DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1744 E. , 2022/2585 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1744
Karar No : 2022/2585
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-…
2-…
3-…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 13/10/2021 tarih ve E:2016/756, K:2021/4750 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/01/2016 tarih ve 29595 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 13/10/2021 tarih ve E:2016/756, K:2021/4750 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin, davacıların yakınlarına ait cenazelerin teslim edildiği ve defnedildikleri için davanın konusuz kaldığına ve menfaat ihlali şartı gerçekleşmediği için davanın reddi gerektiğine yönelik usuli itirazlarının yerinde görülmediği,
Dava Konusu Yönetmelik’in Yetki Unsuru Yönünden İncelenmesi:
2659 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile, Adli Tıp Kurumunun diğer ihtisas daireleri ile birlikte Morg İhtisas Dairesinin de çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceğinin hüküm altına alındığı, anılan hükmün de dayanak maddeleri arasında yer aldığı 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde, diğer düzenlemelerin yanı sıra, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Morg İhtisas Dairesinin çalışma esas ve usullerinin de gösterildiği,
Ayrıca, 2659 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 2992 sayılı Kanun’un 26. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, Adalet Bakanlığının bağlı kuruluşu olduğu hükmüne yer verildiği,
Bilindiği üzere, “bağlı kuruluş”un; genel itibarıyla bakanlıkların hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere, Bakanlığa bağlı olarak özel kanunla kurulan ve kural olarak tüzel kişiliği bulunmayan, Bakanlığın hiyerarşi yetkisi altındaki kuruluşlar olduğu,
Buna göre, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülmesini teminen gerekli her türlü araştırma ve hukuki düzenlemeleri yapmakla görevli ve yetkili bulunan davalı Bakanlığın, adalet işlerinde resmi bilirkişilik başta olmak üzere adalet hizmetlerinin bilimsel gerçekler doğrultusunda etkin bir şekilde yürütülmesi konusunda önemli bir işleve sahip bağlı kuruluşu olan, dolayısıyla Bakanlığın hizmet ve görev alanına giren Adli Tıp Kurumunun teşkilat ve görevlerine ilişkin dava konusu Yönetmelik’i, hiyerarşi yetkisinin yanı sıra anılan yasal hükümlerde verilen düzenleme yetkilerine de istinaden (yeni baştan hazırlama ve) değiştirme yetkisi bulunduğunun açık olduğu,
Öte yandan; 2659 sayılı Kanun’un, Morg İhtisas Dairesinin görevlerini düzenleyen 17. maddesinde de görüleceği üzere, adı geçen Dairenin temel görevi, mahkeme, hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen ceset ve ceset kısımları üzerinde gerekli incelemeleri yapıp otopsi raporu düzenlemek ve kimlik tespiti yapmak ise de; söz konusu işlemlerin tamamlanmasını müteakip yakınlarınca alınmayan veya kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya ceset kısımlarını elinde bulundurması sebebiyle teslimi noktasında da görevli olduğunun, başka bir ifadeyle, ceset veya ceset kısımlarının teslim edileceği kişi, kurum ya da yer ile teslim usulünün, Dairenin temel görevinin tamamlayıcısı niteliğinde olduğunun kabulünün zorunlu olduğu,
Bu itibarla, Morg İhtisas Dairesinin söz konusu tamamlayıcı görevi yerine getirmesine yönelik esas ve usullerin; hizmetin herhangi bir tereddüte ve uyuşmazlığa neden olunmaksızın yürütülmesi, bu suretle adli tıp hizmetinin tamamlanmasının sağlanması amacıyla davalı Bakanlıkça düzenlenmesinde, bu yönüyle de yetki aşımı olmadığı sonucuna varıldığı,
Buna göre; davalı idare tarafından, dayanağı 2659 sayılı Kanun’un verdiği açık yetkiye dayanılarak, bağlı kuruluşunun birimi olan Morg İhtisas Dairesinin görev ve çalışma esas usullerine ilişkin düzenleme getiren dava konusu Yönetmelik kuralında yetki yönünden hukuka aykırılık görülmediği,
Dava Konusu Yönetmelik’in Diğer Unsurlar Yönünden İncelenmesi:
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun kararda yer verilen 4., 9., 11., 27 ve devam eden hükümleri uyarınca; il ve ilçe genel idaresinin başı olan mülki idare amirlerinin, il ve ilçenin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olduğu; il ve ilçe sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olarak önleyici kolluk yetkisi kapsamında suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için önleyici kolluk yetkisi kapsamında gereken tedbirleri almakla yükümlü olduğu,
