DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2124 E. , 2022/2776 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2124
Karar No : 2022/2776
TEMYİZ EDENLER :I-(DAVALILAR):
1- …
2- … Başkanlığı
VEKİLLERİ: Av. …
II-(DAVALI YANINDA MÜDAHİL):
… Gayrimenkul Anonim Şirketi
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) :… Odası
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/7566, K:2022/5060 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara ili, Keçiören ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve 21/05/2021 tarih ve 4012 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile onaylanan 1/25000 ölçekli ve 1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/7566, K:2022/5060 sayılı kararıyla;
Usul yönünden; davanın süresinde açıldığı ve davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu belirtildikten sonra,
Dosyanın ve Danıştay Altıncı Dairesinin 17/11/2015 tarih ve E:2013/8289, K:2015/6739 sayılı kararı ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 17/11/2015 tarih ve E:2013/8289, K:2015/6739 sayılı kararının birlikte incelenmesinden, dava konusu taşınmazın özelleştirme programına alınması üzerine, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan ve söz konusu taşınmazın “kentsel servis alanı, E:2,00 Hmax:10 Kat ve yol” olarak belirlenmesine ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanan ve 21/07/2013 tarih ve 28714 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1/25000 ölçekli ve 1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 17/11/2015 tarih ve E:2013/8289, K:2015/6739 sayılı kararıyla; imar planı değişikliğinin iptaline karar verildiği ve anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/05/2016 tarih ve E:2016/1551, K:2016/2060 sayılı kararıyla onandığı,
Yukarıda aktarılan yargı kararının uygulanması amacıyla söz konusu taşınmazın “ticaret alanı, E:2,00 Hmax:10 kat ve yol” olarak belirlenmesine yönelik Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanan ve 10/02/2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1/25000 ölçekli ve 1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin hazırlandığı, anılan imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılan davanın reddine dair Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2019 tarih ve E:2017/1901, K:2019/4838 sayılı kararının bozulması yolundaki Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2019 tarih ve E:2019/2605, K:2019/5058 sayılı kararıyla;
dava konusu imar planı değişikliğinin iptaline kesin olarak karar verildiği,
Bakılan davada, yargı kararlarının uygulanması amacıyla hazırlanan davaya konu 1/25000 ölçekli ve 1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı incelendiğinde, taşınmazın 10 kat yüksekliğinin 7 kata indirilmesi dışında, “ticaret alanı” kullanım kararında ve taşımazın emsal (E:2,00) değerinde bir değişiklik yapılmadığı, başka bir ifade ile kesinleşmiş yargı kararlarıyla iptaline karar verilen önceki imar planlarıyla benzer nitelikte bir planlama yapıldığının anlaşıldığı,
Anayasanın 138. maddesi ile 2577 sayılı Kanunun 28. maddesinde yargı kararının gereğinin ilgili idarece geciktirilmeksizin yerine getirilmesi gerektiğinin kurala bağlandığı, Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında yargı kararının zamanında ve gereği gibi yerine getirilmemesi halinde, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmelerinin mümkün olmayacağının vurgulandığı, devletin, yargı kararlarını zamanında icra edilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemek ve bu yolla bireylerin kamu otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlü olduğunun belirtildiği,
Bu itibarla, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireylerin haklarını korumakla ve hukuk devleti ilkesini hayata geçirmekle yükümlü olan idare tarafından, yargı kararlarının gerekçesine aykırı olarak hazırlanan 1/25000 ölçekli ve 1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idareler ile davalılar yanında müdahil tarafından, davanın süresinde açılmadığı, davacının davayı açmada taraf ehliyeti bulunmadığı, dava konusu imar planı değişikliğinin plan bütünlüğünü veya yeşil aksı bozucu bir etkisinin olmadığı, 1/25000 ölçekli imar planlarındaki gösterimlerin şematik olduğu, söz konusu planlama alanında dere yatağının olmadığı, taşınmazın plan değişikliği öncesinde de resmi kurum alanı olarak kullanıldığı, kesinleşmiş yargı kararlarının gerekleri ve bölgenin ihtiyaçları gözetilerek plan değişikliğinin yapıldığı, planlama alanına yönelik hazırlanan ulaşım ve trafik raporunda ulaşım, trafik emniyeti ve trafik akımına aykırı bir durumun oluşmadığının ortaya konulduğu, yoğun olarak konut kullanımında olan bölgeye ticaret alanı kullanımı getirilmek suretiyle alana canlılık kazandırıldığı, sosyal ortam kalitesinin arttırıldığı, dava konusu imar planı değişikliğinin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idareler ve davalılar yanında müdahilin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idareler ve müdahilin temyiz istemlerinin reddine,
