Danıştay Kararı 10. Daire 2022/16 E. 2022/3989 K. 21.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/16 E.  ,  2022/3989 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/16
Karar No : 2022/3989

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Genel Komutanlığı
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …

DİĞER DAVACI : …

İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; davacı …’ın 26/09/2007 tarihinde Bitlis ili, Güroymak ilçesi, … köyü, … Jandarma Karakol Komutanlığı hizmet binası civarında koyunlarını otlatmakta iken, 60 mm’lik havan mermisinin infilak etmesi sonucu yaralanarak iş gücü kaybına uğradığından bahisle meydana geldiği iddia edilen zararlara karşılık … için 1.000,00 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile 1.000,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi (miktar artırım dilekçesi ile artırılarak 91.719,00 TL bakıcı gideri ve 469.537,91 TL iş gücü kaybı), 500.000,00 TL manevi, anne … ve baba … için ayrı ayrı 1.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davalı idarenin hizmet binasına yakın bir mesafede ve köy halkının özellikle hayvan otlatırken aktif olarak kullandığı bir bölgede patlamamış vaziyette bulunan mühimmatın güvenlik açısından imha edilmesi gerekirken, yalnızca mühimmatın çevresinde uyarıcı işaretler konulmak suretiyle önlem alınmaya çalışılmasının yeterli olmadığı, mühimmatın nereden geldiğinin ve hangi birliğe ait olduğunun belirlenememesi karşısında imha görevinin Jandarma Karakol Komutanlığı hizmet binasının yakınında bulunması nedeniyle davalı idareye ait olduğu, idarenin tutanaklarında köy halkının ve çobanların daha önce uyarıldığı bilgisine yer verilmesi karşısında, mühimmatın bulunmasından sonra imhası için yeterli sürenin bulunduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla idarenin olayda hizmet kusurunun bulunduğu; bununla birlikte, olay tarihinde 11 yaşında olan davacı …’ın meskun mahal dışında çobanlık yaparken bulduğu mühimmatı taşa vurarak patlamanın meydana gelmesine sebebiyet verdiği, davalı idare tutanaklarına göre köy halkının bölgede bulunan mühimmatla ilgili uyarılmasına rağmen …’ın anne ve babası olan diğer davacıların, küçük yaştaki çocuklarının o bölgede çobanlık yapmasına göz yumdukları anlaşıldığından, olayın meydana gelmesinde bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen anne ve babanın %50 oranında müterafik kusurunun olduğu gözetilerek maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği, olay nedeniyle davacılardan …’ın %74 oranında engelli hale gelmesi sonucu meydana gelen iş gücü kaybı ve bakıcı giderlerinin tespiti için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda, daimi iş göremezlik tazminatının 950.861,35 TL, bakıcı giderinin ise 183.438,00 TL olarak hesaplandığı, % 50 müterafik kusur oranının uygulanması ve davacı küçüğün askerlik döneminde elde edeceği gelirin mahsubu suretiyle davacılar tarafından yapılan miktar artırımı sonucu iş gücü kaybına karşılık 469.537,91 TL, bilinen döneme ilişkin bakıcı giderine karşılık 91.719,00 TL maddi tazminatın davalı idarece ödenmesi gerektiği, bununla birlikte davacı anne ve babanın oğulları hayatta olduğu için destekten yoksun kalma tazminatı istemlerinin dayanaksız olduğu, ayrıca davacıların olay sebebiyle duydukları acı ve ıstırabın da kısmen karşılanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı isteminin reddine, iş gücü kaybı zararına karşılık 469.537,91 TL ve bakıcı giderine karşılık 91.719,00 TL tazminat isteminin kabulüne, hükmolunan tazminat miktarının 2.000,00 TL’lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 24/02/2015 tarihinden, kalan kısmının ise miktar artırımı dilekçesinin mahkeme kaydına girdiği 20/05/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle ödenmesine, davacının hayatta olduğu belgelendirildiği sürece her takvim yılı başında, o yılın aylık brüt asgari ücreti üzerinden hesaplanacak bakıcı ücretinin yarısının yıl bazında peşin olarak ödenmesine, manevi tazminat istemlerinin toplam 55.000,00 TL’lik kısmının kabulüne, davacı … için 25.000,00 TL, anne … ve baba … için ayrı ayrı olmak üzere 15.