aynı kullanım kararları getirilmiştir.
Anılan Güneykent Kentsel Gelişim Projesi 1. Etap 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarının tamamının …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile Güneykent Kentsel Gelişim Projesi 2. Etap 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarının tamamının ise …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile iptallerine karar verilmesi üzerine, uyuşmazlık konusu …ve …parsel sayılı taşınmazları da kapsayan yaklaşık 460 ha. büyüklüğündeki alan, Bakanlar Kurulunun 30.03.2018 tarih ve 2018/11469 sayılı kararı ile “Tuluntaş ve Koparan Mahalleleri Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmiştir.
Söz konusu Bakanlar Kurulu kararına karşı TMMOB Mimarlar Odası (Ankara Şubesi) tarafından açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesince verilen 04/02/2020 tarih ve E:2018/4249, K:2020/884 sayılı iptal kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/11/2021 tarih ve E:2020/1377, K:2021/2152 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Diğer taraftan kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilanı doğrultusunda hazırlanan ve uyuşmazlık konusu …ve …parsel sayılı taşınmazları da kapsayan yeni 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarih ve …sayılı kararı ile onaylanmıştır.
Bahsi geçen planlarda …ve …parsel sayılı taşınmazlara getirilen kullanım kararları davalı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca da uygun bulunmuş ve bu doğrultuda davalı idarece hazırlanan 1/25.000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri Cumhurbaşkanlığının 16.04.2019 tarih ve 2019/924 sayılı kararı ile onaylanarak, 17.04.2019 tarih ve 30748 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir.
Dava konusu 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile taşınmazlara “121-250 k/ha orta yoğunluklu gelişme konut alanı” kullanımı, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar değişiklikleri ile “E:0.30, 2 kat yapılaşma koşullarında mevzi planlı konut alanı”, “E:1.20, hmaks:serbest yapılaşma koşullarında gelişme konut alanı”, “E:1.20, hmaks:serbest yapılaşma koşullarında ticaret alanı”, “sağlık alanı”, “park alanı”, “ibadet alanı”, “sosyal tesis alanı” ve “yol alanı” kullanımları getirilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında; Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükme bağlanmış, 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da; 40. maddedeki düzenlemenin devamı niteliğinde, “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.” hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Dava açma süresi” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 2. fıkrasında, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, aynı Kanun’un “Üst Makamlara Başvurma” başlıklı 11. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan halinde ise, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı hususu hüküm altına alınmıştır.
Anılan maddelerin birlikte değerlendirilmesinden; imar planlarına karşı, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurular için, 3194 sayılı Kanun’un 8/b maddesi ile özel bir itiraz süresi getirildiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, imar planlarına karşı, bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihinden itibaren 60 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde veya son ilan tarihini izleyen 60 gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde bu cevap tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır. Buna göre, imar planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise davanın, 2577 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca imar planının son ilan tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içinde açılması gerekmektedir.
Aynı Kanun’un 20/A maddesinde ise Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarına karşı açılacak davaların ivedi yargılama usulüne tabi olduğu, bu usulde dava açma süresinin 30 gün olduğu ve bu usule tabi işlemler bakımından Kanunun 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.
09.07.2018 tarih ve 30473 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 85. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun’un 3. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun hukuki varlığına son verilmişse de, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 85. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 29. madde ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işlerin Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağı öngörülmüştür.
Mevcut yasal durum itibariyle Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işler Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına göre, Cumhurbaşkanı tarafından bu kapsamda tesis edilen dava konusu imar planlarının onaylanması yolundaki karara karşı açılacak davanın da ivedi usulde görülmesi gerekmektedir.
3194 sayılı İmar Kanununun “İmar Planlarında Bakanlığın Yetkisi”ni düzenleyen 9. maddesinin 2. fıkrasında: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planları ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un Ek-3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K. sayılı Kararı ile.) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (İptal ibare: Anayasa Mahkemesi’nin 09/06/2011 tarih ve 2008/87 E, 2011/95 K.sayılı Kararı ile.) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmü bulunmaktadır.
