Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/1999 E. 2022/2754 K. 06.10.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1999 E.  ,  2022/2754 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1999
Karar No : 2022/2754

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sendikası (…-Sen)
VEKİLLLERİ : Av. …, Av. …
Av. …, Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 17/02/2022 tarih ve E:2018/2393, K:2022/962 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 15/04/2018 tarih ve 30392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan “özgün” ibaresinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesinin, 6. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesinin, 7. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde yer alan “ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” ibaresinin, 7. maddesinin 5. fıkrasının, 7. maddesinin 8. fıkrasının birinci cümlesinin, 7. maddesinin 9. fıkrasında yer alan “Yapılan ön değerlendirmede, başvurunun inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeye dayalı olduğunun tespit edilerek iddianın incelenmesine karar verilmesi halinde Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” cümlesinin ve 8. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 17/02/2022 tarih ve E:2018/2393, K:2022/962 sayılı kararıyla;
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 11. maddesinin (b) fıkrasının (6) numaralı bendi ile 24. maddesinde yer alan kurallar aktarılarak,
Dava konusu Yönetmelik’in 4. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan “özgün” ibaresi yönünden;
Yönetmelik’in doçentlik başvuru şartlarını düzenleyen 4. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, “Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından her bir bilim veya sanat disiplininin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek asgari sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak,” hükmüne yer verildiği,
Davacı tarafından, özgün kavramının tanımının yapılmadığı, bu durumun hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine aykırı olduğu, tanım olmamasının farklı yorumlamalara yol açarak aynı konu veya eser hakkında farklı kararlar verilmesine neden olabileceğinin ileri sürüldüğü,
Davalı idarece, 2547 sayılı Kanun’un 24. maddesinde Yönetmelik’te düzenlenen aynı hükmün yer aldığı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca bir çalışmanın “eser” olabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması/özgün olması gerektiği, 1.500’den fazla bilim alanını kapsayacak şekilde tanımlama yapılmasının mümkün ve doğru olmayacağının savunulduğu,
2547 sayılı Kanun’un 24. maddesinin (a) fıkrasının (3) numaralı bendinde, yeterli sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapma(k)nın, doçentlik başvuru şartları arasında sayıldığı,
Bu durumda, dava konusu düzenlemenin, doğrudan Kanun’la belirlenen ve Yönetmelik’in dayanağı olan kuralların tekrarından ibaret olduğu anlaşılmakta olup, düzenlemede dayanağı üst hukuk normlarına aykırılık görülmediği,
Ayrıca, doçentlik başvurularının çok sayıda ve farklı bilim/sanat dalında yapıldığı gözetilmekle, özgünlük kriterinin her bir bilim/sanat dalı için ayrı ayrı değerlendirilmesinin daha uygun olacağı, davacının iddia ettiği üzere aynı konu veya eser hakkında farklı kararlar verilmesi halinde, bu durumun dava konusu edilebileceğinin de tabii olduğu,
Dava konusu Yönetmelik’in 5. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi yönünden;
Yönetmelik’in 5. maddesinin 2. fıkrasında, “Doçentlik jürilerinde görev alabilecek profesör unvanlı öğretim üyelerinin listesi, Yükseköğretim Kurulu personel veri tabanındaki bilgiler esas alınarak belirlenir. Doçentlik değerlendirme jürisindeki asıl ve yedek üyelikler, bu listede ilgili bilim alanlarında yer alan öğretim üyeleri arasından objektif ölçütlere göre belirlenir.” hükmünün yer aldığı,
Davacı tarafından, değerlendirme jürisinin oluşumu konusunda objektif ve ölçülebilir kriterlere yer verilmeyerek Üniversitelerarası Kurula mutlak yetki tanındığı, aynı profesörlerin 8-10 defa jüri üyesi olduğunun ileri sürüldüğü,
