Danıştay Kararı 10. Daire 2019/11850 E. 2022/4141 K. 27.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/11850 E.  ,  2022/4141 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/11850
Karar No : 2022/4141

DAVACILAR : 1- … Derneği
2- … Odası
3- … Odası
4- … Derneği
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
(Mülga … Bakanlığı)

DAVANIN_KONUSU : 24/12/2011 tarihli ve 28152 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan genetiği değiştirilmiş MON88017xMON810 mısır çeşidi ve ürünlerinin kararda belirtilen hususlara uyulması şartıyla hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yolundaki Biyogüvenlik Kurulunun 16 sayılı kararı ile mülga Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 24/09/2010 tarihli ve 36479 sayılı, il müdürlüklerine dağıtımlı yazısının eki “GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatı”nın tamamının iptali istenilmektedir.

DAVACILARIN_İDDİALARI : Dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararı ile GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatının hukuka aykırı olduğu, belirtilen GDO’lu ürünlerin hayvan yemi olarak kullanılması halinde, insan, çevre ve biyoçeşitliliğe zarar vereceği ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Yem sanayiinde kullanılmak üzere gelen ürünlerde, ithal edilecek GDO ve ürünlerinin miktarı ve içerdiği gen çeşidi ile ilgili orijin ülke veya yüklendiği ülke yetkili otoriteleri tarafından düzenlenmiş belge veya uluslararası akredite bir laboratuvardan alınmış analiz raporunun arandığı, ürünün GDO’suz olduğuna dair belge getirilmesi veya istenilen belgelerin getirilmemesi durumunda ürünlerin, GDO analizine tabi tutulduğu, 5977 sayılı Kanun ile GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesinin yasak olduğu, onaysız GDO’lar için eşik değerin sıfır, onaylanmış genler için eşik değerin %0,9 olarak belirlendiği, bu kapsamda Biyogüvenlik Kurulunca yapılan değerlendirme sonucunda MON88017xMON810 mısır çeşidi ve ürünlerinin yem amaçlı kullanılmasında insan, hayvan ve çevre sağlığına zararlı olmadığının belirlendiği dava konusu Talimatın ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümlerine uygun olduğu, Talimat ile sadece uygulayıcı birimlerin bilgilendirilmesinin amaçlandığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Biyogüvenlik Kurul kararı ile GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatının iptali gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava,Biyogüvenlik Kurulu’nun, genetiği değiştirilmiş MON88017XMON810 mısır çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yolundaki 24/12/2011 günlü, 28152 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 16 sayılı kararının ve 29/04/2010 günlü, 26470 sayılı “GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatı”nın tamamının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 56. maddesinde; herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ve Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla görevli bulunduğu; 90. maddesinin 5. fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükümlerine yer verilmiştir.
5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasında; bu Kanunun amacının, bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinin (ü) bendinde, risk değerlendirmesinin, GDO ve ürünlerinin, genetik değişiklikten dolayı, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile biyolojik çeşitlilik ve çevre üzerinde sebep olabileceği risklerin ve risk kaynağının test, analiz, deneme gibi bilimsel yöntemlerle tanımlanmasını, niteliklerinin belirlenmesini, değerlendirilmesini ve risk unsurlarının belirlenmesini kapsayan dört aşamalı süreci ifade ettiği; aynı maddenin (z) bendinde, sosyo-ekonomik değerlendirmenin, başvuru hakkında karar verilmeden önce değerlendirmek üzere, GDO ve ürünlerinin çevreye serbest bırakılması ve kullanılması sürecinde biyolojik çeşitlilik ve kullanıcıları ile çiftçiler üzerindeki etkilerden kaynaklanacak sosyo-ekonomik bedelleri belirlemek üzere bilimsel esaslara dayanarak yapılan tüm çalışmaları ifade ettiği; 3. maddesinin 1. fıkrasında, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı gözönünde bulundurularak GDO ve ürünlerinin ithalatı, ihracatı, deneysel amaçlı serbest bırakılması, piyasaya sürülmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara göre yapılacak risk değerlendirmesine göre karar verileceği, risk değerlendirme sonuçlarına göre risk oluşturmayacağı belirlenen başvurular için verilen kararın geçerlilik süresinin on yıl olduğu; aynı maddenin 5. fıkrasında, GDO ve ürünlerinin, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üretici ve tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması, GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riskinin olması, biyolojik çeşitliliğin devamlılığını tehlikeye düşürmesi, başvuru sahibinin biyogüvenliğin sağlanmasına yönelik tedbirleri uygulamak için yeterli teknik donanıma sahip olmadığının anlaşılması durumlarında başvuruların reddedileceği; 12. fıkrasında, GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvurular hakkında risk ve sosya-ekonomik değerlendirmeye ilişkin bilimsel raporların, Kurul tarafından, biyogüvenlik bilgi değişimi mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna açıklanacağı, Kurul’un bu görüşleri de dikkate alarak nihai değerlendirme raporu ile olumlu kararının toplantı tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde gerekçeleri, varsa karşı oy gerekçeleri ve imzaları ile birlikte tekemmül ettirmek ve Bakanlığa sunmak zorunda olduğu, Kurul kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe gireceği; 16. maddesinde de, bu Kanun’un uygulanması ile ilgili usul ve esasları düzenleyen yönetmeliklerin, Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde Bakanlık tarafından çıkarılacağı hükme bağlanmıştır.
Anılan Kanuna dayanılarak davalı Bakanlık tarafından çıkarılan ” Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik” 13/08/2010 günlü, 27671 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, bu Yönetmelikte, GDO ve ürünlerinden kaynaklanabilecek risklerin engellenmesi, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması için, gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizma ve ürünlerle ilgili başvuru, değerlendirme, karar, ithalat, ihracat, etiketleme, piyasaya sürme, denetim, kontrol, araştırma, geliştirme v.b. hususlara ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
Diğer taraftan; 1992 yılında Rio de Janerio’da yapılan “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda çevrenin ve insan sağlığının korunmasına yönelik olarak kabul edilen temel ilkeler arasında “İhtiyatlılık İlkesi”ne yer verilmiş olup, bu ilke uyarınca çevreyi korumak için ihtiyati (ön tedbirci) yaklaşımın devletlerin kendi kabiliyetlerine göre geniş olarak uygulanacağı, ciddi ve geri dönüştürülemez hasar tehlikesi olan yerlerde tam bilimsel kesinlik eksikliğinin çevresel kirlenmenin önlenmesi için gecikmenin sebebi olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir.
