Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/2448 E. 2022/2649 K. 28.09.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2448 E.  ,  2022/2649 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2448
Karar No : 2022/2649

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …
2- … Başkanlığı
VEKİLLERİ : Av. …
DAVALI İDARELER
YANINDA MÜDAHİL : … Holding Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2022 tarih ve E:2019/13847, K:2022/5998 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Özelleştirme kapsam ve programındaki Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 08/01/2019 tarih ve 575 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişiklikleri ile anılan değişikliklere … tarih ve … sayılı dilekçeyle yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 23/05/2022 tarih ve E:2019/13847, K:2022/5998 sayılı kararıyla;
Davalı idarelerin, dava açma süresi ve ehliyete ilişkin usule yönelik itirazlarının yerinde görülmediği belirtilerek, dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapor, davacı itirazları ve davalı idarelerce sunulan beyanların birlikte incelenmesinden,
1/100.000 ölçekli çevre düzeni değişikliği yönünden;
Uyuşmazlık konusu taşınmazın, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kısmen “Kentsel Yerleşik Alan” kısmen de “Tarım Alanı” olarak gösterildiği, 2014 tarihindeki Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise artık bu bölgede tarımsal nitelikli korunacak alanı gösteriminin tamamen kaldırıldığı, dava konusu işlem ile özelleştirme kapsamındaki uyuşmazlık konusu taşınmazın kullanımının “Kentsel Meskun (Yerleşik) Alan” olarak düzenlendiği,
Bilirkişi raporunda, 2011 yılı onay tarihli 1/100.000 ölçekli plan ana kararlarını gösteren çevre düzeni planında bölgede “Tarım Alanı” kullanımının bulunması nedeniyle korunmasına karar verilmiş olan tarımsal alanın veya zeytin ağaçlarının alt ölçekli planda konut alanlarıyla içiçe bile olsa korunması ve sürdürülmesinin olanaklı olduğu, üst ölçekli bir çevre düzeni planında plan hükümlerine ilaveler yapılarak alt ölçekli planları yönlendirip bu olanakların hayata geçirilmesinin sağlanması gerektiği tespitlerine yer verilmiş ise de, uyuşmazlığa konu taşınmazın tarım arazisi olduğuna dair yeterli verinin bulunmadığı, ilgili kurum olan İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından tarım alanı olduğuna dair resmi bir kayıt oluşturulmadığı, artan nüfus öngörüsüne uygun olarak bakılan dava konusu imar planı değişikliklerinden önce ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyesi tarafından kabul edilen 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında kentsel gelişme alanı olarak planlandığının anlaşıldığı,
4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’da belirlenen yetki doğrultusunda, daha önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kısmen “Kentsel Yerleşik Alan” kısmen de “Tarım Alanı” olarak gösterilen, ölçeği gereği çevre düzeni planı değişikliğine konu olabilecek 56 hektarlık dava konusu taşınmazda, anılan çevre düzeni planı değişikliğinin, fiziki ve teknik eşikler, mülkiyet durumu ve çevredeki kullanımlar ile bölgenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapıldığı, alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şeklini ortaya koyan arazi kullanım kararı getirildiği görüldüğünden davaya konu taşınmazın kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği yönünden;
Özelleştirme İdaresi tarafından 04/12/2017 tarihli plan değişikliklerine askı sürecinde yapılan itirazlardan, yol genişliğinin 10 metreye düşürülmesi, teknik altyapı alanı ayrılmaması ve gösterime ilişkin itirazların kabul edilerek bu doğrultuda bakılan davanın konusu olan nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin yapıldığının anlaşıldığı,
Davaya konu taşınmazın bulunduğu alanda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait olduğu, davaya konu edilen imar planı yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, bakılan dava konusu işlem ile aynı zamanda 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da değişiklik yapılarak dava konusu taşınmazın bulunduğu alanın çevre düzeni planında “Kentsel Yerleşik Alan” olarak planlandığı, bakılan davada anılan çevre düzeni planı değişikliğinin de hukuka uygun olduğu değerlendirildiğinden, plan değişikliklerinin üst ölçekli planlara aykırılık oluşturmadığı,
Çevre ve imar bütünlüğü yönünden değerlendirildiğinde ise; bilirkişi raporunda da ifade edildiği gibi konut alanlarında getirilen yapılaşma koşulunun alandaki mevcut yapılarla, bu alandaki imar düzeni ve dokuyla, alana ilişkin geçmiş planlarla uyumlu olduğu, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da değişiklik yapılarak plan hiyerarşisine uygunluğun sağlandığı, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden özelleştirmenin amacına uygun olarak taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için parsel bazlı değişiklik yapıldığı, 2005 yılında yapılan imar planlarındaki kullanım şeklinin korunduğu, diğer taraftan dava konusu parselle sınırlı olarak yapılan bu değişikliğin sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek nitelikte olmadığı, ayrıcalıklı haklar verilerek çevre imar bütünlüğünün bozulmadığı,
