Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2012/22451 E. 2014/3542 K. 27.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22451
KARAR NO : 2014/3542
KARAR TARİHİ : 27.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/69307
MAHKEMESİ : Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 16/12/2009
NUMARASI : 2008/1292 (E) ve 2009/1364 (K)
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik

24.03.1989 gün ve 1988/1-1989/2 sayılı Yargıtay İçtihadı birleştirme kararında açıklanan “açığa imzalı ve yazısız bir kağıda sahibinin zararına olarak hukuki hüküm ifade eden bir muamele yazıldığı ve yazdırıldığı iddiasının HUMK’nun ayrık tuttuğu durumlar dışında tanıkla ispat edilemeyeceği, yazılı delille ispatının gerektiği” yönündeki “yazılı delille ispat” kuralı, kararda da belirtildiği üzere açığa imzayı atan tarafından önceden ve rızaya dayalı olarak faile teslim edilmiş olan belgenin fail tarafından verilme nedenine aykırı olarak doldurulmasını düzenleyen 765 sayılı TCK’nun 509. maddenin 1. fıkrasındaki (5237 sayılı TCK’nun 209/1.) şikayete tabi suç yönündendir. Ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.05.2001 gün ve 2001/6-70-2001/77 sayılı kararında belirtildiği üzere, imza sahibinin tevdi ettiği kişinin kâğıdın zilyetliğinden vazgeçerek bunu yazdırması halinde kağıdın yeni zilyedi açısından “esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayan kağıdı bertakrip (hukuka aykırı) ele geçirme” keyfiyeti gerçekleşmiş olacağından eylem 765 sayılı TCK’nun 509. maddesinin 2. fıkrasındaki suç, açığa imza atandan aldığı kağıdı faile verenin eylemi de “bertakrip ele geçiren failin fiiline iştirak” söz konusu olacaktır. Dolayısıyla İçtihadı Birleştirme Kararında 765 sayılı TCK’nun 509. maddesinin 1. fıkrası için aranan “yazılı delille ispat” kuralının aksine “hukuka aykırı ele geçirme” olgusunun ispatı tanık dahil her türlü delille mümkündür.
Somut olayda ise katılanın soruşturma aşmasında “..Ben kesinlikle şüpheli M.. S..’a bono vermediğim halde şüpheli M.. S.. Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2008/742 sayılı takip dosyası ile benim aleyhimde icra takibinde bulundu, bunun üzerine takibe konu bonoyu incelediğimde bonodaki borçlu kısmındaki imzaların bana ait olduğunu ancak bononun ödeme tarihi ve miktar kısımlarındaki yazı ve rakamların bana ait olmadığını tespit ettim ben suça konu bu bonoyu şüpheli M. T.’a vermedim. Ben Ö. G.’ye borcuma karşılık 2 tane açık senet vermiştim. Ben H. S.’na yine 2 tane açık senet vermiştim. Şüpheli Mevlana benim Ö. G.’ye ve H. S.’na vermiş olduğum açık senetlerden birini bu şahıslardan tespit edemediğim birinden alarak ödeme tarihi ve bedel kısımlarını doldurmuş veya doldurtmuştur.” şeklinde beyanda bulunması, mahkemedeki savunmasında ise Ö. G.’den almış olduğu 1.000,00 TL karşılığında boş olarak imzalı verdiği bononun daha sonra sanık tarafından doldurulup icraya konulduğunu açıklaması karşısında; ceza yargılamasının amacının maddi gerçeği ortaya çıkarmak olduğu gözetilerek,katılanın aşamalardaki açıklamarı doğrultusunda Ö. G. ve H. S.’nun, ayrtınılı beyanlarının alınması, sanık ile katılan arasında sanık tarafından var olduğu iddia edilen borcu ispata yarayacak bilgi ve belgelerin dosya içerisine alınması, katılanın, sanığa ait olan borcunun dayanaklarının ortaya koyulması, katılan ve sanığın ticari işletmesi, faaliyeti ve kazancının bulunup bulunmadığının ilgili vergi dairelerinden sorulup varsa bilanço, defter ve belgeleri ile banka kayıtları getirtilip aralarındaki alışverişi gösteren kayıtlar olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi de yaptırılarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı, tanık beyanları ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.