Öte yandan,, 29/08/1990 günlü, 4177 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan ve 21/11/1996 günlü, 96/8857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylayarak 27/12/1996 günlü, 22860 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”nde de biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azalması veya yok olması tehdidi söz konusu olduğunda, tam bir bilimsel kesinlik bulunmamasının, bu tehdidi önleyecek veya en aza indirgeyecek tedbirleri ertelemek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiği öngörülmüştür. Anılan Sözleşme kapsamında kabul edilen, ülkemizin taraf olduğu ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu hazırlanırken de esas alınan “Biyogüvenlik Cartagena Protokolü” nde Rio Deklarasyonunun 15 nolu prensibinde yer alan ön tedbirci (ihtiyatlılık) yaklaşımının yeniden onaylandığı belirtildikten sonra anılan Protokolün Genel Hükümler başlıklı 2.maddesinin 2.fıkrasında; tarafların, insan sağlığı üzerindeki riskleri de göz önünde bulundurarak, herhangi bir değiştirilmiş canlı organizmanın geliştirilmesi, muamelesi, taşınması, nakli, kullanımı ve çevreye serbest bırakılmasının biyoçeşitlilik üzerindeki risklerini engelleyecek ya da azaltacak şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacakları hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde, insan sağlığının, çevre sağlığının, biyoçeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda, taraf devletlerin konuya ihtiyatlılık (ön tedbirci ) ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerektiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği ve Yumurta Üreticileri Birliği tarafından genetiği değiştirilmiş MON88017XMON810 mısır çeşidinin Türkiye’de yem olarak ithalatına ve piyasaya sürülmesine Biyogüvenlik Kurulu tarafından izin verilmesi için Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM’e) başvurular yapılmıştır. Bu başvurular üzerine, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nda ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Yönetmelik’te öngörülen şekilde Biyogüvenlik Kurulu tarafından Risk Değerlendirme Komitesi ile Sosyo-Ekonomik Değerlendirme Komitesi oluşturulmuş ve bu Komiteler tarafından düzenlenen değerlendirme raporları Biyogüvenlik Kurulu’nda görüşülerek uyuşmazlığa konu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmak üzere ithalatına ve piyasaya sürülmesine dava konusu Kurul kararı ile izin verilmiştir.
Anılan Komitelerin yaptıkları değerlendirmeler sonucunda düzenledikleri ve dava dosyasında mevcut bulunan mevcut bululunan Risk Değerlendirme Komitesi ile Sosyo-Ekonomik Değerlendirme Komitesine ait her iki raporda dava konusu Kurul kararı ile yem olarak ithalatına ve piyasaya sunulmasına izin verilen genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin, taşıma kullanma veya muhafazası sırasında çeşitli yollarla ülkemizde üretilen geleneksel mısır çeşidine bulaşma olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekilerek bu konuda alınması gereken önlemlere özellikle vurgu yapıldığı ancak söz konusu raporlarda, bilimsel çalışmalara ve verilere dayalı olarak söz konusu transgenik mısır çeşidinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğe kesinlikle zararlı olmadığı, dolayısıyla, bu konuda hiç bir endişenin ya da kuşkunun bulunmadığı yönünde herhangi bir tespit yapılmamış aksine, bu konudaki farklı bilimsel görüşler ortaya konulmuş ve birtakım bilimsel çalışma sonuçlarına dayanılarak bu ürünün bazı yönlerden sakıncaları olabileceği (alerjenite, hedef dışı organizmaları etkilemesi, geleneksel ürüne, toprak bakterisine bulaşma riski gibi) belirtilmiş olmasına karşın, bu ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiş olmakla birlikte Risk Değerlendirme Komitesinin, uyuşmazlık konusu genetiği değiştirilmiş MON88017XMON810 melez mısır çeşidi ve ürünlerinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olup olmadığı, belirtilen yönlerden risk taşıyıp taşımadığı konusundaki değerlendirmelerinin, genellikle bu konuda daha önce çeşitli ülkelerde farklı yöntemlerle (laboratuvar çalışması, alan denemeleri, ürün karşılaştırma v.b.) yapılmış bilimsel çalışmaların sonuçlarına ve EFSA’nın 2009 Raporuna dayandırıldığı, dolayısıyla, anılan Komite tarafından bu konuda ayrıca bir deney, test, alan çalışması ya da laboratuvar çalışmasının yapılmadığı gibi raporun içeriği ile sonucu birbiriyle uyumlu bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, söz konusu raporlarda yer verilen bilimsel çalışma sonuçları ve bilimsel görüşler ağırlıklı olarak, genetiği değiştirilmiş bu melez mısır çeşidinin çeşitli yönlerden özellikle hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlarının olduğu konusunda ciddi endişelerin bulunduğu yönündeki değerlendirmeleri dikkate alındığında , söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı, dolayısıyla güvenilir olduğu sonucuna uluşabilmek hukuken olanaklı değildir. Bu durum; insan, hayvan ve bitki sağlığını, çevreyi ve biyoçeşitliliği doğrudan ilgilendiren bu konuda “ihtiyatlılık ilkesi” çerçevesinde hareket edilmesi zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
Bu çerçeveden bakıldığında, Ülkemizdeki mısır üretiminin büyük oranda ülke ihtiyacını karşıladığı ve alınacak teşvik önlemleriyle ithalata gerek duyulmadan ihtiyacın tamamının ülke üretimi ile karşılanabileceği yönündeki tespitler gözönünde bulundurulduğunda, söz konusu transgenik melez mısır çeşidinden bulaşma riskinin oluşturacağı olumsuzluğun ülkemizde üretilen geleneksel mısır çeşidine vereceği zararın ve bu zararın ülke ekonomisine olumsuz yansımalarının da dikkate alınması gerekmektedir.
