Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/3128 E. , 2022/4677 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/3128
Karar No : 2022/4677
DAVACI : … Derneği
VEKİLLERİ : Av. … – Av. …
DAVALI : … Bakanlığı
DAVANIN ÖZETİ : 01/03/2022 tarihli 31765 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Dava konusu düzenlemenin; Anayasanın 56. maddesine aykırı bir düzenleme olduğu, tapuda zeytinlik olarak kayıtlı alanların madencilik faaliyetlerine açılması sonucunu doğuracağı, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un 20. maddesi uyarınca, zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 km mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamayacağı ve işletilemeyeceği, nitekim Danıştay Sekizinci Dairesinin daha önce de bu yönde kararının bulunduğu öne sürülmüştür.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince 2575 sayılı Yasaya 3619 sayılı Yasayla eklenen Ek 1 maddesi hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü.
MADDİ OLAY;
Dava; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca 01.0.32022 tarih ve 31765 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ”Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Yukarıda aktarılan hükme göre, iptal davası açılabilmesi için gerçek yada tüzel kişiler ile dava konusu işlem arasında makul ve ciddi bir ilişkinin varlığı yeterli bulunmaktadır. Başka bir deyişle, İdare Hukukunun genel ilkelerine göre idari işlemin değişiklik yarattığı ya da doğmasına engel olduğu hukuki durumla, menfaat bağı olan herkes bu idari işlemin iptalini isteyebilecektir.
Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Yasa’nın 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri; a) görev ve yetki b) idari mercii tecavüzü c) ehliyet d) idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı e) süre aşımı f) husumet ve g) 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla incelenmekte; ilk inceleme sonucunda dilekçelerde yasaya aykırılık görülürse 15. maddedeki kararlardan biri verilmekte, yasaya aykırılık görülmediği takdirde dosya tekemmüle tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay’ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari kararın davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması sadece davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği, sonucunu yaratmaktadır.
Anılan yasal düzenlemeler ile iptal davalarının hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Yukarıda belirlenen kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı taraf ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre belirlenmektedir.
Bu açıklamalar karşısında, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin niteliğine bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü değerlendirilmesi gerektiği, açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; davacı Dernek Tüzüğünün Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri ile Faaliyet alanı başlıklı 2. maddesinde derneğin amacının demokrasiyi, Cumhuriyeti, temel hak ve özgürlükleri, insan haklarını, düşünce özgürlüğünü, Atatürk ilke ve devrimlerini, aydınlanmayı, tam bağımsızlık ilkesini ve antiemperyalist dünya görüşünü, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin temel niteliklerini ve kazanımlarını savunmak amacıyla kurulduğu belirtilmiş olup, derneğin kuruluş amacı ve faaliyet alanları ile dava konusu düzenleyici işlem birlikte değerlendirildiğinde, davacının davaya konu ettiği Yönetmelik hükmü ile arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmadığından davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-b maddeleri uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,
2. Aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta giderinin kararın kesinleşmesinden sonra isteği halinde davacıya iadesine,
3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 13/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Dava, 01.03.2022 tarih ve 31765 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle 21.09.2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliği’nin iptali ve yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”; ikinci fıkrasında, “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmü yer almıştır.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “İlkeler” başlıklı 3. maddesinin (a) bendinde, “Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.”; “Bilgi edinme ve başvuru hakkı” başlıklı 30. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı derneğin sunmuş olduğu Dernek Tüzüğünün Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri ile Faaliyet alanı başlıklı 2. maddesinin 18. ve 19. fıkralarında; “ülkemizde yaşanabilir bir çevrenin sağlanması ve korunması için hukuk çalışmaları yürütmek, başta temel hak ve özgürlükler olmak üzere insan hakları, kadının insan hakkı, çocuk hakları, işçi hakları, tüketici hakları, engelli hakları, çevre hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ve diğer evrensel hak ve özgürlüklere ilişkin hukuk çalışmaları yürütmek, bu hakları korumak, bu hakların savunuculuğunu yapmak ve ihlal görmesi halinde bu konuda dava açmak” konularının düzenlendiği görülmüştür.
Anayasa’nın yukarıda aktarılan 56. maddesinde, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı konusunda “herkes” denilerek bu hakkın kullanımı konusunda gerçek ve tüzel kişi ayrımı yapılmamış, ayrıca, çevrenin korunması yalnızca Devlet için değil vatandaşlar için de bir ödev olarak belirlenmiştir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, Anayasa’da, gerçek-tüzel kişi ayrımı gözetilmeksizin herkes için tanınmıştır.
Böylelikle, Anayasa’nın çevresel, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ile ilgili hükümleri, kuruluş belgelerinde veya kanunlarında açıkça yazılı olmasa dahi, ilgili tüzel kişilerin, çevreyi, tarihi ve kültürel değerleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, aynen gerçek kişiler gibi subjektif dava ehliyetine sahip olduğu açıktır.
Bu durumda, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca kamunun ve ülkenin çıkarlarını ilgilendirmesi ve taşıdığı çevresel, tarihi ve kültürel önem nedeniyle, zeytinlik alanlarında madencilik faaliyeti yapılmasının yolunu açan dava konusu düzenleyici işlem ile davacı dernek arasında somut, güncel ve meşru bir menfaat bağının bulunduğu kabul edilerek, yürütmenin durdurulması isteminin görüşülüp karara bağlanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.