Davalı idarece, Yükseköğretim Kurulu personel veri tabanında ilgili alana ilişkin bilgi bulunan tüm öğretim üyelerine görev verildiği, yeterli sayıda profesör bulunmaması haricinde aynı kişilere üçten fazla görev verilemeyeceğinin savunulduğu,
2547 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (b) fıkrasının (6) numaralı bendinde, doçentlik başvurularında ilgili bilim veya sanat alanında jüriler oluşturma(k)nın Üniversitelerarası Kurulun görevleri arasında sayıldığı, yine aynı Kanunun 24. maddesinin (b) fıkrasında, Üniversitelerarası Kurulun, adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından beş kişilik bir jüri ve bu jüri için iki yedek üye tespit edeceğinin düzenlendiği,
Davacı tarafından, jürinin oluşumunda Üniversitelerarası Kurula mutlak yetki tanındığı belirtilmekte ise de, 2547 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümlerinden jürinin oluşumu konusunda Üniversitelerarası Kurulun yetkili ve görevli olduğunun anlaşıldığı, söz konusu düzenlemelerin ötesinde, dava konusu Yönetmelik’te jürinin objektif ölçütlere göre oluşturulması gerektiği de belirtilerek, jürinin tarafsızlığının güçlendirilmeye çalışıldığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, Yönetmelik’in 5. maddesinin 5. fıkrasında, başvuru alanında yeterli sayıda profesör bulunmaması durumu hariç, jüri üyelerine bir başvuru döneminde üçten fazla görev verilemeyeceği düzenlenerek, aynı jüri üyelerinin sürekli olarak görev almasının önüne geçildiği, bu sayede dava konusu düzenlemede yer alan “objektiflik” ölçütünün de güçlendirildiği,
Bu nedenle, yukarıda yer verilen gerekçeler doğrultunda dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmelik’in 6. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi yönünden;
Yönetmelik’in 6. maddesinin 5. fıkrasında, “Değerlendirmeye esas alınan jüri raporları tamamlandığında, raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısıyla birlikte Doçentlik Bilgi Sistemi (DBS) üzerinden adaya gönderilir. Bununla birlikte asgari başvuru şartlarını sağlamayan adaya sadece başvuru şartlarını sağlamadığına dair bildirim yapılır. Beş üyeden oluşan jürilerde en az üç üyenin, üç üyeden oluşan jürilerde ise en az iki üyenin, eser ve diğer faaliyetlerden adayı başarılı bulması halinde aday başarılı sayılır. Başarısız bulunan aday, jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla müracaat dönemi esas alınmak suretiyle en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabilir.” düzenlemesine yer verildiği,
12/06/2020 tarih ve 31153 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 3. maddesiyle, dava konusu Yönetmelik’in 6. maddesi tamamen değiştirilmiş ise de, bakılmakta olan davanın konusunu oluşturan kısım Yönetmelik’in 6. maddesinin 8. fıkrasında aynı şekilde düzenlendiğinden, dava konusu Yönetmelik maddesinin hukuka uygunluğunun incelendiği,
Davacı tarafından, eser ve faaliyetlerin eksik bulunması konusunda bir tanımlama bulunmadığı, bu durumun jürinin eksiklik konusunda keyfiyete varan geniş bir takdir yetkisine sahip olmasına neden olacağı, Kanun’da süreyle ilgili herhangi bir düzenleme bulunmamasına rağmen eksikliğin tamamlanması için en erken üç dönem sonra yeniden başvuru şartı getirildiği, bu durumun sürecin uzamasına neden olduğunun ileri sürüldüğü,
Davalı idarece, doçentlik için adayların sağlaması gereken asgari kriterlerin Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenerek adaylara duyurulduğu, jüri üyeleri tarafından anılan kriterler uyarınca değerlendirme yapılacağından keyfiliğin söz konusu olmadığı, adayların eksiklikleri gerektiği gibi giderebilmesi için belirli sürelere ihtiyaç duydukları, örneğin makale ya da kitabın revize edilerek yayımlanması, lisansüstü tez danışmanlığı vb. durumların zaman alacak şartlar olduğu, getirilen süre ile adayların hazır olmadan jüri önüne çıkmasının ve jürinin dosyaları tekrar tekrar incelemesinin önüne geçildiğinin savunulduğu,
Yönetmelik’in dava konusu kısmında, başarısız bulunan doçent adaylarının, jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamladıktan sonra en erken üçüncü dönemde yeniden başvuruda bulunabileceğinin öngörüldüğü,
