Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/6543 E. , 2022/8315 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/6543
Karar No : 2022/8315
DAVACILAR : 1…
2- … Derneği
3- … Derneği
4- … İşletme ve Çevre Koruma Kooperatifi
5- …
6- … Derneği
7- … Koruma Derneği
8- … Derneği
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : 1.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında … Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan plan değişikliği ile,
2.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :Çevre düzeni planı değişikliği gerekçe raporu incelendiğinde, plan değişikliği talebine konu parsellerin “tarım alanı” ve “mera alanı” sınırları içinde kaldığı ifade edilmesine karşın, alanın sulak alan karakterinden ve sulak alan koruma mevzuatından hiç bahsedilmediği gibi sulak alan dikkate alınmadan plan değişikliğine gidildiği, ETDİOSB alanı ilan edilen … ada, … sayılı parsel ve … ada, … sayılı parsellerin bulunduğu alanın büyük bir kısmının, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı içinde kaldığı, alanın Türkiye’nin 1994 yılında taraf olduğu “Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (RAMSAR) ve ulusal mevzuat (Çevre Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği) hükümleri gereğince, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından sulak alan olarak tanımlandığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının “Ulusal Sulak Alan Envanteri Yönetim Bilgi Sistemi”ne kaydedildiği, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nın, DKMP tarafından sulak alan olarak tanımlandığı, “Diğer Sulak Alan” vasfında bir sulak alan olduğu, bu özelliği sebebiyle Sazlık Alanları Koruma Yönetmeliği (SAKY) hükümlerinden istisnasız bir şekilde faydalandırıldığı, SAKY Ek-1 9.11.maddesinde, “İhtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgesi, organize sanayi bölgesi, serbest bölge sanayi alanı”nın Sulak Alan Koruma Bölgelerinde Yapılması Yasak olan Faaliyetler kapsamında yer aldığı, Bakanlığın sulak alan niteliği hukuken tartışmasız olan bir alanı OSB alanı belirleyerek, bu sulak alanın, hafriyat ve molozlarla doldurması ve bu alanda organize sanayi bölgesi yapılmak istenmesine yol açacak olan imar planı değişikliğine gitmiş olmasının, sulak alanların korunmasına yönelik ulusal yasal mevzuat hükümlerine aykırı olduğu, saha araştırmalarında, bölgedeki balıkçılarla yapılan çalışmalarda balıkçı ağlarına yılan balıklarının takıldığı görülmesi üzerine yapılan araştırmada, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanının yılan balıklarının üreme alanı olduğunun tespit edildiği, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin (IUCN), tükenme riski küresel ölçekte yüksek olan türleri sınıflandırdığı Kırmızı Listeye göre yılan balıklarının kritik tehlikede (critically endangered) olduğunun belirlendiği, “CR” sembolüyle anılan bu tehdit seviyesinin, türlerin, vahşi yaşamdaki tükenme tehlikesinin had safhada olduğunu gösterdiği, dava konusu ETDİOSB projesinin yer seçimindeki hata ve kamu idarelerinin umursamazlığı gibi sebeplerle, iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli unsurlarından olan ve atmosferdeki sera gazlarını tutarak, karbon yutağı vazifesi gören bir sulak alanın yok edilmesinin açık bir uyumsuzluk olduğu, plan değişikliği ile iklim krizi ile mücadelede en önemli araçlardan birisi olan karbon yutak alanlarının (Akçay Sulak Alanının) yok olmasına ve bu suretle iklim krizinin derinleşmesine yol açıldığı, fosil yakıtlar olan kömür, petrol ve doğalgazın yakılması ile ortaya çıkan karbondioksiti tutan denizel ve karasal yutak alanlarının yok olduğu, “Yutak” kavramının ilk olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCC) 1.8.maddesine göre, “bir sera gazını, bir aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddeyi atmosferden uzaklaştıran herhangi bir işlem, faaliyet veya mekanizma” olarak tanımlandığı, yutak alanlarının, “Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Kılavuzu”nda (LULUCF) altı gruba ayrıldığı, bu alanların; orman alanları, çayır ve mera alanları, tarım alanları, sulak alanlar, yerleşim alanları ve diğer alanlar olarak ifade edildiği, sulak alanların, en yaygın yutak alanları olarak kabul edilmekte olduğu, Dünyadaki karbonun %14,5 ‘inin sulak alanlar tarafından tutulduğu, Türkiye’nin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (BMİDÇS), tüm