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; Mahkeme kararına karşı taraflarca yapılan istinaf başvuruları sonucunda, davalı idarenin, aleyhine hükmedilen maddi tazminata miktar artırımı dilekçesinin mahkeme kayıtlarına girdiği tarihten itibaren faiz yürütülmesine ilişkin kısım yönünden istinaf başvurusunun kabulüne, kararın bu kısmının kaldırılmasına, davalı idare aleyhine hükmedilen 561.256,91 TL maddi tazminat miktarının 2.000,00 TL’lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 24/02/2015 tarihinden itibaren, geriye kalan 559.256,91 TL’nin ise miktar artırımı dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 30/05/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, davacı … 26/09/2016 tarihinde vefat ettiğinden mirasçılarının davayı takip etme yönünde başvurularına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, davalı idarenin maddi ve manevi tazminatın esasına yönelik istinaf isteminin reddine, davacılardan baba … yönünden maddi ve manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine, …’ın manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun ise kabulüne, kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacı …’ın 40.000,00 TL’lik manevi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin 460.000,00 TL manevi tazminat isteminin ise reddine, kabul edilen 40.000,00 TL’nin idareye başvuru tarihi olan 24/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacı …’a ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; meydana gelen olayda kusurlarının bulunmadığı, bakıcı giderinin toplu olarak hesaplanıp ödenmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz kaldığı; davalı idare tarafından; vekalet ücreti ve harçlar yönünden verilen kararın hukuka aykırı olduğu, iş gücü kaybı oranları arasında çelişki bulunduğu, engelli sağlık kurulu raporunun kendilerine tebliğ edilmediği, hesaplanan %74 iş gücü kaybı oranını kabul etmedikleri, Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde davacıya engelli/bakıcı maaşı bağlanıp bağlanmadığı hususu araştırılmadan karar verildiği, davacının davranışı neticesinde zararın gerçekleştiği, kurumları tarafından patlamamış havan mermisinin bulunduğu yerde her türlü emniyet ve güvenlik önleminin alındığı, dolayısıyla olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminata faiz yürütülmesinin hukuka aykırı olduğu, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyize konu kararın, davacı küçüğün 18 yaşından bakiye ömür sonuna kadar oluşan güç (efor) kaybı karşılığı uğranılan zarara yönelik maddi tazminat talebi yönünden maddi tazminat isteminin kabulüne, destekten yoksun kalma tazminatına yönelik maddi tazminat istemleri yönünden davanın reddine ve manevi tazminata ilişkin kısımlarının onanması; bakıcı giderine hükmedilmesine, olay tarihi ile küçüğün 18 yaşına kadar olan dönem için iş gücü (efor) tazminatına hükmedilmemesine ilişkin kısımları ile artırılan maddi tazminat miktarı yönünden miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılardan … 26/09/2007 tarihinde Bitlis ili, Güroymak ilçesi, … Jandarma Karakol Komutanlığı hizmet binası civarında çobanlık yaparken, hizmet binasının yaklaşık 70 metre kadar yakınında patlamamış vaziyette bulunan 60 mm havan mühimmatının patlaması sonucu vücudunun değişik yerlerinden yaralanmış, söz konusu Komutanlıkta görevli askeri tabip tarafından ilk müdahalesi yapılmış, akabinde Güroymak Devlet Hastanesine götürülmüş ve burada uzun süre tedavi görmüştür.
Bitlis Devlet Hastanesinin … tarihli ve … sayılı engelli sağlık kurulu raporunda, meydana gelen olay nedeniyle “tek gözde körlük, diz düzeyinde travmatik ampütasyon, el ve parmakların konjenital yokluğu” teşhisi konulmuş ve bu rahatsızlıklar nedeniyle davacının %74 oranında malul olduğu saptanmıştır.
