Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2017/2514 E. , 2022/3532 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2017/2514
Karar No:2022/3532
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Fonu (…)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının … Giyim A.Ş.’nin kanuni temsilcisi olması nedeniyle Fon’a devredilen bankalara olan kredi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen 27.825.141,78-TL tutarlı, … tarih ve … sayılı ödemeye çağrı mektubunun iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; 6183 sayılı Kanun, 4389 sayılı (Mülga) Bankalar Kanunu ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Fon alacağı belirlenirken davacının kanuni temsilci olarak göreve başladığı dönemden önce kullanılıp ödenmeyen ve kendi görev yaptığı dönemde kullanılıp ödenmeyen kredi tutarları esas alınarak sorumluluk tutarına ulaşıldığının anlaşıldığı, davacının hesaplanan Fon alacağının ödendiğine ilişkin herhangi bir bilgi veya belgeyi dosyaya sunamadığı, … Giyim AŞ’de 25/05/1998 – 07/09/1998 ve 21/05/1999 – 15/10/1999 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği yaptığı; bu itibarla, anılan şirketin … A.Ş.’den olan 10/12/1997 ile 07/10/1999 dönemleri arasında kullandırılan krediler ile kanuni takip hesaplarına aktarılan ve ödenmeyen kredi borçlarından sorumlu tutulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen kararda; davacı açısından görev yapılan 25/05/1998 – 07/09/1998 ve 21/05/1999 – 15/10/1999 tarihleri esas alınarak bir değerlendirme yapıldığında, takibe konu akreditiflerin bazılarının görev yapılan dönem öncesi, bazılarının da görev dönemi içerisinde kullandırıldığı, her ne kadar tazmin tarihleri görev yapılan dönemlerden sonraki dönemlere denk gelse de, akreditiflerin açılarak, muhabir banka tarafından satıcıya ödemenin gerçekleştiği tarih itibarıyla alıcı şirket yönünden kredi ödeme sorumluluğunun oluştuğunun kabulü gerektiğinden vadeli ithalat akreditifinin açıldığı veya öncesinde açılmakla birlikte alıcı konumundaki … Giyim A.Ş.’nin, amir banka konumundaki … A.Ş.’ye ödemeyi gerçekleştirmediği tarihlerde davacının yönetim kurulu üyesi sıfatı ile kanuni temsilcisi olması nedeniyle tesis olunan ödemeye çağrı mektubunda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hakkında verilen ve kesinleşen yargı kararlarının gerektiği şekilde uygulanmadığı, kanuni temsilci olarak görev yaptığı dönemden sonra şirketin muaccel hâle gelen alacaklarından sorumlu tutulamayacağı, takibe konu alacak miktarına dahil edilen kredi sözleşmelerinde imzasının bulunmadığı, dava konusu işlemde borç tutarının nasıl hesaplandığına ilişkin somut bilgilerin yer almadığı, görev yaptığı süre içerisinde şirketin mali yapısını bozan veya taahhütlerini yerine getirmesine engel olan herhangi bir işlem yapmadığı, … A.Ş.’nin hakim ortağı olmaması nedeniyle hakkında 4389 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 3. fıkrasının uygulanmaması gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin ikinci derece sorumluluk sahibi olmaları nedeniyle şirket hakkında gerekli takip işlemleri yürütülmeden sorumluluğuna gidilemeyeceği, kanuni temsilci olarak görev yaptığı şirket hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda gerekli takip işlemlerinin yürütülmediği, Fon alacağının zamanaşımına uğradığı, sorumlu tutulduğu kredilerin bir kısmının kefaletten kaynaklanması nedeniyle hesaplamanın kefil olunan tutarı geçip geçmediğinin değerlendirilerek belirlenmesi gerekirken dava konusu işlemde bu konuda herhangi bir somut bilgiye yer verilmediği, asıl borçlu şirket ile Fon arasında imzalanan protokol gereğince takip işleminin protokole aykırı olduğu ve 6183 sayılı Kanun kapsamında takip yapılmasının Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin daha önce verilen yargı kararlarında belirtilen ilke ve esaslar doğrultusunda tesis edildiği, davacının kanuni temsilci olarak görev yaptığı asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediği ve tahsil imkânının bulunmadığı, şirket ile imzalanan protokolde belirlenen borç tutarı ödenmediğinden söz konusu protokolün yürürlüğe girmediği, borç tutarının davacının kanuni temsilci olarak görev yaptığı süreler dikkate alınarak ayrıştırıldığı, faiz tutarının mevzuata ve yargı içtihatlarına uygun olarak hesaplandığı, 5411 sayılı Kanun’un 141. ve Geçici 16. maddeleri gereğince alacak zamanaşımının yirmi yıl olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fon’a intikal eden … A.Ş.’nin hâkim ortaklarından … Giyim San. İç ve Dış Tic. A.Ş.’de 25/05/1998 – 07/09/1998 ve 21/05/1999 – 15/10/1999 tarihleri arasından yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.