taraflara sera gazı azaltımı ve buna uygun politikalar izlenmesi ve karbon yutaklarını iyileştirmeye yönelik politikalar geliştirmeleri konusunda yükümlülük getirdiği, bu sözleşmenin tarafı olan Türkiye’nin, BMİDÇS Sekreryasında düzenli şekilde iklim değişikliği eylem planlarını sunmakta olduğu, Türkiye’nin 2010 yılında açıkladığı İklim Değişikliği 5. Bildiriminde, 2016 yılında yayınladığı Türkiye İklim Değişikliği 6. Bildiriminde, Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesinde (İDES) (2010-2020), İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planında (İDEP) (2011-2023) ve İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planında (2011-2023), ülkenin yutak kapasitesinin artırılması amacına yönelik taahhütler, eylemler ve stratejileri belirlediği, yutak alanların korunmasına ve çoğaltılmasına yönelik bu taahhütlerini uzun yıllardır iklim değişikliği ile uyum strateji ve eylem planlarında tekrarlayan devletin, yereldeki somut proje uygulamalarında, bu tespit ve hedeflerine aykırı olarak sulak alan varlığının tahrip olmasına göz yummasının, bunun da ötesinde yok olmasına kurumsal olarak izin vermesinin, iklim krizi ile mücadele politikalarına ve güncel mevzuata açıkça aykırı olduğu, Sözleşmenin imzacı devletlere yüklediği görevlerden birinin sulak alanları etkin bir şekilde yönetmek; ulusal arazi kullanım planlamalarında, uygun politika ve mevzuatta, yönetim faaliyetlerinde ve halkın eğitimine yönelik faaliyetler ile tüm sulak alanların, akılcı kullanımlarını sağlamak olduğu, RAMSAR Sözleşmenin amacını teşkil eden sulak alanların, bataklık, sazlık, sulak çayırlık, turbiyeler veya sular olduğu, bunların doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu olabileceği, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinliklerinin de buna dahil olduğu, Sözleşmenin 2.maddesine göre akit devletlerin, kendi toprakları içindeki elverişli sulak alanları “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi”ne dahil edilmek üzere tayin etmeleri gerektiği, bu sulak alanların seçiminin ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemlerine göre yapılması gerektiği, Sözleşmenin 3.maddesiyle akit taraflara listeye kaydettirdikleri de dahil olmak üzere sınırları içindeki sulak alanların ekolojik karakterlerinin, teknolojik gelişme, kirlenme veya insan müdahalesi ile değiştiğini, değişmekte olduğunu veya değişme ihtimali bulunduğunu en kısa zamanda haber alacak bir düzenleme yapma yükümlülüğü getirildiği, Sözleşmenin 4.maddesi ile listeye dahil olsun veya olmasın, sulak alanlarında tabiatı koruma alanları ayırarak sulak alanlarının ve su kuşlarının korunmasını geliştirecek inzibati tedbirlerin alınması gerektiği, Ramsar Sözleşmesine taraf olan ülkelerin 3 temel yükümlülüğü yerine getirmeyi kabul ettiği, bunların; Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesine (Ramsar Listesi) uygun sulak alanları eklemek, diğer bir deyişle en az bir adet sulak alanı Ramsar Alanı olarak ilan etmek, sulak alanları etkin bir şekilde yönetmek; ulusal arazi kullanım planlamalarında, uygun politika ve mevzuatta, yönetim faaliyetlerinde ve halkın eğitimine yönelik faaliyetler ile tüm sulak alanların akılcı kullanımlarını sağlamak ve sınır aşan sulak alanların, ortak sulak alan sistemleri, ortak türler ve sulak alanları etkileyecek gelişme projelerinde uluslararası işbirliğini sağlamak olduğu, bu çerçevede dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin ve davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve diğer davacı Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli başvuruları ile anılan çevre düzeni planı değişikliğinin iptali istemiyle 2577 sayılı Yasanın 10.maddesi kapsamında davalı idareye yapılan başvuruya yanıt verilmemesine dair zımni ret işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı Yasanın 7.maddesinin 4.fıkrası uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmış olup dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edildiği, ilan askı süresinin son gününden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken 06.09.2021 tarihinde açılan davanın, davacılar … Derneği, … Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, … Derneği, … Evi, Üretim, Eğitim, İşletme ve Çevre Koruma Kooperatifi, … ve … yönünden süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuki imkan bulunmamaktadır.
Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10.maddesinde, “İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler; Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.” kuralı yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca, ilgililerin idari davaya konu olabilecek bir işlemin tesis edilmesi istemiyle 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında her zaman idareye başvuruda bulunabileceği açıktır.
Çevre düzeni planı ve imar planları düzenleyici işlem olup plan kapsamındaki herhangi bir parsele ilişkin plan değişikliği istemi üzerine tesis edilen işlem, ilgili parsele ilişkin bireysel, subjektif nitelikte bir işlem olup 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca ilgilisi tarafından planda değişiklik yapılması amacıyla idareye başvuru yapılması ve bu başvurunun reddedilmesi üzerine bu bireysel işlem ile birlikte düzenleyici işlemin (çevre düzeni planı, imar planı) de bireysel işlemin tebliğ tarihini izleyen 60 gün içerisinde dava edilebilmesi mümkündür.
Bu itibarla, çevre düzeni/imar planı değişikliği yapılması isteminin reddi üzerine, ret işleminin iptali için açılacak bir iptal davasında yargısal denetimin esasen çevre düzeni/imar planına yönelik olarak yapılacağı kuşkusuz olup, yargısal kararlar da bu yönde istikrar kazanmış bulunmaktadır. Kaldı ki, ret işleminin tebliği üzerine süresinde açılan bir davada, istemin reddine yönelik işlemin iptalinin istenilmemiş olması planın esasına yönelik bir yargısal denetimin yapılmasına engel oluşturmamaktadır.
Öte yandan, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasının en etkin araçlarından biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun kişiye bağlı subjektif hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında da belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ile iptali istenilen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi menfaat ihlali koşulunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, bir menfaatin kişisel menfaat sayılabilmesi iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasını gerektirmemektedir.
Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin bu durum göz önünde bulundurularak geniş yorumlanmak suretiyle saptanacağı, coğrafi alana bağlı kalınmayacağı, bu davaların vatandaş sıfatıyla da açılabileceği, Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, dava açma ehliyetinin subjektif ehliyet yönünden olduğu gibi objektif ehliyet yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. Derneklerin dava açma ehliyetleri tüzüklerinde yazılan kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile sınırlı bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, kuruluş tüzüklerinde davacı derneklerin amacı; dünyanın doğasını, biyolojik çeşitliliğini, ekonomik, ekolojik süreçlerini ve ekolojik bütünlüğünü doğrudan veya dolaylı olarak tanımaya, tanıtmaya ve korumaya katkıda bulunmak, başta ülke olmak üzere Dünya ölçeğinde ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; doğanın dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek olarak belirlenmiştir. Bu haliyle, çevre düzeni planında davacıların sübjektif ve objektif dava açma ehliyetleri bulunmaktadır.
Bu durumda, 11.07.2019 tarihinde onaylanan Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı I17 plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin iptal edilmesi istemiyle davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli 2577 sayılı Yasanın 10.maddesi kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine anılan çevre düzeni planı değişikliği ile birlikte başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/04/2022 tarih ve E:2022/244, K:2022/1336 sayılı bozma uyarınca uyularak gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının … sayılı plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin 11.07.2019 tarihinde onaylandığı, davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve diğer davacı Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli başvuruları ile anılan çevre düzeni planı değişikliğinin iptali istemiyle davalı idareye yaptıkları başvurulara yanıt verilmemesi üzerine diğer davacılar ile birlikte anılan çevre düzeni planı değişikliği ile bu planın iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil,sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunun 14. maddesinde de, dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve 15/1-b maddesinde; bu hususta Kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
2577 sayılı Kanunun 7. maddesinin 1. fıkrasında; dava açma süresinin özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kuralı yer almıştır.