Buna göre, genetiği değiştirilmiş MON88017XMON8810 melez mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığına, çevreye ve biyoçeşitliliğe zarar vermeyeceği ve güvenli olduğu Biyogüvenlik Kanunu’nun 2/ü maddesinde öngörülen şekilde bilimsel yöntemlerle somut olarak ortaya konulmadan, söz konusu transgenik mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kulanılması amacıyla ithaline ve piyasaya sunulmasına izin verilmesine ilişkin dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararında, Anayasanın 56. maddesi hükmüne, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere, Biyogüvenlik Kanunu hükümlerine, dolayısıyla hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Davanın, dava konusu 29/04/2010 günlü, “GDO ve Hükümlerine Dair Uygulama Talimatı” ile ilgili kısmına gelince; dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararı ile izin verilen MON88017xMON8810 transgenik mısır çeşidinin anılan Talimat eki çizelgede yer alması, dolayısıyla, Talimat’ta yer alan hükümlerin hukuka aykırılığı saptanan bu ürün bakımından da uygulanacak olması karşısında, dava konusu Talimat hükümlerinde bu yönüyle, yani dava konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidi ve ürünlerine uygulanması bakımından hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararının ve bu Karar ile izin verilen genetiği değiştirilmiş melez mısır çeşidi yönünden dava konusu GDO ve Ürünlere Dair UygulamaTalimat’ının iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Dairemizin 18/05/2015 tarih ve E:2012/4881, K:2015/2362 sayılı davanın reddi yolundaki kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/05/2017 tarih ve E:2015/2862, K:2017/2188 sayılı kararıyla bozulması ve davalı idarenin karar düzeltme isteminin de İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/06/2019 tarih ve E:2017/3805, K:2019/3131 sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava, 24/12/2011 tarihli ve 28152 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan genetiği değiştirilmiş MON88017xMON810 mısır çeşidi ve ürünlerinin kararda belirtilen hususlara uyulması şartıyla hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yolundaki Biyogüvenlik Kurulunun 16 sayılı kararı ile mülga Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 24/09/2010 tarihli ve 36479 sayılı, il müdürlüklerine dağıtımlı yazısının eki “GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatı”nın tamamının iptali istemiyle açılmıştır.
Dairemizin 18/05/2015 tarih ve E:2012/4881, K:2015/2362 sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.
Anılan kararın, davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/05/2017 tarih ve E:2015/2862, K:2017/2188 sayılı kararıyla bozulmasına karar verilmiştir. Bu kararın düzeltilmesi istemi de anılan Kurulun 19/06/2019 tarih ve E:2017/3805, K:2019/3131 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği; 2575 sayılı Kanun’un 38. maddesinde, İdari Dava Daireleri Kurulunca idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların temyizen inceleneceği; 2577 sayılı Kanun’un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 49. maddesinin 6. fıkrasında ise, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu maddenin 4. fıkrası hariç diğer fıkralarının kıyasen uygulanacağı belirtilerek, Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması halinde ısrar olanağı tanınmamıştır.
Bu nedenle, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 56. maddesinde; herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ve Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla görevli bulunduğu; 90. maddesinin 5. fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükümlerine yer verilmiştir.
5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanunun amacının, bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde, risk değerlendirmesinin, GDO ve ürünlerinin, genetik değişiklikten dolayı, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile biyolojik çeşitlilik ve çevre üzerinde sebep olabileceği risklerin ve risk kaynağının test, analiz, deneme gibi bilimsel yöntemlerle tanımlanmasını, niteliklerinin belirlenmesini, değerlendirilmesini ve risk unsurlarının belirlenmesini kapsayan dört aşamalı süreci ifade ettiği; aynı fıkranın (z) bendinde, sosyo-ekonomik değerlendirmenin, başvuru hakkında karar verilmeden önce değerlendirmek üzere, GDO ve ürünlerinin çevreye serbest bırakılması ve kullanılması sürecinde biyolojik çeşitlilik ve kullanıcıları ile çiftçiler üzerindeki etkilerden kaynaklanacak sosyo-ekonomik bedelleri belirlemek üzere bilimsel esaslara dayanarak yapılan tüm çalışmaları ifade ettiği; 3. maddesinin 1. fıkrasında, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı gözönünde bulundurularak GDO veya ürünlerinin ithalatı, ihracatı, deneysel amaçlı serbest bırakılması, piyasaya sürülmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara göre yapılacak risk değerlendirmesine göre karar verileceği, risk değerlendirme sonuçlarına göre risk oluşturmayacağı belirlenen başvurular için verilen kararın geçerlilik süresinin on yıl olduğu; aynı maddenin 5. fıkrasında, GDO ve ürünlerinin, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üretici ve tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması, GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riskinin olması, biyolojik çeşitliliğin devamlılığını tehlikeye düşürmesi, başvuru sahibinin biyogüvenliğin sağlanmasına yönelik tedbirleri uygulamak için yeterli teknik donanıma sahip olmadığının anlaşılması durumlarında başvuruların reddedileceği; 12. fıkrasında, GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvurular hakkında risk ve sosyo-ekonomik değerlendirmeye ilişkin bilimsel raporların, Kurul tarafından, biyogüvenlik bilgi değişimi mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna açıklanacağı, Kurul’un, bu görüşleri de dikkate alarak nihai değerlendirme raporu ile olumlu kararının toplantı tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde gerekçeleri, varsa karşı oy gerekçeleri ve imzaları ile birlikte tekemmül ettirmek ve Bakanlığa sunmak zorunda olduğu, Kurul kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe gireceği; 16. maddesinde de, bu Kanun’un uygulanması ile ilgili usul ve esasları düzenleyen yönetmeliklerin, Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde Bakanlık tarafından çıkarılacağı hükme bağlanmıştır.
Anılan Kanun’a dayanılarak davalı Bakanlık tarafından çıkarılan “Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik” 13/08/2010 tarihli ve 27671 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 26/09/2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu Yönetmelikte, GDO ve ürünlerinden kaynaklanabilecek risklerin engellenmesi, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması için gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizma ve ürünlerle ilgili başvuru, değerlendirme, karar, ithalat, ihracat, etiketleme, piyasaya sürme, denetim, kontrol, araştırma, geliştirme v.b. hususlara ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
Diğer taraftan; 1992 yılında Rio de Janerio’da yapılan “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda çevrenin ve insan sağlığının korunmasına yönelik olarak kabul edilen temel ilkeler arasında “İhtiyatlılık İlkesi”ne yer verilmiş olup, bu ilke uyarınca çevreyi korumak için ihtiyati (ön tedbirci) yaklaşımın devletlerin kendi kabiliyetlerine göre geniş olarak uygulanacağı, ciddi ve geri dönüştürülemez hasar tehlikesi olan yerlerde tam bilimsel kesinlik eksikliğinin çevresel kirlenmenin önlenmesi için gecikmenin sebebi olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir.