Diğer taraftan, bilirkişi raporunda, 20/02/2020 tarihli ve 31045 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile bina yüksekliklerinin, yençok:serbest olarak belirlenemeyeceği kuralına yer verildiği ve ibadet alanının “yençok:serbest” biçimindeki plan kararının bu maddeye aykırı olduğu ifade edilmiş ise de, dava konusu işlem tarihi itibarıyla yürürlükte olmayan mevzuat hükmünün, bakılan davada değerlendirmeye esas alınamayacağı,
Bu nedenlerle, anılan çevre düzeni planı ile imar planı değişikliklerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, bilirkişi raporuna aykırı bir şekilde karar verildiği, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan planların Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinden istisna olduğuna dair bir mevzuat düzenlemesinin bulunmadığı, önceki planlarla taşınmazda kurulan yeşil alan sisteminin ve sürekliliğinin dava konusu değişiklikler ile ortadan kaldırılmak suretiyle sosyal donatı dengesinin bozulduğu, teknik altyapı dengesinin de bozulduğu, eşdeğer alan ayrılmadığı, dava konusu taşınmazda yapılan müdahalenin ulaşım planlaması açısından da sakıncalı olduğu, tatmin edici bir gerekçe içermeyen Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler ve yanında müdahil tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Her ne kadar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesinde, ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerde, aynı Kanun’un 11. maddesindeki itiraz usulünün uygulanmayacağı belirtilmiş ise de; 3194 sayılı İmar Kanunu’nun, “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, nazım ve uygulama imar planlarının belediye meclisince onaylanması sonrasında bir ay süre ile ilan edilmesi ve bu süre içerisinde planlara itiraz edilebilmesine ilişkin özel bir süreç düzenlenmiş olup, ilan süresi içerisinde yapılan itirazların da belediye meclisince onbeş gün içinde incelenerek kesin karara bağlanması gerektiği kurala bağlanmıştır.
Bu sürecin, imar planlarına aleniyet kazandırmanın yanında, sözü edilen planlardaki yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ilgililerce idareye başvurulması ve idarenin de itiraza konu işlemi kaldırarak ya da değiştirerek planlardaki hukuka aykırılıkları giderebilmesi için öngörüldüğü ve özel nitelikte bir düzenleme olduğu açıktır.
Dolayısıyla, dava açma süresinin başlangıcı belirlenirken, belirtilen amaçların hasıl olabilmesi için, bir aylık ilan süresi sonrasında, yapılan itirazların incelenerek kesin karara bağlanması için öngörülen onbeş günlük sürenin de beklenilmesi önem arz etmektedir.
Buna göre, bir aylık ilan süresinin bitiminden itibaren başlayan onbeş günlük süre içerisinde itirazlar hakkında bir karar verilmişse bu tarihten, verilmemişse onbeş günlük sürenin bitimini izleyen günden itibaren dava açma süresinin başlatılması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa’nın 40. maddesi gereğince, eğer ilan-askı tutanaklarında, ivedi yargılama usulüne tabi imar planlarına karşı otuz günlük özel dava açma süresi içerisinde dava açılabileceği belirtilmediyse, dava açma süresinin, genel dava açma süresi olan altmış gün olduğunun da kabulü gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından askı sürecinde imar planlarına yapılan itiraz hakkında davalı idarece onbeş günlük süre içerisinde herhangi bir işlemin tesis edilmediği ve ilan-askı tutanaklarında, dava konusu imar planlarına karşı otuz günlük özel dava açma süresi içerisinde dava açılabileceğinin belirtilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu plan değişikliklerinin son ilan tarihinden (21/02/2019) itibaren onbeş günlük sürenin de geçmesiyle başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde açılan davanın esasının incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Özelleştirme kapsam ve programındaki, mülkiyeti … Holding Anonim Şirketi ile birleştirilerek tüzel kişiliği sona erdirilen … Gayrimenkul Anonim Şirketine ait, Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, 09/01/2019 tarih ve 30650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 08/01/2019 tarih ve 575 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan, Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri yapılmıştır.
Anılan plan değişiklikleri 22/01/2019 – 21/02/2019 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edilmiş, askı sürecinde, davacı tarafından sunulan … tarih ve … sayılı dilekçeyle plan değişikliklerine itirazda bulunulmuştur.
Bunun üzerine, yapılan itiraza altmış gün içinde cevap verilmediğinden bahisle 29/04/2019 tarihinde temyizen incelenen dava açılmıştır.