26/09/2007 tarihli olay yeri tespit tutanağında; olay öncesinde, infilak eden mühimmatın etrafı çevrilerek ve işaretlenerek emniyete alındığı, karakol önünde keşif yapan bir jandarma başçavuş ve iki uzman jandarma çavuşun, olay tarihinde 11 yaşında olan çoban …’ın mühimmata yaklaştığını görmeleri üzerine, “düdük çalmak suretiyle defalarca orada patlamamış mühimmat var, yaklaşma.” şeklindeki sözlü ikazlarına rağmen patlamamış mühimmatı emniyete alınan yerden alarak 14 metre ötede bulunan moloz yığınlarına kadar taşıdığı, mühimmatı orada bir taşa vurarak havan mermisinin patlaması sonucu yaralandığı, ayrıca olaydan önce köy halkının güvenlikleri açısından bu alana girmemeleri hususunda uyarıldığı ve bu durumun muhtarlara tebliğ edildiği belirtilmiştir.
Meydana gelen yaralanma olayı nedeniyle yapılan soruşturma sonucunda Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, mağdur vekilince yapılan itiraz üzerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı … Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararıyla, patlamamış mühimmatın imha sorumluluğunun hangi birliğin hangi personelinde olduğunun Genelkurmay Başkanlığından sorularak açığa çıkarılması gerektiği; Jandarma Genel Komutanlığı … Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesinin … tarihli ve Evrak No:…, K:… Müt. sayılı kararıyla ise, … Jandarma Karakol Komutanlığınca, mühimmatın imhası amacıyla çekilen mesaja işlem yapmayarak ilgili mühimmat için imha personeli görevlendirmeyen Bitlis İl Jandarma Alay Komutanlığındaki ilgili personelin tespiti ile ifadelerinin alınması gerektiği gerekçesiyle soruşturmanın genişletilmesine karar verilmiştir.
Tahkikat kapsamında alınan bilirkişi raporlarına göre, davalı idare personeli tarafından, 18/07/2007 tarihinde karakol ve bölgeye takviyeye gelen Tunceli … Komando Tugay Komutanlığına ait birlik tarafından yapılan atışların bazılarının kör gittiği ve bu havan mermisinin de bu atışlar sonucu Cevizyatağı Jandarma Karakol Komutanlığı hizmet binasının yakınına patlamadan düştüğü ileri sürülmekte ise de, Tunceli … Komando Tugay Komutanlığı personeli tarafından verilen ifadede, kendilerine bağlı herhangi bir birlik tarafından belirtilen bölgede atış yapılmadığı savunulmuştur. Ayrıca bu raporda, patlayan havan mühimmatının çarpmaya ve vurmaya karşı duyarlı olduğu, yerinden oynatılmadıkça ve tapa kısmına sert bir cisimle vurulmadıkça infilak etmeyeceği, mühimmatın birlikler tarafından aynı gün atılıp patlamayan mühimmat olduğunun kesin olarak söylenemeyeceği, zira mühimmatın kafile bilgilerinin merminin kuyruk kısmında yazdığı ve atış sırasında sevk barutunun yanması sonucu kuyruk kısmında yazan kafile bilgilerinin silindiği, yani hangi birliğe ait mermi olduğunun belli olamayacağı değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Ceza soruşturması sırasında alınan bilirkişi raporunda; patlamamış havan mermisinin ne zaman ve hangi birlik tarafından atıldığının tespit edilemediği, ancak bu mühimmatın bulunduğu bölgenin Kara Kuvvetleri Komutanlığı sorumluluk sahasında değil, Jandarma Genel Komutanlığı sorumluluk sahasında olduğu, aslında bu mühimmatın karakola 700 metre mesafede araziye düştüğü, Cevizyatağı Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde görevli personel tarafından, bölgede çobanlık yapan köylülere zarar vereceği düşüncesiyle mühimmatın karakola 70 metre uzaklıktaki mesafeye taşındığı, etrafının ağaç kazıklar dikilmek suretiyle çember içine alınarak emniyetinin sağlandığı, patlamamış mühimmatın … Komando Tugayı … Komando Tabur Komutanlığına ait olduğu düşünülse bile bulunması, taşınması, emniyete alınması ve imhası için gerekli yazışmaların yapılması işlemlerinin tamamının … Jandarma Karakol Komutanlığınca yapıldığı, patlama olayının meydana geldiği yerin de söz konusu Komutanlığın sorumluluk sahası içinde olduğu tespit edildiğinden, meydana gelen olay nedeniyle sorumluluğun Jandarma Genel Komutanlığında olduğu belirtilmiştir.
