Danıştay Kararı 10. Daire 2018/2051 E. 2022/4283 K. 10.10.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/2051 E.  ,  2022/4283 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2051
Karar No : 2022/4283

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 14/06/2006 tarihinde saat 02.30 sıralarında … Mevkii … Sitesi önündeki polis kontrol noktasında denetim görevini yerine getirmekte iken meydana gelen trafik kazası sonucunda davacılardan polis memuru …’in yaralanması nedeniyle uğranılan zararlara karşılık olmak üzere … için 30.000,00 TL maddi (miktar artırımı sonucu 357.934,00 TL), 30.000,00 TL manevi, eşi … için 20.000,00 TL, çocukları … ve … için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, davanın kabulü yolunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın davalı idarece temyizi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 24/06/2015 tarih ve E:2012/3307, K:2015/3249 sayılı kararı ile manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının onanması, maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının bozulması, davalı idarenin karar düzeltme isteminin de reddedilmesi sonucu manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının kesinleşmesi neticesinde, bozma kararına uyularak alınan bilirkişi raporu uyarınca, davacının aktif ve pasif dönemde maddi bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; Danıştay Onuncu Dairesinin bozma ilamında yer alan esaslar doğrultusunda bilirkişi tarafından hesaplama yapılmadığı, hesaplamalarda maddi hataların bulunduğu, TRH-2010 yaşam tablosunun esas alınması gerekirken PMF 1931 tablosunun hesaplamada esas alındığı, vazife malullüğünün adi malullüğü aşan kısmının yarar olarak kabul edilmesi ve kendisine ne kadar toplu ödeme yapıldığının araştırılması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan …, Mersin İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 14/06/2006 tarihinde saat 02.30 sıralarında … Mevkii … Sitesi önündeki polis kontrol noktasında denetim görevini yerine getirdiği sırada seyir halinde olan … adlı şahsın sevk ve idaresindeki … plakalı aracın çarpması sonucu yaralanmıştır.
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesince düzenlenen 12/10/2006 tarihli ve 519 sayılı sağlık kurulu raporunda, meydana gelen yaralanmanın ilgilinin yaşamını tehlikeye uğratmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olmadığı, hastada tespit edilen kırıkların hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte olduğu saptanmıştır.
Aynı Hastanece düzenlenen … tarihli ve … sayılı sağlık kurulu raporunda, “sağ bacakta non-artiküler pelvis kırığına bağlı 2 cm kısalık, sağ kalçada abdüksiyon ve ekstansiyonda kas gücü kaybı” tanısı konulmuş, tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %24 olduğu ve ağır işlerde çalışamayacağı belirtilmiştir.
Olaydan sonra idari polis olarak görevlendirilen davacı hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 5434 sayılı Kanun uyarınca vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş, 19/11/2008 tarihinde vazife malulü olarak emekliye ayrılmış ve 15/12/2008 tarihinden itibaren 2. derece 1. kademe intibakı üzerinden vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu’nun 08/12/2009 tarih ve 2009/1060 sayılı kararıyla, davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca 13.201,31 TL nakdi tazminat ödenmiştir.
Meydana gelen olay nedeniyle otomobilin zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketince davacı Ayhan Özdemir’e 19/07/2007 tarihinde 57.500,00 TL ödeme yapılmıştır.
Davacıların, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 09/05/2007 tarihli dilekçeyle yaptığı başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine 06/08/2007 tarihinde bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Bedensel Zarar” başlıklı 54. maddesinde, “Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4.Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.” hükmü; “Belirlenmesi” başlıklı 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun mülga 53. maddesinde, en az 10 yıl fiili hizmet süresini tamamlamış iştirakçilere “adi malullük aylığı”; 55. maddesinde, görevin neden ve etkisiyle yaralanan iştirakçilere 53. maddeye göre hesaplanacak adi malullük aylıklarına, malullük derecelerine göre %15 ila %60 oranında zam yapılmak suretiyle “vazife malullüğü aylığı” bağlanacağı kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” hükmü yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, davacının, zararı doğuran ve tazminat istemine dayanak teşkil eden olaya bağlı olarak 5434 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü olarak 19/11/2008 tarihinde emekliye ayrıldığı tartışmasız olup; davacının zararı, meydana gelen olay nedeniyle halen görevde bulunan emsali polis memurunun yasal emeklilik yaşından önce, bir başka ifade ile erken emekli olmuş olması nedeniyle meydana gelen gelir kaybına ilişkin maddi zarardan kaynaklanmakta olup bu kapsamda gelir kaybı zararının incelenmesi gerekmektedir.