Söz konusu düzenlemede yer alan süreden (ya da dönemden) daha önce, daha erken bir zaman diliminde eksikliği tamamlanabilecek eser, akademik çalışma veya bilimsel faaliyetlerin bulunduğunun tabii olduğu, bununla birlikte, doçentliğin haiz olduğu öneme binaen bu çalışmaların belirli nitelikleri ve asgari yeterlilikleri taşıması gerektiğinin de açık olduğu, zira, jüri tarafından esasen bu nitelik, yeterlilik ve ilgili bilim/sanat alanına katkı yönünden değerlendirme yapıldığı,
Bu nedenle, eksikliğin uygun şekilde tamamlanabilmesi için ve doçent adayının eksikliği mümkün olan en erken zamanda tamamlamasından ziyade işin niteliğine odaklanabilmesi açısından öngörülen sürenin makul ve yeterli olduğu sonucuna varıldığından, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Dava konusu Yönetmelik’in 7. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde yer alan “ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” ibaresi, 7. maddesinin 5. fıkrası, 7. maddesinin 8. fıkrasının birinci cümlesi ve 7. maddesinin 9. fıkrasında yer alan “Yapılan ön değerlendirmede, başvurunun inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeye dayalı olduğunun tespit edilerek iddianın incelenmesine karar verilmesi halinde Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” cümlesi yönünden;
Yönetmelik’in 7. maddesinin 3. fıkrasında, “Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemler, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yapılır. Üniversitelerarası Kurul, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemlerin yapılması için durumu belgeleriyle birlikte ilgili bilimsel araştırma ve yayın etiği komisyonuna gönderir ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.”,
7. maddesinin 5. fıkrasında, “İlgili bilimsel araştırma ve yayın etiği komisyonu tarafından incelenen bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiasının doğru olmadığının tespiti halinde, doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.”,
7. maddesinin 8. fıkrasında, “Jüri üyelerince doçentlik değerlendirme başvurusuyla ilgili olarak adayın yanıltıcı bilgi veya belge sunduğunun ileri sürülmesi veya re’sen tespit edilmesi halinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar Üniversitelerarası Kurul, doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz. İlgili bilimsel araştırma ve yayın etiği komisyonu tarafından yapılacak inceleme neticesinde iddianın doğru olduğunun tespiti halinde aday başarısız sayılır. İddianın doğru olmadığına karar verilmesi halinde doçentlik değerlendirme süreci kaldığı yerden devam eder.”,
7. maddesinin 9. fıkrasında, “Adayın doçentlik başvuru süreci devam ederken aday hakkında doçentlik başvuru dosyasında sunmuş olduğu herhangi bir eserinde bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık bulunduğu iddiasını içeren şikâyet veya ihbar yapılması halinde, Üniversitelerarası Kurul bu başvuruyu değerlendirilmesi amacıyla derhal ilgili Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Komisyonuna gönderir. İlgili Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Komisyonu bu başvuru hakkında ön değerlendirme yapar. Yapılan ön değerlendirmede, başvurunun inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeye dayalı olduğunun tespit edilerek iddianın incelenmesine karar verilmesi halinde Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz. Bunlar hakkında sekizinci fıkra hükümleri uygulanır.” hükümlerine yer verildiği,
Davacı tarafından, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık ya da yanıltıcı bilgi veya belge sunulduğu iddiası üzerine doçentlik başvurusuyla ilgili sürecin durmasının, iki ayrı tüzel kişilik olmasına rağmen, Yükseköğretim Kurulunun Üniversitelerarası Kurul üzerinde vesayet makamı gibi hareket etmesine neden olduğu, iddianın araştırılmasının sürecin yürümesine engel teşkil etmeyeceği, iddianın ispatlanması halinde doçentlik sürecinin geriye dönük olarak olumsuz sonuçlandırılabileceği, aksi yaklaşımın kötü niyetli isnatlara kapı açtığının ileri sürüldüğü,
Davalı idarece, doçentlik unvanının elde edilmesine ilişkin usul ve esasların Yükseköğretim Kurulunca düzenlendiği ve Üniversitelerarası Kurulca işlemlerin gerçekleştirildiği, vesayet makamı gibi hareket edilmediği, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılığın doçentlik başvuru sürecinin asli unsuru olduğu, bu nedenle hak edilmemiş bir unvanın önce verilip sonra geri alınmasının hukuken ve bilimsel olarak kabul edilemeyeceği, etik ihlallere yönelik bireysel ihbarların öncelikle Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Komisyonunca incelendiği ve inandırıcı mahiyette bilgi ve belge olması halinde sürecin durduğunun savunulduğu,