İdare Mahkemesinde, davacıların maddi zararının tespiti amacıyla hesap bilirkişisi incelemesi yaptırılmıştır. Bu kapsamda düzenlenen 14/02/2019 havale tarihli ilk hesap raporunda;
1) Davacı …’ın muhtemel ömrü TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu’na göre belirlenmiştir.
2) Davacının olay tarihinden 18 yaşına kadar gelir elde edemeyeceği belirtilerek 18 yaşını dolduracağı 2014 yılından itibaren bakiye ömrünün sonuna kadar geçen süre için aylık asgari ücret miktarı esas alınarak ve kusur durumu dikkate alınmaksızın hesaplama yapılmıştır. Söz konusu hesaplamada, progresif rant yöntemi (1/Kn) uygulanmıştır.
3) Bilirkişi raporunun düzenlendiği 2019 yılı sonuna kadar olan aktif dönemin işlemiş devre zararının (18 ila 23,6 yaşına kadar olan dönem) asgari geçim indirimi dahil net asgari ücrete maluliyet oranı uygulanmak suretiyle yapılan hesaplama neticesinde 69.315,42 TL olduğu tespit edilmiştir.
4) Aktif dönem işleyecek devre zararının asgari geçim indirimi dahil, pasif dönem işleyecek devre zararının ise, asgari geçim indirim hariç net asgari ücrete maluliyet oranı uygulanmak suretiyle 1/Kn formülüne göre yapılan hesaplama neticesinde toplam 881.545,93 TL olduğu tespit edilmiştir.
5) Bakımı üstlenilen davacının bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının sadece bilinen dönem yönünden hesaplanması amacıyla alınan ek raporda, olay tarihi ile 31/12/2019 tarihi arasında geçen süre için aylık brüt asgari ücret üzerinden bir bütün olarak hesaplama yapılmış, buna göre bilinen döneme ilişkin bakıcı gideri 183.438,00 TL olarak hesaplanmıştır.
6) İdare Mahkemesince, davacı ….’ın anne ve babasının meydana gelen olaydaki müterafik kusuru (%50) dikkate alınarak 91.719,00 TL bakıcı giderine hükmedilmiş, bilinmeyen dönem için davacının hayatta olduğu belgelendirildiği sürece her takvim yılı başında, o yılın aylık brüt asgari ücreti üzerinden hesaplanacak bakıcı ücretinin yarısının yıl bazında peşin olarak ödenmesine karar verilmiştir. Ayrıca davacı …’ın anne ve babası olan davacılar tarafından uğranıldığı ileri sürülen destekten yoksun kalma zararının ancak ölüm halinde söz konusu olabileceği, davacı …’ın ise hayatta olduğu gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize Konu Kararın Hizmet Kusuru ve Ortak (Müterafik) Kusur Yönünden İncelenmesi:
İdare Mahkemesi kararında, olayda, davalı idarenin jandarma hizmet binası yakınında patlamamış vaziyette bulunan mühimmatın güvenlik açısından imha edilmesi için gerekli önlemleri almaması nedeniyle hizmet kusuru bulunduğu; davacı küçüğün anne ve babası olan diğer davacıların da davalı idare tutanaklarına göre köy halkının bölgede bulunan mühimmatla ilgili uyarılmasına rağmen küçük yaştaki çocuklarının o bölgede çobanlık yapmasına engel olmamak suretiyle bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemeleri nedeniyle kusurlu olduğu, dolayısıyla olayın meydana gelmesinde tarafların %50 oranında kusurlu oldukları belirlenmiş olup, söz konusu gerekçe ve oran Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Dava dilekçesinde, meydana gelen olay nedeniyle sevk edildiği Bitlis Devlet Hastanesince düzenlenen 05/04/2018 tarihli ve 369 sayılı engelli sağlık kurulu raporunda, %74 oranında malul olduğu saptanan davacı …için talep edilen maddi tazminatın, iş gücü (efor) kaybı karşılığı uğranılan zarara ve bakıcı giderine yönelik olduğunun; anne ve babası olan diğer davacılar için talep edilen maddi tazminatın ise destekten yoksun kalma zararına yönelik olduğunun belirtildiği görülmektedir.
