Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/2269 E. 2022/2792 K. 10.10.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2269 E.  ,  2022/2792 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2269
Karar No : 2022/2792

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 08/12/2021 tarih ve E:2018/2212, K:2021/6044 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun 05/01/2018 tarihli kararı ile kabul edilen ve … tarih ve …duyuru numarası ile tüm Baro Başkanlıklarına gönderilen Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği’nin Uygulanmasına İlişkin Yönerge’nin 4, 13, 14, 17, 19 ve 20. maddelerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 08/12/2021 tarih ve E:2018/2212, K:2021/6044 sayılı kararıyla;
Dava konusu Yönerge’nin 4. maddesinin (c) bendinin, 14. maddesinin (b) ve (c) bendinin, 17. maddesinin 2. fıkrasının, 19. ve 20. maddelerinin iptali istemi yönünden;
Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğinin, yasa ile kendisine verilen düzenleyici işlem yapma yetkisini, yine yasa ile belirlenen sınırlar çerçevesinde düzenleyici işlemlerin tabi olduğu kurallara uygun olarak kullanması gerektiği,
Yasa koyucunun, düzenleyeceği konularda genel prensipleri belirlediği ve bunun uygulanmasını yürütmeye, bir başka ifadeyle idarelere bıraktığı, bunun asli düzenleme yetkisinin yasama organına ait olmasının doğal bir sonucu olduğu, ancak, idarelerin düzenleyici işlem yapma yetkisinin yasama organının çizdiği sınırlar içinde, başta Anayasa olmak üzere, kanun, tüzük gibi üst hukuk normlarına aykırı olmamak kayıt ve şartına bağlı olarak gerçekleşebileceği, yönetmeliklerin sebep unsurunu yasa veya tüzüklerin oluşturduğu, yasaların düzenlemediği bir alanda yönetmelik çıkarılmasının olanaksız olduğu,
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Uzlaşma sağlama” başlıklı 35/A maddesi ve Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği’ne dayanılarak çıkarılan dava konusu Yönerge bir bütün olarak incelendiğinde, Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği’nin 14/c maddesi ile tarafların uygun bulması halinde, uzlaşma konusuyla ilgili olarak teknik personel veya danışmanların görüşmelerde hazır bulundurulabileceği düzenlemesi kapsamında Yönerge’de, uzlaşma sağlama faaliyetindeki müzakere aşamasını kolaylaştırmak amacıyla Yönetmelik’in 14. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki danışman niteliğinde hazır bulundurulan Baro Levhasına kayıtlı avukatı ifade eden kolaylaştırıcı avukat tanımına yer verildiği, Yönerge’nin 14. maddesinde, uzlaşma sağlama görüşmelerini kolaylaştırmak amacıyla tarafların kendi ortak iradeleri ile Baro Levhasına kayıtlı avukatlardan kolaylaştırıcı avukat belirleyebilecekleri ve Barolar tarafından kolaylaştırıcı avukat kütüğü oluşturulacağına ilişkin düzenlemeye yer verildiği, Yönerge’nin 17 ve devamı maddelerinde ise, kolaylaştırıcı avukat kütüğü ve bu kütüğe kayıt olmak için gerekli niteliklerin belirlendiği, kolaylaştırıcı avukatın görevlendirilme şekli ile kolaylaştırıcı avukat için taraflarca baroya ödenecek ücretin Türkiye Barolar Birliğince belirleneceğine ilişkin düzenlemeye yer verildiği, bu suretle Kanun’da yer almayan kolaylaştırıcı avukat tanımına Yönetmelik’te belirtilen danışman ifadesinden yola çıkarak yer verildiği ve dava konusu Yönerge ile kolaylaştırıcı avukata ilişkin ayrıntılı düzenleme yapılarak yeni bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi ihdas edildiğinin anlaşıldığı, Kanun’da düzenlenmeyen bir alanda, Yönerge ile düzenleme yapılmasında üst hukuk normuna uyarlık olmadığından, konuya ilişkin münhasır yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu,
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin, 07/06/2012 tarihli 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun bazı maddelerinin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine verdiği 10/07/2013 tarih ve E:2012/94, K:2013/89 sayılı kararının gerekçesinde, “Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Bu madde uyarınca, yapılacak yargılamanın kişiler yönünden gerçek bir güvence oluşturabilmesi için aranacak nitelikler de 36. maddede belirtilerek “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesine göre davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülmesi durumunda uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yasama organının takdir yetkisi içindedir…” ifadelerine yer verdiği,
Bu durumda, yasal dayanağı olmayan dava konusu Yönerge maddelerinde hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu Yönerge’nin 4. maddesinin (c) bendi hariç tamamının, 13. maddesinin, 14. maddesinin (b) ve (c) bendi hariç tamamının (Dairece sehven yazılmadığı anlaşılmıştır.), 17. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemi yönünden;
Dava konusu Yönerge’nin 4. maddesinde tanımlara; 13. maddesinde uzlaşma daveti ile ilgili düzenlemeye; 14. maddesinde, uzlaşma görüşmelerinde uygulanacak esaslara; 17. maddesinin 1. fıkrasında ise, Türkiye Barolar Birliğinin 1136 sayılı Kanun’un 35/A maddesi uyarınca yapılacak uzlaşma sağlama işlemleri ile ilgili olarak toplumu ve avukatları bilgilendiren ve özendiren tanıtım çalışmaları ve eğitimler yapacağına ilişkin düzenlemelere yer verildiği,
Dava konusu düzenlemeler ile Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesinde verilen yetkiye istinaden düzenlenen Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği’nin tanımlara ilişkin 4. maddesi, daveti kabule ilişkin 13. maddesi, uzlaşma görüşmeleri ile ilgili 14. maddesi ve Türkiye Barolar Birliğinin yükümlülüklerine ilişkin 16. maddesiyle paralel düzenlemeler getirildiği ve yeni bir kural getirilmediği görüldüğünden, yasal dayanağı bulunan ve üst hukuk normlarına aykırı düzenlemeler içermeyen dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Dava konusu Yönerge’nin 4. maddesinin (c) bendinin, 14. maddesinin (b) ve (c) bendinin, 17. maddesinin 2. fıkrasının, 19. ve 20. maddelerinin iptaline, geriye kalan hükümler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, tamamen tarafların istek ve iradesi ile sürece dahil olma yetkisi bulunan ve görevlendirilmiş iken, yine taraflardan birinin irade ve isteği ile süreç dışına çıkartılabilecek kolaylaştırıcı avukat uygulamasının, gerek dayanak Türkiye Barolar Birliği Uzlaşma Sağlama Yönetmeliği’nin 14. maddesinin (c) bendinde yer alan hüküm uyarınca taraflar arası iletişim hususunda “danışman” niteliği; gerekse Yönerge’nin anılan maddeleri uyarınca kendisine verilen görev ve yasaklar kapsamında başta 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi olmak üzere avukatlık mevzuatına uygun olduğu, 35/A uzlaşma sağlama tutanağında imzasının dolayısıyla herhangi bir varlığının bulunmadığı, Yönetmelik’in uygulanabilirliği için Yönerge’nin düzenlenmesinin gerekli ve önemli olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının iptale ilişkin kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın iptale ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu düzenlemelerin kısmen iptaline, kısmen davanın reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin 08/12/2021 tarih ve E:2018/2212, K:2021/6044 sayılı kararının temyize konu iptale ilişkin kısmının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 10/10/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.