İmar mevzuatı ve 2577 sayılı Yasanın 7.maddesi ile dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle üst makamlara başvurmayı düzenleyen 11.maddesi hükümleri karşısında, imar planlarına karşı, bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Yasa’nın 11.maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihinden itibaren 60 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde veya son ilan tarihini izleyen 60 gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde bu cevap tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceği; imar planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise, davanın, 2577 sayılı Yasanın 7.maddesi uyarınca imar planının son ilan tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içinde açılması gerektiği, ancak bu süreler içerisinde dava açılmamış olması halinde imar planının uygulanmaya konulması ile birlikte uygulama işlemi üzerine işlem ile birlikte imar planına veya doğrudan işlemin dayanağı olan imar planına karşı yeniden dava açma hakkının bulunduğu ve bu aşamada dava açma süresinin uygulama işleminin süresine tabi olduğunda tartışma bulunmamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasının en etkin araçlarından biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun kişiye bağlı subjektif hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında da belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ile iptali istenilen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi menfaat ihlali koşulunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca; bir menfaatin kişisel menfaat sayılabilmesi iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasını gerektirmemektedir. Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin bu durum göz önünde bulundurularak geniş yorumlanmak suretiyle saptanacağı, coğrafi alana bağlı kalınmayacağı, bu davaların vatandaş sıfatıyla da açılabileceği, Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, dava açma ehliyetinin subjektif ehliyet yönünden olduğu gibi objektif ehliyet yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. Derneklerin dava açma ehliyetleri tüzüklerinde yazılan kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile sınırlı bulunmaktadır.
Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin karar yönünden;
1-a / Davacılar … Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve … Derneği yönünden;
Kuruluş tüzüklerinde davacı derneklerin amacı; dünyanın doğasını, biyolojik çeşitliliğini, ekonomik, ekolojik süreçlerini ve ekolojik bütünlüğünü doğrudan veya dolaylı olarak tanımaya, tanıtmaya ve korumaya katkıda bulunmak, başta ülke olmak üzere Dünya ölçeğinde ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; doğanın dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek olarak belirlenmiştir.
Bu durumda, çevre düzeni ve imar planlarının iptali isteminde çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına dair uyuşmazlıklarda davacıların sübjektif ve objektif dava açma ehliyetleri bulunmaktadır. Ancak ilgililer 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında haklarında işlem tesis edilmesi için başvuruda bulunabileceklerinden, davacıların kendisine ait olmayan taşınmaza ilişkin olarak anılan Yasa maddesi uyarınca başvuruda bulunması hususunda dava açma ehliyetlerinin olmadığı açıktır.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 31. maddesinin 4.fıkrasında, “İmar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir.” düzenlemesi yer almakta olup çevre düzeni planı değişikliği istemlerinin reddine dair işlemlere karşı açılan davalarda “ilgili” kavramından, uyuşmazlığa konu parsele ilişkin tapuda lehine kullanıcı ve muhdesata ilişkin şerh düşülen kişilerin anlaşılması gerekmektedir.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, menfaat ihlalinde ilgilinin idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisinin kurulması gerektiği açık olup çevre düzeni planı değişikliği taleplerinde ilgililerin ancak kendi mülkiyetlerinde bulunan taşınmazlara ilişkin kullanım kararlarının değiştirilmesini talep edebileceği dikkate alındığında, davacıların, uyuşmazlığa konu parselin malikleri olmadığından, bu parsel üzerinde yapılan çevre düzeni planı değişiklik isteminin reddine ilişkin işlemin iptali isteminde kişisel, meşru ve güncel bir menfaatlerinin etkilenmediği bu itibarla dava açma ehliyetlerininde bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
1-b / Davacılar … Derneği, … Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, … Derneği, … Kooperatifi, … ve … yönünden;
Adı anılan davacılar, dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” (I17 Plan Paftası) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edilen plana askı süresi içinde itiraz etmedikleri gibi 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında da herhangi bir başvuruda bulunulmamıştır. Kaldı ki yukarıda yer verilen değerlendirmeler doğrultusunda belirtilen davacılar uyuşmazlık konusu parselin malikleri olmadıklarından, çevre düzeni plan değişikliği işleminde bulunamayacakları, bu yönde yapılan bir başvurunun reddi ya da zımnen reddine ilişkin işleme karşı da dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı açıktır.
2.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının … sayılı plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan çevre düzeni planı değişikliği yönünden;
2577 sayılı Yasanın 7.maddesinin 4.fıkrası uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır. Dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” (… Plan Paftası) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edilmiştir. Bu itibarla ilan askı süresinin son gününden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken yasal dava açma süresi 06.09.2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuki imkan bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, çevre düzeni planı değişikliği istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işleme karşı davacıların dava açma ehliyetleri bulunmadığından bu işlemin kaçırılmış olan dava açma süresini yeniden canlandırmayacağı açıktır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan plan değişikliği yönünden DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımmen reddine ilişkin işlem yönünden DAVANIN EHLİYET NEDENİYLE REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.