Yönetmelik’in dava konusu maddelerinde, doçentlik değerlendirmesinin esas unsurlarından biri olan bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık durumlarının tespitine, bu hallerin ne şekilde değerlendirileceğine ve başvuruya etkisine ilişkin düzenlemelerin bulunduğu,
Doçent adaylarının hem doçentlik başvurusunda bulunabilmek hem de jüri tarafından yapılan değerlendirmeden olumlu sonuç alabilmek için özgün nitelik taşıyan bilimsel yayın ve çalışmalar yapması gerektiği, bu bakımdan, Yönetmelik’te özgün ibaresinin bir tanımı yer almamakta ise de, özgünlüğün en azından bilimsel araştırma ve yayın etiği ilkelerine aykırılık teşkil etmeyen çalışmaları kapsadığında herhangi bir şüphe bulunmadığı,
Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık incelemesi doçentlik başvurularının değerlendirilmesinde esaslı bir unsur olarak yer aldığından, başka bir ifadeyle, bir adayın doçentlik unvanını kazanabilmesi için akademik çalışmalarının anılan ilkelere aykırılık taşımaması gerektiğinden, söz konusu usul tamamlanmaksızın doçentlik başvurusunun değerlendirilerek bir karar verilmemesinin isabetli olacağının anlaşıldığı,
Aksi yaklaşımın, doçentlik unvanının, bu unvanı kazanma şartlarını en başta taşımayan kişilere verilmesi sonucunu doğuracağı, söz konusu kişilerin bu unvan ile doçentlik kadrolarına başvurmalarının önü açılacağından, hem bu kadrolara başvuracak diğer doçent unvanlı kişiler açısından hem de üniversitelerin ihtiyaç duyduğu öğretim üyelerinin temini yönünden mağduriyet oluşmasına neden olacağı,
Öte yandan, Yönetmelik’in 7. maddesinin 9. fıkrasında, aynı maddenin diğer fıkralarında yer alan düzenlemelerden farklı bir usulün benimsendiğinin görüldüğü, maddenin 9. fıkrası dışında kalan fıkralarında, jüri üyelerinin tespit ettiği bilimsel araştırma ve yayın etiği ihlalleri ile yanıltıcı bilgi ve belge sunulması hallerinin düzenlendiği, bu hallerde yapılacak olan inceleme süresince doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapılmaması öngörülmüşken; 9. fıkrada, doçent adayı hakkında başka kişilerin şikâyet veya ihbarda bulunmasına dair hükümlere yer verildiği ve bu hallerde ön değerlendirme yapılması ve bunun sonucuna göre hareket edilmesinin öngörüldüğü,
Başka bir ifadeyle, üçüncü kişilerin şikayet ve ihbarının sonuçlarının, jüri üyelerinin tespitinden daha farklı bir değerlendirme şekline tabi kılındığı ve doçentlik başvurusunun her türlü şikayet ve ihbar sonucunda durması engellenerek adayın korunduğu,
Bu durumda, dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmelik’in 8. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesi yönünden;
Yönetmelik’in 8. maddesinin 2. fıkrasında, “Doçentlik Komisyonu, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenecek objektif ve denetlenebilir yönteme göre her bir aday için ilgili sınav jürisinin asıl ve yedek üyelerini belirleyerek Üniversitelerarası Kurula sunar. Komisyon jürilerde ortaya çıkan maddî hataları düzeltir.” hükmünün yer aldığı,
Davacı tarafından, Doçentlik Komisyonu tarafından belirlenecek sınav jürisinin oluşumuna ilişkin kriter bulunmadığı, mutlak bir takdir yetkisi bulunduğu, üstelik jürinin hangi konuda sınav yapacağının açık olmadığı gibi Kanun’da herhangi bir sınav da öngörülmediği, kastedilenin sözlü sınav olup olmadığının belli olmadığının ileri sürüldüğü,
Davalı idarece, Yönetmelikt’eki “sınav jürisi” ifadesiyle kastedilenin 2547 sayılı Kanun’un 24/b-2 maddesinde yer alan doçentlik sınav jürisi olduğu, Kanun’daki ifadenin Yönetmelik’e aktarıldığı, söz konusu jürinin adayın yayın ve çalışmalarını değerlendireceği, Kanun’da yer almayan bir sınavın Yönetmelik’le ihdas edilemeyeceğinin savunulduğu,