Ayrıca 29/08/1996 tarihli ve 4177 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan ve 21/11/1996 tarihli ve 96/8857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak 27/12/1996 tarihli ve 22860 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”nde de biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azalması veya yok olması tehdidi söz konusu olduğunda, tam bir bilimsel kesinlik bulunmamasının, bu tehdidi önleyecek veya en aza indirgeyecek tedbirleri ertelemek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiği öngörülmüştür. Anılan Sözleşme kapsamında kabul edilen, ülkemizin taraf olduğu ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu hazırlanırken de esas alınan “Biyogüvenlik Cartagena Protokolü”nde Rio Deklarasyonunun 15 nolu prensibinde yer alan ön tedbirci (ihtiyatlılık) yaklaşımının yeniden onaylandığı belirtildikten sonra, anılan Protokolün “Genel Hükümler” başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasında, tarafların, insan sağlığı üzerindeki riskleri de göz önünde bulundurarak, herhangi bir değiştirilmiş canlı organizmanın geliştirilmesi, muamelesi, taşınması, nakli, kullanımı ve çevreye serbest bırakılmasının biyoçeşitlilik üzerindeki risklerini engelleyecek ya da azaltacak şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacakları hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde, insan sağlığının, çevre sağlığının, biyoçeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda, taraf devletlerin konuya ihtiyatlılık (ön tedbirci) ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerektiği vurgulanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Olayda; … Derneği İktisadi İşletmesi, … Birliği Derneği İktisadi İşletmesi ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği tarafından genetiği değiştirilmiş MON88017xMON810 mısır çeşidinin Türkiye’de yem olarak ithalatına ve piyasaya sürülmesine Biyogüvenlik Kurulu tarafından izin verilmesi için Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’ne (TAGEM’e) başvurular yapılmıştır. Bu başvurular üzerine, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nda ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Yönetmelik’te öngörülen şekilde Biyogüvenlik Kurulu tarafından Risk Değerlendirme Komitesi ile Sosyo-Ekonomik Değerlendirme Komitesi oluşturulmuş ve bu Komiteler tarafından düzenlenen değerlendirme raporları Biyogüvenlik Kurulu’nda görüşülerek uyuşmazlığa konu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmak üzere ithalatına ve piyasaya sürülmesine dava konusu Kurul kararı ile izin verilmiştir.
Anılan Komitelerin yaptıkları değerlendirmelerin sonucunda düzenledikleri, dava dosyasında birer örnekleri bulunan raporlar incelendiğinde, Risk Değerlendirme Komitesinin Raporunda özetle; MON88017xMON810 melez mısır çeşidine ve ürünlerine ait risk analizi ve değerlendirmesinin; bu çeşidin geliştirilmesinde kullanılan gen aktarımı yöntemi, aktarılan genin moleküler karakterizasyonu ve ürettiği protein, besin değeri, alerjik ve toksik etkileri ile çevreye olası gen geçişlerinden kaynaklanabilecek risklerin dikkate alınarak yapıldığı, 1-)Aktarılan Genlerin Moleküler Yapısı, Anlatımı ve Stabilitesi Yönününden; melez çeşidin, daha önce elde edilen iki transgenik çeşidin (MON88017 ve MON810) klasik olarak melezlenmesinden elde edildiği, melezdeki protein düzeylerinin, anaçları ile karşılaştırıldığında, güvenlik açısından sorun olmadığının görüldüğü, (EFSA, 2009); ancak, bu konunun tartışmalı olduğu ve aktarılan genlerin, transgenik bitkinin gelecek kuşaklarında protein sentezinin tamamen durdurabildiği ya da tümüyle kaybolabildiğine dair görüşlerin de bulunduğu (Snivastava ve Andersan, 1999), 2-)Kimyasal Bileşim Yönünden; melez mısır çeşitlerinde, tüm lokasyonlardan elde edilen veriler analiz edilip sonuçları karşılaştırıldığında, slaj ve taneler arasında istatiksel olarak önemli bir fark bulunmadığı, kontrol çeşidi ile karşılaştırıldığında ise melez mısır çeşidinin tanelerinde alanin, linoleik asit, aradişik asit ve ferulik asitte önemli artışlar, elikosanik asit, bakır, potasyum ve B2 vitaminde ise önemli azalmalar belirlendiği (EFSA 2009), 3-)Tarımsal Özellikler Bakımından; melez mısır ile melez olmayan kontrol çeşitleri arasında istatiksel olarak önemli farklılıklar belirlendiği, bu farklılıkların sadece bir lokasyonda gözlendiği, tüm lokasyonlar birlikte değerlendirildiğinde ise farklılık olmadığının görüldüğü, 4-)Toksisite Değerlendirmesi Yönünden; melez mısır çeşidini oluşturan anaçların hayvan yemi olarak tüketilmeleri durumunda, toksisite bakımından klasik çeşitler kadar güvenilir olduğunun EFSA’nın önceki raporlarında bildirildiği, Amerika’da 400 fare üzerinde 90 gün süreyle yapılan denemelerde, transgenik mısır ile beslenen farelerde herhangi bir toksik etkinin görülmediği ve transgenik (genetiği değiştirilmiş) çeşidin klasik kontrol çeşidi kadar güvenli olduğunun belirtildiği (He ve ark. 2008), ancak, Fransa’da yapılan bir araştırmada ise, transgenik mısır çeşidi ve klasik kontrol mısır ile beslenen farelerde 90 gün süreyle yapılan test sonuçlarına göre, farelerin cinsiyetlerine göre önemli farklılıklar oluştuğu, trigliserit değerlerinin dişilerde %24-40 oranında arttığının, erkeklerin ise böbreklerinde ürin foster ve sodyum değerlerinin %31-35 oranında azaldığının belirlendiği, bu araştırma çalışmalarının