Temyize konu kararın, davacı …’ın mirasçılarının başvurularına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, davalı idarenin hükmedilen bakıcı gideri hariç maddi ve manevi tazminatın esasına yönelik istinaf isteminin reddine, davacı baba …’ın maddi ve manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine, davacı …’ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısımlarının incelenmesi:
Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın yukarıda belirtilen kısımları usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu kararın, davacı …’ın 18 yaşından bakiye ömrü sonuna kadar oluşan güç (efor) kaybı karşılığı uğradığı zarara yönelik maddi tazminat talebi bakımından davanın kabulü yönünden incelenmesi:
Dava dilekçesinde, meydana gelen olay nedeniyle yaralanarak malul hale gelen davacı …’ın kalıcı beden gücü kaybına bağlı olarak fazladan sarf edilen güç (efor) kaybı karşılığı uğradığı zarara yönelik maddi tazminat talebinin bulunduğu, Mahkemece hükme esas alınan 14/02/2019 havale tarihli bilirkişi raporunda da davacı …’ın güç (efor) kaybına yönelik oluşan zararının hesaplandığı anlaşılmış olup, bu yönüyle Dairemiz yerleşik içtihadında belirlenen temel ilkelere uygun bir hesaplama yapıldığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararı, yukarıda belirtilen yönden usul ve hukuka uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Temyize konu kararın, Davacı …’ın zararın doğduğu tarihten 18 yaşına kadar olan dönemde oluşan güç (efor) kaybı karşılığı uğradığı zarara yönelik maddi tazminat talebi yönünden incelenmesi:
Mahkeme kararına esas alınan hesap bilirkişisi raporunda, davacının muhtemel ömrü ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu’na göre belirlenmiştir. Ancak anılan raporda, davacının iş gücü (efor) kaybının yalnızca 18 yaşından itibaren oluşacağının kabul edildiği, zarar tarihi ile 18 yaşına kadar olan dönem için iş gücü (efor) tazminatının hesaplanmadığı görülmektedir.
Efor kaybı zararı, kişinin gelirinde herhangi bir azalma olmaksızın bedensel gücünde oluşan kalıcı kayba bağlı olarak, günlük aktivitelerini ve/veya çalışma hayatını eskisine ve emsallerine nazaran daha fazla efor sarf ederek sürdürmesinden kaynaklanmaktadır. Bu haliyle gelir kaybından bağımsız oluşan bir maddi zarar kalemi olduğundan, kalıcı/sürekli sakatlığa uğrayan 0-18 yaş arasındaki küçüklere, zarara uğradıkları tarihten itibaren muhtemel ömürlerinin sonuna kadar efor kaybı tazminatı ödenmesi gerektiği Dairemiz içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Buna göre, zararın doğduğu tarihten davacı …’ın 18 yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönem bakımından, o tarihlerde yürürlükte olan asgari geçim indirimi hariç net asgari ücretler dikkate alınmalı, bu şekilde belirlenecek miktara, (11-18 yaş arası işlemiş dönem olduğundan) iskontoya tabi tutulmaksızın doğrudan kalıcı iş gücü kaybı oranı uygulanmalıdır. Bu dönem (11-18 yaş dönemi) için esas alınan asgari ücret, bir çalışmanın karşılığı değil, ekonomik bir değer taşıyan yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinin karşılığı olduğundan, ücretle fiilen çalışanlara uygulanmak için getirilen asgari geçim indiriminin ücretli bir çalışmanın söz konusu olmadığı bu döneme ilişkin zararın hesaplanmasında dikkate alınamayacağı açıktır.
