Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2018/7104 E. , 2022/5368 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2018/7104
Karar No : 2022/5368
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, …Dış Ticaret Limited Şirketi’nin vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … numaralı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; ödeme emri içeriğinde yer alan kalemlerinden 2011/4 dönemi bir buçuk kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi alacağına ilişkin … sayılı ihbarnamenin ilanen tebliğ işleminin Türkiye genelinde yayın yapan gazetelerden birinde yapılması gerekirken yerel gazetede yapıldığı anlaşıldığından, usulüne uygun bir kesinleşmeden söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu ödeme emrinin 2011/4 dönem vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı; dava konusu ödeme emrinin diğer kalemlere ilişkin kısmı yönünden asıl borçlu şirket adına düzenlenen … tarih, … sayılı ihbarnamelerin ve şirket adına düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin usulüne uygun olarak ilanen tebliğ edildiği ve şirket adına kayıtlı malvarlığına rastlanılamaması karşısında davacı adına bu kısımlar için ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin şirkete tebliği aşaması ancak amme alacağının tahsili amacıyla şirket adına düzenlenecek ödeme emrine karşı şirket tarafından dava açılması durumunda incelenebilecek bir husus olduğu, borçlu şirket hakkında düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun olarak ilanen tebliğ edildiği, dava konusu edilmemesi ve şirket malvarlığına rastlanmaması üzerine alacağın tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, ancak aynı alacakların tahsili amacıyla davacı adına ödeme emrinin düzenlendiği tarih olan 18/05/2017 tarihinde şirketin kanuni temsilcisi adına da ödeme emri düzenlenmiş olduğundan, davalı idarece amme alacağının tahsili için öncelikle vergisel ödevlerini yerine getirmeyen şirket kanuni temsilcisinin takibi, alacağın kısmen veya tamamen tahsil edilememesi halinde ortaklık payı dikkate alınarak davacı adına ödeme emri düzenlenmesi gerekirken kanuni temsilci ile aynı tarihte ödeme emri ile takip edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı, sonuç olarak davacı istinaf isteminin kabulüne, kararının redde ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, kararın kabule ilişkin hüküm fıkrasına yönelik davalı idarenin istinaf isteminin de belirtilen gerekçeyle reddine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45/4. maddesi uyarınca davanın kabulüne karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından yapılan iş ve işlemlerin hukuka uygun olduğu, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 6183 sayılı Kanun’da şirket borçlarının şirketten tahsil edilememesi durumunda, kanuni temsilcinin ve ortağın takibi konusunda kanunlarda herhangi bir sıralama söz konusu olmadığından temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri hükmüne yer verilmiş, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 35. maddesinde ise; limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları belirtilmiştir.
Bu yasal düzenlemelerin ve bu düzenlemelere ilişkin yerleşik yargı içtihatlarının birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi alacağının kanuni temsilcilerden, 213 sayılı Kanunun 10. maddesi hükmü uyarınca takip edilebileceği ve kanuni temsilcilerin şirketin vergi borçlarının tamamından sorumlu olduğu, limited şirketten tahsili olanaksız hale gelen vergi borçlarından dolayı şirket ortaklarının ise; 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca takip edilebileceği, bu takibin de şirketin borçlarının tamamı için değil ortakların sermaye hisseleri oranında olacağı anlaşılmaktadır.
Yukarıda metni yazılı hükümlerde birbirinden bağımsız olarak, kanuni temsilciler ve ortaklar için farklı takip usulleri öngörülmüştür. Limited şirket kanuni temsilci ve ortaklarının takibinde, vergi borcunun öncelikle şirket tüzel kişiliğinden tahsili yoluna gidilmesi her iki Kanunun birbirine benzer hükümleri olup, borcun tahsilinin mümkün olmaması halinde ise kanuni temsilci veya ortak arasında bir öncelik sırası öngörülmemiştir.
Kaldı ki, 6183 sayılı Kanunun anılan 35. maddesinde, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından limited şirket ortaklarının sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları açıkça ifade edilmiştir.
Bu durumda, ödenmeyen amme alacağının daha önce şirketin kanuni temsilcisinden tahsiline çalışılıp çalışılmadığı hususuna bakılmaksızın, vergi borcunun davacıdan tahsili için olayda Kanunun aradığı koşulların oluşup oluşmadığına göre karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 04/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.