DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1552 E. , 2022/2800 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1552
Karar No : 2022/2800
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2021 tarih ve E:2017/4426, K:2021/3399 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve 667 sayılı KHK’nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2021 tarih ve E:2017/4426, K:2021/3399 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları, davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ve birleştirme talebi yerinde görülmediğinden işin esasına geçilmiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacının sicil numarasının geçtiği ByLock yazışma içeriği
yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, üniversite öğrencileriyle örgüt adına kariyer görüşmesi yaptığına, hakim-savcı çalışma evlerine öğrencileri yönlendirdiğine, söz konusu evlerde sorumluluk üstlenerek aktif rol aldığına, kod adı kullandığına, hakim-savcı adaylığı sürecinde örgüte ait staj evlerinde kaldığına, örgüt mensubu kişiler ile birlikte hareket ettiğine, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Öte yandan, davacının sicil numarasına açıkça yer verildiği görülen yazışma içeriğinin de davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği,
YARSAV üyeliği yönünden, davacının YARSAV üyelik şeklinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,
Diğer taraftan, davacının ceza yargılamasının yapıldığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararında yer verilen tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakimlik-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalmış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı,
Ayrıca, anılan Ceza Mahkemesi kararında yer verilen, davacının kullandığını beyan ettiği cep telefonunda ByLock isimli programa ait verinin bulunduğuna yönelik tespitin, diğer tespitlerle birlikte değerlendirilmesi neticesinde davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hakkında verilen kararlar arasında kısır döngü oluşturulduğu, 667 sayılı OHAL KHK’sını onayan 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine, 11. maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine, 38/1. maddesindeki kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine, 38/4. maddesindeki masumiyet karinesine, 129. maddesindeki savunma hakkına, 138. maddesinde yer alan mahkemelerin ve yargının bağımsızlığı ilkesine, 139. maddesinde yer alan hakimlik-savcılık teminatı ilkesine açıkça aykırı olduğu, Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi görülerek somut norm denetimi yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiği, tarafınca aynı konuda ve aynı taleple iki ayrı dava açma durumunun söz konusu olmadığı, eksik incelemeyle, iki ayrı davanın bizzat şahsı tarafından açıldığı kabul edilerek ısrarlı ve haklı taleplerine rağmen birleştirme kararı verilmeksizin usul ekonomisi ilkesine de aykırı bir şekilde birleştirme taleplerinin reddine karar verilmesi ve ayrıca bu süreçte hiçbir kusur ve ihmalinin bulunmaması karşısında tarafı aleyhine ve davalı taraf lehine iki defa ayrı ayrı karşı vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğu, meslekten çıkarma işleminin yetki, şekil, konu, sebep ve amaç bakımından hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin, görevlerini yerine getirirken ve mesleğini ifa ederken şahsının kanuna ve hukuka aykırı olarak vicdani kanaati dışında hareket ettiğine dair hiçbir tespitte bulunmadığı, hakim ve savcılar hakkındaki meslekten çıkarma gibi ağır bir yaptırımın Anayasa, 2802 sayılı Kanun ve 6087 sayılı Kanun çerçevesinde yapılmasının bir zorunluluk olduğu, meslekten çıkarma kararının disiplin cezası niteliğinde olduğu, ceza hukukuna ilişkin tüm ilkelerin, insan haklarının ve adil yargılanma hakkının tüm gereklerinin somut olayda uygulanması gerektiği, temyize konu kararda, bireyselleştirme yapılmadığı, sadece aleyhine olan isnatların tek yönlü bir şekilde dikkate alındığı, masumiyet karinesinin, çekişmeli yargılama ilkesinin, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesinin, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği, kararda, şahsının, “demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği” gerekçesi ile mesleğinden çıkarıldığı belirtilmiş ise de, bu nedenle meslekten çıkarılmadığı, hakkındaki mahkumiyet kararının kesinleşmediği, bunun bekletici mesele yapılması talebinin karşılanmadığı, aleyhinde ileri sürülen hususların işlem tarihinde mevcut olmadığı, tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığı, tutarsız ve çelişkili olduğu, hukuka aykırı şekilde elde edilen beyanların hükme esas alınmaması gerektiği, meşru ve yasal bir hakkın kullanılması kapsamında olan YARSAV Derneği üyeliğinin davanın reddine ilişkin kararda aleyhe delil olarak değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığı, herhangi bir yapıya ait herhangi bir “çalışma evi”nde kalmadığı, tanımadığı kişiler arasındaki ByLock yazışmalarında sicilinin geçmesinin aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceği, tedbirin ölçülü olmadığı, sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine dair herhangi somut bir delil bulunmadığı, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uyulmadığı, çekirdek haklara müdahalede bulunulduğu, insan haklarının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına dair … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun, … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve dosyanın temyiz incelemesinin devam ettiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçunun tespitinde delil olarak değerlendirilecek bir kısım fiil ve davranışlar, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin bu davada, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” isnadıyla açılan ve temyizen Yargıtayca incelenmekte olan ceza yargılamasında nihayeten verilecek kararın beklenilmesi gerekmemektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 01/11/2021 tarih ve E:2017/4426, K:2021/3399 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 10/10/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.