Danıştay Kararı 10. Daire 2021/3526 E. 2022/3851 K. 14.09.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/3526 E.  ,  2022/3851 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/3526
Karar No : 2022/3851

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av…

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ : Av…

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLİ : Av…

İSTEMİN_KONUSU :… Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

DAVANIN_KONUSU :Davacı tarafından, Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz-Motor Nöron Hastalığı) tanısı konulmak suretiyle uzun yıllar bu yönde tedavi uygulandığı, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan muayene ve tetkikler sonucunda ise hastalığın ALS olmayıp myelit olduğunun anlaşıldığı, uzun yıllar uygun tedavi görmemesi sebebiyle hastalık tablosunun daha da ağırlaştığı, yatağa bağlı bir hale gelerek ağır depresyon yaşadığı, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 50.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın 19/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

YARGILAMA SÜRECİ :
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Sakarya Üniversitesinde görevli doktorun, Rilutek isimli ilacın sadece ALS hastalarına verilmesi gerektiğini, doğru tanı konulup tedavi uygulansaydı hastalığın bu derece ağır seyretmeyeceğini dile getirdiği, tanı değişikliği sebebinin Adli Tıp Kurumu raporunda açıklanmadığı, ALS hastalarının en fazla 3 sene ömrünün olmasına rağmen tanının 14 yıl önce, 2008 yılında konulduğu, Rilutek isimli ilacın “myelit sekeline bağlı parapleji” tanısı konulan bir hastanın durumunu kötüleştirip kötüleştirmediği hususunun hükme esas alınan raporda değerlendirilmediği, bilirkişi heyetinde farmakoloji uzmanının yer almadığı belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :

Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan … TL yürütmenin durdurulması harcı ile artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 14/09/2022 tarihinde manevi tazminat istemi yönünden oy çokluğuyla, maddi tazminat istemi yönünden oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

(X) KARŞI OY:

Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini mevzuata ve hizmet gereklerine uygun olarak tam ve eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; Trakya Üniversitesi Eğitim Uygulama ve Araştırma Hastanesi tarafından 2008 yılında yapılan EMG tetkikleri neticesinde davacıya ALS (Motor Nöron Hastalığı) tanısı konularak ilaç tedavisine başlandığı, aynı hastane tarafından 18/05/2010 tarihinde davacının tekerlekli sandalye ve havalı yatak kullanmasına ilişkin rapor düzenlendiği, davacının yürümede güçlük ve bacaklarda ağrı şikayetiyle 2009 ve 2010 yıllarında aynı hastaneye başvurduğu, ileri tetkik ve tedavi amacıyla yatışı yapıldıktan sonra uygulanan tedavinin ardından kontrol önerilerek taburcu edildiği; daha sonraki süreçte ise, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine 08/01/2015 tarihinde yapılan başvuru üzerine “myelit sekeline bağlı parapleji” tanısını içeren 15/01/2015 tarihli sağlık kurulu raporuyla davacının engel durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %93 olarak belirlendiği, hatalı tanı konulduğu ve yanlış tedavi uygulandığı ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda; “kişiye Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 2008-2010 yılları arasında yapılan EMG tetkiklerinden elde edilen bulguların ve muayene bulgularının motor nöron hastalığı ön tanısını destekler nitelikte olduğu, bu nedenle Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kişiye konulan motor nöron hastalığı ön tanısının ve yapılan klinik takip, tetkik ve tedavilerin tıbben uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği” yönünde görüş bildirilmiş olup, davacının uğradığını ileri sürdüğü maddi zararının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.
Bununla birlikte, davanın her aşamasında davacı tarafından ileri sürülen iddialar ve tedavi süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacıya 2008 yılında ALS tanısı konulmasına rağmen 2015 yılında düzenlenen sağlık kurulu raporunda “myelit sekeline bağlı parapleji” tanısına yer verilmesinin, sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği ve gerektiği gibi yürütülemediğine ilişkin davacıda şüphe, endişe ve üzüntü oluşturduğu, bu suretle manevi zarara yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, davacının tedavi sürecinde gelişen olaylarla ilgili maddi gerçeğe (rahatsızlığının nedenine) hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu şüphe duyacağı açık olduğundan, manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat isteminin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönden katılmıyorum.