3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde, Nazım İmar Planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım istemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26. maddesinde; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak imar planlarında değişiklik yapılabileceği, imar planlarında sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesinin esas olduğu, yürürlükteki imar planlarında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşüren plan değişikliği yapılamayacağı, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik altyapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, imar planında verilmiş olan inşaat emsalinin, kat adedinin, ifraz şartlarının değiştirilmesi sonucu nüfus yoğunluğunun artırılmasına dair imar planı değişikliklerinde artan nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının standartlara uygun olarak plan değişikliğine konu alana hizmet vermek üzere ayrılacağı kurala bağlanmış, Yönetmeliğin eki Ek-2 tabloda da farklı nüfus gruplarında asgari sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin standartlar belirlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalının ehliyet itirazı yönünden yapılan değerlendirmede;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu belirtilmekte olup, hukuk devletinin öğesi olan, idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi, iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır.
Yine Anayasanın 135. maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri olduğu hükme bağlanmıştır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan “dava açma ehliyeti” iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir.
İptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali” doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
İdare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği açıktır.
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan “dava açma ehliyeti”, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir.
Anayasanın Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler arasında yer verdiği “Çevrenin korunması” hususu, hem herkes için “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını”, hem de “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek ” ödevini tüm vatandaşlar için “hak ve ödev” olarak düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bu bağlamda esasen çevre ve kültür varlıklarının korunması, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanması için idareye başvuruda bulunulması, yargı kararlarının uygulanmasının istenilmesi kural olarak gerçek kişilerin ve amaçları doğrultusunda kurulan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin görev ve yetki alanına girmektedir.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 08.03.1979 tarihli, E:1971/1, K:1979/1 sayılı kararında, Türk Mühendis ve Mimar Odalarının, tüzel kişiliği haiz birlikler gibi hak ve yetkilerinin bulunduğu gerekçesiyle davacı ve davalı olarak taraf ve dava ehliyetleri bulunduğuna karar verilmiş, 521 sayılı Danıştay Kanununun 69. ve 70. maddelerinde yer alan “İlgililer” ibaresinin gerçek ve tüzel kişilerden daha kapsamlı olduğu vurgulanmıştır. Aynı ibare 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. ve 11. maddelerinde de yer almış bulunmaktadır.
Bu durumda, “İlgililer” kavramından imar faaliyetlerinden etkilenen belde sakinlerinin de anlaşılması gerektiği ve bu faaliyetler nedeniyle dava açabilecekleri sonucuna varıldığından, ifa ettikleri meslek ve sanat açısından şehirleşme ve dolayısıyla imar faaliyetleriyle çok yakından ilgileri bulunan şehir plancılarının oluşturduğu oda ve şubelerde görevli bulunanlar, belde sakini sıfatıyla ayrı ayrı dava açabileceklerine göre bu kişiler tarafından kurulan ve yürütülen şubeler de doğrudan dava açabilecektir.
TMMOB Şehir Plancıları Odası, yasalara, planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı imar uygulamalarını kendi kuruluş amacı doğrultusunda dava konusu yapma ehliyetine sahiptir.
Olayda, Ankara İli, Gölbaşı İlçesi, …Mahallesi, …ve …parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığının 16/04/2019 tarih ve 924 sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin iptali istemiyle TMMOB Şehir Plancıları Odası (Ankara Şubesi) tarafından bakılmakta olan davanın açıldığı ve davacı odanın dava açmakta ehliyetli olduğu sonucuna varıldığından, davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir.
Davalının süre aşımı itirazı yönünden yapılan değerlendirmede;
Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin korunması başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline geldiği maddenin gerekçesinde belirtilmiştir.
İdari işlemden hak ve menfaati etkilenen kişilere, bu işleme karşı başvurulabilecek tüm idari ve yargısal yolların ve merciilerin gösterilmesi mahkemeye erişim hakkının etkin kullanımı, dolayısıyla hak arama hürriyetinin sağlanması bakımından önem arz etmektedir.
Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. maddesinde genel dava açma süresi düzenlenmiş, 11. maddesinde ise dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesinin üst makamdan üst makam yoksa işlemi tesis eden makamdan istenilmesine izin veren idari başvuru yolu öngörülmüş, söz konusu idari başvurunun ise dava açma süresini durduracağı ve kalan sürede dava açabileceği belirtilmiştir.
Ancak nitelikleri gereği bazı idari işlemlere karşı yasalarla özel dava açma süreleri getirilmiş ve söz konusu 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun dava açma süresini etkilemeyeceği düzenlenmiştir.
2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü de bu kapsamda yer almaktadır. Anılan maddede ivedi yargılama usulüne tabi işlemlere karşı dava açma süresinin genel dava açma süresinden farklı olarak 30 (otuz) gün olduğu ve Kanun’un 11. maddesinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Dolayısıyla ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerin ilgililere bildirilmesi sırasında, söz konusu işleme karşı 30 gün içinde dava açılması gerektiğinin ve dava açmadan önce 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun işlemeye başlayan dava açma süresini etkilemeyeceğinin işlemde açıkça belirtilmesi yukarıda aktarıldığı üzere anayasal bir zorunluluktur.
Bu bağlamda, davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece, ivedi yargılama usulüne tâbi olan bir işlemi öğrendiklerinde, kaç gün içinde dava açılacağını, anılan Kanun’un 11. maddesi uyarınca idari merciye başvurulup başvurulamayacağını, başvuruya verilen cevap ya da zımni ret işlemi üzerine kalan sürede dava açıp açılamayacağını bilmeleri mümkün değildir.
Başka bir ifadeyle, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, ivedi yargılama usulüne tabi işlemin iptali istemiyle 30 gün olan özel dava açma süresi içinde dava açılabileceğinin ve anılan usulde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun idari işlemde açıklanması durumunda, idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren, anılan özel dava açma süresi içerisinde dava açılması gerektiği kabul edilmelidir.
Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 15.03.2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararında; “özel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 16.04.2019 tarih ve 2019/924 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/25000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin, 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle, bu işlemlere karşı dava açma süresinin 30 gün olduğu ve 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun imar planlarının ilan-askı tutanağı ve her türlü ilan araçları vasıtasıyla ilgililere açıkça bildirilmesi gerekmekte iken, uyuşmazlıkta söz konusu bildirimin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi ve dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin 14.05.2019-17.06.2019 tarih aralığında, 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin ise 22.05.2019-24.06.2019 tarih aralığında askıda ilan edildiği, davacı tarafından askı süreleri içinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında herhangi bir başvuru yapılmadığı görüldüğünden, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 60 günlük genel dava açma süresinin son günü olan 16.08.2019 tarihinin adli tatile denk gelmesi, yine 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 60 günlük genel dava açma süresinin son günü olan 23.08.2019 tarihinin adli tatile denk gelmesi ve sürenin uzamış sayıldığı tarihin de hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle en son 09.09.2019 tarihine kadar açılması gereken davanın, 17.07.2019 tarihinde kayda giren dilekçe ile açıldığı anlaşıldığından, davalı idarenin süreaşımı itirazında isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Kaldı ki, 1/25.000 ölçekli nazım ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin askıdan indirildiği tarihi takip eden 30 günlük özel dava açma süresinin son günü olan 23.07.2019 tarihinden önce açılan davanın, söz konusu plan değişiklikleri yönünden ivedi yargılama usulünde öngörülen özel dava açma süresine de uygun olduğu açıktır.