2547 sayılı Kanun’un 24. maddesinin (b) fıkrasında, “Üniversitelerarası Kurul, adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından beş kişilik bir jüri ve bu jüri için iki yedek üye tespit eder. İlgili bilim veya sanat dalında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri üç üye ile teşkil edilebilir. Doçentlik sınav jürisinde yer alan asıl ve yedek üyeler, adayın yayın ve çalışmalarını değerlendirerek hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula gönderirler…” hükmünün yer aldığı,
Yönetmelik’in dava konusu maddesinde geçen gerek sınav jürisi ibaresinin gerekse de düzenlemenin diğer kısımlarının dayanak Kanun’da yer aldığı şekilde ve üst hukuk normuna uygun olarak düzenlendiği görüldüğünden, hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle,
davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmelik’te özgün kavramının tanımının yapılmadığı, bu nedenle özgün eser konusunda belirsizlik bulunduğu, jüri üyelerinin belirlenmesi konusunda somut ve objektif hiçbir kritere yer verilmediği ve Üniversitelerarası Kurula sınırsız bir yetki tanındığı, adayın eserlerinin eksik bulunması konusundaki çerçevenin çizilmediği, jüri üyelerine denetlenebilir, ölçülebilir ve hesap verilebilir niteliği bulunmayan bir düzenleme ile sınırız bir takdir hakkı tanındığı, başarısız bulunan aday için öngörülen müeyyidenin Kanun’da yer almadığı, uzunca bir süre bekleme öngören söz konusu müeyyidenin hangi amaçla getirildiğinin anlaşılamadığı, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası üzerine doçentlik sürecinin kesintiye uğratılmasının hukuka aykırı olduğu, salt adayın sürecini engellemeye yönelik kötü niyetli isnatların önünün açılacağı, doçent adaylarının sınava tabi tutulacağına dair Kanun’da herhangi bir düzenleme bulunmamasına karşın, Yönetmelik’te, Doçentlik Komisyonu tarafından oluşturulacak sınav jürisinden bahsedildiği, hangi sınavın kastedildiği hususunda açıklık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 17/02/2022 tarih ve E:2018/2393, K:2022/962 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 06/10/2022 tarihinde, dava konusu Yönetmelik’in 6. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi ile 7. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde yer alan “ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” ibaresi yönünden oyçokluğu, dava konusu diğer kısımları yönünden ise oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 15/04/2018 tarih ve 30392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 3. fıkrasında, “Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemler, Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yapılır. Üniversitelerarası Kurul, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında gerekli işlemlerin yapılması için durumu belgeleriyle birlikte ilgili bilimsel araştırma ve yayın etiği komisyonuna gönderir ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır.
Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Belirlilik ilkesi ise, yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesi ile bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olması amaçlanmaktadır.
Dava konusu Yönetmelik’in 7. maddesinin 3. fıkrasında, hakkında bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası bulunan doçent adayları ile ilgili belgelerin bilimsel araştırma ve yayın etiği komisyonuna gönderileceği ve söz konusu komisyon tarafından bir karar verilinceye kadar doçentlik sürecinin duracağı belirtilmesine karşın, komisyon tarafından hangi sürede karar verileceği yolunda bir süreye yer verilmediği, dolayısıyla süre yönünden eksik düzenleme bulunduğu görülmektedir. Bu durumun, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerine açıkça aykırı olduğu tartışmasızdır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmelik’in 7. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde yer alan “ve bir karar verilinceye kadar doçentlik başvurusuyla ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” ibaresi yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY
XX- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 24. maddesinde, “a) Doçentlik başvuruları, Üniversitelerarası Kurulca belirlenen takvime göre yılda en az iki kez yapılır. Doçentlik başvuruları için aşağıdaki şartlar aranır:
(1) Bir lisans diploması aldıktan sonra, doktora ile tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlik kazanmış olmak.
