Danıştay Kararı 4. Daire 2018/3300 E. 2022/4542 K. 29.06.2022 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2018/3300 E.  ,  2022/4542 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2018/3300
Karar No : 2022/4542

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, …Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin 2007 ila 2010 yıllarına ait muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen …tarih ve …ve …sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …Vergi Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; davacı iddialarının araştırılması için Mahkemelerinin 21/06/2016 ve 20/09/2016 tarihli ara kararlarına verilen cevaplarda; davacının 12/09/2007 tarihinden itibaren asıl borçlu …Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kanuni temsilcisi olduğu, …Ticaret Mahkemesinin E:…(eski esas …) sayılı esasında görülen davada 29/12/2009 tarihi itibariyle asıl borçlu şirketin 11/07/2007 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların icrasının geri bırakılmasına dair kararın alındığı, bu kararın 07/01/2010 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu’na bildirildiği, ancak icranın geri bırakılmasına ilişkin kararın alınma ve uygulanma tarihi dikkate alındığında dava konusu ödeme emirlerinin kapsadığı dönemler itibariyle davacının kanuni temsilcilik sıfatını taşıdığı, kaldı ki, anılan Mahkemece icranın geri bırakılmasına ve davanın esasının kabul kararı ile sonuçlanması sonrası Yargıtay tarafından bu karar bozularak iş bu yeni esası aldığı, bozma sonrası davanın reddine karar verildiği, icranın geri bırakılması kararının ortadan kalktığı, ret kararının Yargıtayca onandığı ve dosyanın halen karar düzeltme aşamasında olduğu, dava konusu ödeme emirlerinin dayanakları olan asıl borçlu …Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin vergi borçları olduğu, dava konusu ödeme emirlerinden 2016/3 nolu ödeme emri içeriği borçların beyan esaslı olduğu ve asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usule uygun tebliğ edildiği, 2016/4 nolu ödeme emri içeriği borçların beyan esaslı olduğu ve asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usule uygun tebliğ edildiği, 2016/5 nolu ödeme emri içeriği borçların beyan esaslı olduğu ve asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usule uygun tebliğ edildiği, 2016/6 nolu ödeme emri içeriği borçların yargı harcı olduğu ve 2 nolu ihbarnamelerin usule uygun tebliğ edildiği, 2016/7 sayılı ödeme emri içeriği borçların yargı harcı olduğu ve 2 nolu ihbarnamelerin usule uygun tebliğ edildiği, 2016/8 nolu ödeme emri içeriği borçların ihbarname ve 2 nolu ihbarname esaslı olduğu, ihbarname esaslı olanların tebligatlarının usule uygun yapıldığı ve sonrasında şirket adına düzenlenen ödeme emrilerinin usule uygun tebliğ edildiği, 2 nolu ihbarnamelerin de usule uygun tebliğ edildiği, 2016/9 nolu ödeme emri içeriği borçların yargı harcı olduğu ve 2 nolu ihbarnamelerin usule uygun tebliğ edildiği, şirket malvarlığı araştırmasının usule uygun yapıldığı, dava konusu ödeme emirlerinin dönemler itibariyle davacının temsilci olduğu dönemleri kapsadığı, davacı açısından da ödeme emirlerinin usule uygun tebliğ edildiği dikkate alındığında, vergi borcunun tahsili amacıyla şirket hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamında cebri takip ve tahsil aşamalarının bitirildiği, amme alacağının tahsilinin sağlanamaması üzerine de davacı hakkında kanuni temsilci sıfatıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlenip tebliğ edildiği, davacının borcun ödendiği yada kısmen ödendiği iddiası ile bu iddiasını ispata yarar bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı, alacağın zamanaşımına da uğramadığı görüldüğünden, dava konusu ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından fiilen hiçbir zaman şirketi yönetmediği, şirket defter ve kayıtlarının şirketten ve kendilerinden kaçırıldığı, şirkete girmesinin engellendiği, ödeme emri içeriği borçların zamanaşımına uğradığı, tüzel kişiliği sona eren şirketten tahsil olanağı bulunmadığı ileri sürülerek kendilerinin borçlu kılınmasının mümkün olmadığı ve kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden davacının ikinci kez talep ettiği yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın dava konusu ödeme emirleri (…ve …sayılı ödeme emirlerinde yer alan borçlar arasında bulunan) içeriği borçların, asıl borçlu şirket adına düzenlenen …, …ve … sayılı ödeme emirlerine isabet eden kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Kararın, dava konusu ödeme emirleri (…ila …sayılı ödeme emirlerinde yer alan borçlar) içeriği borçların diğer kısımlarına (asıl borçlu şirket adına düzenlenen …, …………, …, ……, …ödeme emirlerine isabet