Plan değişikliklerine askı sürecinde davacı tarafından yapılan itirazın, 19/04/2019 tarih ve 30750 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 18/04/2019 tarih ve 993 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; 8. maddesinde, bu Kanun’da yazılı sürelerin, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı, tatil günlerinin sürelere dahil olduğu, sürenin son gününün tatil gününe rastlaması durumunda, sürenin tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzayacağı, bu Kanun’da yazılı sürelerin bitmesinin çalışmaya ara verme zamanına rastlaması durumunda, bu sürelerin, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacağı kurala bağlanmıştır.
Yine aynı Kanun’un “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarının ivedi yargılama usulüne tabi olduğu; ikinci fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; aynı fıkranın (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde bu Kanun’un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun, “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tesbit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye Başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari işlemlerin nitelikleri gereği kanunlarda genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinde öngörülen ve özel bir yargılama niteliği taşıyan ivedi yargılama usulünü ve bu usule tâbi işlerde geçerli olan dava açma süresini bilmeleri mümkün değildir.
Dolayısıyla, ivedi yargılama usulüne tâbi olan bir işlemi öğrendiklerinde kaç gün içinde hangi merciye başvurulacağını ya da doğrudan dava açılıp açılamayacağını bilmeleri beklenemez.
Bu doğrultuda, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, 09/01/2019 tarih ve 30650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 08/01/2019 tarih ve 575 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan, Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü kapsamına girmekte olup, her ne kadar söz konusu maddede, otuz günlük özel dava açma süresi öngörülmüş ise de; Anayasa’nın 40. maddesi gereğince, kanunlarda özel başvuru yolu ve dava açma süresi öngörüldüğü hallerde bunun ilgililere açıkça ve ayrıca bildirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta, dava konusu değişiklikler 22/01/2019 – 21/02/2019 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edilmiş, askı sürecinde, davacı tarafından sunulan 21/02/2019 tarihli dilekçe ile plan değişikliklerine itirazda bulunulmuştur.
Dava konusu çevre düzeni ve imar planı değişiklikleri askıda ilan edilirken, söz konusu planların ivedi yargılama usulüne tabi olduğuna veya özel dava açma süresi bulunduğuna yönelik askı tutanaklarında herhangi bir açıklamaya yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin gözetilmesinin yanı sıra, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun’un 11. madde hükmünün uygulanamayacağının dikkate alınması gerekmektedir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu plan değişikliklerinin son ilan tarihi olan 21/02/2019 tarihini izleyen altmış gün içinde ve en son 22/04/2019 (Pazartesi) tarihinde açılması gerekirken, 29/04/2019 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun’un 11. madde hükmünün uygulanma olanağı bulunmadığından, plan değişikliklerine askı sürecinde davacı tarafından yapılan itirazın reddine yönelik 19/04/2019 tarih ve 30750 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 18/04/2019 tarih ve 993 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının, dava açma süresini ihya etmeyeceği de açıktır.
Kaldı ki, davacı tarafından, dava dilekçesinde, planlara askı sürecinde yapılan itirazın (sarih bir şekilde) reddine yönelik olarak, dava açma süresi içerisinde tesis edildiği anlaşılan, anılan Cumhurbaşkanı Kararına değil, hukuken gerçekleşmediği anlaşılan zımni ret işlemine dayanıldığı anlaşılmakta olup, dava açmaktaki muradı Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, 09/01/2019 tarih ve 30650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 08/01/2019 tarih ve 575 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan, Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin iptalini temin etmek olan davacının, anılan planlara askı sürecinde yaptığı itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemi yönünden ise ayrıca bir değerlendirme yapılarak hüküm kurulmasına gerek görülmemiştir.
Bu durumda, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE;
2. Davanın reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 23/05/2022 tarih ve E:2019/13847, K:2022/5998 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,
4. Kesin olarak, 28/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi, dava açma süresi ile ilgili hükümler içermekle birlikte, söz konusu maddede, tüm idari işlemlere karşı dava açılmadan önce, ilgili idare nezdinde itiraz edilebileceğini öngören genel ve ihtiyari idari usul (idari itiraz usulü) kuralları düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, düzenleyici bir idari işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı, ilan/askı süresi içerisinde özel ve ihtiyari bir idari itiraz usulü öngörülmüştür.
Bir uyuşmazlıkta, genel kanun ve özel kanun hükümlerinin olayı düzenleyen hükümleri arasında bir çelişki olması durumunda, o konuda genel kanunun değil özel kanunun uygulanacağı hususu hukukun temel ilkelerinden biridir.