(2) Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezî bir yabancı dil sınavından en az elli beş puan veya uluslararası geçerliliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından buna denk bir puan almış olmak; doçentlik bilim alanının belli bir yabancı dille ilgili olması halinde ise bu sınavı başka bir yabancı dilde vermek.
(3) Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından her bir bilim veya sanat disiplininin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek yeterli sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak.
b) Üniversitelerarası Kurul, adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından beş kişilik bir jüri ve bu jüri için iki yedek üye tespit eder. İlgili bilim veya sanat dalında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri üç üye ile teşkil edilebilir.
Doçentlik sınav jürisinde yer alan asıl ve yedek üyeler, adayın yayın ve çalışmalarını değerlendirerek hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula gönderirler. Asıl üyelerin hukuken geçerli bir mazerete dayalı olarak raporunu verememesi halinde, yedek üyelerin raporları, sırasına göre değerlendirmeye esas alınır. Jüri üyelikleri, jüri, değerlendirmeye esas alınan raporlar ve başvuru sonucu ilgililere elektronik ortamda erişime açılır ve bu bilgiler, erişime açıldığı tarihi izleyen beşinci gün ilgililere tebliğ edilmiş sayılır.
c) Üniversitelerarası Kurulca yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilen adaya doçentlik unvanı verilir.
ç) Doçentlik başvurularında adayların yayın ve çalışmalarına ilişkin esas ve usuller Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almaktadır.
15/04/2018 tarih ve 30392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 5. fıkrasında, “Değerlendirmeye esas alınan jüri raporları tamamlandığında, raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısıyla birlikte Doçentlik Bilgi Sistemi (DBS) üzerinden adaya gönderilir. Bununla birlikte asgari başvuru şartlarını sağlamayan adaya sadece başvuru şartlarını sağlamadığına dair bildirim yapılır. Beş üyeden oluşan jürilerde en az üç üyenin, üç üyeden oluşan jürilerde ise en az iki üyenin, eser ve diğer faaliyetlerden adayı başarılı bulması halinde aday başarılı sayılır. Başarısız bulunan aday, jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla müracaat dönemi esas alınmak suretiyle en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
2547 sayılı Kanunun 24. maddesinde, Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından her bir bilim veya sanat disiplininin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek yeterli sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak, doçentlik başvuru şartları arasında sayılmış, doçent adaylarının yayın ve çalışmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelik ile belirleneceği öngörülmüştür.
Dava konusu Yönetmelik’in 6. maddesinin 5. fıkrasında ise, eser incelemesi aşamasında başarısız bulunan adayın, jüri tarafından eksik bulunan eser ve faaliyetleri tamamlamak kaydıyla müracaat dönemi esas alınmak suretiyle en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabileceği düzenlenmiştir.
Öte yandan, dava konusu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 07/02/2015 tarih ve 29260 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Doçentlik Sınav Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde, başarısız bulunan adayların eksiklikleri tamamladıktan sonra en erken izleyen ikinci dönemde yeniden başvuruda bulunabilmesine olanak sağlanmış iken, dava konusu Yönetmelik maddesiyle anılan sürenin yeni bir neden ve gerekçe bulunmaksızın bir dönem uzatılarak üç döneme çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalı idarece her ne kadar jüri tarafından başarısız bulunan adayların eksiklikleri gerektiği gibi giderebilmesi için belirli sürelere ihtiyaç duydukları, bazı şartların zaman alacak eksiklikler olduğu, getirilen süre ile adayların hazır olmadan jüri önüne çıkmasının ve jürinin dosyaları tekrar tekrar incelemesinin önüne geçildiği ileri sürülmüş ise de, eksiklikler yönünden herhangi bir ayrıma gidilmeksizin hepsi için aynı sürenin öngörülmesinin bu süreden daha kısa bir zamanda eksikliklerini tamamlayan doçent adaylarının daha erken başvuruda bulunma haklarını ellerinden alacağı, söz konusu eksikliklerden, tamamlanması üç dönem sürecek uzunlukta olmayan, örneğin, bir dönem lisans dersi verilmesi gibi daha kısa sürede tamamlanabilecek eksiklikler için de bu sürenin beklenilmesi gerektiği ve bu durumun da doçentlik sürecinin uzamasına ve hak kayıplarına neden olacağı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmelik’in 6. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.