sonucunda, araştırmacıların inceledikleri transgenik mısır çeşidinin güvenli bir ürün olmadığını vurguladıkları (Seralini ve ark. 2007), farelerde 3 temel transgenik mısır çeşidi (NK603, MON810 ve MON863) ile yapılan bir başka karşılaştırmalı beslenme analizinde, kan ve organlara ilişkin verilerin değerlendirildiği araştırmada, cinsiyete ve dozlara bağlı olarak, transgenik mısır ile beslenen farelerde yeni yan etkilerin ortaya çıktığının belirlendiği, yan etkilerinin özellikle karaciğer, böbrek gibi toksisite ile doğrudan ilgili organlarda belirlendiği, bunların dışında kalp, adrenal salgı bezleri, dalak ve hematolojik sistemde de bazı önemli etkilerin görüldüğü, bu araştırma sonucunda da, hepatorenal toksisitenin, genetik yapısı değiştirilmiş mısırlardaki glifosata ve böceklere dayanıklık sağlayan genlerden kaynaklandığının vurgulandığı (de Vendomois ve ark. 2009), 5-)Alerjinite Değerlendirmesi Yönünden; genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin genellikle potansiyel alerjen olarak değerlendirildiği, incelenen melez mısır çeşidinin yapılan analizler sonucunda alerji ile ilgili herhangi bir sorun oluşturmadıklarının EFSA, 2009 raporunda vurgulandığı, her yeni proteinde olduğu gibi genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerde de ayrıntılı biçimde alerjenite testleri yapılması gerektiği, aktarılan genin kaynağının alerji ile ilgili geçmişinin irdelenmesi ve bu genin oluşturduğu proteinin biyokimyasal yapısının bilinen alerjenlerle karşılaştırılması gerektiği, ürünü kullanacak olanın alerji ile ilgili sorunu bulunuyorsa, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin kullanılması durumunda, potansiyel alerjinitenin mutlaka dikkate alınması gerektiği (Kleter ve Kok, 2010), 6-)Genetik Değişiklikten Kaynaklanabilecek Beklenmeyen Etkiler Konusunda; beklenmeyen etkilerin bazılarının tahmin edilebilmekle birlikte, genellikle önceden tahmin etmenin mümkün olmadığı (Cellini ve ark., 2004; Kleter ve Kok, 2010), beklenmeyen etkilerin, genetik yapısı değiştirilmiş ürünün güvenirliğini yakından ilgilendiren bir olay olduğu, genetik yapısı değiştirilmiş bitkilerde modikifasyonlar arttıkça beklenmeyen etkilerin oranın da artığı, yapılan genetik değişikliğin karmaşıklığının da etkileri teşvik ettiği (Kleter ve Kok, 2010) bitki genomlarına yeni bir genetik metaryal aktarıldığında, aktarılan bölgedeki değişiklikler nedeniyle bitkinin fenotipinde ya da kimyasal yapısında beklenmeyen değişikliklerin oluşabileceğinin bilindiği (Cellini, 2004; Latham ve ark. 2006; Lischer ve Oksman- Caldentey, 2006), 7-)Hedef Dışı Organizmalara Etkisi Bakımından; hedef dışı organizmaların olumsuz etkilenmesine ilişkin de birçok araştırmanın yapıldığı ve sonuçların tartışıldığı, Cry proteinin, transgenik bitkileri tüketen hedef organizmalar için doğrudan, bu proteinin bulaştığı diğer ürünleri tüketen hedef dışı organizmalar için dolaylı bir etki gösterdiği, Amerika’da kral kelebekleri üzerinde yapılan bir araştırmada üzeri transgenik mısır çeşitlerinin çiçek tozları ile kaplı yaprakları yiyen larvaların zarar gördüğünün belirtildiği (Losey ve ark., 1999), ayrıca hanım böceği ve dantel kanat gibi böcek türülerinin öldüğünü bildiren araştırmaların da bulunduğu (Hilbeck ve ark., 1998), bu araştırmaların, melez mısır çeşidinde de bulunan Cry proteinlerinin dolaylı toksik etkisini göstermesi bakımında önemli olduğu, 8-)Gen Geçişleri Yönünden; mısır tohumlarının doğaya yayılmasının hayvanlar aracılığı ile olabileceği gibi, yem işleme ve nakliye süreçleri sırasında da gerçekleşebileceği, transgenik çeşitlerden diğer çeşit ve türlere doğrudan gen geçişleri üzerinde de farklı görüşlerin olduğu, transgenik mısır çeşitlerinin yaygın olarak yetiştirildiği ABD ve Kanada’da yabani mısır çeşidi bulunmadığından bu ülkelerde riskin söz konusu olmadığı, ancak sorunun sadece yabani gen kaynakları ile sınırlı olmadığı, mısır bitkilerinin yabancı döllenen ve çiçek tozlarını canlı olarak çok uzak mesafelere gönderebilen bitki türlerinden olduğu, bu nedenle transgenik çeşitlerden klasik kültür çeşitlerine gen geçişi olasılığının çok yüksek olduğu, örneğin; Teksas’da son derece korumalı koşullarda yetiştirilen organik mısır çeşidi “Terra Prima” ya çiçek tozu aracılığı ile transgenik mısır özellikleri geçtiğinden, ürünün tamamının toplatılarak yok edildiği (Bett, 1999), 9-)Bitkiden Bakteriye Gen Geçişleri Bakımından ise; transgenik mısır bitkisinin, taşıma ve yem amaçlı işleme esnasında kazayla ya da bu ürün ile beslenen hayvanların sinidirim sisteminden dışkı ile çevreye doğrudan ya da dolaylı olarak yayılan Cry proteinlerinin toprak organizmalarına olan etkisi incelendiğinde, transgenlerin antibiyotiğe dayanıklılık ve toksisite oluşturan özelliklerinin dikkat çektiği, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’da 1994 ve 1995 yıllarında yapılan tarla araştırmalarında, transgenik bitkilerin hedef dışı organizmalara olumsuz etkilerinin olmadığı ve popülasyondaki miktarlarının klasik çeşitlere oranla farklılık göstermediğinin belirlendiği, bu araştırmalardaki bulgulardan hareketle transgenik bitkilerden geçen Cry proteinlerinin toprakta birikmesinin mümkün görülmediği (EFSA 2009), ancak, bu verilen aksini gösteren araştırmaların da bulunduğu, örneğin, genetik yapısı değiştirilmiş organizmalardaki Cry proteininin, topraktaki kil minerallari tarafından