Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2020/2929 E. , 2022/5356 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2020/2929
Karar No : 2022/5356
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Hidrolik Makina Kalıp Metal Hırdavat
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi
VEKİLİ : Av….
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av…
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E…, K… sayılı kararda; ödeme emri içeriği 2017 yılına ilişkin vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisine ait ihbarnamenin, 25/09/2018 tarihinde şirket temsilcisi …’ya tebliğ edildiği, ihbarnamelere karşı dava açılmaması ve amme alacağının vadesinde ödenmemesi üzerine ihtilaf konusu ödeme emrinin düzenlendiği, bu durumda, ihbarnameye karşı dava açılmadığı hususu, davacının böyle bir borcu olmadığı ya da anılan borcu ödediği veya borcun zamanaşımı nedeniyle ortadan kalktığı yolunda bir iddiasının bulunmadığı hususlarıyla birlikte değerlendirildiğinde dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Cebri icra yoluyla tahsil edilmesi durumunda büyük mağduriyete yol açacak amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinden önce ihbarname veya tahakkuka ilişkin herhangi bir belge tebliğ edilmediğinden, söz konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
4. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 04/10/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93. maddesinde, tebligatın adresleri bilinenlere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile yapılacağı, 94. maddesinde, tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tebliğin, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müsdahdemlerinden birine yapılacağı, 101. maddesinde, bilinen adreslerin hangileri olduğu, 102. maddesinde, tebliğ evrakının nasıl teslim edileceği, 103. maddesinde, tebliğin hangi hallerde ilan yoluyla yapılacağı, 104. maddesinde ise, ilan yazısının tebliğ yapan dairenin ilan koymaya mahsus mahalline asılacağı ve bir suretinin mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun’un 160. maddesinde, 153. maddede yazılı mükelleflerden işi bırakanların, keyfiyeti vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi veya başkaca bir ticarî, ziraî ve meslekî faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi halinde, mükellefin (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolununacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği, mükellefiyet kaydının terkin edilmesinin, mükellefin işi bırakmasından önceki döneme ilişkin yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağı, bu tarihten sonra faaliyette bulunduğunun tespiti halinde ise bu dönemlere ilişkin vergilendirmeye ve sahte belge düzenleme fiilini işleyenler hakkında kovuşturma yapılmasına ve ceza uygulanmasına da engel teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket hakkında tanzim edilen 09/08/2017 tarih ve 2017-A-7571/15 sayılı Vergi Tekniği Raporu’nda; şirketin mükellefiyet kaydının 31/01/2017 tarihinde davalı idarece re’sen terkin edildiğinin belirtildiği, söz konusu rapora istinaden şirket adına re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisine ilişkin ihbarnamenin kanuni temsilcinin ikâmetgâh adresinde bizzat kendisine tebliğ edildiği, dava açılmaması üzerine tahakkuk eden söz konusu cezalı verginin tahsili amacıyla da işbu dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
213 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan 94. maddesine göre, tüzel kişilere yapılacak tebliğin öncelikle tüzel kişinin bilinen adresinde yapılması gerekmekte olup, ancak tüzel kişinin bilinen adresinde tebliğ yapılmasının mümkün olmadığı hallerde (tüzel kişinin adresini terk etmesi, faaliyetini sonlandırması vb.) tebliğ tüzel kişinin kanuni temsilcisinin ikâmetgâh adresinde yapılabilecektir. Diğer bir ifadeyle, 213 sayılı Kanun’un 160. maddesi gereğince vergi mükellefiyetinin idarece re’sen terkin edilmesi durumunda, mükellefiyeti re’sen terkin edilen açısından tebliğ imkansızlığı söz konusu olduğundan adına işlem tesis edilmesi üzerine bilinen adresinde tebliğ yoluna gidilmesine gerek bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, davacı şirketin mükellefiyetinin re’sen terkin edilmesine ilişkin işlemin VUK’un yukarıda mezkur 160. maddesinde belirtilen usule uygun olarak tesis edilip edilmediği, uyuşmazlığın çözümü için açıklığa kavuşturulması gerekli bir husustur.
Bu durumda, dava konusu ödeme emrinin sebep unsuru olan ihbarnamenin tebliğinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı hakkında, 213 sayılı Kanun’un 160. maddesi çerçevesinde re’sen terkin işlemine konu belgelerin araştırılması ve değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle, karara katılmıyorum.