Bu durumda, zararın doğduğu tarih ile 18 yaşını doldurduğu tarih arasındaki dönem için yukarıda belirtilen temel ilkelere uygun şekilde davacı …’ın iş gücü kaybı (efor) nedeniyle uğradığı zarara karşılık maddi tazminatının hesaplanarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporu doğrultusunda bu dönem için iş gücü (efor) kaybı tazminatına hükmedilmemesi yönünden temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Temyize konu kararın, davacı …için hükmedilen bakıcı giderine yönelik maddi tazminat talebi bakımından davanın kabulü yönünden incelenmesi:
Davacı …tarafından, 06/06/2016 tarihli dava dilekçesi ile 1.000,00 TL talep edilen bakıcı gideri miktarı, 20/05/2019 tarihli miktar artırım dilekçesi ile 90.719,00 TL artırılarak hesap bilirkişi raporuyla belirlenen 91.719,00 TL’nin tamamının ödenmesine karar verilmesi istenilmiş olup, bu kısmı yönünden bilirkişi tarafından yapılan hesaplama yöntemi Dairemizin içtihatlarına uygun bulunmuştur.
Bununla beraber, anılan davacının bakıcı gideri ödenmesi gereken bakıma muhtaç kişi kapsamında olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Dava dosyasına sunulan Bitlis Devlet Hastanesinin 05/04/2018 tarihli ve 369 sayılı Engelli Sağlık Kurulu Raporunda ise, söz konusu olay nedeniyle “tek gözde körlük, diz düzeyinde travmatik ampütasyon, el ve parmak(lar)ın konjenital yokluğu” tanısı konularak davacı …’ın %74 oranında malul hale geldiği tespit edilmiş; ancak, davacının, bir başkasının bakımına muhtaç olup olmadığı yönünde bir saptamada bulunulmamıştır. Ayrıca bu hususa yönelik dava dosyasına başkaca bir sağlık kurulu raporunun da sunulmadığı görülmektedir.
Bu durumda, davacı …’ın yukarıda belirtilen maluliyeti nedeniyle bir başkasının bakımınına muhtaç olup olmadığının tespitine yönelik sağlık kurulu raporu olup olmadığının araştırılması, yoksa re’sen Mahkemece söz konusu rapor alındıktan sonra bu istem hakkında karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin bakıcı giderine hükmedilmesine yönelik temyize konu kararın bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Temyize konu kararın, artırılan maddi tazminat miktarı yönünden miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmının incelenmesi:
İdare Mahkemesince, artırılan maddi tazminat miktarının, miktar artırım dilekçesinin Mahkeme kaydına girdiği 20/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiş, istinaf incelemesi sonucu verilen temyize konu …. Bölge İdare Mahkemesi kararında ise, Mahkeme kararın bu kısmının kaldırılmasına ve artırılan maddi tazminat miktarının, miktar artırımı dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 30/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatı ödediği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, uyuşmazlık bakımından ön karar başvurusunda bulunulduğu tarihteki haliyle 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almaktadır.
Anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanun’a Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir. Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının miktar artırım suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu; aksi bir durumun hakkaniyete aykırı olacağı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, bakılmakta olan davada da artırılan miktar dahil, faizin başlangıç tarihine, davalı idarenin temerrüde düştüğü, dolayısıyla davacıların idareye başvurduğu tarihin esas alınması gerekmekte olup, temyize konu kararın maddi tazminatın artırılan tutarına miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal faiz işletilmesine dair kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, bakıcı giderine hükmedilmesine, zararın doğduğu tarihten davacı …’ın 18 yaşını doldurduğu tarihe kadarki dönem için iş gücü (efor) kaybı tazminatına hükmedilmemesine ve artırılan maddi tazminat miktarı yönünden miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal faiz işletilmesine ilişkin kısımlarının BOZULMASINA, davacı …’ın mirasçılarının başvurularına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, davalı idarenin bakıcı giderine ilişkin kısım hariç olmak üzere maddi ve manevi tazminatın esasına yönelik istinaf isteminin reddine, davacı baba …’ın maddi ve manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine, davacı …’ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısımlarının ONANMASINA,
3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/09/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.