tutularak mikrobiyal işlemlerden korunmakla birlikte, tutulduğu sürece insetisidal aktivitesini sürdürdüğünün (Koskella and Stotsky, 1997, Crecchio ve Stotsky,1998; OECD. 2007) ve tarlada yarılanma ömrünün 9-40 gün arasında olduğunun (Marchetti ve ark 2007; Accinelli ve ark 2008) bildirildiği, araştırmaların bitki DNA’sının; toprağın yapısına, pH’sine, nemine ve mikrobiyal aktivitesine bağlı olarak birkaç saatle birkaç gün içinde toprak bakterisine geçebileceğini gösterdiği, Japonya’da PCR ve immünolojik testlerden yararlanılarak yapılan bir araştırmada, Bt11 transgenik mısır çeşidi ile beslenen domuzlarda Cry1 Ab proteininin sindirim sisteminde tam olarak parçalanmadığının belirlendiği (Choudhury ve ark,2003), transgenik DNA’nın tarla koşullarında çiçektozu aracılığı ile arı larvalarının bağırsaklarındaki bakterilere (Bergelsen ve ark 1998) laboratuvar koşullarında ise toprak bakteri ve mantarlarına geçtiğine ilişkin çok sayıda araştırma bulunduğu, bitki ve bakteri arasındaki yatay gen geçişlerinin, transgenik bitkilerdeki antibiyotiğe dayanıklılık geninin bakterilere geçme olasılığı nedeniyle önemli bir risk oluşturduğu (Bergamus,1993; Rüsler ve Mellon,1993), antibiyotiğe dayanıklı markör genlerin, transgenik bitki yaprağından toprak bakterisine kolaylıkla geçtiğinin bilindiği, bu nedenlerle, transgenik bitkilerde antibiyotiğe dayanıklılığı sağlayan bazı markör genlerin kullanımının birçok AB üyesi ülkede yasaklandığı gibi yatay gen geçişlerinin olabileceğinin birçok araştırmacı tarafından kabul edildiği, ancak bunların etkileri konusunda farklı görüşlerin söz konusu olduğu belirtilmiş olup; Raporun Genel Sonuç ve Öneriler Bölümünde ise; melez mısır çeşidinde (MON88017xMON810), her bir gen için gerçekleştirilen transformasyon ve sonrasındaki integrasyonun stabil olduğu, aktarılan DNA parçalarının yapılarının bozulmadan genomda yer aldığı,
-MON 88017xMON 810 melez mısır çeşidinin genetiği değiştirilmemiş ticari mısır çeşidi ile benzer yemlik özelliklere ve bileşime sahip olduğu, ancak herbisit uygulama rejimlerine bağlı olarak farklı çevre koşullarının etkili olabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiği,
-Aktarılan genlerin moleküler yapı ve anlatım analizlerinden, MON 88017 ve MON 810 mısır anaçları arasında yapılacak melezleme çalışmaları sırasında söz konusu genlerin birbirleriyle etkileşim içine girerek tarımsal değişikliklere neden olabilecek yeni proteinlerin sentezlenmesine yol açmayacakları; MON88017xMON810 melez mısır çeşidinin toksisite yönünden genetik olarak değiştirilmemiş eşdeğeriyle benzer olduğu,
-MON88017xMON810 melez mısır çeşidinin alerjenite yönünden genetik olarak değiştirilmemiş eşdeğeriyle benzer olduğu, ancak potansiyel alerjenitenin göz ardı edilmemesi gerektiği,
-Bir organizmaya başka bir organizmadan aktarılan genetik materyalin mevcut genetik materyallerle allelik olmayan gen interaksiyonlarına girmesi durumunda, önceden kestirilmeyen birtakım sonuçların da zaman içinde ortaya çıkabileceği; allelik olmayan gen interaksiyonları ve çevre ile olabilecek interaksiyonlar nedeniyle yeni genotipin patojenlerle ilişkileri ve çeşitli kimyasal savaşım araçlarına olan tepkimelerinde de değişiklik olabileceğinin göz önünde tutulması gerektiği,
-Mısırın yabancı döllenme özelliği nedeniyle, yayılacak genlerin çevresel etkileri açısından genetik yapısı değiştirilmiş MON88017xMON810 melez mısır çeşidi ile genetik yapısı değiştirilmemiş ticari melez çeşitleri ve anaçlar olan MON 88017 ve MON 810 arasında fark olmadığı; ancak hedef dışı organizmalara istem dışı yollarla gen geçişlerinin olabileceği, kullanım amacının yemlik olması nedeniyle bu konunun ikinci planda kalabileceği, fakat çeşitli deney hayvanların endojen ve transgenik DNA parçalarını çeşitli yollarla doğaya salabilecekleri sonucuna varıldığı ve bu açıklamaların ışığında, genetiği değiştirilmiş MON 88017xMON 810 melez mısır çeşidinin “yalnızca yem olarak” kullanılmasının uygun olduğu kanısına varıldığı görüşüne yer verilmiştir.
Sosyo-Ekonomik Değerlendirme Komitesi’nin Raporunda ise; 1-)Halk Sağlığı Açısından Yapılan Değerlendirmede; literatür incelendiğinde bazı araştırmaların transgenik DNA’nın memelilerin barsaklarında sindirileceğini gösterirken son zamanlarda yapılan bazı araştırmaların, besinler yoluyla alınan transgenik DNA’ların sindirim sisteminde sindirilmediğini ve hücrelere kadar taşınabileceğini gösterdiği, (Goodman 2005), İtalya’da 2006 yılında yapılan bir araştırmada marketlerden elde edilen süt örneklerinde genetiği değiştirilmiş (GD) yemlere ait DNA’ya rastlanıldığının bildirildiği, (Argoda ve ark., 2006), yine aynı çalışmada, pastörizasyon işleminin transgenik DNA’nın yıkımına da sebep olmadığının rapor edildiği, GD ürünlerin üretiminde son yıllarda hızlı bir artış olduğu, dünyada 1996 yılında 1.7 milyon hektar olan ekim alanının 2009 yılanda 80 kat artarak 134 milyon hektara ulaştığı, (Cilve,2009), bu artıştan GD mısırın da payını aldığı, GD ürünlerdeki bu artışın, kullanılan herbisit miktarını da paralel bir şekilde artırdığı, dolayısıyla da bitkilerde kalıntı olarak bulunacak bu herbisitlerin pat geni taşıyan transgenik soya ve mısırla beslenen hayvanların et ve ürünlerinde kalıntı yaptığının bilindiği, (EFSA 2009), transgenik bitkilerin farklı memeli hayvanlarda akut ve kronik semptomlarının ortaya çıkması için toksikolojik testlerinin