İşin esası yönünden yapılan değerlendirmede;
Dava konusu imar planı değişiklikleri ile uyuşmazlık konusu taşınmazlara getirilen fonksiyonların ve yapılaşma koşullarının, çevre ve imar bütünlüğü ile sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının, bozuyor ise sosyal donatı dengesini hangi yönlerden bozduğunun, üst ölçekli imar planları ile imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesine uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığının, taşınmazlara verilen fonksiyonların yer seçimi bakımından uygun olup olmadığının ve bu fonksiyonların alanın kendi içerisinde ve çevresi ile birlikte ulaşım kademelenmesi yönünden planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygunluğunun davacının iddiaları, davalı idarenin savunmaları ile dosyadaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak incelenmesi ve plan değişiklikleri ile ilgili tespit ve değerlendirmelerin yapılması amacıyla 08/10/2020 tarihinde naip üye … niyabetinde Prof. Dr. …, Prof. Dr. …, Dr. …’dan oluşan bilirkişi kurulunun katılımıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Bu inceleme sonucunda düzenlenen raporda, dava konusu nazım ve uygulama imar planı değişiklikleri; çevresine ve plan bütünlüğüne etkisi, alana ilişkin yürürlükteki üst ölçekli planlar ile teknik altyapı ve sosyal donatı dengelerine etkisi çerçevesinde incelenerek sonuç kısmında özetle;
– 2014 yılından itibaren dava konusu alanın yerleşime açılması yönündeki çalışmaların, 16.02.2007 tarihinde onaylanan ve halen Ankara ili için üst ölçekli plan olan 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planının, kentin gelişim yönlerine ilişkin ana stratejisine aykırı olduğu, bu kapsamda üst ölçekli planın kentsel gelişme stratejileri ile doğal alanların ve tarımsal üretim alanlarının korunması arasındaki dengeyi kurmaya yönelik stratejisini, bütünlüğünü ve sürekliliğini olumsuz etkilediği,
– Üst ölçekli planın ana kararlarını, bütünlüğünü ve sürekliliğini zedeleyen bir plan değişikliği işlemi olduğu için Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine de aykırılık taşıdığı,
– Her ne kadar 2020 yılı Aralık ayında mahkemece iptaline karar verilmiş olsa da 2017 yılında yürürlüğe giren 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile dava konusu plan değişikliklerinde öngörülen kentsel gelişme kararının uyumlu olmadığı, 2017 tarihli planda bölgenin “meskun ve planlı alanlar” olarak tanımlanmasının bu alanda yeni bir kent stratejisi ve yüksek nüfusla yeni kentsel gelişme öngörüsü olarak değerlendirilemeyeceği,
– Dava konusu planlama işlemleri ile davaya konu alanda yaklaşık 300.000 kişilik nüfus barındıracak bir kentsel gelişme öngörüsü yapılmasının çevre ve imar bütünlüğü açısından ciddi çelişkiler ve uyumsuzluklar getirdiği, bu kapsamda, dava konusu bölge için önerilen yapı yoğunluğu ve biçiminin hem mevcut çevreyle uyumsuz olduğu hem de üst ölçekli plan öngörülerindeki seyrek konut gelişimi ile bağcılık-bahçecilik niteliklerine aykırı bir gelişme olduğu,
– Bölgede bugüne kadar oluşmuş yapılı çevreyle imar bütünlüğü açısından uyumsuzluklar yaratılacağı, bu uyumsuzluğun hem emsal değeri açısından hem de kat yüksekliğini serbest bırakan plan kararı açısından geçerli olduğu,
– Dava konusu bölgenin mevcut durumda, doğal niteliği haiz, yapılaşmamış, tarımsal üretimin sürdürüldüğü, ayrıca Gölbaşı Mogan Gölü sistemini besleyen aküferlerin korunması açısından önemli bir bölge olduğu dikkate alındığında, 300.000 kişi üzerinde bir nüfus öngören kentsel gelişme önerisinin ve bu önerinin Özelleştirme İdaresi taşınmazlarını kapsayan kısmının doğru bir yer seçimi kararı olmadığı,
– Mevcut şartlar dahilinde, sosyal donatı dengesi açısından bir inceleme yapma olanağı bulunmadığı, kapsamlı bir kentsel gelişme projesi öngörülen bu alanda, sadece davacı taşınmazları içindeki sosyal donatı dengesinin değişimini incelemenin anlamı sonuçlar vermeyeceği, bu incelemenin parçalar özelinde değil, bölge bütününde yapılması gereken türden bir inceleme olduğu
– Ulaşım ilişkilerine dair incelemenin de benzer nitelikte olduğu, davaya konu taşınmazlardaki ulaşım ve erişim kararlarının söz konusu kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında verilen kararların uzantısı niteliğinde olduğu,
