Danıştay Kararı 4. Daire 2019/3301 E. 2022/4642 K. 13.09.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2019/3301 E.  ,  2022/4642 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/3301
Karar No : 2022/4642

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen … tarih ve … ana takip dosya numaralı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; asıl borçlu şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin, şirketin bilinen adresinde ulaşılamaması nedeniyle ilanen tebliğ edildiği, ödeme emirlerinin ise şirketin bilinen adresine posta yoluyla gönderilerek şirket müdürüne tebliğ edildiği, şirket hakkında düzenlenen ihbarnamelere ilişkin tebligatların 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin son fıkrasında öngörüldüğü şekilde komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda durumun taahhüt ilmühaberine yazılarak, tarih ve imza konularak hazır bulunanlara imzalatılması gerekirken, bu şekilde yapılmadığı, tebliğin posta memuru tarafından tarih ve imza konulmak suretiyle iadesi üzerine ilanen tebliğ edildiği, mevzuata aykırı olarak ilanen tebliğ edilen ihbarnamelerin asıl borçlu şirkete beş yıllık sürede tarh ve tebliğ edilmeyerek zamanaşımına uğradığı, zamanaşımına uğrayan ve takibi hukuken mümkün olmayan vergi ve cezaların tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : İlanen tebliğin hukuka uygun olduğu, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.

TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının …’in karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 13/09/2022 tarihinde karar verildi.

(X) KARŞI OY :
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu kanun hükümleri gereği takibe tabi tutulacakları kural altına alınmıştır.
Davacının ortağı olduğu şirketin borçlarının tahsil edilemediğinden bahisle davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada Vergi Mahkemesince şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin, şirketin bilinen adresinde ulaşılamaması nedeniyle 7/11/2013 tarihinde ilan panosuna asılmak suretiyle tebliğ işlemlerinin gerçekleştirildiği, ödeme emirlerinin ise şirketin bilinen adresine posta yoluyla gönderilerek 17/04/2014 tarihinde şirket müdürüne tebliğ edildiği, şirketten söz konusu vergi ve borçların tahsil edilemediğinden bahisle dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, şirket hakkında düzenlenen ihbarnamelere ilişkin tebligatların 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinin son fıkrasında öngörüldüğü şekilde komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda durumun taahhüt ilmühaberine yazılarak, tarih ve imza konularak hazır bulunanlara imzalatılması gerekirken, bu şekilde yapılmadığı, tebliğin posta memuru tarafından tarih ve imza konulmak suretiyle iadesi üzerine ilanen tebliğ edildiği, mevzuata aykırı olarak ilanen tebliğ edilen ihbarnamelerin asıl borçlu şirkete beş yıllık sürede tarh ve tebliğ edilmeyerek zamanaşımına uğradığı, zamanaşımına uğrayan ve takibi hukuken mümkün olmayan vergi ve cezaların tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği ve istinaf isteminin de reddedildiği anlaşılmıştır.
Her ne kadar yukarıda belirtilen gerekçe ile kabul kararı verilmiş ise de, davacı adına ortak sıfatıyla düzenlenen ödeme emrine ilişkin davada bir önceki safha olan şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin Vergi Usul Kanununa uygun tebliğ edilip edilmediğinin irdelenmesi gerektiği, uygun bulunması halinde asıl borçlu şirketten takip yollarının tüketilip tüketilmediği yönünden inceleme yapılması gerektiği, asıl borçlu şirkete düzenlenen ödeme emirlerine ilişkin açılacak uyuşmazlıklarda incelenecek hususların bu davada irdelenmesinin ve kusurlu bulunarak dava konusu ödeme emirlerinin iptal edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı ve kararın bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.