Danıştay Kararı 12. Daire 2018/8672 E. 2022/4758 K. 11.10.2022 T.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2018/8672 E.  ,  2022/4758 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/8672
Karar No : 2022/4758

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Teşkilatı A.Ş.
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çankırı ili, Ilgaz ilçesi PTT Merkez Müdürlüğünde sözleşmeli personel statüsünde gişe memuru olarak görev yapan davacının, geçici olarak görev yaptığı Orta PTT Merkez Müdürlüğündeki eylemleri nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fırkasının (E) bendinin (g) alt bendi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3771 sayılı Kanun’la değişik 45/d maddesi ve Hizmet Sözleşmesi’nin 15/b maddesi uyarınca sözleşmesinin feshine ilişkin … Teşkilatı A.Ş. Yüksek Disiplin Kurulunun … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Çankırı ili, Ilgaz PTT Merkez Müdürlüğünde sözleşmeli statüde gişe memuru olarak görev yapan davacının, geçici olarak Orta PTT Merkez Müdürlüğünde görev yaptığı 21/03/2016 tarihinde arkadaşına olan borcunu ödemek gayesiyle otomasyon gişesinden dört seferde masraflarla birlikte 5.095,00-TL’yi kendi hesabına transfer ettiği, yine aynı gün gişesinden 2.900,00-TL’yi üzerine alarak cep telefonundan poker oynadığı ve kaybettiği, söz konusu miktarı aynı gün Müdürlük veznesine yatırdığı, zimmet suçundan hakkında açılan kamu davası sonunda, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararıyla suçun sübuta erdiği gerekçesiyle 1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 02/01/2017 tarihinde itirazın reddedilmesi suretiyle kesinleştiği; davacı hakkında aynı zamanda yürütülen disiplin soruşturması sonunda, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde belirtilen “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” hükmü ile davacının sözleşmeli personel olması sebebiyle 399 sayılı KHK’nın 3771 sayılı Kanun’la değişik 45. maddesinin (d) bendi ve Hizmet Sözleşmesi’nin 15. maddesinin (b) bendi uyarınca sözleşmesinin feshedildiği; uyuşmazlıkta, dava dosyasında bulunan soruşturma raporu, eki ifade tutanakları ve davacının soruşturma ve ceza yargılamasındaki samimi ikrarlarının diğer tüm bilgi ve belgeler ile birlikte değerlendirilmesinden; davacının, zimmet suçunu işlediğinin sübuta erdiği, söz konusu fiili nedeniyle sözleşmesinin feshine ilişkin dava konusu işlemde mevzuata, hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedildiği, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 231. maddesinde hükmün kendisi hakkında hukuki sonuç doğurmayacağının belirtildiği, bu nedenle memuriyetine engel bir mahkumiyet hükmünün bulunduğundan söz etme imkanı bulunmadığından, istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile hukuk tekniği anlamında açıklanmayan mahkumiyet olduğu, davacının zimmet suçunu işlediği yolundaki maddi gerçekliği ortadan kaldırmadığı, bu nedenle tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Kastamonu İdare Mahkemesine gönderilmesine, 11/10/2022 tarihinde, kesin olarak esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Dava Çankırı ili, Orta ilçesi PTT Merkez Müdürlüğünde sözleşmeli personel statüsünde gişe memuru olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fırkasının (E) bendinin (g) alt bendi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3771 sayılı Kanun’la değişik 45/d maddesi ve Hizmet Sözleşmesi’nin 15/b maddesi uyarınca sözleşmesinin feshine ilişkin … Teşkilatı A.Ş. Yüksek Disiplin Kurulunun … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin iki boyutu bulunmaktadır. Buna göre ilk boyut, bir suç isnadında bulunulmasından ceza yargılamasının sonuçlanmasına kadar geçen süreci güvence altına almaktadır. İkinci unsur ise mahkûmiyet hükmüyle sonuçlanmayan ceza yargılamalarıyla bağlantılı müteakip yargılamalar bağlamında kişinin masumiyetine saygı gösterilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Ceza yargılamasının devam ettiği sürece ilişkin ilk unsurun kapsamı sadece ceza yargılamalarının adilliğini temin etmek adına usule ilişkin bir güvence olmakla sınırlı değildir. Bu ilke daha geniş kapsamlı olup hiçbir devlet temsilcisinin kişinin suçluluğu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden o kişinin suçlu olduğuna ilişkin bir ifadede bulunmamasını gerektirir. Masumiyet karinesi yalnızca ceza yargılamaları bağlamında değil ceza yargılamaları ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer davalarda ya da disiplin incelemelerinde de ihlal edilebilecek niteliktedir. Bu bağlamda, masumiyet karinesinin korunmasına ilişkin ikinci boyut ceza yargılamaları mahkûmiyetten başka bir şekilde sonlandığı zaman devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda suç ile ilgili olarak kişinin masumiyetine ilişkin şüphe duyulmamasını gerektirir (Kemal Coşkun/Türkiye, B. No. 45028/07, 28/3/2017, §§ 41, 43).
AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin, herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yaparak cezai sorumluluğun kaldırılması hâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılaması kapsamında, iddiaya konu hareketi nedeniyle başvurana cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 51).
2709 sayılı TC Anayasa’sının “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” kuralına, 38. maddesinin dördüncü fıkrasında; “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” kuralına yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin … Başvurusu (Başvuru No: 2015/19678) kararında; “Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile “adil yargılanma” hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905, 19/04/2017, § 27).
Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 61).
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmış mahkemenin buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, bu süre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka suç işlememesi hâlinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilmesini ifade eder. Bu çerçevede ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet karinesi ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§ 28, 29)
Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce verdiği karara uygun hareket etmelidir (Hüseyin Şahin [GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 39).
Buna göre kamu otoritelerince suçluluğu hükmen sabit olmamış (hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan) kişiye “suçlu” muamelesi yapılamaz. Diğer bir ifadeyle suç isnadına bağlı yargılamalarda mahkumiyet dışındaki diğer tüm sonuçlarda masumiyet karinesi varlığını sürdürür ve kamu otoritelerinin buna saygı duyulmadığını gösteren bir tutum takınmaktan uzak durmaları beklenir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının bir mahkumiyet kararı olmadığı tartışmasızdır. Dolayısıyla ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılmak suretiyle kişinin masumiyetine gölge düşürecek, onun masumiyetinden kuşku duyulmasına neden olacak şekilde özensiz davranışlardan kaçınılmalıdır.
Bununla birlikte idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Ramazan Tosun, § 63; Hüseyin Şahin, § 40). Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik önem taşır (Mustafa Kıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36).
Öte yandan, ceza muhakemesi sonucunda isnat edilen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması dışında ceza mahkemesi hükmü, idare makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir. Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi, aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Kürşat Eyol, § 30).”
Başvuruya konu … fiiler, 5237 sayılı Kanun’da suç olarak düzenlenmiş fiillerdir. Somut olayda derece mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına atıfla başvurucuya …. suçlamasının yöneltildiğini ve yargılama sonucunda başvurucunun … suçunu işlediğinin sabit bulunduğunu belirtmiştir. Derece mahkemesinin, başvurucunun … eylemini gerçekleştirdiğinin sabit olduğunu ifade etmiş olması, disiplin alanının sınırlarını aşarak ceza hukuku alanına taşan bir değerlendirme mahiyetindedir. Mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına atıfla yapılan bu değerlendirme, başvurucunun mahkumiyetle neticelenmemiş fiili yönünden ona “suçlu” muamelesi yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu kapsamda derece mahkemesinin kullandığı dil başvurucunun masumiyetine gölge düşürücü nitelikte olup hakkındaki yargılamanın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile neticelenmiş olmasını anlamsız hâle getirmiştir. Gerekçeli kararda yapılan değerlendirme ve kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” gerekçesiyle Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında hüküm altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bakılan davada, davacı hakkında zimmet suçundan açılan kamu davası sonunda, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararıyla suçun sübuta erdiği gerekçesiyle 1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 02/01/2017 tarihinde itirazın reddedilmesi suretiyle kesinleştiği görülmüştür.
Disiplin yönünden ise ceza davasına konu olan aynı eyleminden dolayı yapılan idari soruşturma sonucunda, “zimmet” fiilin sabit olduğundan bahisle 657 sayılı Kanunun 125 nci maddesinin Birinci fıkrasının E bendinin (g) alt bendi, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3771 sayılı Kanun’la değişik 45/d maddesi ve Hizmet Sözleşmesi’nin 15/b maddesi uyarınca sözleşmesinin feshine karar verilmiştir.
Yukarıda sözü edilen, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate ışığında; disiplin cezasına konu olan eylemin, aynı zamanda Türk Ceza Kanununa göre de suç olması halinde ceza davasında verilecek kararın disiplin cezasını etkileyeceği açık olup, ceza yargılaması sonucunda “zimmet” suçu ile ilgili olarak verilen; “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararının masumiyet karinesi kapsamında olmasına karşın disiplin hukukuna göre “zimmet” fiilin sabit olduğu sonucuna ulaşılarak disiplin cezası ile cezalandırılmasının, masumiyet karinesinin ihlali sonucunu doğurduğu açıktır.
Ancak, disiplin cezasına esas olan soruşturma raporunun incelenmesinden; fiilnin işleniş şekli ve niteliği, ortaya konulan deliller ile tanık ifadeleri ve özellikle davacının ikrarı neticesinde kanıtlanan ve 657 sayılı Kanunun 125. maddesinin E/g bendinde ifadesini bulan; “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlere bulunmak” fiilinin karşılığı olarak tesis edilen işlemde sonucu itibariyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle, dava konusu disiplin cezası işleminin iptali yolundaki idare mahkemesi kararının onanmasına ilişkin çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.