2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptali yolundaki Danıştay Altıncı Dairesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/7566, K:2022/5060 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idare yanında müdahile iadesine,
4. Kesin olarak, 06/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dosyanın Danıştay Altıncı Dairesinin E:2013/8289 ve E:2017/1901 sayısına kayıtlı dosyalar ile birlikte incelenmesinden; uyuşmazlığa konu taşınmazın Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla kabul edilen 15/06/2007 tarihli 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında “E:1,00 Hmax:serbest, resmi kurum alanı” kullanımında kaldığı, taşınmazın Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve …sayılı kararıyla özelleştirme programına alındığı, daha sonra Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla kabul edilen 1/25000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile taşınmazın “kentsel servis alanı, E:2,00, Hmax:10 kat ve kısmen yol” olarak belirlendiği, bu imar planı değişikliğinin yargı kararıyla iptaline karar verilmesi üzerine Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla kabul edilen 1/25000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları ile taşınmazın bu defa “ticaret alanı, E:2,00 Hmax:10 kat ve yol” olarak belirlendiği, bu imar planlarının da yargı kararıyla iptali üzerine, davalı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan dava konusu 1/25000 ölçekli nazım, 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları ile taşınmazın “ticaret alanı, E:2,00 Hmax:7 kat ve yol” olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Davalı idareler tarafından ise; dava konusu imar planı değişikliğinin plan bütünlüğünü veya yeşil aksı bozucu bir etkisinin olmadığı, imar planı kararlarının birbiriyle uyumlu olduğu, 1/25000 ölçekli imar planlarındaki gösterimlerin şematik olduğu ve söz konusu planlama alanında dere yatağının olmadığı, taşınmazın ticaret alanı olarak belirlenmesinde kamu zararı bulunmadığı, planlama alanının ve çevresinin fiiliyatta tamamen yapılaştığı, taşınmaz üzerinde alışveriş merkezi inşaatının imar planlarına ve yapı ruhsatlarına uygun bir şekilde tamamlandığı, ticari faaliyetlerin devam ettiği, kazanılmış hak teşkil ettiği ve korunması gerektiği, ticaret alanı kullanımı getirilerek alanın çevresine yönelik farklı kullanım kararları ile canlılık getirdiği, bölgede yaşayan ve çalışan insanlara iş imkanı sağlandığı ve istihdama katkısı olduğu ileri sürülerek dava konusu planlamanın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olduğu savunulmaktadır.
Bu durumda; daha önce verilen iptal kararlarının gerekçelerinin, dava konusu yeni planlama bakımından varlığını sürdürüp sürdürmediği, ayrıca dava konusu imar planları ile taşınmaza getirilen E:2,00 Hmax:7 kat yapılaşma koşulları yönünden öncelikle taşınmazın bulunduğu alanın komşuluğunda yer alan bölgenin nazım ve uygulama imar planı paftaları ilgili belediyesinden getirtilip dosyaya dahil edilmesinden sonra taşınmazın yakın çevresinin kullanım ve yapılaşma koşulları incelenerek, dava konusu imar planlarının 3194 sayılı İmar Kanununun Ek 3. maddesi hükmü uyarınca çevre imar bütünlüğüne uygun olup olmadığı hususlarının mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle açıklığa kavuşturulmasından sonra karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenle, temyize konu kararın bozulması ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi uyarınca yukarıda anılan hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Anayasa’nın “Devletleştirme ve Özelleştirme” başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7142 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK’nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun’un “Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.” düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun’un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Kurulların Görevleri” başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat “Cumhurbaşkanı” olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge’ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. “Görev ve yetki” kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa’nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge’ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde “görülmekte olan işler”in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de “geçici” nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 21/05/2021 tarihli işlemin 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, 21/05/2021 tarih ve 4012 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca “görümekte olan işlerin” Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Bu durumda, dava konusu imar planı değişikliklerinin iptali yolunda verilen temyize konu Daire kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddi ile temyize konu Daire kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.