de uzun süreli yapılmasının (2 yıl) ayrı bir önem arz ettiği, sıçanlarda yapılan 90 günlük bir çalışmada 3 GD mısır çeşidinde (NK603, MON810 ve MON 863) sağlık risklerine sebep olacak kadar pestisitlerin bulunduğunun bildirildiği, (De Vendomois ve ark. 2009), bazı yemlerde 400 ppm kalıntıya izin verildiği (Gasnier ve ark.2009), insan hücre hatlarında yapılan çalışmada glifosinat herbisitinin hücrelerde toksik etki gösterdiğinin bildirildiği (Gasnier ve ark. 2009), aynı çalışmada, 5 ppm glifosinat konsanstrasyonunun hücrelerde DNA’ya zarar verdiğinin bildirildiği, Kanada’da 2011 yılanda yapılan bir çalışmada hamile olmayan kadınların serumlarında glifosinata rastlanıldığının bildirildiği (Aris ve Leblanc, 2011), yapılan bu çalışmanın, herbisit kullanımının ne derece önemli ve yaygın olduğunu ve halk sağlığı açısından risk olabileceğini gösterdiği, transgenik bitkilerle yapılan bazı çalışmalar incelendiğinde bu bitkilerin tüketilmesinin insan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceğini gösteren bulgulara rastlanıldığı, özellikle transgenik DNA’nın memeli barsaklarında sindirilmeyip hücrelere kadar değişime uğramadan ulaşmasının ve GD ürünlerin üretiminde kullanılan glifosinat türevi herbisitlerin insan vücudunda tespit edilmesinin GD gıdalar ve yem maddeleri konusunda yeni bir tartışmayı yaratacağı, bu bulguların teyit edilmesi ve GD bitkilerle ilgili şüpheleri ortadan kaldırmak için GDO ürünlerin halk sağlığı ve çevreye verebilecek olası olumsuz etkilerinin ülkemizde yapılacak bilimsel çalışmalarla belirlenmesi, ayrıca özellikle GD bitkilerin üretilmesiyle ilgili olan glifosinat herbisitlerinin kullanımının da mercek altına alınarak gıdalarda ve yem maddelerinde bulunan bu herbisitlerin seviyelerinin belirlenmesi gerektiği, yapılan anketlerin, tüketicinin satın alacağı ürünün GD ürünü olup olmadığını bilmek istediğini gösterdiği, (Kaynar,2009) bu nedenle tüketicinin tercih yapabilmesi için GD ürün etiketi taşımasının yasal düzenlemelerle sağlanmasının gerektiği, 2-)Sosyo-Ekonomik Değerlendirme Yönünden; ülkemizde mısırın üretimi ve tüketimi arasındaki farkın, yani yeterlilik oranlarının yıllar itibarıyla incelendiğinde destekleme politikaları, gümrük vergisi oranı, mazot ücreti ve diğer ekonomik olgulara göre farklılık gösterdiği, 2001 ila 2004 yılları arasında ülkemiz mısır ihtiyacı, %65 ‘civarında yerli üretimle karşılanmakta iken, bu oranın 2005/2006 döneminde en yüksek seviyeye ulaşarak %93,15 olarak gerçekleştiği, 2009/2010 döneminde ise %79,99 olduğu, dolayısıyla bugün için ihtiyacın tamamının yerli üretimle karşılanamadığı, ancak, mısır üretimini teşvik edecek önlemlerin alınması ve ithalatta uygun koruma önlemlerinin alınmasıyla ithalata gerek kalmadan üretim artırılarak talebin tümüyle yerli üretimle karşılanabileceği, 3-)Hukuksal Değerlendirme Açısından; Biyogüvenlik Kanunu’nun çıkarılmasının önemli olduğu, bu düzenlemenin AB mevzuatına uyumlu olduğu, ancak genellikle on yıl süreyle verilen izinlerin beş yıla çekilmesinin ve her izin döneminde risklerin tekrar değerlendirimesine olanak tanınmasının yararlı olacağı, değerlendirme yapılırken 4077 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu, Rekabet Kanunu hükümlerinin ve tarafı olduğumuz Uluslararası Sözleşmelerinin hükümlerinin de dikkate alınması gerektiği, yaklaşık 30 yıllık bir teknolojinin sonucu olan GDO içeren ürünlerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin henüz somut olarak ortaya konulamamış ve gözlemlenememiş olmasının bu tür ürünlere “ihtiyatlılık ilkesi” kapsamında ihtiyatla yaklaşımını ve bu konuda alınacak tedbirleri üst sınırda tutmayı gerekli kıldığı, Türkiye’de tüketilen mısırın %75’inin hayvan sektöründe yem olarak kullanıldığı, bu yüzden kanatlı hayvan beslenmesinde enerji kaynağı olarak kullanılan mısırın tedarikinde meydana gelecek herhangi bir sıkıntının, sektörde büyük bir ekonomik kirize neden olacağının beklendiği, bu açıdan bakıldığında ve teknik analiz kısmında yem olarak kullanımının dolaylı bir şekilde insan ve çevre sağlığı üzerinde olumsuz etkisinin olmadığı dikkate alınırsa, MON88017xMON810 mısırın hayvan yemi olarak kullanılmasının ülke ekonomisi açısından uygun olduğu, ancak, yerli mısır üreticilerimizin gelirlerinde azalmayı engellemek için ithalatının mutlaka denetim altında olması gerektiği görüşlerine yer verildikten sonra, Raporun Sonuç ve Komite Kararı kısımlarında; önerilerin ve alınması gereken tedbirlerin açıklandığı ve izin başvurusunda bulunulan genetiği değiştirilmiş melez mısır çeşidinin Türkiye’de üretimi yapılan geleneksel mısır çeşidine bulaşmaması için alınması gereken önlemler, denetim ve risk yönetimi ile ilgili önerilere özellikle dikkat çekildiği görülmektedir.
Risk Değerlendirme Komitesinin, uyuşmazlık konusu genetiği değiştirilmiş MON88017xMON810 melez mısır çeşidi ve ürünlerinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olup olmadığı, belirtilen yönlerden risk taşıyıp taşımadığı konusundaki değerlendirmelerinin, genellikle bu konuda daha önce çeşitli ülkelerde farklı yöntemlerle (laboratuvar çalışması, alan denemeleri, ürün karşılaştırma v.b.) yapılmış bilimsel çalışmaların sonuçlarına ve EFSA’nın 2009 Raporuna dayandırıldığı, dolayısıyla, anılan Komite tarafından bu konuda ayrıca bir deney, test, alan çalışması ya da laboratuvar çalışmasının yapılmadığı görülmektedir.