… A.Ş.’nin Fon’a devredilmesiyle anılan şirketin … A.Ş.’ye olan borcunun kamu alacağı niteliği kazanmış, davacının yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı şirketin … A.Ş.’ye olan borcunun gecikme zammı ile birlikte toplam 27.825.141,78-TL’lik kısmından adı geçen şirket sorumlu tutulmuş, Fon alacağının tahsili amacıyla şirket hakkında 6183 sayılı Kanun’un 37., 55. ve 79. maddeleri uyarınca takibe başlanılmasına karşın alacağın tahsil edilememesi ve yapılan malvarlığı araştırmaları sonucunda tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması sonucunda 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca borçlu şirketin kanuni temsilcisi olan davacı hakkında 27.825.141,78-TL tutarlı, … tarih ve … sayılı ödemeye çağrı mektubu düzenlenmiş, anılan ödemeye çağrı mektubunun iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 11. maddesiyle yürürlüğü devam eden mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 15/7-b maddesinde, “Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve mali kuruluşlar nezdinde depo veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Fon, bu para, mal, her türlü hak ve alacaklara ihtiyati haciz koymaya, muhafaza altına almaya ve bunlardan değeri Fon tarafından belirlenemeyenleri 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 72. maddesine göre kurulan takdir komisyonlarının Fon tarafından belirlenecek kurum ve kuruluşlarca hazırlanacak raporları da dikkate alarak tespit edeceği değeri üzerinden, alacağına ve/veya bu bankaların Fon tarafından devralınan zararlarına mahsuben devralmaya yetkilidir. Bu alacaklara zararın ve/veya alacağın doğmasına sebebiyet veren haksız işlemin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesinde belirtilen oranda gecikme zammı uygulanır.” kuralı yer almıştır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na 5766 sayılı Kanun’la eklenen Geçici 26. maddenin ikinci fıkrasında, “Temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fon’a intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar, yönetim ve denetimi Fon tarafından devralınan banka ve şirketlerin eski yöneticileri hakkında 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile Mükerrer 35. maddesinin uygulanmasında, ilgili kanun ve mevzuat veya ana sözleşmeleri uyarınca temsile yetkilendirilmiş veya tüzel kişilerin yetkili organlarınca temsil yetkisi verilmiş kişi veya kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerden,
a) Fon bankalarının; yönetim ve denetimine sahip olduğu iştiraklerinden, hâkim ortağı olan tüzel kişilerden, gerçek ve tüzel kişi hâkim ortaklarının hâkim ortak olduğu şirketlerden, bu kişiler adına hareket eden veya onlar hesabına kendi adına para, mal veya hak edinen şirketlerden olan Fon alacaklarında, banka kaynağının kullanıldığı/kullandırıldığı tarihten itibaren borcun devam ettiği dönem boyunca,
b) Fon bankalarının kurumsal kredilerinden kaynaklanan Fon alacaklarında, kredinin kat edildiği tarihten itibaren borcun devam ettiği dönem boyunca,
c) Fon gelirlerinden kaynaklanan alacaklarda, Fon alacağının ilgili kuruluşa tebliğ edildiği tarihten itibaren borcun devam ettiği dönem boyunca,
Kanuni temsilci sıfatını haiz kişiler kanuni temsilci olarak addedilir.” kuralına yer verilmiştir.