eden kısmı) yönelik temyiz istemine gelince;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmayacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 94. Maddesinde ise, tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tebliğin, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılacağı ve muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Kanundaki Terimler” başlıklı 3.maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyen amme alacağı terimi, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları olarak, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanunun mükerrer 35. maddesinde tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, “ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesinde de, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hususlarında (7061 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli) 7 gün içinde dava açabileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen …tarih ve …ve …sayılı ödeme emirlerine konu 2007 ila 2010 yıllarına ait muhtelif vergi borçlarının asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla şirket adına …, ……ve …sayılı ödeme emirlerinin düzenlendiği, bu ödeme emirlerinden; …ve …sayılı olanlara ait tebliğ alındılarının dosyada mevcut olmadığı, geri kalan ödeme emirlerinin de, ticaret sicili kayıtlarına göre şirkette 1/40.000 hisseli ortak ve 27/01/2005 ila 05/09/2006 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olan …nın sorumlu olduğu döneme ilişkin borçların tarafına bildirilmesi talebini içeren 28/11/2014 tarihli dilekçesine istinaden aynı tarihte …tarafından elden teslim alındığı anlaşılmaktadır.
Danıştay Dördüncü Dairesi tarafından 06/06/2018 tarihli ara karar ile davalı idareden, asıl borçlu şirket adına düzenlenen …, ……ve …sayılı ödeme emirlerinin tebliğine ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesine ve şirket adına düzenlenen diğer ödeme emirlerinin 28/11/2014 tarihinde …ya tebliği sırasında …nın şirketi temsile yetkili olup olmadığı, yetkiliyse buna ilişkin bir belge sunulup sunulmadığı ve eğer sunulduysa örneğinin istenilmesine, ayrıca şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı şirket adına açılmış bir dava olup olmadığının sorulmasına karar verildiği, davalı idare tarafından ara karara verilen cevapta, şirket adına düzenlenen …, …ve …sayılı ödeme emirlerine ait tebliğ alındılarının yazı ekinde ibraz edildiği, …ve …sayılı ödeme emirlerinin tebliğ alındısına ise dosyasında rastlanılmadığı, ayrıca …01/02/2005 tarihli ticaret sicili gazetesindeki ilana göre yönetim kuruluna imza yetkili olarak girdiği ve 08/09/2006 tarihli ticaret sicili gazetesindeki ilan ile yönetim kurulundan ayrıldığı, 01/02/2015 tarihli ticaret sicili gazetesinde şirket sermaye arttırımı sonrası 12,5 TL pay sahibi olduğunun görüldüğü, 2014 yılında yapılan ilgili tebligat içerisinde ödevli …2005 ve 2006 dönemini ilgilendiren borçları bulunduğunun anlaşıldığı ve ve söz konusu ödeme emirlerinin şirket tarafından dava edildiğine dair daire kayıtlarına girmiş her hangi bir bilgi ve belge bulunmadığı belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen tespitler ile mevzuat hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, davalı idare tarafından asıl borçlu şirket adına düzenlenen …ve …sayılı ödeme emirlerinin tebliğ alındılarının dosyaya ibraz edilemediği, asıl borçlu şirket adına düzenlenen diğer ödeme emirlerinin de 28/11/2014 tarihinde şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan eski yöneticisine tebliğ edildiği dikkate alındığında, söz konusu ödeme emirleri içeriği borçların asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun olarak kesinleşmediği sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun bir takip yapılarak kesinleştirildiği ortaya konulamayan ödeme emirleri içeriği borçların kesinleştiğinden söz edilemeyeceğinden, usulüne uygun olarak kesinleşmemiş borçlar için davacının kanuni temsilci sıfatıyla takip edilerek bu borçların tahsiline çalışılmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. …Bölge İdare Mahkemesi …Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, dava konusu ödeme emirleri içeriği borçların, asıl borçlu şirket adına düzenlenen …, …ve …sayılı ödeme emirlerinden kaynaklanan kısmının ONANMASINA,
3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının dava konusu ödeme emirleri içeriği borçların, asıl borçlu şirket adına düzenlenen …, … ve …sayılı ödeme emirlerinden kaynaklanan diğer kısımlarının BOZULMASINA,
4. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, …TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
5. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 29/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.