Bu çerçevede, imar planlarına karşı açılan davalarda, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içerisindeki özel idari itiraz usulünün, dava açma sürelerine esas alınması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, imar planlarının kesinleşip, uygulanabilmesi için öngörülen “ilan-askı-itiraz” usulünün 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamındaki bir usül olmayıp, özel Kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun’da işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usül olduğu ve bu kapsamda yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Her ne kadar, 24/07/2008 tarih ve 5793 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 3194 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesinde;
“Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmüne yer verilerek, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onlar lehine irtifak veya kullanım hakkı tesis edilmiş arsa ve araziler ile özel kanunlar uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Kanun’un 8. maddesinde belirtilen ilan ve askı yükümlülüklerinden muaf olarak Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmesi öngörülmüş ise de, maddenin yedinci cümlesinde yer alan “bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer” ibaresinin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 09/06/2011 tarih ve E:2008/87, K:2011/95 sayılı kararıyla;
“…Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti, 36. maddesinde hak arama özgürlüğü, 125. maddesinde de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmektedir.
3194 sayılı İmar Kanunu, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla çıkarılmış olup, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıları kapsamaktadır. Kanun’un 8. maddesinde, imar planlarının belediye meclisince, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planların ise valilikçe onaylanacağı, her iki planın 1 ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde yapılacak itirazların da 15 gün içinde kesin karara bağlanacağı öngörülmüştür. Maddenin gerekçesinde de imar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo-ekonomik esasa dayalı düzenlemenin getirilmesi, bu suretle şehirlerin gelişmesinin Bölge Planları ile yönlendirilmesi ile imar planlamalarında sürenin asgariye indirilmesi ve aynı zamanda mahalli koşulların plana sağlıklı olarak yansıması için Valilik ve Belediyelere plan yapma yetkisini tanıyan hükmün getirildiği; ayrıca, halkın kendisi için yapılan imar planlarının aleniyetinin sağlanmasının amaçlandığı vurgulanmıştır.
Bu durumda İmar Kanunu’nda ilanlar için öngörülen askı süresinin imar planlarının ve değişikliklerinin aleni olmasına dayandığı ve ilgililerin idareye yapacakları itirazlar için getirildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu kuralla sözü edilen taşınmazlara ilişkin olarak İmar Kanunu’nun 8. maddesindeki imar planlarının onaylanmasının ardından kamuoyuna mahalli araçlarla duyuru yapılarak aleniyetin sağlanması ve bu süre içinden yapılan itirazlar sonucunda kesinleşmesi yönteminden vazgeçilmekte, imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanması ve Resmi Gazete’de yayımlanmalarının ardından idari açından kesin ve uygulanması gereken bir işlem halini alması öngörülmekte, sözü edilen planlardaki yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ilgililerce idareye başvurulması ve idarenin de itiraza konu işlemi kaldırarak ya da değiştirerek planlardaki hukuka aykırılıkları giderebilmesinin yolu kapatılmaktadır. Bu durumda, ilgililerin bu taşınmazlara ilişkin imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için yetkili ve görevli idari yargı mercilerine dava açmak dışında, bir başvuru imkanı kalmamaktadır. Kuralın imar plan ve değişikliklerini veya bunlara ilişkin onama işlemlerini askı sürelerine tabi kılmamakla, yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünü kullanmasını zorlaştırdığı açıktır.”
gerekçesine yer verilerek, kural Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin değinilen kararı karşısında, 3194 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesindeki imar planlarının da 3194 sayılı Kanun’un 8. maddesindeki usule tabi olacağında kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, dava konusu imar planları da yürürlüğe konulurken, 3194 sayılı Kanun’un 8. maddesindeki usule uygun olarak ilan-askı ve itiraz süreci işletilmiştir.
Öte yandan, davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinde öngörülen ve özel bir yargılama niteliği taşıyan ivedi yargılama usulünü ve bu usule tâbi işlerde geçerli olan dava açma süresini bilmeleri mümkün olamayacağından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği açıktır.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu plan değişikliklerinin 22/01/2019 – 21/02/2019 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edildiği, askı-ilan sürecinde, davacı tarafından sunulan 21/02/2019 tarihli dilekçe ile imar planı değişikliklerine itirazda bulunulduğu, itirazın 19/04/2019 tarih ve 30750 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 18/04/2019 tarih ve 993 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile reddedilmesi üzerine de 29/04/2019 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu plan değişikliklerine davacı tarafından askı-ilan sürecinde yapılan itirazın, 19/04/2019 tarih ve 30750 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 18/04/2019 tarih ve 993 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile reddedilmesi üzerine işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde açılan davada, süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, davacı tarafından plan değişiklikleri ile birlikte dava konusu edilen, planlara askı-ilan sürecinde yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin hukuken gerçekleşmediği anlaşılmakta ise de; bu durumun, Muğla İli, Datça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, 09/01/2019 tarih ve 30650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 08/01/2019 tarih ve 575 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan, Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin esasının incelenmesine engel olmayacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, temyiz istemine konu Daire kararı hakkında, uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.