6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35. maddesinde, “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunî temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsî mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. …” kuralı yer almıştır.
Aktarılan kurallarda, amme alacaklarının tahsili bakımından kanunî temsilcilerin sorumluluğu düzenlenmektedir. Bu hükümler gereğince bir tüzel kişiden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen yahut tamamen veya kısmen tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından bu tüzel kişinin kanunî temsilcisi sorumlu tutulabilecektir. 6183 sayılı Kanun’un anılan maddesi gereğince amme alacağından sorumlu olacak kişinin belirlenmesinden sonra, sorumlu olan kişinin sorumlu olduğu dönem ve sorumluluk miktarı belirlenirken, 6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35. maddesiyle birlikte 5411 sayılı Kanun’un Geçici 26. maddesinde yer alan düzenlemenin de göz önüne alınması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5411 sayılı Kanun’un Geçici 26. maddesindeki düzenlemeye göre, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilgili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılan bankalar ile tasfiyeye tâbi tutulan veya tasfiye işlemi başlatılan bankaların ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevlileri aracılığıyla banka kaynaklarını veya varlıklarını dolanlı şekilde edinmeleri veya edindirmeleri hâlinde, dolanlı şekilde edindirdikleri ve/veya edindikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacaklar Fon alacağı sayılmakta, Fon alacaklarında da, banka kaynağının kullanıldığı veya kullandırıldığı tarihten itibaren borcun devam ettiği dönem boyunca kanunî temsilci sıfatını haiz kişiler kanunî temsilci kabul edilerek Fon alacağından sorumlu tutulmaktadır.
Bu doğrultuda, Fon alacağından sorumlu tutulan kanunî temsilci, 6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, temsilcisi olduğu tüzel kişiliğin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından şahsî mal varlığıyla sorumlu olacaktır.
Yukarıdaki değerlendirmeler bağlamında, Fon alacağı açısından kanunî temsilcinin sorumluluğu, kişinin kanunî temsilci olduğu dönemde yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanan Fon alacakları ve ayrıca görev yaptığı dönemle sınırlı olmaksızın banka kaynağının ne kadarını edindiği veya edindirdiğiyle sınırlıdır.
