Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/2826 E. , 2022/4217 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2826
Karar No : 2022/4217
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacılardan …’nun Sivas ilinde askerlik görevini yaptığı sırada 17/09/2012 tarihinde kendisine zimmetli görev silahıyla yaralanması sonucu bir bacağını kaybederek engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle oluştuğu ileri sürülen zararlarına karşılık … için 20.000,00 TL maddi 100.000,00 TL manevi, annesi … ve babası …’ya ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacı …’nun özür oranını gösteren rapor tarihi olan 09/07/2013 tarihinin, davacıların idari eylemden haklarının ihlal edildiğini öğrendikleri nihai tarih olduğunun kabulü ile bu tarihten itibaren 1 yıllık süre içerisinde idareye başvuru yapılması gerektiği halde, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde belirtilen süreler geçtikten çok sonra 16/12/2016 tarihinde idareye başvuru yapıldığı anlaşıldığından, bakılan bu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, olayın bir başka askerin dahli nedeniyle kaza neticesinde meydana geldiği, söz konusu olay nedeniyle davacı … hakkında “kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek” suçundan ceza davası açıldığı, yargılama sonucunda beraatine karar verildiği, kararın temyizi üzerine dosyanın Askeri Yargıtayda derdest bulunduğu, 07/04/2016 tarihli beraat kararının tebliği üzerine 16/12/2016 tarihinde davalı idareye başvuruda bulundukları, davada süre aşımı olmadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı Ahmet Durdu, 17/09/2012 tarihinde ateşli silahla bacağından yaralanmış, olayı müteakiben Sivas Numune Hastanesinde ameliyat edilmiş, daha sonra (eski adıyla) Gülhane Askeri Tıp Akademisinde tedavi altına alınmıştır.
Olaya ilişkin olarak Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde …’nun “kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek” suçunu işlediğinden bahisle hakkında ceza davası açılmış, açılan bu dava sonucunda, (kapatılan) Kara Kuvvetleri Komutanlığı …’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı … Askeri Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla beraatine karar verilmiş, davacılar tarafından 16/12/2016 tarihli dilekçe ile davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ön karar başvurusu tarihinde yürürlükte olan haliyle “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari eylem; idarenin işlevi sırasında bir hareketi veya hareketsizliği, bir olayı, bir davranışı veya tutumu, idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem bulunmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davasının açılabilmesi için; maddi olayın, zarara sebep olan eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya konulması zorunludur.
Söz konusu eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme, ceza soruşturma ve kovuşturması veya kesin sağlık kurulu raporları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle askeri görev sırasında meydana gelen kaybolma, ölüm, yaralanma gibi durumlarda, zarara sebebiyet veren olgunun saldırı, kaza, ihmal, dikkatsizlik ve benzeri nedenlerle gerçekleşip gerçekleşmediği yapılan adli veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkacaktır. Bu bağlamda, soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında ya da sonucunda elde edilen bilgilerin, dava açmaya elverişli olup olmadığının ve takip edilecek usulün belirlenmesinde önemli bir yer tuttuğu açıktır. Bir başka ifadeyle, ölüm veya yaralanma olayının sebebine dair bilgi ve belgeler, idarenin kusur sorumluluğuna dayalı tazminat davası açılıp açılmamasına yönelik iradenin ortaya çıkmasında belirleyici bir etkiye sahiptir.
Ayrıca, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi halinde zararın öğrenilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir. Bu açıdan, idari veya cezai soruşturma ve kovuşturma sonucunun beklenmesinin, olayın bütün yönleriyle kapsamının ve idari eylemin niteliğinin anlaşılmasına, idarenin sorumluluk sebebinin öğrenilmesine ve dolayısıyla eylem nedeniyle uğranılan zararın kesin olarak ortaya çıkmasına (örneğin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelen ölüm olayından dolayı duyulan üzüntü karşılığı istenilecek manevi tazminat tutarının tespitine) yardımcı olacağı şüphesizdir.
Esasen, idari eylemin tamamlandığı, zararın ve zarara neden olan idari eylemin bütün yönleriyle tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Eylemin idariliğinin ve/veya zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta, davacılardan …’nun 17/09/2012 tarihinde vatani görevini ifa ederken ateşli silahla bacağından yaralandığı sabit olup; dava dilekçesinde, yaralanmasına neden olan olayın, görev dönüşü kendisine zimmetli silahını tüfekliğe bırakmaya giderken bir başka asker ile kavga etmeleri sırasında silahının kazaen ateş almasıyla meydana geldiği, dolayısıyla olayda davalı idarenin, gerek kendisine saldıran diğer ere yönelik gözetim ve denetim yükümlülüğünü gereğince yerine getirmemesi, gerekse görev dönüşü silahının Nöbetçi Astsubay tarafından doldur-boşalt yaptırılmadan tüfekliğe bırakılması talimatı verilmesi, bu suretle kavga sırasında elinde dolu silahın bulunmasına yol açılması nedeniyle hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumluluğu bulunduğu iddia edilmektedir.
Olayla ilgili olarak Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde “kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek” suçunu işlediğinden bahisle Ahmet Durdu hakkında ceza davası açılmış, açılan bu dava sonucunda, (kapatılan) Kara Kuvvetleri Komutanlığı …’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı … Askeri Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, …’nun kendisine ait olan … seri numaralı, sabit dipçikli, G3 piyade tüfeği ile kendisine bitişik atışla ateş ettiği, olayın meydana gelmesinde başka bir erin dahlinin olmadığı, ancak …’nun kastının kendisini askerliğe yararsız hale getirmek mi, yoksa intihar etmek mi olduğunun anlaşılamadığı, söz konusu şüphenin “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince sanık lehine yorumlanması gerektiğinden, …’nun kastının intihar olarak değerlendirildiği gerekçesiyle kasıt yokluğu nedeniyle müsnet suçtan (kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek suçundan) beraatine karar verilmiştir. Anılan karar, Askeri Yargıtay … Dairesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla onanmıştır.
Buna göre, davacı …’nun yaralanmasına neden olan olayın, kendisine zimmetli silahın ateş alması sonucu meydana geldiği hususu, yukarıda özetlenen yargı kararlarıyla şüpheye yer bırakmayacak şekilde ve kesin olarak ortaya konulduğundan, davacının idareye hizmet kusuru atfettiği “görev dönüşü silahının Nöbetçi Astsubay tarafından doldur-boşalt yaptırılmadan tüfekliğe bırakılması talimatı verilmesi” şeklindeki idari eylemi bütün unsurları ile birlikte (eylem ile zarar arasındaki illiyet bağını vb.) Askeri Ceza Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla öğrendiğinin, dolayısıyla anılan iddianın dayanaklarıyla birlikte bu tarih itibarıyla ileri sürülebilir olduğunun kabulü gerekmektedir.
Diğer bir ifadeyle, davacının, idareye karşı dava açarken ileri süreceği iddiaları belirlemeyi, idari eylemi nitelendirmeyi, idari eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağını kurmayı, idarenin sorumluluk sebebini belirlemeyi, kısacası davasının kurgusunu dayanaklarıyla bilikte ortaya koymayı anılan mahkeme kararı tarihi itibarıyla yapabildiği, dolayısıyla dava açma hakkını tam anlamıyla bu tarih itibarıyla kullanabilir hale geldiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacılar tarafından, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi hükmüne uygun olarak 07/04/2016 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, 16/12/2016 tarihli dilekçe ile davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine, 60 günlük yasal süre içerisinde 28/02/2017 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla, davanın süre aşımı yönünden reddi yolundaki … İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 28/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.