Öte yandan; il ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliği, kişi dokunulmazlığını, tasarrufa müteaallik emniyeti, kamu esenliğini sağlama ve bunları temin için gereken karar ve tedbirleri almanın mülki idare amirlerinin ödev ve görevlerinden olduğu,
Ayrıca; anılan Kanun uyarınca mülki idare amirlerinin, il ve ilçede teşkilatı veya görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare şube veya daire başkanından isteyebileceği, il ve ilçe içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla il ve ilçenin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini isteyebileceğinin de muhakkak olduğu,
Dava konusu Yönetmelik değişikliğinin; kamu düzeninin bozulmasına engel olmak ve kamu hizmetlerinin sorunsuz olarak devam etmesini sağlamak amacıyla, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak yapıldığının görüldüğü, mülki idare amirlerinin 5442 sayılı Kanun’dan kaynaklanan görev ve yetkileri de dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik’te sebep ve amaç unsurları yönüyle de hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, gerek 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 211 ve devamı maddeleri, gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasının (s) bendi uyarınca mezarlıkların tesisi, cenazelerin bulundukları mahalden mezarlıklara nakli ve defni, belediyelerin görev ve sorumluluğunda bulunmakta ise de; uyuşmazlığa konu düzenlemeyle, mülki idare amirlerine verilen cenazeyi teslim alarak gömme görev ve yetkisinin; Cumhuriyet savcılıkları tarafından şüpheli olduğuna karar verilip klasik otopsi yapılması uygun görülen vakalardan, cenazeler nedeniyle kamu düzeninin ciddi surette bozulacağı veya toplumsal olayların yaşanabileceği ya da suç işlenebileceği bilgisinin mülki idare amirlerince istihbari birimlerden öğrenildiği hallere münhasıran verildiği sonucuna varıldığından, belediyelerin yukarıda anılan kanunlardan doğan yetkilerini ortadan kaldırmayan ve kamu güvenliği ile kamu düzenini gözeten dava konusu kuralda bu bakımdan da hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Daire kararının hukuka ve usule açıkça aykırı olduğu, dava konusu düzenleme ile mülki idareye Anayasal koruma altında olan gömme ve gömülme hakkını keyfi bir şekilde sınırlamaya cevaz verecek bir düzenleme getirildiği, düzenlemedeki “mülki idare amirince değerlendirildiği” ifadesinin idari makam yetki sınırları dışında keyfi, belirsiz, öngörülemeyen takdir hakkı sunduğu, ayrıca “Kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği” şeklindeki ibarenin, geleceğe yönelik belirsiz bir durumu ifade ettiğinden zaten mülki idarenin yetkisi dâhilinde olan suç oluştuğunda suça müdahale yetkisini olağandışı bir şekilde genişlettiği, “kamu düzeni” kavramının çok belirsiz ve muğlak bir kavram olduğu, hangi koşulların kamu düzenini bozacağına dair belirli koşulların sayılmadığı, önleyici tedbirin, kamu düzenini uygulama adına, kamu düzenini ortadan kaldıracak şekilde uygulanamayacağı, davaya konu Yönetmelik ile getirilen düzenlemelerin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan öze dokunmama, ölçülülük ve demokratik bir toplumda gerekli olma koşulları bakımından da hukuka aykırı olduğu, yetki, amaç, sebep ve konu bakımından da sakat olduğu, yürütmenin genel düzenleyici işlemleri olan yönetmeliklerin kanunlara ve Anayasa’ya uygun olmak zorunda olduğu, yürütme organına, kapsamı belirsiz, öngörülebilirliği olmayan ve yasama yetkisinin devri anlamına gelebilecek bir yetki verildiği, hukuki düzenlemelerin açık, erişilebilir, öngörülebilir olması gereklerine aykırı davranıldığı, düzenleme içinde iddia edildiği gibi istinai durumlarda uygulanacağına dair bir bilginin yer almadığı, düzenlemenin hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu, davalının ileri sürmediği gerekçelerin dahi ret gerekçesi yapıldığı, Türkiye idari yapılanmasında belediye teşkilatı olmayan birimin bulunmadığı, yürütmeye verilen yetkinin kapsamının, Anayasa’nın 2, 6, 7, 11 ve 125. maddelerine aykırı olduğu, AİHM kararları dikkate alındığında söz konusu düzenlemenin insan hakkı ihlali olarak değerlendirilecek sonuçlar doğuracağı, dava açılmasında kişisel ve kamusal yarar olduğu da gözetildiğinde aleyhlerine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve adalete uygun olmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Üyeler … ve …’nın, davacılardan …’ın yakınının cesedini dava konusu Yönetmelik değişikliğinden önce teslim almış olması nedeniyle, dava konusu düzenlemeye karşı dava açmakta güncel, meşru menfaati kalmadığından, davanın adı geçen davacı bakımından ehliyet yönünden reddedilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin oylarına karşılık, davacının ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasının incelenmesine geçildi:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 13/10/2021 tarih ve E:2016/756, K:2021/4750 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, 16/01/2016 tarih ve 29595 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 2. maddesinde; adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; anılan Kanun’un “Morg ihtisas dairesinin görevleri başlıklı” 17. maddesinde ise, Morg İhtisas Dairesinin, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan düzenlemeye dayanılarak çıkartılan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; bu Yönetmelik’te, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümlerin ve Adlî Tıp Kurumu Kanunu’nun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; 2659 sayılı Yasa ile Adalet Bakanlığına verilen düzenleme yetkisinin “adli tıp hizmetleri”nin yerine getirilmesine yönelik olduğu sonucuna varılmaktadır.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde yapılan dava konusu değişiklikle; “Otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyal, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde (Değişik ibare:RG-7/1/2016-29586) belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir. (Ek cümle:RG-16/1/2016-29595) Cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetler, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edilir. Ancak; yabancı uyruklu kişiye ait olduğu tespit edilen ceset, ailesi, yakınları veya vatandaşı bulunduğu ülkenin diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince tesliminin istenilmesi halinde, ülkelerine nakledilmek kaydıyla kendilerine ya da yetkili temsilcilerine teslim edilir. Ailesi veya yakınlarınca Ülkemizde defnedilmek istenilen, vatandaşı bulunduğu devlet tarafından ülkesine kabul edilmeyen, yabancı ölüm bildirimine diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince onbeş gün içinde cevap verilmeyen (Ek ibare:RG-7/1/2016-29586) veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan veya kimsesi bulunmayan yabancı uyruklu ceset ise o yer mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülür. (Ek cümle:RG-17/12/2011-28145) Gerektiği hallerde İçişleri Bakanlığının belirleyeceği yerde ve şartlarda başka bir ilde de gömülebilir. Morg İhtisas Dairesi, kimlik belirlenmesi için gerekli görülen örnekleri alır ve beş yıl süreyle saklar. Morg ihtisas dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyeti bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere yüksek öğretim kurumlarına verilebilir. Ceset üzerinde tekrar bir inceleme yapılması ihtimali düşünülerek cesedin gömüldüğü yer veya mezara, morg defterindeki numarayı taşıyan bir işaretin konulacağı, cesedi alanlar tarafından yazılı olarak taahhüt edilir ve cesedi teslim alanların da adresleri ile imzaları alınır. Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde organ ya da organ parçaları adlî mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra, Adlî Tıp Kurumu Eğitim ve Bilimsel Araştırma Komisyonu ve Adlî Tıp Kurumu Etik Kurulunun da onayı ile transplantasyon için alınabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu Yönetmeliğin dayanak maddesi olarak gösterilen 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemler, diğer bir anlatımla adli tıp hizmetleri konusunda Adalet Bakanlığının yetkisi bulunduğunda şüphe bulunmamaktadır. Ancak dava konusu Yönetmelik değişikliği ile getirilen hükümler incelendiğinde, adli tıp hizmetleriyle ilgisi bulunmadığı gibi, kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerle de ilgisinin bulunmadığı, düzenleme ile otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esasların belirlendiği görülmektedir.
Bu durumda, Adalet Bakanlığının, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun, kendisine vermiş olduğu yönetmelik çıkarma yetkisi sınırlarını aşarak, otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapmasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.