DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/865 E. , 2022/2587 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/865
Karar No : 2022/2587
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …’ye velayeten … ve …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Afganistan vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının dedesinin … tarafından kaçırıldığı iddiası da dikkate alınarak mensubu olduğu mezhep nedeniyle Afganistan’da zulme uğrama riski ile karşılaşıp karşılaşmayacağı ve 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince ülkesinde güvenli bölgelerin var olup olmadığı hususlarına ilişkin yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın tesis edilen uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin, ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 02/12/2020 tarih ve E:2018/699, K:2020/5644 sayılı kararıyla;
Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, babasının … tarafından kaçırıldığı, herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, amcasıyla aralarında husumet olduğu, amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulduğu, bu nedenle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, daha sonra amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştükleri şeklindeki ifadelerin yer aldığının görüldüğü; dava dilekçesinde mensubu olduğu mezhep nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı, mülakat ve ön görüşmedeki ifadelerle dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar arasında çelişki bulunan Afganistan uyruklu davacı tarafından, … mezhebine mensup olması sebebiyle menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı,
Bununla birlikte, davacı tarafından ileri sürülen hususların, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığının anlaşıldığı,
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceğinin belirtildiği,
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 12/01/1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında, başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulduğu,
Somut olayda da; davacının, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmadığı gibi, davalı idare tarafından Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasına sunulan menşe ülke raporunda, Genel Müdürlüklerince yapılan en son menşe ülke araştırmasında Afganistan’ın doğu bölgesinde yer alan başkent Kabil’in genel anlamda ülke içi yer değiştirmeye uygun bir yer olduğu, ilgilinin Kabil şehrine geri gönderilmesinin güvensiz ya da makul olmadığı yorumu yapılamayacağı, İngiltere Göç İdaresinin, İngiltere’den Kabil’e gönderilenlerin ülke içinde yer değiştirenlerden daha iyi durumda oldukları, Kabil’in ülkenin en az çatışmanın meydana geldiği ve uluslararası güçlerin en iyi birliklerinin bulunduğu yerlerden ve ülke içinde yer değiştirmenin genel anlamda uygulanabilir bir seçenek olduğu belirtildiğinden, davacının ülkesi içinde dahili kaçış ve yer değiştirme alternatifinin bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında ülkede kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davacının talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak tesis edilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Benzer dosyalara davalı idare tarafından sunulan 30/09/2021 tarihli Menşe Ülke Raporunda yer alan “Ağustos Ayındaki Gelişmeler” başlıklı kısmına yer verilerek, menşe ülke bilgisine yönelik yeterince bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin ciddi emare bulunup bulunmadığı, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olup olmadığı, dolayısıyla davacının uluslararası korumanın unsurları açısından şartları sağlayıp sağlamadığı konusunda yeterli ve etkili bir araştırma ve değerlendirme yapılarak işlem tesis edilmesi gerekirken, söz konusu araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesi eklenmek suretiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda haklı nedenlere dayanan zulüm görme korkusunun mevcut olmadığı, davacının uluslararası koruma talebini ailevi nedenlere dayandırdığı, dolayısıyla başvuru sahibinin beyanlarını göz önüne alınarak işlem tesis edilmesinin hukuka uygun olduğu, öne sürülmeyen durumların idarelerince göz önüne alınmasını beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Afganistan uyruklu olan davacı, anne ile babası ve kız kardeşiyle birlikte 06/08/2008 tarihinde yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giriş yapmış, 13/08/2008 tarihinde davacının babası tarafından, menşe ülkesi Afganistan’da zulme maruz kaldığı ileri sürülerek, kendisi ve refakatinde kayıtlı olan aile üyeleri adına uluslararası koruma başvurusunda bulunulmuştur.
Söz konusu başvurunun değerlendirilmesi aşamasında davacının anne ve babasıyla 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihlerinde yapılan ön görüşme ve mülakat sonucunda, davacının ve aile üyelerinin sunmuş olduğu gerekçeler, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 10/04/2014 tarih ve 2014/10 sayılı Genelge ile 26/05/2014 tarihli ve 2014/15 sayılı Genelge kapsamında değerlendirilmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile, davacının uluslararası koruma için gerekli kriterleri taşımadığından bahisle uluslararası koruma talebinin reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde, “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde de, “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşme’nin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşme’nin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşme’nin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları da kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arz etmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dairenin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, öğretmen olan babasının … tarafından kaçırıldığı, kendilerine sahip çıkan amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulması nedeniyle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, suçsuzluğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldığı, amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştüğü şeklinde ifadelerin yer aldığı, dava dilekçesinde ise; mensubu olduğu … mezhebi nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı ve bu iddiayı somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının menşe ülkesinden babasının akrabaları ile aralarında olan kişisel husumet yüzünden ayrıldığı anne ve babasının mülakatındaki beyanları ile sabit olup, bu hususun, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesine iade edildiği takdirde zulme uğrayacağını haklı kılacak bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin bu nedenle zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı görüldüğünden, durumunun, şartlı mülteci statüsüne uymadığı, her ne kadar dava aşamasında davacı tarafından, mensubu olduğu mezhep nedeniyle can güvenliğinin olmadığı yönünde iddiada bulunulmuş ise de; başvuru ve mülakat aşamalarında ileri sürülmeyen bu hususun sonradan dava aşamasında ileri sürülmesinin tutarlı bulunmadığı ve davacının zulme maruz kalacağına yönelik gerçek bir risk durumunun olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; … İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.