Anılan Komitenin belirtilen yöntemi izleyerek hazırlamış olduğu Raporun içeriğine bakıldığında ise; söz konusu transgenik (genetiği değiştirilmiş) mısır çeşidinin toksisite, alerjenite, beklenmeyen etkileri, hedef dışı organizmalara etkileri, bitkiden bitkiye gen geçişleri ve bitkiden bakteriye gen geçişleri yönlerinden insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğe zararı bulunmadığı; kontrol çeşidine, yani karşılaştırma yapılan genetiği değiştirilmemiş klasik mısır çeşidine göre belirtilen yönlerden önemli bir farklılık göstermediği yönünde bilimsel çalışmaların ve görüşlerin bulunduğu, ancak, bunun aksini ortaya koyan, söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin belirtilen yönlerden insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğe zararlı olduğunu belirten farklı ülkelerde, farklı yöntemlerle yapılmış ve literatürde yer alan çok sayıda bilimsel çalışmanın ve görüşün de bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca, raporda atıf yapılan bilimsel çalışmalardan söz konusu transgenik mısır çeşidinin belirtilen yönlerden zararlı olmadığına dair görüşlerin ağırlıklı olarak Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) 2009 Raporuna dayandığı, aksini ortaya koyan bilimsel görüşlerin ise Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İtalya ve Japonya gibi farklı ülkelerde yapılan bilimsel çalışmalara dayandığı görülmektedir. Öte yandan, uyuşmazlık konusu transgenik mısır çeşidinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe zararlı olup olmadığı konusunda farklı bilimsel görüşlerin olduğuna, bu nedenle ülkemizde bu konuda bilimsel çalışma yapılarak konunun açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç olduğuna, ancak, söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin öncelikle insan, hayvan ve geleneksel mısır çeşidine zararları olabileceğine dair bilimsel çalışmaların bulunduğu gözönüne alınarak bu konuya ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde yaklaşılması gerekliliğine, Sosyo-Ekonomik Komitenin raporunda da dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte, her iki raporda da, dava konusu Kurul kararı ile yem olarak ithalatına ve piyasaya sunulmasına izin verilen genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin, taşıma kullanma veya muhafazası sırasında çeşitli yollarla ülkemizde üretilen geleneksel mısır çeşidine bulaşma olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekilerek bu konuda alınması gereken önlemlere özellikle vurgu yapıldığı görülmektedir. Ülkemizdeki mısır üretiminin büyük oranda ülke ihtiyacını karşıladığı ve alınacak teşvik önlemleriyle ithalata gerek duyulmadan ihtiyacın tamamının ülke üretimi ile karşılanabileceği yönündeki tespitler gözönünde bulundurulduğunda, söz konusu transgenik melez mısır çeşidinden bulaşma riskinin oluşturacağı olumsuzluğun ülkemizde üretilen geleneksel mısır çeşidine vereceği zararın ve bu zararın ülke ekonomisine olumsuz yansımalarının göz ardı edilmemesi gerekir.
Belirtilen Komite raporlarında yer verilen değerlendirmeler karşısında, söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı, dolayısıyla güvenilir olduğu sonucuna uluşabilmek hukuken olanaklı değildir. Bu durum; insan, hayvan ve bitki sağlığını, çevreyi ve biyoçeşitliliği doğrudan ilgilendiren bu konuda “ihtiyatlılık ilkesi” çerçevesinde hareket edilmesini zorunlu kılmaktadır.
Zira, Risk Değerlendirme Komitesi’nin ve Sosyo-Ekonomik Komitenin raporlarında, bilimsel çalışmalara ve verilere dayalı olarak söz konusu transgenik mısır çeşidinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğe kesinlikle zararlı olmadığı, dolayısıyla, bu konuda hiç bir endişenin ya da kuşkunun bulunmadığı yönünde herhangi bir saptama yapılmamıştır. Aksine, bu konudaki farklı bilimsel görüşler ortaya konulmuş ve yine bazı bilimsel çalışma sonuçlarına dayanılarak bu ürünün bazı yönlerden sakıncaları olabileceği (alerjenite, hedef dışı organizmaları etkilemesi, geleneksel ürüne, toprak bakterisine bulaşma riski gibi) belirtilmiş olmasına karşın, bu ürünün hayvan yemi olarak kullanılmasının uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Ancak, komite raporlarının içeriğine göre söz konusu transgenik mısır çeşidinin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı ve hayvan yemi olarak güvenilir şekilde kullanılabileceği yönünde bir sonuca varabilmenin olanaksız olması karşısında, raporun içeriği ile sonucu uyumlu bulunmamaktadır. Komitelerin vardığı görüşün aksine, söz konusu raporlarda yer verilen bilimsel çalışma sonuçları ve bilimsel görüşler ağırlıklı olarak, genetiği değiştirilmiş bu melez mısır çeşidinin çeşitli yönlerden özellikle hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlarının olduğu konusunda ciddi endişelerin bulunduğu istikametindedir.
Bu nedenle; genetiği değiştirilmiş MON88017xMON810 melez mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığına, çevreye ve biyoçeşitliliğe zarar vermeyeceği ve güvenli olduğu Biyogüvenlik Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde öngörülen şekilde bilimsel yöntemlerle somut olarak ortaya konulmadan, söz konusu transgenik mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kulanılması amacıyla ithaline ve piyasaya sunulmasına izin verilmesine ilişkin dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararında, Anayasanın 56. maddesi hükmüne, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere, Biyogüvenlik Kanunu hükümlerine, dolayısıyla hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Davanın, dava konusu 29/04/2010 tarihli ve 36479 sayılı, “GDO ve Hükümlerine Dair Uygulama Talimatı” ile ilgili kısmına gelince;
Dava konusu Talimat, Biyogüvenlik Kurulu kararı ile ithalatına ve piyasaya sunulmasına izin verilen tüm GDO ve ürünlerine ilişkin olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüklerince yapılacak iş ve işlemleri içermektedir. Dolayısıyla, bu haliyle dava konusu Talimat hükümlerinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Ancak, dava konusu Biyogüvenlik Kurulu kararı ile izin verilen MON88017xMON810 transgenik mısır çeşidinin anılan Talimat eki çizelgede yer alması, dolayısıyla, Talimat’ta yer alan hükümlerin hukuka aykırılığı saptanan bu ürün bakımından da uygulanacak olması karşısında, dava konusu Talimat hükümlerinde bu yönüyle, daha açık bir anlatımla, dava konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidi ve ürünlerine uygulanması bakımından hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 24/12/2011 tarihli ve 28152 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Biyogüvenlik Kurulunun dava konusu 16 sayılı kararının İPTALİNE,
2. 29/04/2010 tarihli ve 36479 sayılı, GDO ve Ürünlerine Dair Uygulama Talimatı’nın, dava konusu MON88017xMON810 mısır çeşidi yönünden İPTALİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,
5. Kullanılmayan … TL yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde, posta gideri avansından artan tutarın ise kararın kesinleşmesinden sonra aidiyetine göre taraflara iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 27/09/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.