Davacının gelir kaybından doğan zararının incelenmesi:
Tazminatın amacı uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar görenin zenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır. Dolayısıyla hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır.
Öte yandan dinamik bir yapıya sahip olan tazminat hukuku çerçevesinde zarar ve yarar kalemleri belirlenirken, tazminat tutarının hesaplanabilmesi, yerleşik yargı uygulamasında da kabul edildiği üzere, hukuk bilimi dışında özel bilgi gerektirmektedir. Bu sebeple genel itibarıyla tazminat hesaplanması gereken davalarda bilirkişinin görüşünün alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Temyize konu İdare Mahkemesi kararına esas alınan 15/08/2017 tarihli bilirkişi raporunda, PMF yaşam tablosunun esas alındığı; aktif dönemde davacının çalışmaya devam etseydi alacağı görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki farktan, pasif dönemde ise emekli aylıkları peşin sermaye değeri ile vazife malullüğü aylığı arasındaki farktan vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın yarar olarak kabul edilip düşüldüğü ve mükerrer tenzilata neden olunduğu, bu itibarla bilirkişi raporunun, hükme esas alınacak mahiyette olmadığı görülmektedir.
Bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unedic/Fransa, B. No:20153/04, 18/12/2008, S 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye, S 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No:36815/03, 14/01/2010. S 38).
Bu itibarla, son dönem Dairemiz yerleşik içtihatları uyarınca dava konusu olay nedeniyle davacıya ödenecek maddi tazminatın, aşağıda yer alan ilkeler gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.
Kamu görevlilerine, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malullüğü aylığının, adi malullük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malullük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malullüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ise açıktır.
Diğer taraftan, davacının muhtemel ömrünün ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre, davacının gelir kaybı nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zarar, aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, Mahkemece verilecek ara kararı tarihi itibarıyla davacının emsali polis memurunun almakta olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün davalı idareden istenilmesi, yine aynı tarih itibarıyla davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilmesi, gelen cevaplara göre görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın, davacının aktif dönemde işlemiş dönem zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan döneme ilişkin zararı ifade etmektedir. Bu dönemde davacının zararı, emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam ettiği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, her iki aylıkta meydana gelen artışlar ile zararın peşin sermaye değerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemdeki zarar, Mahkemece ara kararının verildiği tarih itibarıyla davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Aktif dönem sonunun, pasif dönem başlangıcının tespitinde, 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca, davacı polis memurunun öğrenim durumu itibarıyla görevde yükselme olanağı yok ise 55 yaşın; var ise yükselebileceği rütbeye ilişkin anılan Kanun maddesinde düzenlenen emeklilik yaşının dikkate alınması gerekmektedir.
Ayrıca, davacı kamu görevlisi olduğundan, geliri maaş katsayısına bağlı olarak belirli dönemlerde artmaktadır. Zararının tespitinde, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar, gelirde meydana gelen artışların da dikkate alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, davanın görülmesi sırasında maaşında bir artış meydana gelmiş ise, bu yeni maaşa göre hesaplama yapılmalıdır.
Öte yandan, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.
Bu kapsamda, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca davacıya ödenen nakdi tazminatın, otomobilin zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketince yapılan tazminat ödemesinin ve mevcutsa 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde olduğu kabul edilerek, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihinde yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenecek değerlerinin hesaplanarak düşülmesi gerekmektedir.
Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının gelir kaybından kaynaklanan maddi zararlarının bilirkişi marifetiyle hesaplanması suretiyle bu konuda yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…. K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.