– Bu kapsamda, 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında, bölgede ciddi bir nüfus artışı öngörülmediğinden, kentin bu bölgesi için yeni ulaşım bağlantılarının da öngörülmediği, bu bağlamda, parçacı biçimde dava konusu planlarla bölgeye 300.000 kişi üzerinde nüfus getirilmesinin tüm kentin ulaşım sistemine etkisi olacağı,
– Dava konusu plan değişiklikleriyle öngörülen kentsel gelişme projesi kapsamında, planların ulaşım kararlarının yetersiz ve tutarsız olduğu, plan açıklama raporlarında da erişilebilirliğe ilişkin irdelemelerin yetersiz olduğu, bu açıdan da şehircilik ilkeleri ve planlama esasları kapsamında sakıncalar barındırdığı,
– Dava konusu bölge için üretilen ve mahkeme kararları ile iptal edilen önceki planlara yönelik olarak ilgili mahkemelerce yapılan değerlendirmelerin önemli tespitler içerdiği, bu tespitlerin ağırlıklı olarak üst ölçekli plana aykırılık, bölgenin mevcut durumu ile uyumsuz gelişme öngörüsü, ihtiyacın ötesinde konut gelişme kararı, doğal çevre ve değerlere olumsuz etki ve parçacı plan müdahalesi gibi hususları vurguladığı,
– Önceki mahkeme kararlarında vurgulanan bu hususların uyuşmazlık konusu taşınmazlara ilişkin plan kararları yönünden de geçerli olduğu, çevredeki planların iptali sonucunda, dava konusu planların tamamen eksik hale gelen bir plana dönüştüğü, şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Diğer taraftan, uyuşmazlık konusu …ve …parsel sayılı taşınmazları da kapsayan yaklaşık 460 ha. büyüklüğündeki alanın “…ve …Mahalleleri Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesine yönelik 30.03.2018 tarih ve 2018/11469 sayılı Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda, söz alana ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarih ve …sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının tümüyle iptali yolunda …İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı karara karşı yapılan istinaf başvurusunun değişik gerekçe ile reddine dair …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı, Danıştay Altıncı Dairesinin 15/02/2022 tarih ve E:2021/8643, K:2022/1614 sayılı kararıyla; söz konusu imar planlarının dayanağı olan 30.03.2018 tarih ve 2018/11469 sayılı Bakanlar Kurulu kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 04/02/2020 tarih ve E:2018/4249, K:2020/884 sayılı kararıyla iptaline karar verildiğinden, dayanaksız hale gelen 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesi ile onandığı görülmektedir.
Bu doğrultuda, dava konusu imar planı değişiklikleri; Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin …tarih ve …sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının bir parçası olarak hazırlandığından, söz konusu imar planlarının kesinleşen yargı kararı ile iptaline karar verilmesi sonucunda dayanaksız hale gelen dava konusu imar planı değişikliklerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişikliklerini yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla birlikte, bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
Bu çerçevede, bilirkişi raporunda yer verilen ve karara esas alınabilecek yeterlilikte görülen tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda, dava konusu plan değişiklikleri ile oluşturulan kentsel gelişme kurgusunun ve öngörülen yapı ve nüfus yoğunluğunun, bölgenin doğal niteliği haiz mevcut durumu ile uyumsuz olduğu, yapılaşma koşullarının çevre ve imar bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğu anlaşıldığından, dava konusu imar planı değişikliklerinin bu yönüyle de şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu 16/04/2019 tarih ve 924 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliklerinin İPTALİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için yatırılan …0-TL avanstan harcanan …TL’nin davalı idare üzerinde bırakılmasına, belirtilen miktarların tahsili için Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ile Muhakemat Genel Müdürlüğüne kararın bir örneğinin tebliğine, keşif avansından artan kısmın Hazine ve Maliye Bakanlığına iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ….-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
6. 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.