Bakılan davada, davalı idarenin 11/04/2016 tarihli savunma dilekçesinin 5. ve 6. sayfalarında yer alan tablolarda davacının sorumlu tutulduğu akreditif kredilerinin gösterildiği, bu akreditif kredilerinin bir kısmının açıldığı veya geri ödenmesi gerektiği tarihlerin davacının kanuni temsilci olarak görev yaptığı sürelere tekabül ettiği, ancak bunlardan … referans numaralı kredinin 10/12/1997 tarihinde açıldığı, 29/12/2000 tarihinde tazmin olduğu; … referans numaralı kredinin 10/12/1997 tarihinde açıldığı, 09/01/2001 tarihinde tazmin olduğu; … referans numaralı kredinin 10/12/1997 tarihinde açıldığı, 30/12/2000 tarihinde tazmin olduğu; … referans numaralı kredinin 20/05/1998 tarihinde açıldığı, 23/05/2001 tarihinde tazmin olduğu; … referans numaralı kredinin 13/11/1998 tarihinde açıldığı, 24/05/2001 tarihinde tazmin olduğu; … referans numaralı kredinin 13/11/1998 tarihinde açıldığı, 24/05/2001 tarihinde tazmin olduğu; ayrıca, dosyada yer alan … A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 04/01/2002 tarihli … Giyim San. İç ve Dış Tic. A.Ş. İnceleme Raporunun 4., 5., 6. ve 7. sayfalarında bu kredilerin vadelerinin sırasıyla 29/12/2000, 09/01/2001, 30/12/2000, 23/05/2001, 24/05/2001 ve 24/05/2001 tarihleri olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
… Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:… sayılı ara kararı ile, davalı idareden davacının borçlu şirketin kanuni temsilcisi olduğu dönem ve öncesinde kullandırılan ”akreditif kredileri” yönünden, söz konusu kredilerin tazmin tarihi yerine açılış tarihlerinin banka kaynağının kullanıldığı tarih olarak kabul edilmesinin gerekçesinin sorulmasına karar verilmiş, davalı idare tarafından söz konusu ara kararına istinaden gönderilen 03/07/2017 tarihli cevapta, … A.Ş. tarafından, davacının kanuni temsilcisi olduğu şirkete kefalet ve teminat karşılığında vadeli ithalat akreditifi kullandırıldığı ve akreditifin açılması ile amir banka sıfatı ile ihracatçı konumundaki şirkete karşı geri dönülemez bir ödeme yükümlülüğünün oluştuğu, muhabir (teyit) bankanın satıcıya peşin olarak ödediği ihracat yapılan ürün bedeli karşılığı tutarın, vadeli olarak alıcıdan faizi ile birlikte tahsil etmesi gerekirken alıcının bu ödemeyi gerçekleştirmemesi ile bu tutarın amir banka tarafından muhabir bankaya ödenmesinin zorunlu olduğu, bu nedenle muhabir banka tarafından satıcıya ödeme yapıldığı tarihin akreditifin açıldığı tarih olarak değerlendirilmesi ve akredetifin açıldığı tarihte banka açısından riskin oluştuğunun kabulü gerektiği yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
Aktarılan tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesinden, gerek davalı idarenin ara kararına vermiş olduğu 03/07/2017 tarihli cevapta davacının kanuni temsilcisi olduğu şirkete kullandırılan akreditif kredilerinin vadeli olduğunun belirtildiği, gerekse … A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 04/01/2002 tarihli … Giyim San. İç ve Dış Tic. A.Ş. İnceleme Raporunun 4., 5., 6. ve 7. sayfalarında bu kredilerden yukarıda bahsi geçenlerin vadelerinin sırasıyla 29/12/2000, 09/01/2001, 30/12/2000, 23/05/2001, 24/05/2001 ve 24/05/2001 tarihlerine tekabül ettiği dikkate alındığında, davacının kanuni temsilci olarak görev yaptığı süreden önce açılan ve görev süresi sonrasında vadeleri dolan bir kısım akreditif kredilerinden de sorumlu tutulduğu, başka bir deyişle borcun doğduğu veya ödenmesi gerektiği dönemde kanuni temsilci olmadığı hâlde sorumluluğuna gidildiği kredilerin de dava konusu işlemde hesaplamaya dahil edildiği sonucuna varılmaktadır.
Her ne kadar, davalı idare tarafından Banka açısından riskin doğduğu tarihin dikkate alınarak davacının sorumluluğunun kredilerin açıldığı tarihler olarak belirlenmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, sözleşme hukuku kuralları çerçevesinde henüz vadesi dolmayan borçların o tarihte şirket tarafından ödenmesi beklenemeyeceğinden, davacının görev süresi öncesinde doğan ve görev süresi sonrasında ödenmesi gereken borçlardan kanuni temsilci olarak sorumluluğuna gidilmesine imkân bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davacının kanuni temsilci olarak görev yaptığı süreler dikkate alınarak sorumlu olduğu krediler ayrıştırılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’ne gönderilmesine, 06/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.