Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/11252 E. , 2022/8209 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2020/11252
Karar No : 2022/8209
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN ÖZETİ: İzmir İli, Bayraklı İlçesi, … Mahallesi, … ada, … pafta, … parselde kayıtlı taşınmazın riskli yapı olarak belirlenip yıkılması nedeniyle oluşan 200.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 29/10/2021 günlü, 31643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1. maddesi uyarınca, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dördüncü Bölümünün başlığı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirildiğinden, husumetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yöneltilmesine karar verilerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
… Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarihli, E:…, K:… sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine 28/09/2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY (X):
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir…” hükmüne yer verilmiş olup; “Yargı yolu” başlıkklı 125. maddesinin 3. fıkrasında ise; “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.” kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış; 7. maddesinde ise; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi, mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletlerin bir takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmekte olup, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerektiğini vurgulamaktadır (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, par.57; García Manibardo/İspanya, B.No: 38695/97, 15/2/2000, par.36; Sabri Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, par. 56).
Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri bir takım usuli şartlar öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibi, mahkeme önünde devam eden bir davanın taraflarının, dava konusu hak veya menfaate yönelik tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahür edebilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının mülkiyeti kendisine ait yapı hakkında “riskli yapı raporu” tanzim edilmesi yönünde herhangi bir talebi bulunmamasına karşın davalı idare tarafından dava dışı 3. kişinin talebi üzerine dava konusu yapının riskli olduğuna dair rapor tanzim edildiği, anılan raporun davacıya tebliğ edilmesi lüzumuna rağmen idare tarafından davacının bilgilendirilmediği, yine davacıya bilgi verilmeksizin dava konusu yapının yıkımının 2016 yılında gerçekleştirildiği, davacının yıkım yapıldığını tanıdıkları vasıtasıyla öğrendiği, davacı tarafından, riskli yapı raporu tanzim edilmesi sebebiyle meydana gelen zarardan idarenin sorumlu olduğu ileri sürülerek tazminat talebiyle 2020 yılında idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdarenin Anayasa’dan kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi esas olduğundan, ilgilisine tebliğ edilmeyen idari işlemler için dava açma süresinin başlamaması gerekmekte olup, bu durumda ilgililer tarafından dava açma süresi geçirildikten sonra dava açılması halinde ise davanın süre yönünden reddedilmeyerek işin esasının incelenmesi gerekecektir.
Bu durumda, idarenin işlemlerine karşı dava açılabilmesi için ön şartın yazılı bildirim olduğunu öngören Anayasa’nın 125. maddesinin 3. fıkrasına rağmen, davalı idare tarafından davacının mülkiyetinde olan yapı hakkında yapılan işlemin davacıya bildirilmeyerek, idarenin doğru bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve hak arama özgürlüğünün ihlal edilmiş olması karşısında dava açma süresinin işlemeye başlamadığı anlaşıldığından, İdare Mahkemesince işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmadığı görüşüyle, anılan kararının onanması yolundaki dairemiz kararına katılmıyorum.